GÜNDEM - 15 Ocak 2025 Çarşamba 11:54

Sözleşmeli öğretmenin resen ataması açılan dava ile iptal edildi

A
A
A
Sözleşmeli öğretmenin resen ataması açılan dava ile iptal edildi

Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası (Eğitim Gücü-Sen) Şanlıurfa Şubesi, norm fazlası olduğu için resen ataması gerçekleştirilen üyesi için açtığı davayı kazandı.


Eğitim Gücü-Sen Şanlıurfa Şube Başkanı Mustafa Kutlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Matematik öğretmeni olarak Haliliye ilçemizde bir ortaokulda görev yapan üyemiz, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okul ve kurumlarda norm kadro fazlası durumda olan öğretmenlerin ihtiyaç olan eğitim kurumlarına atama duyurusu ile resen görev yaptığı okulundan 80 kilometre uzaklıkta bir başka okula atandığını öğrenmiş ve konu ile alakalı olarak sendikamıza başvurmuştur. Şubemiz tarafından Şanlıurfa Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 13/02/2024 tarih ve E-50790867-903.02.01-96586714 sayılı işleminin iptali istemiyle 17/04/2024 tarihinde dava açılmıştır. Şanlıurfa 2. İdare Mahkemesi, 2024/1910 sayılı kararında aşağıda sıralamış olduğum gerekçelerimizi dikkate alarak resen atamanın iptaline hüküm vermiştir. Sözleşmeli Öğretmen İstihdamına İlişkin Yönetmelik’in 18’inci maddesinde ’İhtiyaç fazlası konumda bulunan sözleşmeli öğretmenler, istekleri ve tercihleri de dikkate alınmak suretiyle atanır’ düzenlemesi ile getirilmiş olan ’istek ve tercihlerin dikkate alınması’ koşulunun ihtiyaç fazlası olduğundan bahisle ataması yapılacak sözleşmeli öğretmenler hakkında tesis edilecek işlemler öncesinde yerine getirilmesi gereken zorunlu bir koşul olduğu ve nitekim idarenin duyurusunda bu şartın usulüne uygun olarak yerine getirilebilmesi kapsamında ihtiyaç/norm fazlası öğretmene tebligat yapılması ve tercihlerinin alınmasının sağlanmasına yönelik düzenlemelere yer verilmiş olduğu, buna karşın davalı idarenin savunmasında da zikredildiği üzere norm kadro fazlası durumunda olduğuna ilişkin tespitin davacıya tebliğ edilmediği, harici olarak kısa mesaj (SMS) yoluyla duyurulmuş olduğu ve bu şekilde paylaşılan bağlantı vasıtasıyla tercihte davacının hukukuna çok önemli etkisi olan hususların tereddütsüz bir şekilde vakıf olmasını teminen usulüne göre tebliğ edilmediği, mevzuatta ve ilgili duyuruda belirtildiği şekilde davacının tercihte bulunmasına imkan sağlanmadığı ve davacının da tercihte bulunamamış olduğu, kısa mesajın ise bu tereddüdü gideremeyeceği ve usulüne uygun bir tebligat sayılamayacağı anlaşıldığından bahse konu usule uyulmaksızın ve davacıya tercihte bulunma imkanı verilmeksizin resen yer değiştirme suretiyle atamasının yapılmasına yönelik olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır" dedi.


Kutlu, sözleşmeli öğretmen olan davacının itiraz başvurusunun atama hakkında karar verme yetkisi bulunan valilik makamınca değerlendirilmesi gerekirken vali adına işlem tesis etme yetkisi olmayan İl Milli Eğitim Müdürünce reddedildiğini belirterek, dava konusu işlemde "yetki unsuru yönünden hukuka uyarlık" bulunmadığı sonucuna varıldığını kaydetti.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Uraloğlu: "Karabağ’da yükselen her eser Türk dünyasının ortak gururudur" Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü ve Silahlı Kuvvetler Günü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen resepsiyonda konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "Karabağ’da yükselen her eser, ayağa kalkan her şehir ve yeniden hayat bulan her yuva aynı zamanda Türk dünyasının ortak gururudur" dedi. Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü ve Silahlı Kuvvetler Günü, Cumhurbaşkanlığı Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen resepsiyonla kutlandı. Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Reşad Memmedov ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğe, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, diplomatik misyon temsilcileri, askeri yetkililer ve çok sayıda davetli katıldı. Azerbaycan’ın 1991 yılında bağımsızlığını kazanması ile ilk tanıyan devletin Türkiye olduğunu anımsatan Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Reşad Memmedov, "Bu manalı destek sadece diplomatik bir adım değil, tarihin, gönüllerin ve kardeşliğin sesiydi. Bugün Azerbaycan hızla gelişiyor. Azerbaycan-Türkiye ilişkileri de ulu önder Haydar Aliyev tarafından kurulan sağlam temeller üzerinde, fatih Cumhurbaşkanı İlham Aliyev önderliğinde olumlu şekilde devam ediyor" dedi. "Çanakkale’de omuz omza şehit olanların torunlarıyız" Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin sıradan bir dostluk olmadığına işaret eden Büyükelçi Memmedov, "Ortak tarihin, ortak hafızanın, ortak acının ve ortak zaferlerin yoğurduğu ebedi bir kardeşliktir. Biz Çanakkale’de omuz omza şehit olanların torunlarıyız. Biz Bakü’nün kurtuluşu uğrunda Anadolu’dan Kafkasya’ya yürüyen yiğitlerin evlatlarıyız" ifadelerini kullandı. Resepsiyonda konuşan Bakan Uraloğlu, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin "herhangi iki devlet arasındaki münasebetlerin çok ötesinde" olduğunu ifade ederek, iki ülkeyi ortak tarih, kültür, dil ve gönül bağının birleştirdiğini söyledi. Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in "Bir millet, iki devlet" sözünün bugün ilişkilerin özü haline geldiğini belirten Uraloğlu, Mustafa Kemal Atatürk’ün "Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir" anlayışı temelinde şekillenen kardeşliğin her geçen gün daha da güçlendiğini dile getirdi. Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderlikleri sayesinde iki ülke ilişkilerinin stratejik ortaklığın da ötesine geçtiğini kaydetti. 2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi ile ilişkilerin müttefiklik seviyesine taşındığını belirten Bakan Uraloğlu, "Türkiye ile Azerbaycan, kötü günde birbirinin yanında duran, birbirine omuz veren, birbirinin gözyaşını silen, sevincine ortak olan iki kardeş ülkedir. İkinci Karabağ Zaferi sürecinde Türkiye’nin, Azerbaycan’ın haklı davasına verdiği güçlü destek nasıl tarih sayfalarında bir gurur vesikası olarak yerini aldıysa, asrın felaketi 6 Şubat depremlerinin ardından Azerbaycan’ın milletimize uzattığı kardeşlik eli de daima gönüllerimizde müstesna bir yere sahip olacaktır. O zor günlerde Azerbaycan halkının gösterdiği dayanışma, aslında aramızdaki kardeşliğin ne kadar derin ve samimi olduğunun en güçlü göstergelerinden biri olmuştur. Karabağ’da yeniden imar ve ihya çalışmalarında ortaya koyduğumuz ortak irade, bölgenin geleceğine dair umutlarımızı daha da güçlendirmektedir" şeklinde konuştu. "Karabağ’da yükselen her eser Türk dünyasının ortak gururudur" Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla 2025 yılında açılışı yapılan Laçın Uluslararası Havalimanı’nın Karabağ’ı dünyaya bağlayan önemli kapılardan biri olduğunu ifade ederek, "Karabağ’da yükselen her eser, ayağa kalkan her şehir ve yeniden hayat bulan her yuva aynı zamanda Türk dünyasının ortak gururudur" dedi. İki ülke arasındaki üst düzey temasların her geçen yıl arttığını vurgulayan Bakan Uraloğlu, Cumhurbaşkanları Erdoğan ve Aliyev’in ortaya koyduğu 15 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine kısa sürede ulaşılacağına inandığını belirtti. "Orta Koridor bölgesel refaha katkı sağlayacak" Ulaştırma ve bağlantısallık alanındaki iş birliğinin önemine işaret eden Bakan Uraloğlu, Orta Koridor’un güçlendirilmesi, "Trump Uluslararası Barış ve Refah Koridoru (TRIPP)" girişimi ile Hazar’dan Avrupa’ya uzanan ulaşım ve enerji hatlarının bölgesel refah ve ekonomik entegrasyon açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Türkiye ve Azerbaycan’ın yalnızca kendi halklarının değil, daha geniş bir coğrafyanın barış ve istikrarına katkı sunduğunu kaydeden Bakan Uraloğlu, iki ülkenin başta Birleşmiş Milletler, Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı olmak üzere uluslararası platformlarda dayanışma içinde hareket ettiğini ifade etti.
Kayseri Hantavirüste gıda hijyeni Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
Eskişehir Ecdada ait 143 yıllık cami restorasyon bekliyor Eskişehir’de yıllar önce terk ettikleri köye geri dönen vatandaşlar, Osmanlı döneminden kalan 143 yaşında olan camilerinin restorasyonla yeniden faaliyete geçirileceği günü beklerken, köy nüfusu ise her geçen gün artıyor. Şehir merkezine yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta bulunan Tepebaşı ilçesindeki Yukarı Danışment köyü yaklaşık 40 yıl önce mevsim şartlar nedeniyle yaklaşık 5 kilometre aşağıya taşınmıştı. İlerleyen zamanda köyde uzun yıllar bir aile yaşamını sürdürürken, teknoloji ve şartların gelişmesi sonrasında köye dönüşler başladı. Hafta içi 4 aile hafta sonu ise 10 ailenin üzerinde köyde yaşam başladı. Her geçen gün temiz havası nedeniyle nüfusu artan köyden en dikkat çeken ise Osmanlı döneminden kalan 143 yıllık Danişment Camii. Yılların yorgunluğu nedeniyle kullanılamayan camii, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Köy halkı yetkililere defalarca yazılı ve sözlü camilerinin yapılması için istekte bulundu. Hicri takvime göre 1300, Miladi takvime göre ise 1883 yılında yapılan tarihi cami, kapılarının kilitlendiği ve kaderine terkedilmiş durumda. Vatandaşlar yeniden yaşam alanına dönen köylerinde, atalarının hatırası olan caminin yenilenmesiyle nüfusunun daha da artacağını düşünüyor. "Burası benim terapi merkezim gibi" Şehir yaşamını bırakıp Yukarı Danişment mahallesine geri dönen 66 yaşındaki Mehmet Altın, "Buranın yolu eskiden daha dikti. At arabasıyla çıkmak zor oluyordu, traktörler çıkınca da mazot parası çok gidiyor diyorlardı. Sonra Aşağı Danişment kuruldu herkes oraya geçti. Daha önce 5-6 hane vardı, hepsi gittiler. Hazine yer verince, devlet para verince oraya yerleştiler ama şimdi burayı çok arıyorlar. Şuan burada bulunan vatandaşlar hayvancılık yapıyor, biri emekli benim gibi. 3 ev kaldı benim dışımda. Hafta sonları gelenler var, yazlıkçı diyoruz onlara onlar gelince yaklaşık 16 hane oluyor. Ben buraya 2004 yılında emekli olduktan sonra geldim. Burası benim terapi merkezim gibi. Buraya geldikten sonra ilaç almayı bıraktım. Ben tek seferde altı ameliyat geçirdim, ölümlerden döndüm. Buraya gelince yaşamaya başladım" dedi. "Bir asırdan fazladır burada bu camii" Restorasyon ihtiyacı olan Danişment Camii’nin Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğuna geçtiğini belirten Altın, "Camii Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmiş. Cami’nin arka tarafı çöktü. Bize ‘çivi bile çakamazsınız’ dediler. Bir asırdan fazladır burada bu camii, dedelerimiz kullanıyormuş. Biz yapmaya çalıştık ama çatılara çıkamıyoruz zaten yapamazsınız diyorlar. Büyükşehir Belediyesine de bildirdik. Geldiler resimlerini çektiler, yazıp çizdiler ama bir şey demediler" diye konuştu.