POLİTİKA - 01 Ekim 2025 Çarşamba 21:30

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz"

A
A
A
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz"

TBMM başkanı Numan Kurtulmuş, "Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten bahsediyoruz. Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz. Dünyada bu anlamda halkların nezdinde geniş kitlelerin nezdinde meşruiyetini kaybetmiş bir İsrail hükümetinden bahsediyoruz. Dolayısıyla eğer böyle bir saldırganlığı bu kadar büyük bir vahşeti yeni bir adım olarak ortaya koyarsa dünyanın birçok yerinde çok daha güçlü bir İsrail karşılığı, siyonizm karşılığı, Netanyahu karşılığı bir dalga ortaya çıkar diye düşünüyorum" dedi.


TBMM Başkanı Kurtulmuş, TBMM 28. Dönem 4. Yasama yılı resepsiyonunda gazetecilerin sorularını cevapladı. Kurtulmuş, resepsiyondaki katılımın başlı başına Türkiye’nin demokrasisi bakımından fevkalade önemli olduğunu belirterek, "Biz bütün siyasi görüşlerin mücadele ettiği, fikri ve siyasi mücadele alanının Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu on yıllar boyunca söylüyor ve özellikle bu terörsüz Türkiye ile ilgili çalışmalar başladı. Bu salonda komisyon toplantılarını yapmaya başladığımızdan bu yana partiler arasında ciddi ve kuvvetli bir diyalog zeminin oluştuğunu görüyorum. Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclise gelmesinden sonra arkada başkanlık Divanı‘ndaki odada Sayın Cumhurbaşkanımız, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Grup Genel Başkanı, Eş Genel Başkanlar, Grup Başkanvekilleri, İYİ Parti ve diğer partilerin başkanları geldiler. Tabii nihayetinde bir sıcak sohbet oldu, gerçekleşti. Ardından Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclisin resepsiyonuna gelmesiyle birlikte de burada arkadaki mermerli salonda bir çay kahve içme imkanı oldu. Ben katılım bütün siyasi partilerimizin başkanlarına ve temsilcilerine yürekten teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.



Kurtulmuş, CHP’nin resepsiyona katılmamasına ilişkin soruya, "Özellikle Ekim ayı bizim için önemli. Anayasal bir gün. Meclisin açıldığı bir gün ve orada bütün siyasi partilerimizin var olması gelen Cumhurbaşkanı’nın fikirlerini kabul ettikleri anlamına gelmez. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir tane cumhurbaşkanı var. Sistem gereği Cumhurbaşkanı’nın aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olduğunu ben de biliyorum. Ama bütün bu siyasi farklılıklara rağmen siyasi nezaket Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın konuştuğu özel oturumda bütün siyasi partilerin olmasının daha şık olacağını bize söylüyor. Keşke Cumhuriyet Halk Partisi de Genel Kurul salonunda olsaydı" şeklinde konuştu.



Kurtulmuş, Anayasa ve komisyon çalışmalarına ilişkin "Sizin ifade ettiğiniz kadarıyla buradaki uzlaşı ortamını ve diyalog ortamının koruması durumunda. Bu yasa için çalışmaların başlamasını beklemeliyiz. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’yla Anayasa çalışmaları ya da diğer yasa çalışmaları birbirinden tamamen alakasız konular. Ancak bu komisyonda bu kadar farklı siyasi partilerin milletvekilinin bir araya gelmesi, şimdiye kadar aldığı üç kararı ittifakla alması, hemen hemen çok farklı siyasi fikirleri, büyük olgunlukla dinlemesi ve bugüne kadarki komisyon çalışmalarını sürdürmesi aslında tam da aradığımız, özlediğimiz Türkiye’deki olgun demokratik ortamı önemli bir yansımasıdır, göstergesidir. Ümit ederim ki burada oluşan siyasal gücümüz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin geneline sirayet eder. Ve tabii bu çalışmalar içerisinde hem yasa yapma çalışmaları vardır hem de Türkiye’de toplumun büyük bir beklentisi olur. Yeni özgürlükçü, katılımcı, demokratik, kapsayıcı bir anayasa yapılabilmesi bakımından da olgun bir siyasi müzakere ortamını ortaya koyar. Ben bu çalışmaların sürmesini ardından en kısa sürede tamamlanmasıyla birlikte aslında Türkiye’nin demokratik standartları bakımından bir eşiğin daha aşılacağına inanıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin en zor konusunu bu 50 yıllık terörle ilgili meseleyi halledebilmiş olan bir Meclis önündeki daha kolay meseleleri de rahatlıkla halleder diye düşünüyorum. Bunların başında da anayasa çalışmaları, Meclis iç tüzüğü, siyasi partiler yasası ve seçim yasası başta geliyor" diye konuştu.



İsrail konusunda Kurtulmuş, "İsrail bu kadar büyük gücüne, arkasına aldığı güçlü devletlere rağmen medyada, finans çevrelerinde, siyasette, askeri alandaki çok kendisini kuvvetli gördüğü bir noktada İsrail’in soykırımcı, katil, başbakanı konuşurken Birleşmiş Milletler Salonu bomboş hale geldi. Dünya milletleri İsrail’i yalnızlaştırdı. Ve bundan sonra da İsrail’in yalnızlaşma süreci devam edecek. Şunu açık söylemek isterim. Bu küresel kararlılık filosu uluslararası sularda hareket ediyor. Ve uluslararası sularda da bütün gemilerin seyri sefer güvenliği korunmuştur. İsrail’in böyle bir delilik yapmayacağı kanaatindir. Eğer yaparsa bunun sonuçlarının İsrail bakımından fevkalade hazin olacağı da ortadadır. Bütün dünyanın nefretini toplamış olan bir hükümetten bahsediyoruz. Netanyahu hükümetinden bahsediyoruz. Dünyada bu anlamda halkların nezdinde geniş kitlelerin nezdinde meşruiyetini kaybetmiş bir İsrail hükümetinden bahsediyoruz. Dolayısıyla eğer böyle bir saldırganlığı bu kadar büyük bir vahşeti yeni bir adım olarak ortaya koyarsa dünyanın birçok yerinde çok daha güçlü bir İsrail karşılığı, siyonizm karşılığı, Netanyahu karşılığı bir dalga ortaya çıkar diye düşünüyorum. Dolayısıyla ben böylesine ileri bir adıma atlayacaklarını düşünüyorum" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Kurban Bayramı’na sayılı günler kala UKABDER çalışmalarını hızlandırdı Afrika ve Asya’daki kurban organizasyonları için hazırlıklarını sürdüren UKABDER, bağışçılar adına Çad’da bir okul ve meyve bahçesi inşa edecek. Kurban Bayramı sürecinde temelinin atılması planlanan projelerle, yalnızca bayram döneminde değil uzun yıllar boyunca bölge halkına fayda sağlanması hedefleniyor. Kurban Bayramı’na sayılı günler kala Uluslararası Kardeşlik Seferberliği Derneği (UKABDER), Afrika ve Asya’da gerçekleştireceği kurban organizasyonları için hazırlıklarını yoğunlaştırdı. Bayram süresince binlerce ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedefleyen dernek, bir yandan kurban bağışlarını kabul etmeye devam ederken diğer yandan sahadaki organizasyon çalışmalarını hızlandırdı. Bu yıl Tanzanya, Çad, Sudan, Arakan ve Bangladeş’te kurban kesim organizasyonları gerçekleştirecek olan UKABDER, bağışçılar adına kesilecek kurbanları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya hazırlanıyor. Dernek, kurban çalışmalarının yanı sıra bu yıl da kalıcı iyilik projelerine imza atacak. Kurban bağışçılarının hayrına okul ve meyve bahçesi yapılacak UKABDER tarafından yapılan açıklamada, kurban bağışçılarının hayrına Afrika ülkelerinden Çad’da bir okul ve bir meyve bahçesi inşa edileceği bildirildi. Kurban Bayramı sürecinde temelinin atılması planlanan projelerle, yalnızca bayram döneminde değil uzun yıllar boyunca bölge halkına fayda sağlanması hedefleniyor. İnşa edilecek okul sayesinde yüzlerce öğrencinin eğitim imkanına kavuşması planlanırken, oluşturulacak meyve bahçesiyle de ihtiyaç sahibi ailelerin üretim yapabilmesine katkı sunulacak. Dernek tarafından daha önce hayata geçirilen benzer projelerde yüzlerce meyve ağacı ve fidan toprakla buluşturulmuş, kurulan üretim alanları sayesinde hem ailelerin geçimine destek olunmuş hem de çevredeki köylerin sebze ve meyve ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanmıştı. "Sadece kurban kesmiyor, kalıcı eserler bırakıyoruz" UKABDER Dernek Başkanı Murat Uğur, yürütülen hazırlıklara ilişkin yaptığı açıklamada, kurban organizasyonlarının yalnızca et dağıtımıyla sınırlı olmadığını belirtti. Uğur, "Kurban Bayramı yaklaşırken ekiplerimiz sahada yoğun şekilde hazırlıklarını sürdürüyor. Bu yıl da bağışçılarımızın emanetlerini ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağız. Ancak bizler sadece kurban kesen bir yardım kuruluşu olmak istemiyoruz. Gerçekleştirdiğimiz her çalışmanın kalıcı bir faydaya dönüşmesini hedefliyoruz. Bu nedenle kurban bağışçılarımızın hayrına Çad’da bir okul ve bir meyve bahçesi inşa edeceğiz" dedi. Kurban ibadetinin paylaşmanın ve kardeşliğin en güçlü sembollerinden biri olduğunu ifade eden Uğur, "Bir bağışın sadece bir günlük yardım olarak kalmasını değil, yıllarca insanların hayatına dokunan bir iyiliğe dönüşmesini istiyoruz" ifadelerini kullandı. Kurban kesimleri bayram günlerinde gerçekleştirilecek UKABDER tarafından yürütülen organizasyon kapsamında kurban bağış bedelleri Tanzanya için 4 bin TL, Çad için 5 bin TL, Arakan, Bangladeş ve Sudan için ise 6 bin TL olarak açıklandı. Bağışçılar adına vekalet yoluyla gerçekleştirilecek kurban kesimlerinin bayram günlerinde İslami usullere uygun şekilde yapılacağı, kesilen kurban etlerinin ise ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırılacağı belirtildi. Bayram boyunca yardım çalışmaları devam edecek Dernek tarafından kurban organizasyonlarının yanı sıra bayram süresince çocuklara yönelik bayramlık kıyafet dağıtımları, şeker ve çikolata ikramları, erzak yardımları ve yetimhanelerde yemek organizasyonları da gerçekleştirilecek. Ayrıca "iyilik paketi" kapsamında yapılan desteklerle birlikte hem kurban organizasyonuna katkı sağlanacak hem de ihtiyaç sahibi ailelerin farklı temel ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olunacak. UKABDER yetkilileri, Kurban Bayramı’na kadar devam edecek süreçte daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedeflediklerini belirterek, yürütülen çalışmaların hem bayram sevincini paylaşmayı hem de kalıcı iyilik projeleriyle uzun vadeli fayda sağlamayı amaçladığını ifade etti.
İzmir Beynimiz 30’lu yaşlarda küçülmeye başlıyor Nörolog Doç. Dr. Mustafa Seçkin, beynin 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başladığına dikkat çekerek, Alzheimer’a karşı en etkili korunma yönteminin "bilişsel rezervi artırmak" olduğunu söyledi. Doç. Dr. Seçkin, "Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstrümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin, davranış nörolojisi ve sağlıklı yaşlanma konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Davranış nörolojisinin; beyin hasarı ve nörolojik hastalıkların davranış, bellek ve diğer bilişsel işlevler üzerindeki etkilerini inceleyen bir alt uzmanlık alanı olduğunu ifade eden Seçkin, "Bellek, dikkat, konuşma, anlama, planlama, karar verme gibi işlevlerin yanı sıra kişilik değişiklikleri ve duygudurum bozuklukları da bu alanın kapsamındadır. Özellikle yaşlı bireylerde yeni ortaya çıkan davranışsal değişimler ciddiye alınmalıdır" diye konuştu. "Yaşam süresi uzadı, ancak kalite aynı oranda artmadı" Tıptaki gelişmeler sayesinde 90-100 yaşın artık olağan hale geldiğini belirten Doç. Dr. Seçkin, "Hatta yeni hedef 150 yaş. Ancak uzun yaşam süresine aynı ölçüde yaşam kalitesi ekleyemedik. Bunun en önemli nedenlerinden biri Alzheimer ve benzeri nörodejeneratif hastalıklar." dedi. Demans ile Alzheimer’ın sıkça karıştırıldığını vurgulayan Seçkin, demansın ilerleyici bilişsel bozukluk tablosu olduğunu, Alzheimer hastalığının ise demansa en sık yol açan hastalık olduğunu kaydetti. Alzheimer sinsi ve yavaş ilerliyor Alzheimer hastalığında beyinde anormal amiloid ve tau proteinlerinin biriktiğini belirten Seçkin, bu sürecin 10-20 yıl gibi uzun bir dönemde yavaş yavaş ilerlediğini ifade etti. İleri evrede hasarın geri döndürülemediğine dikkat çeken Seçkin, bu yüzden erken tanının hayati önem taşıdığını kaydetti. Unutkanlık ve kafa karışıklığının her zaman Alzheimer anlamına gelmediğini belirten Seçkin; beyin tümörleri, enfeksiyonlar, hidrosefali, beyin-damar hastalıkları ve COVID sonrası gelişen beyin sisi gibi farklı nedenlerin de benzer belirtilere yol açabileceğini söyledi. 60’lı yaşlar bilgeliğin zirvesi Yaş almanın sadece olumsuz yönleri olmadığını dile getiren Seçkin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Beynimiz 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başlar. Bu da yaşlanmanın olumsuz etkilerini, özellikle 60 yaşından itibaren yaşamamıza neden olur. Bu yaş grubunda beyin-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların da beyin üzerindeki olumsuz etkileri belirginleşmeye başlar. Öte yandan 60’lı yaşlar beynin sinaptik yoğunluğunun en yüksek olduğu dönemdir. Sinaptik bağlantıların yoğunluğu yaşla beraber artan bir bilişsel rezerve sahip olmamıza yardımcı olur. Bu bilişsel rezerv çevresel ve diğer biyolojik faktörlerden de etkilenir. Ancak bu yaşlarda beynimiz en yüksek muhakeme gücüne ulaşır. Hafif unutkanlık eşlik etse de, bilgelik 60’lı yaşlardan itibaren ortaya çıkar. Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar. " Alzheimer’dan sonra en sık neden: Lewy cisimcikli demans Öte yandan Alzheimer’dan sonra demansa en sık neden olan hastalığın Lewy cisimcikli demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalığın Parkinson’a benzer bulgular gösterebildiğini söyledi. Yürüme bozuklukları, titreme, düşmeler ve REM uykusu davranış bozukluğunun tipik belirtiler arasında yer aldığını kaydetti. 65 yaş altında ise en sık görülen demans tipinin frontotemporal demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalarda kişilik ve davranış değişikliklerinin ön planda olduğunu ifade etti. Risk faktörlerine dikkat Genetik yatkınlığın önemli olduğunu belirten Seçkin; hareketsizlik, sosyal izolasyon, kötü beslenme, alkol tüketimi, düşük eğitim düzeyi ve hava kirliliğinin Alzheimer riskini artırdığını söyledi. Seçkin, işitme ve görme kaybının tedavi edilmemesinin de riski yükselttiğini belirtti. Egzersiz beyni onarıyor Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Seçkin, fiziksel egzersizin beyin sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çekti. Seçkin, "Kardiyovasküler egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, Alzheimer’ın ilerlemesini en etkili şekilde yavaşlatan yöntemdir. Egzersiz sırasında kaslardan salgılanan bazı moleküller beyin onarımına katkı sağlar." dedi. Yaşam tarzı değişiklikleri ile ilaç tedavisinin birlikte yürütülmesinin başarıyı artırdığını ifade eden Seçkin, yeni geliştirilen anti-amiloid ilaçların hastalığın patolojisini hedef aldığını ve genetik tedaviler konusunda da umut verici gelişmeler yaşandığını sözlerine ekledi.