SAĞLIK - 12 Mart 2016 Cumartesi 14:33

Prostat Hemoroid Ve Obeziteye “Tıkalı Damar” Tedavisi

A
A
A
Prostat Hemoroid Ve Obeziteye “Tıkalı Damar” Tedavisi

11’inci Girişimsel Radyoloji Yıllık Toplantısı’nda konuşan Prof. Dr. Ahmet Yiğit Göktay, hemoroid, prostat ve obezitede yeni bir tedavi yöntemi olan “Damar tıkama” yönteminden söz etti. Yöntem ile açık damar tıkanarak tedavi ediliyor.
Türk Girişimsel Radyoloji Derneği (TGRD) tarafından düzenlenen “11. Girişimsel Radyoloji Yıllık Toplantısı” Antalya’nın Belek bölgesinde bir otelde gerçekleştirildi. TGRD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, girişimsel radyoloji hakkında bilgiler verdi. Klasik radyolojinin özelleşmiş bir hali olduğunu belirten Prof. Öztürk, “Klasik radyolojide, yani tanısal radyolojide, doktorlar değişik görüntüleme cihazlarını kullanarak deyim yerindeyse hastanın içini görerek hastalıklara tanı koyarlar. Bu amaçla kullanılan röntgen, mamografi, ultrason, doppler, tomografi ve MR gibi çok sayıda görüntüleme cihazları mevcuttur. Girişimsel radyologlar ise, yine aynı cihazların bir veya birkaçını kılavuz olarak kullanarak hastalıklara müdahale ederler. Bir diğer ifade ile; Girişimsel Radyoloji, görüntüleme ile tanı koyan radyoloji uzmanlarının görüntüleme kılavuzluğunda tedavi yapmalarıdır” dedi. Girişimsel radyolojik işlemlerinin ciltte açılan küçük bir kesi ile vücut içerisine giren iğne ve plastik borularla gerçekleştirildiğini de belirten Prof. Öztürk, bu şekilde çok geniş yelpazedeki hastalara müdahale edildiğini ifade etti.
“DAMARI İSTERSEK AÇIYORUZ, İSTERSEK KAPATIYORUZ”
TGRD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, girişimsel radyolojide damarın durumuna damara istediklerini yapabildiklerini belirterek şöyle konuştu:
“Damarı istersek açıyoruz istersek kapıyoruz. Girişimsel radyolojinin güzelliği burada. Damarın durumuna bağlı bir durum bu. Damarın genişlemesi bir sorunsa bunu kapatıyoruz, damarın daralmasıyla açabiliyoruz. Damar anormal genişleyip kanama yapınca tamamen kapatabiliyoruz. Girişimsel radyoloji tıbbın lokomotifi. Yüksek teknolojiyi kullanıyoruz ve sürekli fikirler üreten bir branştır. Girişimsel radyoloji bir görüntüleme branşı olduğu için görüntüleme cihazlarının hepsine hakimdir. Hem ultrason hem de anjiyoyu aynı anda kullanırsanız başarı şansınız daha yüksektir” dedi.
ABLASYON YÖNTEMİ
Türk Girişimsel Radyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Devrim Akıncı, tümörün içine girerek yakma veya dondurma yöntemi olan ablasyon yönteminden söz etti. Bu yöntemin sıklıkla karaciğer tümörlerinde kullanıldığını belirten Prof. Akıncı, “Tümör ablasyonu gibi bir durumda tümörü görerek özel iğnelerle tümör içine girerek bu tümörü yakıp ya da donduruyoruz. 20 yılı aşkındır yaygın olarak kullanılıyor. Karaciğer en sık kullanılan yerdir. Karaciğerin kendi kanseri olan kanser türlerinde 2 cm küçük tümörlerde bu kapalı yöntemle yakıyoruz. Tümör çapı büyüdüğünde bu işlemin etkinliği biraz azalıyor. Hastalarımızın yüzde 25-30’u ameliyatla tedavi edilecek hastalardır. Bazı durumlarda da hastaların genel durumu bu ameliyatı kaldıracak durumda değilse bu durumda girişimsel radyoloji ve ablasyon yöntemi sıkça tercih ediliyor. İşlemin yapılmasının ardından ertesi gün hasta evine dönebiliyor. Böyle olunca bu tip işlemlerin maliyeti daha az oluyor. En sık karaciğer olabilir ancak vücudun birçok noktasındaki tümörlerde kullanılıyor bu yöntem” dedi.
TGRD Eğitim Birimi Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Erol Akgül, Girişimsel Nöroradyoloji’nin beyin ve omurilik ile ilişkili damarsal hastalıkların tedavisini, hastaya klasik cerrahi yöntemleri uygulamadan, yani hastayı kesmeden tedavi eden "Girişimsel Radyoloji" alt dalı olduğunu söyledi. Bu yöntemde hastanın atardamarına küçük bir iğne yardımı ile girildiğini belirten Prof. Akgül, “Buradan hastalıklı damara ulaşılarak bu yönteme uygun malzemelerle tedavi işlemi yapılır. Bu tedavi yöntemine damar yoluyla veya endovasküler yolla tedavi de denilmektedir. İşlem için iğneler, kılavuz teller, ince uzun kateter denilen tüpler, metalik veya sıvı dolgu maddeleri ile özel üretilmiş stentler ve balonlar kullanılır. Bu malzemeler diğer vücut bölgelerinde ve organlarında kullanılan diğer malzemelere göre daha küçük boyutlardadır. Bu tedavi işlemlerini yapan kişilerin, bu konuda tecrübeye sahip uzman girişimsel nörooradyologlar tarafından yapılması önemlidir. Girişimsel nöroradyolojide yapılan tedavilerin içinde akut inme ve inmeye yol açan damarsal hastalıkların tedavisi dışında beyin anevrizması yani baloncuklarının tedavisi ile arterio-venöz malformasyon ve fistül dediğimiz beyin/omurilik ve baş/boyundaki damar yumaklarının tedavisini de sayabiliriz. Son yıllardaki teknolojik gelişmeler nedeniyle tedavi edilen hastaların alanı inanılmaz genişledi. Cerrahi yöntem, omurilik hastalarında neredeyse ikinci plana inmiş durumda” dedi.
TEDAVİ EDİLMEZSE YÜZDE 50’Sİ ÖLEBİLECEK HASTALAR
Beyin damarında oluşan baloncuklar nedeniyle hastaların genelde beyin kanaması ile hastaneye kaldırıldığını belirten Prof. Akgül, “Bu hastalar genellikle beyin kanaması ile gelmekte olup tedavi edilmediği takdirde yüzde 50 gibi yüksek bir oranda ölümle sonuçlanmaktadır. Eğer hasta yaşar ise kalıcı nörolojik hasarlar gelişmektedir. Anevrizmanın yerine ve şekline bağlı olarak farklı damar içi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Bazen anevrizmanın sadece içi doldurularak kapatılmakta, bazen bu işlem balon yardımı ile veya özel üretilmiş stentler yerleştirilerek yapılmaktadır. Bazı durumlarda anevrizma ile birlikte damar tamamen de kapatılabilmektedir” dedi.
“İNME SAKATLIĞA NEDEN OLMA AÇISINDAN İLK SIRADA YER ALIYOR”
Prof. Akgül, inmeyle ilgili bilgiler de verdi. İnmenin halk arasında felç olarak da bilindiğini belirten Akgül, “İnmede ani olarak beyni besleyen damarların birisi pıhtı nedeniyle tıkanıyor. Beyin dokusu kanlanamayınca hücreler ölüyor ve beyin hasar görüyor ve hastanın ölümü ya da geçici, kalıcı felç ortaya çıkıyor. Tıp alanında son yıllarda yaşanan baş döndürücü gelişmelere rağmen inmeye bağlı ölümler, birçok ülkede 3’üncü, bazı ülkelerde ise 2’nci sırada yer almaktadır. Diğer taraftan sakatlığa yol açan hastalıklar açısından ilk sırada olması dikkat çekicidir. Felç sonucu kişisel mağduriyetler, aile dramları yaşanmakta ve büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır” dedi.
PROSTAT, HEMOROİD VE OBEZİTEYE “TIKALI DAMAR” TEDAVİSİ
Türk Girişimsel Radyoloji Derneği, Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. A. Yiğit Göktay, damar yoluyla tedavi denilinde genelde akla tıkalı damarın açılmasının geldiğini belirterek bazen açık damarın tıkanması ile tedavi edilen hastalıkların da olduğunu söyledi. Vücutta önlenemeyen ve ani gelişen bazı kanamaların durdurulması için damar tıkama yönteminin kullanıldığını belirten Prof. Göktay, “Damarın içinden tıkanması (embolizasyon) anjiyo ile birlikte yapılabilen bir işlem ve çok ince bir teknikle özel malzemelerin kullanılmasını gerektiriyor. Bu özel yönteme en basit örnekler vücuttaki kanamaların durdurulması olarak verilebilir. Mide-barsak kanamalarında, durdurulamayan burun kanamalarında ya da çeşitli hastalıklarda ortaya çıkan akciğer, böbrek kanamalarında girişimsel radyolog kanayan damarı anjiyo ile bulur, en ucuna kadar özel cihazlar ile ilerler ve organa hiç zarar vermeden kanamayı damar içerisinden tıkama yöntemi ile durdurur” dedi.
Prof. Göktay, damar tıkama yöntemiyle prostat, hemoroid ve obeziteyi tedavi edebildiklerini söyledi. Damarın iöinden tıkanarak prostat tedavisinde büyük başarı elde ettiklerini belirten Göktay şöyle konuştu:
“Damarın içinden tıkanması ile iyileştirilebilen hastalıklar arasına son yıllarda prostat rahatsızlıkları da katılmıştır. Ameliyat olması risk taşıyan ya da hasta tercihi olarak ameliyatı istemeyen prostat hastalarında ileri teknoloji ürünü çok özel cihazlar ile prostata yönelik tıkama işlemi yapılarak tedavide büyük bir başarı sağlanmıştır. Yenilik olarak ortaya çıkan bir başka uygulama hemoroid hastalarında bu yöntemin kullanılmasıdır, yine özel bir teknikle aşırı kanamalı ve ameliyat için uygun olmayan hemoroid hastalarında yapılan girişimsel hemoroid embolizasyonu tedavileri etkin başarı sağlamış ve bu alanda çalışan hekimler arasında heyecan uyandırmıştır. Son dönemde popülarite kazanan bir başka uygulama ise aşırı şişmanlık, morbid obezite nedeniyle yaşam kalitesi düşen hastalarda midenin acıkma merkezini besleyen damarların özel bir embolizasyon yöntemi ile tıkanması prensibine dayanan bariatrik embolizasyondur. Hasta konforunu ön planda tutan bu yöntemde ameliyata gerek kalmadan sadece anjiyografi uygulanarak yapılan embolizasyon sonrası başarılı sonuçlar elde edilmiş ve özellikle batıda obezite tedavisinde bu farklı alternatif tedavi yönteminin kullanımına dair çalışmalar yüz güldürücü sonuçları ile kabul görmeye başlamıştır” dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Ege Üniversitesinden "Yapay Zekâ Destekli Eğitim ve Araştırma" atılımı Yapay zekâ ve kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı’yı ziyaret etti. Ziyarette, Ege Üniversitesinde gerçekleştirilen eğitim ve araştırma faaliyetlerine yapay zekanın ne şekillerde dahil edilebileceğine dair fikir alışverişinde bulunuldu. Yapay zekânın eğitimde kullanımın artık kaçınılmaz bir dünya gerçeği olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Üniversite eğitimine ve araştırmalarına yapay zekânın entegrasyonu yalnızca teknolojik bir yükseltme değildir; bilgi aktarımında, öğrenmede ve uygulamada köklü bir değişimi temsil eder. Yapay zekâyı benimseyerek, üniversiteler eğitim deneyimini geliştirebilir, araştırmalarda yeniliği teşvik edebilir ve öğrencileri giderek daha karmaşık ve yapay zekâ odaklı bir dünyada başarılı olmaları için daha iyi bir şekilde hazırlayabilirler. Eğitime ve araştırmalara yapay zekânın entegrasyonu; Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri, Geliştirilmiş Öğretim Verimliliği, Gelişmiş Araştırma Yetenekleri, Öğrencileri Gelecek İş Gücüne Hazırlama, Eşitlik ve Erişilebilirliğin İlerlemesi, Akademik Programlarda Yenilik ve Toplumsal Sorunların Çözülmesine Katkı gibi alanlarda önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir" dedi. "Kaynaklarımızı yapay zekâ odaklı eğitime yönlendireceğiz" Ege Üniversitesinin yapay zekâ odaklı eğitime yönelik planlarını anlatan Prof. Dr. Alcı, "Ege Üniversitesi kurumsal bir planla bu yönde kararlı bir şekilde ilerleyecektir. Bir yandan müfredatta değişiklikler yaparken, diğer yandan yapay zekâ destekli eğitim ve araştırmaya odaklanmış doktora öğrencileri ve öğretim üyelerini üniversitemize getirmeyi planlıyoruz. Tüm bölümlerin müfredatına ‘Yapay Zekâ Okuryazarlığı’ dersi ilave edeceğiz. Çalışma alanında yapay zekâ destekli araştırmalar yapan yeni öğretim elemanlarını Üniversitemize çekmek için, vakıf kaynaklarından araştırma desteği sağlayacağız. ABD, AB, Çin, Japonya ve Singapur’dan yapay zekâ destekli araştırmalar yapan öğretim üyelerini Üniversitemize en az bir dönem misafir olarak getirmek için kaynaklarımızdan faydalanacağız. Tersine Beyin Göçü Programı ile Türkiye’ye gelen öğretim üyelerinin Üniversitemize gelmeleri için imkânlar yaratıp, laboratuvar imkânı ve vakıf desteği türünden teşvikler vereceğiz. Araştırmacılarımızı yerel öneme sahip; Su, Güneş Enerjisi, Ekoloji gibi alanlarda araştırmalar yapmaya teşvik edeceğiz ve onlara gereken kaynakları yerel endüstriden sağlamak için bir çalışma ekibi kuracağız. Teknoparkımızın imkânlarını artırıp, firmalarımıza gereken imkânları ve teşvikleri sağlayıp Üniversitemize davet edeceğiz. Yeni öğretim üyeleri, yeni laboratuvar, araştırma teşviklerinde bölüm ve fakültelere odaklanıp, yapılan çalışmaların kalıcı olmasını sağlayacağız. Yapay Zeka konusunda öğretim üyelerine ilaveten, doktora öğrencilerini Üniversitemize çeşitli teşviklerle davet edeceğiz" dedi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’un ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Rektör Prof. Dr. Alcı, "Kriptoloji alanında ulusal ve uluslararası arenada pek çok ödül alan ve bu alanda pek çok komiteye öncülük eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’u Üniversitemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk. Yapay zekânın eğitim ve araştırma alanlarında kullanımı konusunda değerli hocamızın deneyimlerini dinledik. Kendisine nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ediyorum" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Alcı’nın belirttiği hususlarda bütün tecrübesini Ege Üniversitesinin hizmetine sunmaktan memnun olacağını ifade eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, bu sayede üniversitenin kısa sürede gerek lisans gerekse lisansüstü eğitim ve araştırma alanlarında atılım yapma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliğini birincilikle bitirdi. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesinde yaptı. ABD’deki Oregon Eyalet Üniversitesinde Bilgi Güvenliği Merkezi kurdu. Buradaki çalışmaları sonucunda "Olağanüstü ve Sürdürülebilir Araştırma Liderliği" ödülüne layık görüldü. Kriptografi mühendisliğine yaptığı katkılarından dolayı 2007 yılında "IEEE Fellow" (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanı aldı. 50’den fazla kriptografik cihaz, yazılım ve donanımın tasarım ile geliştirilmesine katkıda bulundu. Kriptoloji ve şifreleme alanında en çok doktora öğrencisi yetiştiren dünyadaki üç akademisyeninden birisi olan Prof. Dr. Koç, Kriptografik mühendisliğe yaptığı sürekli katkılar nedeniyle IEEE (Elektrik- Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) Yaşam Boyu Üyesidir.
İstanbul Trafikte üst üste kornaya basarken dikkat Yargıtay, trafikte bir kişiyi hedef alarak kasıtlı ve ısrarlı şekilde korna çalmanın sadece uyarı değil, hakaret ve huzur bozma suçu kapsamında değerlendirilebileceğine karar verdi. Hukukçular, öfkeyle yapılan her trafik davranışının mahkeme salonuna taşınabileceğine dikkat çekiyor. Trafikte yaşanan tartışmalar, günümüzde çoğu zaman sözlü sataşmaların ötesine geçerek ciddi hukuki boyutlar kazanabiliyor. Özellikle ısrarlı ve kasıtlı şekilde korna çalmak, sürücüler arasında sıkça rastlanan ancak genellikle "basit bir tepki" olarak değerlendirilen bir davranış olarak öne çıkıyor. Ancak Yargıtay kararları, bu tür eylemlerin sadece trafik kuralı ihlali olarak görülmeyeceğini, hakaret ve huzur bozma suçları kapsamında da değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Yargıtay, bir kişiyi hedef alarak sürekli korna çalınmasını, karşı tarafı rahatsız edici ve küçük düşürücü bir eylem olarak kabul etti. Bu noktada, söz konusu davranışın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve somut olayın özelliklerine göre cezai sorumluluk doğurabileceği vurgulandı. "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Burak Evci, trafikteki agresif davranışların hukuki sonuçlarının hafife alınmaması gerektiğini belirtti. Avukat Burak Evci, "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir. Bir kişiyi hedef alarak, kasıtlı ve ısrarlı biçimde korna çalmak, karşı tarafı rencide edici nitelik taşıyorsa hakaret suçunu oluşturabilmektedir. Trafikte yapılan her davranış masum değildir. Özellikle olayın kasıt, süreklilik ve hedef gözetme unsurlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir anlık refleksle yapılan kısa uyarı ile öfke amacıyla sürekli korna çalmak arasında hukuken ciddi fark vardır. Yargıtay, bu tür eylemleri kişinin huzur ve sükununu bozacak nitelikte görmektedir" diye konuştu. "Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir" Bu tür davranışların yalnızca ceza davasına değil, aynı zamanda manevi tazminat taleplerine de konu olduğunu aktaran Evci, "Trafikte yaşanan her agresif tutumun, ilerleyen süreçte bir mahkeme dosyasına dönüşebileceği uyarısı yapılmaktadır. Direksiyon başında yapılan her hareket hukukun denetimindedir. Korna bir silah değildir. Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir. Artan trafik gerilimi karşısında sürücülerin daha dikkatli olması gerekiyor. Öfke kontrolünün artık sadece ahlaki değil, hukuki zorunluluk haline geldi" şeklinde konuştu.
Diyarbakır Evde doğum yapan anne ve bebeği, saatler süren çalışmanın ardından kurtarıldı Diyarbakır’da sancısı gelen bir kadın evde doğum gerçekleştirdi. Anne ve bebeği, kar nedeni ile saatler süren çalışmanın ardından kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, 1 Ocak 2026 günü yaşanan bir doğum vakasında sağlık ekiplerini zamanla yarışan zorlu bir mücadeleye sürükledi. Saat 11.46’da Yeşiltaş Mahallesi’nden gelen doğum ihbarı üzerine Diyarbakır genelinde sağlık birimleri alarma geçti. Sağlık Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda vakaya 1 kara ambulansı ve 1 UMKE timi olmak üzere toplam 6 sağlık personeli yönlendirildi. Hava ambulansı talebi, olumsuz hava şartları nedeniyle karşılanamazken, karadan ilerleyen ekipler yoğun kar, kapalı yollar ve tipi nedeniyle sık sık durmak zorunda kaldı. Ambulans ekibinin ilerleyememesi üzerine UMKE timi devreye girdi. Sahada ambulansa zincir desteği sağlandı, ancak Aşağı Kırlangıç köyü mevkiinde kar yağışının şiddetlenmesiyle ekipler yeniden mahsur kaldı. Bunun üzerine Çınar Kaymakamlığı ve Büyükşehir Belediyesi ile temasa geçilerek yol açma çalışmaları başlatıldı. Köy halkının traktör desteğiyle ekipler bir süre daha ilerleyebildi. Saatler süren çabanın ardından, yol açma çalışmaları ve saha koordinasyonunun güçlendirilmesiyle UMKE ekibi saat 18.15’te anneye ulaşmayı başardı. Olay yerinde doktor bilgisi dahilinde damar yolu açılarak tıbbi müdahale yapıldı, doğan bebeğin muayenesi gerçekleştirildi. Anne ve bebek, güvenli şekilde ambulans ekiplerine teslim edilerek Çınar 2 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu tarafından saat 23.41’de SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Hastalıkları Hastanesine nakledildi. Operasyonu yakından takip eden Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, zorlu süreçte görev alan UMKE Ekip Sorumlusu Salih Bülbül’e, ekibi adına gösterdiği özverili çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Asiltürk, "Zorlu kış şartlarına ve saatler süren ulaşım güçlüklerine rağmen ekiplerimiz büyük bir koordinasyon ve özveriyle görevlerini yerine getirdi. UMKE, 112 acil sağlık ekiplerimiz ve vatandaşlarımızın desteğiyle anne ve bebeğimiz güvenli şekilde sağlık tesisimize ulaştırıldı. Diyarbakır’da vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi için her şartta sahadayız. Bu süreçte görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi.
Düzce Tropikal misafirler kar yağışını görünce mest oldu Düzce’yi etkisi altına alan kar yağışı, kentin en uzak misafirlerine unutulmaz anlar yaşattı. Sri Lanka ve Ruanda gibi tropikal iklim ülkelerinden eğitim için kente gelen öğrenciler, hayatlarında ilk kez gördükleri kar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. Kent genelinde etkisini sürdüren yağışla birlikte kar kalınlığı şehir merkezinde 20, Konuralp ve Bahçeşehir bölgelerinde ise 40 santimetreye ulaştı. Kar yağışı, çocuklar kadar memleketlerinden binlerce kilometre uzaktaki üniversite öğrencilerini de mutlu etti. "Burada ilk defa kar görüyorum" Düzce Üniversitesi Hemşirelik Bölümü öğrencisi Sri Lankalı Mohoummead Ayizea, ülkesinin tropikal iklim kuşağında yer alması nedeniyle daha önce hiç kar görmediğini söyledi. Yağışın tadını çıkardığını belirten Ayizea, "Sri Lankalı olarak biz orada kar görmüyoruz. Tropikal olduğu için hava hep güneşli. En fazla yağmur yağıyor. Burada ilk defa kar görüyorum ve her gördüğümde çok heyecanlanıyorum. Karın tadını en güzel şekilde çıkartmaya çalışıyorum" dedi. "Bizim hayallerimizi yaşıyorsun" Ülkesinde kar yağışını hep televizyondan izlediğini belirten Ayizea, şöyle konuştu: "Kar yağışını hep filmlerde görüyorduk. Karlı günleri filmlerde gördüğümüz gibi burada da aynı şekilde kendimiz yaşadık. Arkadaşlarıma ve aileme kar görüntülerini çekip gönderiyorum, onlar da çok seviniyorlar. Karlı havalar, bembeyaz zeminler Sri Lankalılar için bir hayaldir. Kar görmeleri, birbirleriyle kartopu oynamaları hepsi onlar için hayal. Bana ’Bizim hayallerimizi yaşıyorsun’ diyorlar." Kar yağışı Ruanda’dan gelen öğrenciyi korkuttu Ruanda’dan gelen Receaip Moukizzia da eğitim için bir yıldır Türkiye’de bulunduğunu anlattı. Karla ilk karşılaştığında şaşkınlık yaşadığını ifade eden Moukizzia, "Türkiye’ye gelince çok mutlu oldum, şimdilik her şey yolunda. Afrika’da kar yağmıyor. Burada kar görünce hem şaşırdım hem korktum. Çok soğuk olduğu için korktum, soğuktan korkmuştum ama şimdi alıştım" ifadelerini kullandı. Millet Bahçesi’nde Türk arkadaşlarıyla bir araya gelen öğrenciler, kar topu oynayıp hatıra fotoğrafı çektirerek keyifli vakit geçirdi.