SAĞLIK - 26 Şubat 2020 Çarşamba 10:10

Bu yöntemle gözlük takmaya son

A
A
A
Bu yöntemle gözlük takmaya son

Göz Hastalıkları Uzmanı Op.

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yenal Erten, excimer lazer tedavisiyle hastanın gözlük takmaktan kurtulabileceğini söyledi. Tedavinin belirli kriterleri olduğunu belirten Erten, “Hastanın 18 yaşını doldurmuş olması, kötü giden diyabet ya da hipertansiyon gibi sistemik bir hastalığa sahip olmaması ve 6 aylık iki göz muayenesi arasında göz numarasının değişmemiş olması gerekiyor” dedi.


Medstar Topçular Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yenal Erten, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte göz hastalıklarında yapılan tedavilerde başarı oranının arttığını söyledi. Göz hastalıklarında kullanılan modern tedavi yöntemleriyle ilgili bilgiler veren Erten, excimer lazer tedavisiyle gözlük kullanmak zorunda olan hastaların bu zorunluluktan kurtulabildiğini kaydetti.



Belirli kriterleri var


Göz hastalıklarında korneayı şekillendirmek için kullanılan bir lazer çeşidi olan excimer lazerin, hipermetrop, miyop ve astigmatı düzeltmede dünyada en yaygın kullanılan bir yöntem olduğuna işaret eden Erten, tedaviyle birlikte hastanın gözlükten ya da gözlük bağımlılığından kurtarıldığını söyledi. Op. Dr. Erten, tedavinin günü birlik olduğunu belirterek, “Hastamız aynı gün evine taburcu olup gidebiliyor. Her excimer lazer olmak isteyene yapamıyoruz. Hastanın 18 yaşını doldurmuş olması, kötü giden diyabet ya da hipertansiyon gibi sistemik bir hastalığa sahip olmaması ve 6 aylık iki göz muayenesi arasında göz numarasının değişmemiş olması gerekiyor. Bunlar excimere uygun olan kriterler. Tedavi sonrası ise bir hafta güneşe maruz kalmamak iyileşme açısından önemli. Bazen 1 ay bazen 3 ay çok ender 6 ay suni gözyaşı kullanılıyor. Geçici olarak göz kuruluğu yapabiliyor sadece” dedi.



“4-5 saat sonra rutin hayata dönebiliyorsunuz”


Excimer lazerin tedavi yöntemlerinden bahseden Erten, “Klasik yöntem bir de modern yöntem dediğimiz lasik yöntemidir. Klasik yöntem de normal hayata dönüş 5 günü almakta ama lasik yöntem dediğimiz modern yöntemde 4-5 saat sonra rutin hayata dönebiliyorsunuz. Femto lasik yöntemin en büyük avantajı şudur, bizim kurumumuzda yaptığımız excimer lazer hazırlık aşamasını bıçakla değil yine lazerle yapabiliyoruz. Bunun en büyük avantajı daha milimetrik ölçebiliyoruz. İyileşme süreci daha az oluyor” ifadelerini kullandı.



8-12 dakika arasında lazerli katarakt ameliyatı


Daha çok 60 yaş ve üzeri görülen katarakt rahatsızlığına ilişkin de en son teknoloji lazer tedavisi femto katarakt tedavisinin oldukça etkili olduğunu aktaran Erten, hastaya damla anestezi uygulandığını ve ameliyatın 8 ila 12 dakika sürdüğünü söyledi. Hastanın aynı gün taburcu olduğunu belirten Erten, "Net görme de 1 gün sonra oluşabiliyor. Femto kataraktın en büyük avantajı hiçbir aşamada bıçak kullanılmamasıdır. Bütün kesilerin merceği yerleştireceğimiz kesenin milimetrik olarak ölçülebilerek yapılmasıdır. Artık katarakt ameliyatında giriş yerimiz kesinin oluşturulduğu çap merceğin gireceği kesenin büyüklüğü çok önem kazanmakta. Artık biz katarakt ameliyatı sırasında kullandığımız akıllı merceklerle bütün gözlüklerden de kurtarabiliyoruz. Hastalarımızı akıllı mercek ameliyatında akıllı merceği keseye koyarken, kesenin belli bir milimetrenin üzerinde ya da altında olmaması gerekiyor. Düzenli bir yuvarlak olması gerekir. Bizim elimiz ya da herhangi bir bıçak değmeden femto kataraktın ayrı bir özelliği sayesinde bazı özel lazer vuruşlarıyla astigmatı ciddi bir şekilde düşürebiliyoruz. Çok daha mükemmel başarı oranı var, bizi çok rahatlatıyor ve yapacağımız hata ihtimalini biraz daha düşürüyor. Kendimiz kesiği yapmıyoruz, kesiği yönetiyoruz. Burada bir ekrandan şu kadar olacak diyoruz ve bilgisayar o kesiği oluşturuyor. Bizim komutlarımızla çalışıyor. Robotik diyebiliriz aslında. Başarı oranımızı çok artırıyor, biraz da bizim üzerimizdeki yükü azaltıyor" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Keçileriyle ömür geçirdiler, şikayetle yıkıldılar: "Uykularımız kaçtı" Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde yarım asrı aşkın süredir keçi yetiştiriciliği yapan kadın ile eşi, yıllardır hayvanlarını otlattıkları alana yapılan şikayet sonrası keçilerini götüremez hale geldiklerini söyledi. Doğal otlaklardan mahrum kalan hayvanlarının yeterince beslenemediğini belirten çift, yaşadıkları mağduriyeti, "5-6 tane hayvanımız telef oldu, yavrularını attı. Çok üzülüyoruz, uykularımız kaçtı" sözleriyle anlattı. Konyaaltı ilçesinde kendi arazilerinde ve uzun yıllardır kullandıkları bölgelerde keçi yetiştiriciliği yapan Menşure Albayram ve eşi Bünyamin Albayram, yaklaşık 1 yıl önce yapılan bir şikayetin ardından hayvanlarını otlatmakta güçlük yaşadıklarını belirtti. Yıllardır sürdürdükleri üretimin sekteye uğradığını ifade eden çift, doğal otlamanın engellenmesi nedeniyle bazı keçilerin yavrularını attığını, bazı hayvanların ise telef olduğunu söyledi. 63 yaşındaki Menşure Albayram, dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili’ne yakın Arapsuyu Mahallesi’nde doğup büyüdüğünü, çocukluğundan bu yana hayvancılıkla iç içe yaşadığını anlattı. Evlendikten sonra da aynı arazide yaşamayı sürdürdüklerini belirten Albayram, keçilerin kendileri için yalnızca bir geçim kaynağı değil, adeta ailelerinin bir parçası olduğunu dile getirdi. Albayram, "Doğma büyüme buralıyım. Çocukluğumdan beri malımız hep var. ’Şunun anası güzel, şunun oğlağı güzel’ derken hayvan sayımız biraz çoğaldı. 50’ye yakın keçimiz var. Keçilerin yavruları 15 günlük oluncaya kadar sobanın başında sobayı yakıyorum. Altlarında halı parçası, battaniye parçası oluyor. Aç kalırsa biberonu soğutup gelip içeride veriyorum çok ağlamasın diye. Aynı bebek gibi bakıyoruz. Bizim için insanlardan hiç farkı yok, vazgeçemiyoruz" dedi. "Abla götürme, bak ceza yazacağız, senin için zor olur" dediler Keçilerini daha önce eski bir portakal bahçesi olan ve otlamaya elverişli bir alana götürdüklerini belirten Menşure Albayram, söz konusu yerin kendi akrabalarına ait olduğunu söyledi. Bir komşunun şikayeti sonrası bu alana artık gidemediklerini kaydeden Albayram, yaşadıkları süreci şöyle anlattı: "Arka tarafımızda otlatacak yer var ama çok verimli değil. Aşağı götürüyorduk, eskiden orası portakal bahçesiydi. Otlatmaya müsait bir yerdi. Orada bir tane komşu var, nedense bize taktı. Bir senedir götüremiyoruz oraya. Orada hem güzel otluyorlardı hem gelen geçen seviyordu. İnsanların hoşuna gidiyordu. Geçen gün eşim pazara gitti, ben de keçileri otlatıyordum. Keçileri salınca portakal bahçesine kaçtılar. ’Gelmişken otlansınlar’ dedim. Hemen bahsettiğimiz komşu beni videoya çekmiş, Konyaaltı Belediyesine şikayet etmiş. Memurlar da bana, ’Abla götürme, bak ceza yazacağız, senin için zor olur’ dediler. ’Bir daha olmaz, kaza ile oldu’ dedim. Böyle yapması doğru değil, onun kullanım alanı değil benim otlattığım yer. Bizim kendi akrabalarımızın yeri. Onun yasaklamasını, neyi amaçlayarak beni şikayet ettiğini bilmiyorum." "Keçiler çalıdan doymuyor, yazık oldu çocuklarına" Doğal ortamda otlayamayan keçilerin yeterli besini alamadığını, bunun da hayvanların sağlığını doğrudan etkilediğini belirten Menşure Albayram, bazı yavruların telef olduğunu, bazı keçilerin ise düşük yaptığını söyleyerek, "Abartmıyorum ama keçilerimin 3-4 tanesi bebeğini attı. Çalıdan doymuyor çünkü. Ne kadar yem saman versek de otlandığı gibi olmuyor. Yazık oldu çocuklarına. Keçinin emeğine mi yanayım, o da can ona mı yanayım, kendi emeğimize mi yanayım? 7/24 karı koca ikimiz de peşinde koşturuyoruz. Ne ölüsünü bilir bu mal, ne dirisini bilir. İşletme belgem var. Çok üzülüyorum, uykularım kaçtı" konuştu. Kendilerini şikayet ettiğini öne sürdükleri kişiye ulaşmaya çalıştığını da anlatan Albayram, "Geçenlerde bizi şikayet eden kişiyi ısrarla aradım. Hem annesini hem babasını aradım. Sonunda kendisi açtı. ’Yanlış numara’ dedi, yüzüme kapattı. Sonra da engelledi" ifadelerini kullandı. "Geçimimiz bunun üstüne oldu" Yaklaşık 40 yıldır evli olduklarını ifade eden Bünyamin Albayram ise eşinin çocukluğundan bu yana hayvancılıkla uğraştığını, kendisinin farklı işlerde çalıştıktan sonra emekli olduğunu ve o günden bu yana eşine daha fazla destek verdiğini söyledi. Yörük Türkmen çocuğu olduğunu ifade eden Bünyamin Albayram, "Önce çok az sayıda hayvanımız vardı. Zamanla üreyince çoğaldı. 2015 yılında emekli oldum. Emekli olduğumdan beri 1-2 saat hayvanları otlatıp getiriyorum. Geçimimiz bunun üstüne oldu, sütünü ve yoğurdunu satıyoruz. 24 saat karı koca emek veriyoruz. Hayvanlarla indiğimizde herkes ilgi gösteriyor, bakıyorlar, seviyorlar, fotoğraflarını çekiyorlar. Bütün komşular memnun. Çocuklar, turistler herkes fotoğraf çektiriyor. Gitmeyeli hangi komşu görse, ‘Lütfen sen gel’ diyor" dedi. "Ben bir üreticiyim, insanlara faydam var" Geçtiğimiz yıl mart ayında hayvanlarını otlatırken Konyaaltı Belediyesi zabıta ekiplerinin geldiğini ve haklarında şikayet bulunduğunu söylediklerini aktaran Bünyamin Albayram, o günden sonra yıllardır kullandıkları alanı bırakmak zorunda kaldıklarını belirtti. Albayram, "Geçen sene martta oldu. Videomuzu çekip atmış, zabıta geldi. ‘Abi hakkınızda şikayet var, buraya gelmeyin’ dedi. ‘Niye?’ dedim. Amaç ne dedim? Beni şikayet etmenin bir amacı olur, bir insana zararım olur. Benim insanlara faydam var dedim. Ben bir üreticiyim, üretmek güzel bir şey dedim. Köyde oturan yumurtayı, sütü benden satın alıyor dedim. Ben şehir merkezindeyim. Bunu üreteyim, hem kendim faydalanayım hem insanlar faydalansın" diye konuştu. "Rahatsız olmama rağmen yardım ettim" Şikayetçi olduğunu öne sürdükleri komşunun daha önce kendilerinden yardım aldığını söyleyen Bünyamin Albayram, sağlık sorunlarına rağmen destek olduğunu söyledi. Albayram, "Daha önce ‘Kimsem yok’ diyerek bahçe düzenlemesine yardımcı olmamı istedi. Gittim geldim, yardımcı oldum. Daha sonra bir buçuk dönüm zeytin bahçeleri vardı, ‘İlaçlama yapar mısın abi?’ dedi. Ben kimseye öyle gitmem ama yaparım dedim. Rahatsızım aslında, 2020’de kalp krizi geçirdim. Buna rağmen elimden gelen yardımı yaptım. Bu insanın amacının ne olduğunu bilmiyorum ama telefonuma cevap vermiyor. Hayvanlarımı bir yıldır götüremiyorum. Oradaki otlar güzel otlar. Ama arkadaki dağlık arazide çok fazla otlatacak alan yok" dedi. "Bir senelik emeği boşuna gitti" Yavrulara bebek gibi baktıklarını vurgulayan Bünyamin Albayram, otlatma yapamamanın getirdiği beslenme yetersizliği nedeniyle hem ekonomik hem de manevi olarak büyük zarar gördüklerini anlattı. Albayram, "5-6 tane hayvanımız telef oldu, yavrularını attı. Attı bebeklerini. Yazık oldu. Bir senelik emeği boşuna gitti" sözleriyle yaşadıkları kaybı dile getirdi. Yetkililere çağrı yaptılar Yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi için yetkililerden destek beklediklerini söyleyen çift, işletme ruhsatlarının bulunduğunu ve kimseye zarar vermediklerini ifade etti. Menşure ve Bünyamin Albayram çifti, "Bizim elimizden gelen bir şey yoktur. Mümkünse yardımcı olsunlar. Biz kimseye zararlı değiliz. Kimseye yardım talebinde bulunmadık. İşletme ruhsatımız da var. Kaymakamlığa gideceğiz. Kendimiz ondan şikayetçi olalım. Neymiş yani amaç, bize ne yapmak istiyor? Emin olun uykularımız kaçtı, huzurumuz kaçtı. Hem hayvanlara zarar oluyor hem bize. Moralim bozuluyor. Burada 40-50 tane ev var. Bu komşunun ya da bu hanımefendinin dışında biri çıkıp bana ‘zararın var’ derse ben bu hayvanları satarım, kurtulmaya çalışırım" şeklinde konuştu. "Mahalleyi cezalandırmış gibi oldu" Albayram çiftinin komşusu, Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu da şikayet sonrası ortaya çıkan yasaklama girişiminin yalnızca aileyi değil, mahalleyi, yerel ekonomiyi ve çevresel dengeyi de olumsuz etkilediğini söyledi. Yıllardır bölgede küçükbaş hayvancılık yapan ailenin hem üretime katkı sunduğunu hem de otlak alanın doğal şekilde kontrol altında tutulmasına destek olduğunu belirten Gökoğlu, mahalle sakinlerinin yaşanan duruma üzüldüğünü ifade etti. Gökoğlu, "Bu insanlar buranın yerlileri. Yıllardan beri burada küçükbaş hayvancılığı yapıyorlar. 25-30 tane keçileri var. Hayvanlarını eğitmişler, adeta laftan sözden anlayan hayvanlar. O kadar eğitimliler ki ‘gidiyoruz’ dediler mi geliyorlar, ‘koş’ dedi mi koşuyorlar, ‘dur’ dedi mi duruyorlar. Onları çocukları gibi eğitmişler. Bu insanlar o alanda bulunan otları ülke ekonomisine kazandırıyor. O otları hayvanlarına yediriyorlar, o da ülkeye et olarak dönüyor" dedi. Keçilerin bulunduğu alanın özellikle yerli ve yabancı ziyaretçilerin de ilgisini çektiğini anlatan Gökoğlu, "Bu hayvanları verimli otluk alana bıraktıklarında orası panayır yeri gibi oluyor. Yabancı vatandaşlar da dahil olmak üzere, hayvanlar geldiği zaman yol tamamen arabayla doluyor. Herkes bunun videosunu, fotoğrafını çekiyor, çocuklarına gösteriyor. Bir vatandaşın bunu şikayet etmesi üzerine belediye de gelip uyarmış. Türkiye’nin ete ihtiyacı var. O alandaki otu bu ülkenin ekonomisine kazandıran bu vatandaş. Bu tür şeyleri idare etmemiz lazım" diye konuştu. "Bahsedilen alanda yangın tehlikesi var" Söz konusu alanda yangın riskine de dikkat çeken Gökoğlu, keçilerin otlatılmasının çevresel açıdan da önemli bir işlev gördüğünü belirterek, "Bahsedilen alanda yangın tehlikesi var. Bu durum belediyeye ayrıca iş çıkaracak. Çünkü belediye burayı kontrol altına almak zorunda kalacak. Burası bir yerde suç mahali haline de geliyor. Oysa bu hayvanlar orayı kontrol altında tutuyordu. Ayaklarıyla bastıkları, otunu yedikleri için hem yangın çıkma ihtimalini azaltıyorlardı hem de buradaki otu ete dönüştürüyorlardı" ifadelerini kullandı. Mahalle sakinlerinin Albayram çiftinin üretiminden doğrudan faydalandığını da dile getiren Gökoğlu, "Komşular olarak biz çok üzüldük. Yapılan şeyi tasvip etmiyoruz. Bir kişinin şikayeti, koskoca mahalleyi cezalandırmış gibi bir durum oluşturdu. Ayrıca bu mahallenin insanları onların ürettiği sütten, yoğurttan faydalanıyor. Hatta keçinin dışkısını bile gübre olarak satın alıp ağaçların dibine döküyoruz" dedi.
İstanbul Uzmanından farkındalık uyarısı: "Otizmli çocukları ‘düzeltmek’ değil ‘anlamak’ gerekir" Otizmin hastalık değil farklılık olduğunu hatırlatan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Budagova, "Otizmli çocuklar dünyayı farklı algılar, farklı iletişim kurar ve farklı tepkiler verir. Bu nedenle onları ‘düzeltmek’ değil, ‘anlamak’ gerekir" dedi. Budagova, otizmde ilaçlı tedavi değil, eğitimin ön planda olduğunu belirtti. Birleşmiş Milletler tarafından "Otizm Farkındalık Günü" olarak ilan edilen 2 Nisan, sadece bir hatırlatma değil; aynı zamanda toplumun otizmi doğru anlaması için bir çağrı niteliği taşıyor. Otizm, bireyin sosyal iletişiminden eğitim hayatına, günlük yaşamından toplumsal ilişkilerine kadar hayatın her alanını etkileyen bir gelişim farklılığı olarak tanımlanıyor. Erken fark edilmediğinde zorlukların büyüdüğünü doğru yaklaşımla ise hayatların değişebildiğini belirten Türkiye Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Günay Budagova otizmi anlattı. Otizm her geçen gün daha fazla karşımıza çıkıyor Dr. Budagova, "Otizm, çocukluk çağında başlayan ve yaşam boyu devam eden bir gelişim farklılığıdır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, otizmin görülme sıklığının arttığını gösteriyor. Ancak uzmanlara göre bu artışın önemli bir nedeni; farkındalığın yükselmesi, tanı kriterlerinin genişlemesi ve erken yaşta daha fazla çocuğun değerlendirilmesidir" dedi. "Otizm bir hastalık değil, farklılıktır" Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Günay Budagova, otizmin bir hastalık olarak değil, nörogelişimsel bir farklılık olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak, "Otizmli çocuklar dünyayı farklı algılar, farklı iletişim kurar ve farklı tepkiler verir. Bu nedenle onları ‘düzeltmek’ değil, ‘anlamak’ gerekir" diye konuştu. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkıyor Dr. Budagova, "Otizmin ilk sinyalleri genellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde ortaya çıkar. Ailelerin dikkat etmesi gereken bazı önemli işaretler şunlardır: İsmi söylendiğinde tepki vermeme, göz teması kurmama, işaret etme veya ortak dikkat kurmada zorluk, konuşma gecikmesi veya hiç konuşmama, tekrarlayan hareketler ve davranışlar, değişikliklere karşı aşırı direnç. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden uzman desteği almak büyük önem taşır" dedi. Gebelik koşulları otizme neden olabiliyor "Otizmin tek bir nedeni yok. Günümüzde bilimsel çalışmalar, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olduğunu gösteriyor. Özellikle ileri ebeveyn yaşı, bazı gebelik koşulları ve doğumla ilgili faktörlerin riskle ilişkili olabileceği ifade ediliyor" diyen Dr. Budagova aşılar ile otizm arasında hiçbir bilimsel bağlantı bulunmadığının da altını çizdi. Otizmde en kritik konunun erken tanı ve erken eğitim olduğunu belirten Dr. Budagova, "Doğru zamanda başlanan eğitim ve destek programları sayesinde, sosyal iletişim becerileri gelişebilir, davranış sorunları azalabilir, bağımsız yaşam becerileri artabilir" dedi. Tedavide ilaç değil, eğitim ön planda Otizmin temel belirtilerini ortadan kaldıran bir ilaç tedavisi bulunmadığını hatırlatan Dr. Budagov, "Tedavinin temelini özel eğitim programları oluşturur. İlaçlar ise yalnızca eşlik eden sorunlar (uyku, dikkat eksikliği, kaygı gibi) için destek amaçlı kullanılır" diye konuştu. Dr. Günay Budagova, "Otizmli bireylerin hayatını kolaylaştıran en önemli unsur, toplumun yaklaşımıdır. Yargılamak yerine anlamaya çalışmak, dışlamak yerine kabul etmek büyük fark oluşturur. Unutulmamalıdır ki; otizm bir eksiklik değil, farklı bir gelişim biçimidir. Otizmi erken fark etmek, doğru yönlendirmek ve toplumsal kabulü artırmak; sadece bireyin değil, toplumun da geleceğini güçlendirir" diyerek sözlerini noktaladı.
Samsun Karadeniz’de ’romatizmal’ hastalar ozon tedavisine koşuyor Samsun Şehir Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) Merkezi’nde romatizmal ağrı şikâyeti olan hastalar yoğunluk oluştururken, ozon tedavisi en çok tercih edilen uygulama olarak dikkat çekiyor. Samsun Şehir Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren GETAT Merkezi, özellikle romatizmal hastalıkları olan vatandaşların yoğun ilgisini görüyor. Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olarak görülen romatizmal rahatsızlıklar nedeniyle merkeze yapılan başvurularda dikkat çekici bir artış yaşanırken, uygulanan tedaviler arasında ozon tedavisi ilk sırada yer alıyor. GETAT Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Bahadır Yazıcıoğlu, 2020 yılından itibaren hizmet veren merkezde özellikle romatizmal hastalıkların ön planda olduğunu söyledi. Yazıcıoğlu, "GETAT 2020 yılından itibaren hastanemizde hizmet vermektedir. Burada verdiğimiz hizmetler kapsamında akupunktur, sülük, hacamat, kuru terapi ve mezoterapi uygulamaları yer almaktadır. Bu uygulamalar arasında en yoğun olarak ozon tedavisi uygulanmaktadır" dedi. 2025 yılı verilerine de değinen Yazıcıoğlu, ozon tedavisine olan ilginin dikkat çekici olduğunu belirterek, "2025 yılında ozon tedavisi kapsamında yaklaşık bin hasta merkezimize başvurdu. Bunu 350-400 hasta ile akupunktur tedavisi takip etti. Hastalarımız genellikle ağrı şikâyetleriyle geliyor" diye konuştu. "Hasta sayısında da artış" Son dönemde tamamlayıcı tedavi yöntemlerine ilginin arttığını vurgulayan Yazıcıoğlu, "Ağrı konusunda özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olan romatizmal hastalıklar dikkat çekmektedir. Bu nedenle, romatizmal ağrı şikâyeti olan hastalar merkezimize yoğun şekilde başvurmaktadır. COVID döneminde uygulanan tedavilere bağlı olarak kalça ağrısı yaşayan hasta sayısında da artış gözlemlenmiştir. Romatizmal ağrısı olan hastalar ozon tedavisi almakta, bunun yanı sıra akupunktur tedavisiyle de desteklenmektedir" şeklinde konuştu. "Merdiven altı uygulamalara itibar etmemeli" Merkezde uygulanan yöntemlerin modern tıbbın alternatifi olmadığını özellikle vurgulayan Yazıcıoğlu, "Hastalarımızı modern tıp yöntemleri temelinde değerlendiriyor, GETAT uygulamalarıyla entegre ederek bütüncül bir yaklaşım sunuyoruz. Bu yöntemler alternatif değil, tamamlayıcıdır. Merdiven altı diye tabir edilen yerlerde yapılan uygulamalara itibar edilmemeli. Vatandaşlarımız tedavilerini mutlaka yetkili ve bilimsel şekilde hizmet veren merkezlerde yaptırmalıdır" ifadelerini kullandı.