EKONOMİ - 09 Aralık 2011 Cuma 16:48

AMERİKA`DA ÇİN`İ VURUYORUZ

A
A
A
AMERİKA`DA ÇİN`İ VURUYORUZ

Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin, "Türkiye’nin kişi başı milli geliri Almanya’nın 6 da biri. İtalya’nın 4 de biriyiz, yani biz o kadar zengin değiliz. Hızlı zenginleşiyoruz ama orayı ne zaman yakalayacağız bilmiyoruz" dedi.
Antalya’da Club Mega Saray Oteli’nde basın mensupları ile bir araya gelen Şahinler Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Şahin, İstanbul’da iki somut yeni otel projesinin olduğuna, üçüncünün ise planda olduğunu söyledi. İstanbul Beylikdüzü’nde hayata geçirilecek 5 yıldızlı otel projesine bir milyar lira civarında yatırım ayrılacağını belirten Şahin, "5 yıldızlı otel olacak, ofis bloku olacak, lüks rezidanslar ve bin civarında konut olacak. Beylik düzünün meydanını yapıyoruz" diye konuştu.
İstanbul Merter’deki holding binası yerinde ikinci 4 yıldızlı bir otel yapılacağını da belirten Şahin, üçüncü projenin ise Büyükcekmeceyi ve Marmara’yı gören büyük bir otel projesi olduğunu bildirdi. Üç projeye toplam 150 milyon dolarlık bütçe ayrılacağını ifade eden Şahin, Antalya’da da büyümek istediklerini bildirdi.
Türkiye’de tekstili 2008’de küçülttüklerini söyleyen Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Büyük mağaza zincirleri ile kısa zamanda büyük volyum yapıyoruz. Ürdün de bir fabrikamız var, Orta Doğu’nun en çok konfeksiyon üreticisiyiz. Bu tür ürünlerde büyüyoruz, ucuz ürünlerden çıktık ve Türkiye’de de önemli büyük yatırımımız yok. Hâla en büyük kumaş üreticisiyiz, ama bunu yurt dışında yapıyoruz" Ürdün ve Mısır’da büyüdüklerini ifade eden Şahin, Etiyopya ve Bulgaristan’da yeni projeler olduğunu da bildirdi.
Avrupa pazarında büyümelerine rağmen Türkiye’de tekstil konusunda fazla büyümeyeceklerini bildiren Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Onun yerine turizm, inşaat, enerji ve gıdada büyüyeceğiz. Bizim Çorlu’da bir enerji tesisimiz var, onu büyüteceğiz. Gazdan elektrik ve buhar üretiyoruzç"
SERBEST BÖLGENİN SAHİBİ BİZİZ
Ürdün’de üç, Mısırda ise iki tane fabrikaları olduğunu belirten Kemal Şahin, sözlerine şöyle devam etti: "Yurt dışı da dahil toplam on bin çalışanımız var. Bir milyar dolar ciromuz var. Bir de Avrupa serbest bölgesinde çok büyüyoruz, bu sene yüzde 80 büyümüş olacak, işlem hacmi 1,3’ten 2 milyar dolara çıkacak. Orada bir teknoloji merkezi oluşuyor. Bu seneki rakamlarımızda 7’likten 5’e yükseldik, hızla büyüyoruz. Yabancı firmalar alıyoruz. Serbest bölgenin sahibi biziz."
Ürdün’de bin 500 kişinin çalıştığını anlatan Kemal Şahin, şöyle konuştu: "100-150 kişi Ürdün’den alıyoruz, geri kalanını Bangladeş, Sri Lanka’dan getiriyoruz. Orada ürettiğimizi Amerika’ya satıyoruz. Şimdi Türk tekstilcileri Amerika’daki pazarı kaybetti. Ama biz Ürdün’den satıyoruz. Orada işçilik daha ucuz, birde Amerika’yla o ülkelerin anlaşmaları var, böylece Çin’i Amerika’da vuruyoruz. Afrika’ya da bu modelle gidiyoruz. Bizim başkalarından farkımız pazar teşkilatlarımız var, Avrupa’da teşkilatlarımız
var, bütün büyük firmalar bizim müşterimiz, Amerika’da büyük teşkilatlarımız var. Gittiğimiz yere pazarı da getirdiğimiz için daha rahat oluyoruz."
EN SAĞLAM ÜLKE ALMANYA
Dünyadaki ekonomik krizi de değerlendiren Şahin, şu anda en sağlam ülkenin Almanya olduğunu söyledi. Almanların son zamanlarda ekonomik krizden etkilenerek az para harcadığını da ifade eden Şahin, şunları söyledi: "Bu da tabi Türk ihracatına yansıyor. Korkuyorlar, ileride ne olacak diye. Almanya’nın ekonomisi çok sağlamdır." Avrupa ülkelerinde devam eden ekonomik krizin kolay kolay çözülemeyeceğini de belirten Kemal Şahin, sözlerine şöyle devam etti: "Avrupa’daki kriz çok derin bir kriz, öyle kolay
kolay çözülecek değil. Nerdeyse 10 yılı alır. İtalya’nın 1,5 trilyon Euro borcu var, kurdukları fon 1 trilyonluk bir fon. İtalya’nın arkasından Fransa’da çökecek, çünkü Fransa’nın bankaları göçüyor. İçlerinde elle tutulacak Almanya, Hollanda ve Avusturya gibi bir kaç küçük ülke var."
İspanya’nın da yüksek bütçe açığı olduğunu ifade ede Şahin, borç stoku az olduğu için hızlı tedbir alabilirse kurtulabileceklerini söyledi. Şahin, İspanya’nın borç stokunun Almanya’nın altında olduğunu belirterek "İtalya’nın hem açığı fazla, hem de borç stoku yüzde 120’leri buldu. Fransa’nınki de 100’ü buluyor. Şimdi Fransa yük olursa, bu sefer Alman bankalarının alacağı var. Zincirleme gidiyor" dedi.
Sorunun çözülmeyişinin kaynağının Güneydeki ülkelerin verimliliğinin düşük olmasına bağlayan Şahin, şöyle konuştu: "Bir İtalya istese de bir Almanya kadar üretemez, sistematik çalışamaz. Dolayısıyla Euroya girdiklerinde bunların rekabet gücü eşitken sonra Almanya on sene içerisinde rekabet gücünü artırdı. Bu ülkeler yüzde 40 düştü. Dolayısıyla bu ülkeler mallarını Almanya’ya satamaz oldu, Almanya, Fransa, İskandinav ülkeleri bunları vurdu. O ülkeler bütçelerini toparladılar, bunların ise bütçeleri,
gelirleri dağıldı, rekabeti kaybettiler."
Böyle ekonomik gücü farklı olan ülkelerin iki bloku taşıyamadığını ifade eden Şahin, çözümün ya o blokların ayrılmasında ya da kuzeylileri iyice zayıflatıp az çalıştırmak, güneyliler ise çok çalıştırmakta gördüğünü bildirdi.
TÜRKİYE’NİN KİŞİ BAŞI MİLLİ GELİRİ ALMANYA’NIN 6’DA BİRİ
Şahin, Avrupa ülkelerindeki ekonomik kriz nedeniyle Türkiye’de de bazı kesimlerin Avrupa Birliğine girme konusunda tereddütlü olduğu sorusunu yanıtladı.
Avrupa Birliği’nde sıkıntı olduğunu anlatan Şahin, sözlerini şöyle tamamladı: "Avrupa Birliği pazar olarak dünyanın en büyük pazarı, yani onların ekonomisi yüzde 5 küçülse bile ciddi bir büyüklük var. Türkiye onların çok altında. Türkiye’nin kişi başı milli geliri Almanya’nın 6 da biri. İtalya’nın 4 de biriyiz, yani biz o kadar zengin değiliz. Hızlı zenginleşiyoruz, ama orayı ne zaman yakalayacağız bilmiyoruz. Dolayısıyla daha hâla bir zenginler kulübü orası, ikincisi demokrasinin yuvası.
Kalite.erika’daki pazarı kaybetti. Amanin , yaşam tarzının bir sürü olayların yuvası. Onun için istiyoruz. Ondan sonra hepsini yapıp tam kapıya girdiğimiz zaman biz de şapkamızı önümüze koyarız, ne karımız var ne zararımız var. Ekonomik olarak bizim onlara yaklaşmamız her zaman bizim menfaatimize, bizim Arap ülkelerindeki gücümüzü de artırır. Toplumumuzun yaşam kalitesini refahını artıracak. Bu açıdan çok önemli."
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Ege Üniversitesinden "Yapay Zekâ Destekli Eğitim ve Araştırma" atılımı Yapay zekâ ve kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı’yı ziyaret etti. Ziyarette, Ege Üniversitesinde gerçekleştirilen eğitim ve araştırma faaliyetlerine yapay zekanın ne şekillerde dahil edilebileceğine dair fikir alışverişinde bulunuldu. Yapay zekânın eğitimde kullanımın artık kaçınılmaz bir dünya gerçeği olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Üniversite eğitimine ve araştırmalarına yapay zekânın entegrasyonu yalnızca teknolojik bir yükseltme değildir; bilgi aktarımında, öğrenmede ve uygulamada köklü bir değişimi temsil eder. Yapay zekâyı benimseyerek, üniversiteler eğitim deneyimini geliştirebilir, araştırmalarda yeniliği teşvik edebilir ve öğrencileri giderek daha karmaşık ve yapay zekâ odaklı bir dünyada başarılı olmaları için daha iyi bir şekilde hazırlayabilirler. Eğitime ve araştırmalara yapay zekânın entegrasyonu; Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri, Geliştirilmiş Öğretim Verimliliği, Gelişmiş Araştırma Yetenekleri, Öğrencileri Gelecek İş Gücüne Hazırlama, Eşitlik ve Erişilebilirliğin İlerlemesi, Akademik Programlarda Yenilik ve Toplumsal Sorunların Çözülmesine Katkı gibi alanlarda önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir" dedi. "Kaynaklarımızı yapay zekâ odaklı eğitime yönlendireceğiz" Ege Üniversitesinin yapay zekâ odaklı eğitime yönelik planlarını anlatan Prof. Dr. Alcı, "Ege Üniversitesi kurumsal bir planla bu yönde kararlı bir şekilde ilerleyecektir. Bir yandan müfredatta değişiklikler yaparken, diğer yandan yapay zekâ destekli eğitim ve araştırmaya odaklanmış doktora öğrencileri ve öğretim üyelerini üniversitemize getirmeyi planlıyoruz. Tüm bölümlerin müfredatına ‘Yapay Zekâ Okuryazarlığı’ dersi ilave edeceğiz. Çalışma alanında yapay zekâ destekli araştırmalar yapan yeni öğretim elemanlarını Üniversitemize çekmek için, vakıf kaynaklarından araştırma desteği sağlayacağız. ABD, AB, Çin, Japonya ve Singapur’dan yapay zekâ destekli araştırmalar yapan öğretim üyelerini Üniversitemize en az bir dönem misafir olarak getirmek için kaynaklarımızdan faydalanacağız. Tersine Beyin Göçü Programı ile Türkiye’ye gelen öğretim üyelerinin Üniversitemize gelmeleri için imkânlar yaratıp, laboratuvar imkânı ve vakıf desteği türünden teşvikler vereceğiz. Araştırmacılarımızı yerel öneme sahip; Su, Güneş Enerjisi, Ekoloji gibi alanlarda araştırmalar yapmaya teşvik edeceğiz ve onlara gereken kaynakları yerel endüstriden sağlamak için bir çalışma ekibi kuracağız. Teknoparkımızın imkânlarını artırıp, firmalarımıza gereken imkânları ve teşvikleri sağlayıp Üniversitemize davet edeceğiz. Yeni öğretim üyeleri, yeni laboratuvar, araştırma teşviklerinde bölüm ve fakültelere odaklanıp, yapılan çalışmaların kalıcı olmasını sağlayacağız. Yapay Zeka konusunda öğretim üyelerine ilaveten, doktora öğrencilerini Üniversitemize çeşitli teşviklerle davet edeceğiz" dedi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’un ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Rektör Prof. Dr. Alcı, "Kriptoloji alanında ulusal ve uluslararası arenada pek çok ödül alan ve bu alanda pek çok komiteye öncülük eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’u Üniversitemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk. Yapay zekânın eğitim ve araştırma alanlarında kullanımı konusunda değerli hocamızın deneyimlerini dinledik. Kendisine nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ediyorum" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Alcı’nın belirttiği hususlarda bütün tecrübesini Ege Üniversitesinin hizmetine sunmaktan memnun olacağını ifade eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, bu sayede üniversitenin kısa sürede gerek lisans gerekse lisansüstü eğitim ve araştırma alanlarında atılım yapma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliğini birincilikle bitirdi. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesinde yaptı. ABD’deki Oregon Eyalet Üniversitesinde Bilgi Güvenliği Merkezi kurdu. Buradaki çalışmaları sonucunda "Olağanüstü ve Sürdürülebilir Araştırma Liderliği" ödülüne layık görüldü. Kriptografi mühendisliğine yaptığı katkılarından dolayı 2007 yılında "IEEE Fellow" (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanı aldı. 50’den fazla kriptografik cihaz, yazılım ve donanımın tasarım ile geliştirilmesine katkıda bulundu. Kriptoloji ve şifreleme alanında en çok doktora öğrencisi yetiştiren dünyadaki üç akademisyeninden birisi olan Prof. Dr. Koç, Kriptografik mühendisliğe yaptığı sürekli katkılar nedeniyle IEEE (Elektrik- Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) Yaşam Boyu Üyesidir.
İstanbul Trafikte üst üste kornaya basarken dikkat Yargıtay, trafikte bir kişiyi hedef alarak kasıtlı ve ısrarlı şekilde korna çalmanın sadece uyarı değil, hakaret ve huzur bozma suçu kapsamında değerlendirilebileceğine karar verdi. Hukukçular, öfkeyle yapılan her trafik davranışının mahkeme salonuna taşınabileceğine dikkat çekiyor. Trafikte yaşanan tartışmalar, günümüzde çoğu zaman sözlü sataşmaların ötesine geçerek ciddi hukuki boyutlar kazanabiliyor. Özellikle ısrarlı ve kasıtlı şekilde korna çalmak, sürücüler arasında sıkça rastlanan ancak genellikle "basit bir tepki" olarak değerlendirilen bir davranış olarak öne çıkıyor. Ancak Yargıtay kararları, bu tür eylemlerin sadece trafik kuralı ihlali olarak görülmeyeceğini, hakaret ve huzur bozma suçları kapsamında da değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Yargıtay, bir kişiyi hedef alarak sürekli korna çalınmasını, karşı tarafı rahatsız edici ve küçük düşürücü bir eylem olarak kabul etti. Bu noktada, söz konusu davranışın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve somut olayın özelliklerine göre cezai sorumluluk doğurabileceği vurgulandı. "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Burak Evci, trafikteki agresif davranışların hukuki sonuçlarının hafife alınmaması gerektiğini belirtti. Avukat Burak Evci, "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir. Bir kişiyi hedef alarak, kasıtlı ve ısrarlı biçimde korna çalmak, karşı tarafı rencide edici nitelik taşıyorsa hakaret suçunu oluşturabilmektedir. Trafikte yapılan her davranış masum değildir. Özellikle olayın kasıt, süreklilik ve hedef gözetme unsurlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir anlık refleksle yapılan kısa uyarı ile öfke amacıyla sürekli korna çalmak arasında hukuken ciddi fark vardır. Yargıtay, bu tür eylemleri kişinin huzur ve sükununu bozacak nitelikte görmektedir" diye konuştu. "Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir" Bu tür davranışların yalnızca ceza davasına değil, aynı zamanda manevi tazminat taleplerine de konu olduğunu aktaran Evci, "Trafikte yaşanan her agresif tutumun, ilerleyen süreçte bir mahkeme dosyasına dönüşebileceği uyarısı yapılmaktadır. Direksiyon başında yapılan her hareket hukukun denetimindedir. Korna bir silah değildir. Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir. Artan trafik gerilimi karşısında sürücülerin daha dikkatli olması gerekiyor. Öfke kontrolünün artık sadece ahlaki değil, hukuki zorunluluk haline geldi" şeklinde konuştu.
Diyarbakır Evde doğum yapan anne ve bebeği, saatler süren çalışmanın ardından kurtarıldı Diyarbakır’da sancısı gelen bir kadın evde doğum gerçekleştirdi. Anne ve bebeği, kar nedeni ile saatler süren çalışmanın ardından kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, 1 Ocak 2026 günü yaşanan bir doğum vakasında sağlık ekiplerini zamanla yarışan zorlu bir mücadeleye sürükledi. Saat 11.46’da Yeşiltaş Mahallesi’nden gelen doğum ihbarı üzerine Diyarbakır genelinde sağlık birimleri alarma geçti. Sağlık Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda vakaya 1 kara ambulansı ve 1 UMKE timi olmak üzere toplam 6 sağlık personeli yönlendirildi. Hava ambulansı talebi, olumsuz hava şartları nedeniyle karşılanamazken, karadan ilerleyen ekipler yoğun kar, kapalı yollar ve tipi nedeniyle sık sık durmak zorunda kaldı. Ambulans ekibinin ilerleyememesi üzerine UMKE timi devreye girdi. Sahada ambulansa zincir desteği sağlandı, ancak Aşağı Kırlangıç köyü mevkiinde kar yağışının şiddetlenmesiyle ekipler yeniden mahsur kaldı. Bunun üzerine Çınar Kaymakamlığı ve Büyükşehir Belediyesi ile temasa geçilerek yol açma çalışmaları başlatıldı. Köy halkının traktör desteğiyle ekipler bir süre daha ilerleyebildi. Saatler süren çabanın ardından, yol açma çalışmaları ve saha koordinasyonunun güçlendirilmesiyle UMKE ekibi saat 18.15’te anneye ulaşmayı başardı. Olay yerinde doktor bilgisi dahilinde damar yolu açılarak tıbbi müdahale yapıldı, doğan bebeğin muayenesi gerçekleştirildi. Anne ve bebek, güvenli şekilde ambulans ekiplerine teslim edilerek Çınar 2 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu tarafından saat 23.41’de SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Hastalıkları Hastanesine nakledildi. Operasyonu yakından takip eden Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, zorlu süreçte görev alan UMKE Ekip Sorumlusu Salih Bülbül’e, ekibi adına gösterdiği özverili çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Asiltürk, "Zorlu kış şartlarına ve saatler süren ulaşım güçlüklerine rağmen ekiplerimiz büyük bir koordinasyon ve özveriyle görevlerini yerine getirdi. UMKE, 112 acil sağlık ekiplerimiz ve vatandaşlarımızın desteğiyle anne ve bebeğimiz güvenli şekilde sağlık tesisimize ulaştırıldı. Diyarbakır’da vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi için her şartta sahadayız. Bu süreçte görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi.
Düzce Tropikal misafirler kar yağışını görünce mest oldu Düzce’yi etkisi altına alan kar yağışı, kentin en uzak misafirlerine unutulmaz anlar yaşattı. Sri Lanka ve Ruanda gibi tropikal iklim ülkelerinden eğitim için kente gelen öğrenciler, hayatlarında ilk kez gördükleri kar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. Kent genelinde etkisini sürdüren yağışla birlikte kar kalınlığı şehir merkezinde 20, Konuralp ve Bahçeşehir bölgelerinde ise 40 santimetreye ulaştı. Kar yağışı, çocuklar kadar memleketlerinden binlerce kilometre uzaktaki üniversite öğrencilerini de mutlu etti. "Burada ilk defa kar görüyorum" Düzce Üniversitesi Hemşirelik Bölümü öğrencisi Sri Lankalı Mohoummead Ayizea, ülkesinin tropikal iklim kuşağında yer alması nedeniyle daha önce hiç kar görmediğini söyledi. Yağışın tadını çıkardığını belirten Ayizea, "Sri Lankalı olarak biz orada kar görmüyoruz. Tropikal olduğu için hava hep güneşli. En fazla yağmur yağıyor. Burada ilk defa kar görüyorum ve her gördüğümde çok heyecanlanıyorum. Karın tadını en güzel şekilde çıkartmaya çalışıyorum" dedi. "Bizim hayallerimizi yaşıyorsun" Ülkesinde kar yağışını hep televizyondan izlediğini belirten Ayizea, şöyle konuştu: "Kar yağışını hep filmlerde görüyorduk. Karlı günleri filmlerde gördüğümüz gibi burada da aynı şekilde kendimiz yaşadık. Arkadaşlarıma ve aileme kar görüntülerini çekip gönderiyorum, onlar da çok seviniyorlar. Karlı havalar, bembeyaz zeminler Sri Lankalılar için bir hayaldir. Kar görmeleri, birbirleriyle kartopu oynamaları hepsi onlar için hayal. Bana ’Bizim hayallerimizi yaşıyorsun’ diyorlar." Kar yağışı Ruanda’dan gelen öğrenciyi korkuttu Ruanda’dan gelen Receaip Moukizzia da eğitim için bir yıldır Türkiye’de bulunduğunu anlattı. Karla ilk karşılaştığında şaşkınlık yaşadığını ifade eden Moukizzia, "Türkiye’ye gelince çok mutlu oldum, şimdilik her şey yolunda. Afrika’da kar yağmıyor. Burada kar görünce hem şaşırdım hem korktum. Çok soğuk olduğu için korktum, soğuktan korkmuştum ama şimdi alıştım" ifadelerini kullandı. Millet Bahçesi’nde Türk arkadaşlarıyla bir araya gelen öğrenciler, kar topu oynayıp hatıra fotoğrafı çektirerek keyifli vakit geçirdi.