ASAYİŞ - 13 Nisan 2024 Cumartesi 09:19

600 metrede yükseklikte kurtarma çalışmaları sürüyor: Bebeğin kurtarılma anı böyle görüntülendi

A
A
A

Antalya'da 1 kişinin ölümü ve 7 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan teleferik kazasında mahsur kalan vatandaşları kurtarma çalışmaları 600 metre yükseklikte aralıksız sürüyor. Kabinde mahsur kalan bebeği ekipler böyle kurtardı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Çanakkale Roma dönemine ait 2 bin yıllık sikke buldu, müzenin en küçük eser bağışçısı oldu Çanakkale merkeze bağlı Çıplak köyünde evinin bahçesinde Roma dönemine ait 2 bin yıllık Alexandria Troas Antik Kenti şehir sikkesi bulan 10 yaşındaki Onur Özcan Çimen, bulduğu sikkeyi Arkeolog Hazal Fırat aracılığıyla, Troya Müze Müdürü Rıdvan Gölcük’e teslim etti. Onur Özcan Çimen bağışladığı sikke ile Troya Müzesinin ve Türkiye’nin en küçük eser bağışçısı oldu. 90 yıl önce arazide bulduğu Roma dönemine ait mezar stelini 1934 yılında Çanakkale Müzesi’ne bağışlayan 1923 doğumlu o dönem 11 yaşındaki Necdet ise yenilenen kayıtlarla ilk bağışçı olarak kayda geçti. Çanakkale’de 5 bin 600 yıllık geçmişe ışık tutan Troya Ören Yeri girişine, yaklaşık 70 milyon TL harcanarak yapılan 12 bin 750 metrekare kapalı alana sahip Troya Müzesi’nde 2 bin eser sergileniyor. Müze; 18 Mart 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ziyarete açıldı. Troya Müzesi, ziyarete açıldıktan hemen sonra mimarisi ve içerisinde sergilenen eserler ile tüm dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları içerisinde 151 yılı aşkın süredir kazılan Troya Ören Yeri’nin girişinde ziyaretçileri karşılayan Troya Müzesi, 2020’de Avrupa Yılın Müzesi Özel Takdir Ödülü, 2020 ve 2021’de Avrupa Müze Akademisi Özel Ödülü, 2020’de Attraction Star Awards Ödülleri’nde yılın “En Başarılı Müzesi Ödülü’, 2020’de Tripadvisor.com tarafından ‘Traveller Choice Awards Ödülleri’ çerçevesinde iki yıl üst üste ‘Travaller Choice’ (gezgin seçimi) ödüllerini alan Troya Müzesi sosyal sorumluluk projeleriyle çocuklara kültürel miras bilincini aşılamaya devam ediyor. Bu çerçevede Troya Müzesi’nin ikinci eğitim projesi olan ve gezici bavul müze olma özelliğine sahip Sınıf Arkadaşım Homeros Projesi’yle okullarda öğrencilere Troya anlatılıyor. Evinin bahçesinde Roma dönemine ait 2 bin yıllık sikke buldu, müzeye bağışladı Çıplak köyünde yaşayan Onur Özcan Çimen, evinin bahçesinde bisikletiyle geçerken, yerde parıldayan bir cisim gördü. Eline aldığı cismin eski döneme ait para olduğunu tahmin etti. Ailesine bildirdi. Ardından okullarında Sınıf Arkadaşım Homeros Projesi’yle Troya’yı anlatan Troya Müzesinde görevli Arkeolog Hazal Fırat ile temasa geçti. 6 Mayıs günü Troya kentinde düzenlenen Hıdırellez şenliğine katılan Onur Özcan Çimen, evinin bahçesinde bulduğu Roma dönemine ait sikkeyi Müze Müdürü Rıdvan Gölcük’e göstererek, müzeye bağışlamak istediğini söyledi. Müze Müdürü Rıdvan Gölcük, Onur ve ailesini müzeye davet etti. Müzede yapılan incelemede paranın Roma dönemine ait 2 bin yıllık Alexandria Troas Antik Kenti şehir sikkesi olduğu tespit edildi. Sikkenin ön yüzünde imparator Commudus büstü arka yüzünde ise kaide üzerinde Apollon Smintheus betimi yer alıyor. 10 yaşındaki Onur Özcan Çimen, bulduğu sikkeyi Arkeolog Hazal Fırat aracılığıyla, Troya Müze Müdürü Rıdvan Gölcük’e teslim ederek, müzeye bağışladı. Onur Özcan Çimen bağışladığı sikke ile Troya MüzesiNnin ve Türkiye’nin en küçük eser bağışçısı oldu. 90 yıl önce arazide bulduğu Roma dönemine ait mezar stelinin 1934 yılında Çanakkale Müzesi’ne bağışlayan 1923 doğumlu 11 yaşındaki Necdet ise ilk bağışçı oldu. Müze Müdürü Rıdvan Gölcük, Arkeologlar Hazal Fırat ve Yunus Özdemir ile Onur ve ailesiyle Troya Müzesinde bir araya geldi. Müdür Rıdvan Gölcük, kültürel miras bilincine çok erken yaşta kavuşan ve evinin bahçesinde bulduğu sikkeyi Müze’ye bağışlayan Onur’a teşekkür etti. Çıplak köyünde Roma dönemine ait sikkeyi bulan Onur Özcan Çimen, “Çıplak köyünde bahçede yerde bir parıltı gördüm. Elime aldığımda eski para olduğunu anladım. Tevfikiye köyünde düzenlenen Hıdırellez’e gidene kadar bekledim. Sonra müzede görevli olan Arkeolog Hazal Fırat’a teslim ettim. Beni Müze Müdürü Rıdvan Gölcük’e yönlendirdiler. Beni müzeye davet ettiler. En küçük eser bağışçısı olarak adımı tarihe yazdırdım” 6 Mayıs günü kutlanan Hıdırellez de Onur’la tanıştığını belirten Troya Müze Müdürü Rıdvan Gölcük, “Onur yanımıza geldi. Avucunu yumruk yapmış. Eski bir para bulduğunu ve parayı kendilerine teslim etmesi gerektiğini söyledi. Bizimle bu konuyu paylaştı. Roma dönemine ait bir sikkeyi teslim aldık. Onur’u daha sonra ailesiyle beraber müzeye davet ettik. Onur bulduğu Roma Dönemine ait sikkeyi, Troya Müzesine bağışladı. Onur 10 yaşında ve geçmişte Troya Müzesinde 1934 yılında müzeye eser bağışlayan Necdet’e ait küçük bir sergi yapmıştık. Necdet bu bağışı yaptığında 11 yaşındaydı. Yaklaşık 90 yıl sonra Çıplak köylü Onur 10 yaşında Türkiye’nin en küçük eser bağışçısı oldu. Bizleri çok mutlu etti. Onur’la sohbet ederken, eski bir para olduğunu nasıl anladın, müzeye getirmen gerektiğini nereden biliyorsun diye sordum. Müzenin yaptığı ‘Homeros Sınıf Arkadaşım’ projesinde Arkeologlar Hazal Fırat ve Yunus Özdemir’in Onur’un okuduğu okula, sınıfa gitmiş. Orada beraber eğitimler yapmışlar. Onur daha sonra müzede çocuklar müzeyi ele geçirdiği etkinliğe gelmiş ve kültürel miras bilincine çok erken yaşta kavuşmuş bir çocuk olarak bu harika keşfini bizimle paylaştı ve belki de Türkiye’nin en küçük eser bağışçısı oldu” diye konuştu.
İstanbul Yüksek riskli şah damarı ve kalp operasyonunu 2. kere atlatan Sürer: “35 yıldır içtiğim sigarayı bıraktım” Yaklaşık bir yıl önce geçirdiği kalp krizi sonucu bypass olup 3 kez de stent takılan 56 yaşındaki Nazım Sürer, bir türlü sağlığına kavuşamadı. Sık sık ataklar geçiren bu yüzden normal hayatına devam edemeyen hastanın tekrar operasyona alınması ise yüksek risk barındırıyordu. Cesaretle ikinci kez bypass olmaya karar veren Sürer, girdiği başarılı operasyonla hayata yeniden tutundu. 35 yıldır sigara içen hasta, “Yaşadığım korku ve zorluklar gibi artık sigarayı da geride bıraktım” dedi. Bir yıl önce geçirdiği kalp krizi sonrası hastaneye kaldırılan 56 yaşındaki Nazım Sürer, bypass operasyonuyla tedavi edilmişti. Tekrar kriz geçiren Sürer’in tıkanan damarları, bu defa da stent takılarak tedavi edildi. Ancak 5-6 ay içinde 3 defa stent takılan hastanın sağlık durumu bir türlü düzelmedi. Sık sık atak geçiren, yürümekte zorlanan hastanın ikinci operasyon olması ise yüksek ölüm risk barındırıyordu. 4 çocuk ve 4 de torun sahibi olan Sürer ve ailesi, umutsuzluğa düşmeden doktor araştırmaya başladı. Biruni Üniversite Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Murat Uğurlucan’a başvuran hastaya süreç anlatıldı. Ardından Sürer riskli olmasına rağmen bypass olmaya karar vererek yeniden sağlığına kavuştu. “Biraz yol yürüdüğümde başım dönüyordu, düşüyordum” Süreci aktaran Sürer, “Bir yıl önce geçirdiğim kalp krizi ile hastaneye gittik. Ardından süreç zorluğum başladı. Şah damarı operasyonu ve bypass olduktan sonra taburcu oldum. Ancak bir ay sonra tekrar kriz geçirdim. Operasyonu olduğum hastaneye gittiğimde kalbimde değişen damarın tekrar tıkandığını söylediler. Tekrar müdahale edilmeye çalışıldı ancak başarılı olunamadı. Başka hastaneye sevk edildim. Orada da damara stent taktılar ancak krizlerim ve ataklarım bitmedi. Ağrılarım kesilmedi. Ardından doktor araştırmaya başladık. Murat hocaya geldim ve yaşadıklarımı anlattım. O da bana süreci tek tek aktardı. Kesin çözümün bypass ameliyatı ile olacağını söyledi. Bypassa karar verdiğimizi söyledik. Ameliyatımı oldum ve çok şükür sağlıklı şekilde hastaneden çıktım” dedi. Süreç boyunca yaşadığı sıkıntıları anlatan Sürer, “Sürekli göğüs ağrım, ataklarım vardı. Baygınlık geçiriyordum. Biraz yol yürüdüğümde başım dönüyordu, düşüyordum. Kendimi kaybediyordum. Birdenbire vücudumdaki bütün fonksiyonlar duruyordu. Yani normal hayatıma devam edemiyordum” şeklinde konuştu. “Yoğun bakım ekibiyle halı saha maçı yapacağız” “Doktorlar ikinci operasyon için yüzde 50’nin üstünde risk olduğunu söyledi” diyen Sürer, sözlerine şöyle devam etti: “Çok umutsuzluğa düştüğüm oldu. Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Ameliyat olalı 15 gün oldu. Ama onun rahatlığı bile bende var. Nefesimde, yürürken, yatıp kalkarken, yiyip içerken bunun farkını anlayabiliyorum. Hastalığım olmadan önce ben çok fazla yürüyüş yapardım. Yürümeyi çok severim, çok da özledim. Normalde günlük 5-6 kilometre yol yürürdüm. Artık bol bol yürüyeceğim. Burada da yoğun bakım ekibiyle sözleştik, halı saha maçı yapacağız. İyileşeyim, yaralarım iyi olsun, Murat hocam da müsaade ettiğinde hemen halı sahadayım. Yaklaşık 35 yıldır sigara içiyordum. İlk tedavi aşamamda stent olduğum zamanlarda da içmiştim. Ama artık bıraktım. Çocuklarıma ve eşime söz verdim” açıklaması yaptı. “Hasta, bir haftada taburcu oldu” Prof. Dr. Murat Uğurlucan, “Nazım Bey bize geldiğinde hem şah damarlarından operasyon geçirmiş hem de kalp damarlarına bypass yapılmıştı. Maalesef bunlara rağmen kalp damarı, yaklaşık 5-6 ay sonra tıkanmış. Bu süreç içerisinde de 3 kere stent takma işlemi yapılmış. Ancak stentlerde de darlık olmuştu. Hasta bu yüzden endişeliydi, korkuyordu. Bir yıl sonra bize geldi. Bize geldiğinde ameliyat olduğu şah damarında çok ciddi darlık vardı. Stentleri de daralmıştı. Yapılacak tedavi seçenekleri arasında ise yeniden stentleme ya da bypass vardı. Bunların hepsini kendisiyle konuştuk. Ameliyatı tercih etti. Biz de Nazım Beye tekrar şah damar ve bypass ameliyatı yaptık. Süreç sorunsuz geçti, hasta bir hafta içinde taburcu oldu. Şimdi ise gayet sağlıklı, kontrollerine geliyor” açıklaması yaptı. “Stentlerin üstü üste tıkanma nedeni ‘sigara’” Hastaya takılan stentlerin üst üste tıkanmasının nedenlerini anlatan Prof. Dr. Uğurlucan, “Nazım Bey kendine iyi bakmamıştı. Hem ameliyattan önce hem de sonra sigara içmeye devam etti. Neyse ki şimdi içmiyor. Sigara, bu hastalıkta çok büyük risk faktörüdür. Bu tür ameliyatlardan sonra yiyip içtiklerinize dikkat etmeniz gerekir. Spor yapılmalı ve sigaradan uzak durulmalıdır. İlaçlar düzenli kullanılmalıdır. Nazım Bey bunları biraz aksattı” şeklinde konuştu. Tedavi süreci aşamalı şekilde yapıldı Kalp operasyonları zaten risklidir. Ancak ikinci ya da üçüncü operasyonlar daha da yüksek riskler bulundurur. İkinci ameliyatlar ilkinden daha risklidir. Ancak imkânsız değildir. Tedavi sürecimizi ise aşamalı yaptık. Önce şah damarındaki darlığı tedavi ettik. Şah damarındaki darlıkları, hastanemizde hastaları uyutmadan lokal anesteziyle yapıyoruz. Bu sayede hastaların bilişsel durumlarını, nörolojik hareketlerini takip edebiliyoruz. Herhangi bir problemle karşılaşmadık. Bu işlemi bitirdikten sonra göğüs ağrıları devam ettiği için yaklaşık iki gün sonra bu sefer kalp ameliyatına aldık. Kalp ameliyatında da göğsünü yeniden açtık. Gerekli damarlarına bypasslarını yaptık” dedi. “İkinci operasyonlarda dokular yapışık olduğu için kalp yaralanmaları olabilir” İkinci kalp ameliyatlarındaki riskleri sıralayan Prof. Dr. Uğurlucan şunları söyledi: “İkinci açılışlarda dokular çok yapışık olabiliyor. Bu zaten vücudun bir iyileşme sürecidir. İyileşirken vücut, o dokuları sınırlamak için yapışıklıklar yapıyor ve eski haline getirmeye çalışıyor. Ancak bu mümkün olmuyor. O yüzden ikinci açılışlarda her zaman ameliyatın travmasına bağlı olarak damar yaralanmaları, kalp yaralanmaları olabilir. Esas risk budur.” “Altın standart tedavi: Hastaların ameliyat edilmesidir” Stent taktırmak yerine bypass olmanın öneminden de bahseden Prof. Dr. Uğurlucan, “Kalp ve damar hastalıklarında özellikle şah damar hastalıklarında altın standart tedavi, hastaların ameliyat edilmesidir. Aynı şekilde kalp ameliyatlarında da hala teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin bypass ameliyatları güncelliğini ve güvenilirliğini korumakta. Stentler bypasslar gibi uzun ömürlü olmayabiliyor” diyerek sözlerini sonlandırdı. (NŞ-
İstanbul “D vitamini eksikliği vertigoya yol açabilir” Vertigonun başka hastalıkların habercisi olabileceğine değinen Uzman Odyolog Hande Çalışkan, “Vertigo, bazen vücuttaki başka sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Örneğin, zehirlenme durumlarında, hormonal değişikliklerde (gebelikte), demir eksikliği veya B12 vitamini eksikliği gibi durumlarda da vertigo ortaya çıkabilir. Ayrıca, D vitamini eksikliği de vertigo semptomlarına yol açabilir” dedi. Vertigo, günlük yaşamın en sıradan anlarında bile karşınıza çıkabiliyor. Yatakta dönerken, kalkarken, hatta sıradan bir telefon kullanırken bile baş dönmesi yaşayanların sayısı hiç de az değil. Hasta hikâyelerinde sıkça karşılaşılan bu durumun vertigo belirtilerini taşıyanların kliniklere başvurmasına neden olduğunu ifade eden Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi’nden Uzman Odyolog Hande Çalışkan, açıklamalarda bulundu. Uzman Odyolog Çalışkan, “Baş dönmesi şikâyetleri; hastanın ayakta durabileceği, kusmadan kalabileceği, hissettiklerini konuşarak anlatabileceği seviyede ise ilk basamak Acil değil, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniği olmalıdır” diye konuştu. “Bir hastalık değil, bulgudur” Vertigonun tanımını yapan Odyolog Çalışkan, "Halk arasında vertigo bir hastalık olarak tanınır. Halbuki, aslında bir hastalık değil, semptom ya da bulgudur. Vertigo; baş dönmesi demektir. Baş dönmesi bir hastalık değildir. Yaygın olarak hastalık anlamında kullanılan vertigo, aslında iç kulaktaki denge yapısında bulunan çeşitli organizmaların hareketiyle olan ’kulak kristallerinin oynaması’ durumudur. Vertigo çeşitleri arasında en yaygın olanı da bu olduğu için her türlü vertigo şikâyeti, pozisyonel vertigo hastalığı zannedilmektedir” diye konuştu. “Etraf dönüyormuş hissi belirtiler arasında” Vertigoda görülebilecek belirtilere değinen Odyolog Çalışkan, “Etraf dönüyormuş hissi, kişinin hareket ediyormuş hissi, gördüğü nesnelerin hareket halindeymiş gibi netlikten uzaklaşmış, flu ve karıncalanmış görmek, yer ayağının altından kayıyor zannetmek, birileri onu itiyormuş gibi veya çekiyormuş gibi hissetmek, yolda yürürken düz ilerleyemeyip yalpalamak/sendelemek vertigonun belirtileri arasında sayılabilir” dedi. “Stres vertigo sebebi olabilir” Vertigonun nedenlerinden bahseden Odyolog Çalışkan, “İç kulaktaki kristallerin oynaması nedeniyle pozisyonel vertigo oluşur. Ani baş hareketleri, hareketli görsel uyaranlara maruz kalma, uzun süreli bilgisayar kullanımı veya masa başında yanlış postürlerde uzun süre oturma, stres, korku, uykusuzluk ve bazen de hiçbir açık sebep olmaksızın durup dururken meydana gelebilir. Vertigo şikâyetinin süresi vertigoya neden olan hastalığa, hastanın yaşına, ek hastalıklarına, kronik durumlarına, kan değerlerine, stres-kaygı seviyesine, uyku düzenine, yorgunluktan korunma yeteneğine, uyarılara dikkat etme yeteneğine ve tetikleyici etkenlerden korunma yeteneğine bağlı olarak değişiklik gösterir” açıklamasında bulundu. “Vertigo ataklarında yapılması gerekenler” Vertigo atağı anında yapılması gereken 2 önlem olduğunu söyleyen Odyolog Çalışkan, şu bilgileri paylaştı: “Birinci yapılacak hareket tutunmaktır. Bulunduğunuz yer ev olur dışarısı olur hareket halinde, yatarken veya ayakta olun fark etmez. İlk yapmanız gereken sabit bir yere tutunup kendinizi güvene almanızdır. Çünkü biz uzmanların en korktuğu durum baş dönmesi/vertigo değil, hastaların baş dönmesi yüzünden düşüp başlarını bir yere vurmaları veya bedenlerine kırık, çıkık, yaralanma gibi zarar vermeleridir. İkinci yapılacak hareket ise gözlerinizi kocaman açıp karşıdaki sabit herhangi bir noktaya/nesneye bakmaktır. Gözlerinizi başınız dönerken asla kapatmamalısınız. Gözleri kapatmak, başta kendimizi güvende gibi ve rahatsızlığımız geçecek gibi hissettirse de, baş dönmesinin seviyesini hem artırır hem de baş dönmesine maruz kalınan süreyi uzatır. Karşımızdaki sabit nesneye odaklanmak, etrafın hareket etmediği sinyallerini beyne göndermemize yardımcı olur.” “Başka sağlık sorunlarının habercisi olabilir” Vertigonun başka hastalıkların habercisi olabileceğine değinen Çalışkan, “Vertigo, genellikle iç kulaktaki denge organlarının dengesizliği sonucunda ortaya çıkan bir semptomdur. Ancak bazen vertigo, vücuttaki başka sağlık sorunlarının da habercisi olabilir. Örneğin, zehirlenme durumlarında, hormonal değişikliklerde (gebelikte), demir eksikliği veya B12 vitamini eksikliği gibi durumlarda da vertigo ortaya çıkabilir. Ayrıca, D vitamini eksikliği de vertigo semptomlarına yol açabilir. Bu yüzden vertigo yaşayan kişilerin semptomlarını ciddiye alması ve ihmal etmemesi önemlidir. Vertigonun altında yatan sebebin belirlenebilmesi için uzman bir doktor tarafından detaylı bir muayene yapılması, gerekli değerlendirme ve tetkiklerin yapılması gerekmektedir. Böylece vertigonun nedeni tespit edilerek uygun tedavi yöntemleri uygulanabilir ve hastalığın ilerlemesi önlenebilir” ifadelerini kullandı. “Kafeini azaltmak önemli” Vertigoya iyi gelen durumlardan bahseden Uzman Odyolog Çalışkan, “Kafeinin baş dönmesini tetiklediğine dair çok fazla akademik yayın mevcuttur, bu sebeple kafeini olabildiğince azaltmak iyi gelir. Kafeinden kastımız sadece kahve ve türevleri değildir. İçeriğinde kafein olan her şeyden sakınmalıyız. Yeşil çay da hastaların ataklarının en çok tetikleyen besinler başında yer alır. Tuz tüketimini azaltmak da vertigonun tetiklenmesini önlemede önemli rol oynar. Yiyeceklerin içerisinde olabilir ancak üzerine ek tuz serpmekten kaçınmak, turşu gibi tuzu yoğun besinleri tercih etmemek faydalı olacaktır. Tansiyon ve şeker gibi metabolizmamızı doğrudan etkileyen değerleri aniden düşürecek veya yükseltecek her türlü yiyecek-içecek ve aktiviteden kaçınmak gereklidir. Stres, yorgunluk ve uykusuzluktan da kaçınmamız, vertigoyla baş etme sürecinde olumlu etki yapacaktır” dedi. “Vertigonun tedavi yolları” Uzman Odyolog Çalışkan, vertigonun tedavi yollarıyla ilgili şu bilgileri paylaştı: “Vertigo tedavisinin kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bazı durumlarda vücudun kendi denge onarım sistemlerinin işe yarayabilir ancak bu süreçte yaşanan hissiyat devam edebilir. Bu durumlarda hasta, kompansasyon sürecindedir, tedavi manevraları veya özel egzersizlerle desteklenmelidir. Pozisyonel vertigo için doğrudan bir ilaç tedavisi yoktur, betahistin gibi ilaçlar semptomları azaltmak amacıyla kullanılır. İlaç kullanılıyorsa, doğru teşhis için ilaçların bırakılması gerekir.”