ÇEVRE - 13 Nisan 2026 Pazartesi 12:05

Antalya’da depremi fark edince sokağa fırladılar

A
A
A
Antalya’da depremi fark edince sokağa fırladılar

Antalya’nın Demre ilçesi açıklarında bu sabah 5 dakika arayla meydana gelen 3.5 ve 4.7 büyüklüğünde deprem anı, iş yeri güvenlik kameralarına yansıdı.


Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) verilerine göre, Demre ilçesi açıklarında bu sabah 08.43’de 3.5 ve 08.48’de 4.7 büyüklüğünde iki deprem meydana geldi. 3,5 büyüklüğündeki sarsıntı yerin 26.05 kilometre derinliğinde, 4.7 büyüklüğündeki deprem ise 16.17 km derinliğinde gerçekleşti.


Öte yandan deprem anı iş yeri güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerinde depremi hisseden vatandaşların dışarıya kaçtıkları, iş yerindeki malzemeler ile lambaların sallandığı görüldü. Depremin ardından Antalya Valiliği sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Antalya’nın Batı ilçelerinde hissedilen depremden kaynaklı olumsuzluk yaşanmadığı bilgisi paylaşıldı.



Antalya’da depremi fark edince sokağa fırladılar

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Erzurum’da Hukukçular Derneği’nden İsrail’e yasa tepkisi İsrail Parlamentosu tarafından kabul edilen idam yasasına, Hukukçular Derneği tepki gösterdi. Erzurum Adliyesi önünde bir basın açıklaması yapan dernek üyeleri, "İsrail terör devletinin, Filistin topraklarında kendi hukuki düzenini egemen bir devlet gibi kullanması mümkün değildir" dediler. Hukukçular Derneği Erzurum Temsilciliği adına basın açıklaması yapan Avukat Muhammet Selim Karaca, kuruldukları 1970 yılından beri gerek ülkede gerek dünyada meydana gelen hukuksuzlukların karşısında olduklarını ve her daim bu duruşlarını yüksek sesle dillendirdiklerini vurguladı. "Yasa yok hükmündedir" Son yıllarda başta Filistin olmak üzere bütün dünyada giderek artan şiddet eylemleri ve zulmün hukukçuları ciddi bir mesuliyet altında bıraktığını ifade eden Karaca, "Her fırsatta ve her platformda sesimizi yükseltme gayretimize rağmen İsrail terör devleti saldırılarına devam etmekte, insan hakları ihlallerini giderek artırmaktadır. Bugün burada toplanmamızın asıl sebebi ise İsrail Parlamentosu tarafından 30 Mart 2026 tarihinde kabul edilen idam cezasına dair yasal düzenlemenin insan haklarına ve uluslararası hukuka aykırılığını güçlü bir şekilde ortaya koymaktır. Her şeyden önce ifade etmek gerekir ki İsrail Parlamentosu tarafından yapılan bu yasal düzenleme bütün hukuk düzenlerinde yok hükmündedir. BM Kararlarında da teyit edildiği üzere işgalci konumda olan İsrail terör devletinin, Filistin topraklarında kendi hukuki düzenini egemen bir devlet gibi kullanması mümkün değildir. İsrail terör devleti, işgal ettiği topraklar üzerinde tam egemenlik yetkisi kullanamayacağı gibi; kendi hukuk düzenini ve yargı sistemini sınırsız biçimde uygulama yetkisine de sahip değildir" şeklinde konuştu. "Geniş ve belirsiz kavramlara dayanıyor" Söz konusu yasanın, ölüm cezasını; terör eyleminin bir parçası olarak hareket edilmesi, İsrail Devleti’ne veya varlığına zarar verme amacı güdülmesi ve bir İsrail vatandaşı ya da sakininin ölümüne neden olunması gibi unsurların aranması suretiyle düzenlendiği söyleyen Avukat Muhammet Selim Karaca, "Ancak bu unsurların son derece geniş ve belirsiz kavramlara dayanması, düzenlemenin keyfi ve ayrımcı şekilde uygulanmasına açık bir zemin oluşturmaktadır. Bu düzenleme ile İsrail terör devleti, Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden on binlerce insanı hukuki düzenleme kisvesi altında katletmek istemektedir. Yasa metninden anlaşıldığı üzere, söz konusu düzenleme fiilen Filistinlilere uygulanmak üzere kurgulanmıştır. Buna karşılık, Filistinlileri öldüren veya onlara zarar veren İsrail vatandaşları veya yerleşimciler farklı bir hukuk rejimine tabi tutulmakta ve sivil mahkemelerde yargılanmaktadır. Nitekim uygulamada bu kişilerin çoğu zaman cezasız kaldığı da bilinmektedir. Bu durum, Filistinliler ile İsrailliler arasında açık bir ayrımcılık oluşturarak aynı eylemler bakımından farklı hukuk sistemlerinin işletilmesine yol açmakta ve düzenlemenin belirli bir kesimi hedef aldığını açıkça ortaya koymaktadır" dedi. "İsrail’in varlığı güvenlik sorunu haline geldi" Yasa ile idam kararının 90 gün gibi kısa bir süre içerisinde uygulanması düzenlendiğini hatırlatan Karaca, "İdam kararı için gerekli olan oybirliği şartı kaldırılarak basit ekseriyet yeterli görülmüş, temyiz ve itiraz yolları ise önemli ölçüde kısıtlanmış durumdadır. Bu yönüyle düzenleme, adil yargılanma güvencelerini ortadan kaldıran ve siviller üzerinde sindirme amacı taşıyan bir mekanizma niteliğindedir. 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana yaşlı, çocuk, kadın ayrımı gözetmeksizin sivillere yönelik saldırılarını sürdüren ve soykırım suçu işleyen İsrail terör devleti, bu yasa ile eli silahsız ve savunmasız sivilleri hedef alan eylemlerini meşrulaştırmaya yönelik yeni bir hukuki zemin oluşturmaya çalışmaktadır. Elbette söz konusu yasa Filistin’de bulunan hukukçular ve insan hakları savunucuları tarafından iptal talebiyle Yüksek Mahkemeye taşınmış bulunmaktadır. Bu hukuk mücadelesi bizlerin de desteğine ihtiyaç duymaktadır ve hem ülkemizde hem de dünyada daha yüksek sesle dile haykırmalıdır. Gelinen noktada işgalci İsrail terör devletinin varlığının yalnızca Filistin için değil bütün Ortadoğu ve hatta dünya için bir güvenlik sorunu haline geldiği ortadadır" şeklinde konuştu. "Tamamen keyfi bir uygulama" İsrail Parlamentosu tarafından kabul edilen bu katliam yasası bütün uluslararası hukuk düzenlemelerine de aykırı olduğunu söyleyen Karaca, "Öncelikle, idam cezasının uygulanmasına ilişkin uluslararası standartlar bakımından ciddi ihlaller söz konusudur. İsrail’in taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nde idam cezası son derece dar bir çerçeveye tabi tutulmuştur ve buna göre idam cezası yalnızca "en ağır suçlar" için, sıkı usulü güvenceler altında ve keyfilikten uzak biçimde uygulanabilir. Buna karşılık söz konusu düzenleme, "terör" kavramını geniş ve belirsiz bir şekilde kullanarak ölüm cezasının kapsamını genişletmekte ve özellikle askerî mahkemeler bakımından bu cezayı fiilen zorunlu yapmaktadır. Nitekim bu yasa ile idam cezalarının keyfilik arz ettiği ve uluslararası hukukla uzlaşmadığı, düzenlemenin yalnızca Filistinlilere yönelik bir apartheid uygulamasının kılıfı olduğu ortadadır. Düzenleme aynı zamanda işgal altındaki topraklarda uygulanması bakımından uluslararası insancıl hukuk ile de uzlaşmamaktadır. 1949 tarihli IV. Cenevre Sözleşmesi uyarınca işgalci gücün cezai yetkileri son derece sınırlıdır ve bu yetkilerin işgal altındaki nüfusun korunması amacına uygun şekilde kullanılması gerekmektedir" dedi. "Tek başına bir savaş suçu niteliğinde" Bu kapsamda Hukukçular Derneği olarak, İsrail’in kabul ettiği ayrımcı idam yasasına karşı hukuki girişimler başlattıklarını ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Özel Prosedürler nezdinde; Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu’na, Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörlüğü’ne, İşgal Altındaki Filistin Topraklarında İnsan Haklarının Durumu Özel Raportörlüğü’ne, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Ceza Özel Raportörlüğüne başvurularda bulunulduğuna dikkat çeken Avukat Muhammet Selim Karaca, "Hukukçular Derneği olarak; başta ülkemizde olmak üzere dünyadaki bütün Hukukçuları, insan hakları savunucularını, sivil toplum örgütlerini ve vicdan sahibi insanları İsrail Parlamentosu’nun bu yasal düzenlemesi başta olmak üzere İsrail Terör Devletinin insanlığa karşı eylemlerine karşı durmak, sesimizi bütün dünyaya duyurmak ve en önemlisi Özgür Filistin için hukuki ve sivil mücadeleye davet ediyoruz" diye konuştu.
Ankara Bakan Bolat: "Avrupa Birliği her zaman temel ortağımız olmuştur" Avrupa Birliği (AB) ülkeleri büyükelçileriyle toplantı gerçekleştiren Ticaret Bakanı Ömer Bolat, "Avrupa Birliği her zaman temel ortağımız olmuştur. Bu yıl Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin 30’uncu yıldönümünü kutlarken, ekonomilerimiz arasındaki derin entegrasyona en başından beri ne kadar önemli bir katkı sağladığının farkındayız" dedi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri büyükelçileriyle toplantı gerçekleştirdi. Ticaret Bakanlığı ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda, AB ülkeleriyle olan ekonomik ve ticari iş birlikleri ele alındı. Burada bir konuşma gerçekleştiren Bakan Bolat, küresel ekonominin değişen tedarik zincirlerine, teknolojik dönüşümüne ve artan jeopolitik belirsizliklerle yeniden şekillendiği bir dönemde bir araya geldiklerini vurgulayarak, "Böyle bir dönemde güvenilir ortaklar, dirençli ekonomiler ve entegre değer zincirleri artık bir tercih değil, bir zorunluluktur. Tam da bu bağlamda, Avrupa ekonomisiyle 30 yılı aşkın derin entegrasyonuyla güvenilirliğini kanıtlamış olan Türkiye, güçlü ve büyüyen performansıyla daha da pekişen konumuyla öne çıkmaktadır" diye konuştu. "Avrupa Birliği her zaman temel ortağımız olmuştur" Bolat, Türkiye-AB ekonomik ilişkilerine dair bilgiler aktararak, "2025 yılında yüzde 3,6’lık bir GSYH büyüme oranı elde ederek Orta Vadeli Program hedefimizi aştık ve art arda 22 çeyrek kesintisiz ekonomik büyüme kaydettik. 1,6 trilyon dolarlık milli gelirimizle dünyanın en büyük 16. ekonomisi ve OECD ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomilerden biri haline geldik. Buna bağlı olarak kişi başına düşen milli gelirimiz 18 bin 40 dolara ulaştı. Bu büyüme yolculuğunda Avrupa Birliği her zaman temel ortağımız olmuştur. Bu yıl Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin 30’uncu yıldönümünü kutlarken, ekonomilerimiz arasındaki derin entegrasyona en başından beri ne kadar önemli bir katkı sağladığının farkındayız. Ekonomik entegrasyonumuz, Avrupa Birliği ile derin ve stratejik olmaya devam etmektedir. 2025 yılında ihracatımızın yüzde 43’ü AB’ye yönelirken, ithalatımızın yüzde 32’si AB kaynaklı olmuştur. Avrupa Birliği Türkiye’nin birincil ticaret ortağı olmaya devam ederken, Türkiye de AB’nin 5’inci büyük ortağı konumunu sürdürmektedir" ifadelerine yer verdi. "Türkiye Avrupa için güvenilir bir üretim, tedarik ve yatırım ortağıdır" Avrupa Birliği ile olan ikili ticaretin neredeyse 9 kat genişleyerek 1995’teki 26,6 milyar dolardan 2025’te 233 milyar dolara ulaştığı bilgisini de paylaşan Bolat, "Türkiye bugün sadece büyüyen bir ekonomi değil, aynı zamanda Avrupa için güvenilir bir üretim, tedarik ve yatırım ortağıdır. Türkiye ile AB arasındaki yatırım bağları da aynı derecede güçlüdür ve derinleşmeye devam etmektedir. Türkiye’deki doğrudan yabancı yatırımların yaklaşık yüzde 70’i Avrupalı şirketler kaynaklıdır. Otomotiv sektöründe Türkiye, Avrupa’da 4’üncü, küresel olarak ise 12’inci en büyük üretim merkezidir. Savunma ve havacılık ihracatımız son yirmi yılda kırk kat artarak 10 milyar doları aşmıştır" açıklamasında bulundu. Toplantının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bolat, bu toplantıların danışma ve istişareler yapmak amacıyla gerçekleştirdiklerini aktardı. Bolat, son zamanlardaki gelişmelerden sonra Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak belirledikleri pozisyonlarına ve görüşlerine ilişkin Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçiliklerini bilgilendirdiklerini ifade etti. "Avrupa Birliği açısından Türkiye, 3’üncü büyük tercihli ticaret ortağı konumunda" Türkiye-Avrupa Birliği ekonomik ilişkilerinin geldiği boyut itibariyle memnuniyetlerini de ifade ettiklerini kaydeden Bolat, sözlerine şu şekilde devam etti: "AB ile 233 milyar dolarlık bir ihracat, ithalat toplam hacmine sahibiz ve ihracat-ithalatta AB Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumunda. Avrupa Birliği açısından da Türkiye dünyadaki 5’inci büyük ticaret ortağı ve 3’üncü büyük tercihli ticaret ortağı konumunda bunları vurguladık. Türkiye’de bugün 286 milyar dolar olan doğrudan yabancı yatırımlar içinde Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ve birlik dışındaki Avrupa ülkelerinin 3’te 2’ye yakın bir payı var. Çok önemli 1 milyon 200 bin toplamda istihdam sağlanıyor ve Türkiye’nin ihracatına da yaklaşık 70 milyar dolar bir katkı yapıyorlar. Türkiye ile AB arasında özellikle imalat sanayi sektörlerinde ve otomotiv sektöründeki tedarik zincirinin ne kadar önemli ve sıkı olduğunu kendilerine hatırlattık. Bu noktada Avrupa Birliği’nin geçtiğimiz haftalarda kabul ettiği AB komisyonu tarafından kabul edilmiş olan sanayi hızlandırma yasasını, Türkiye’nin de Gümrük Birliği üyesi olarak ’Made-İn EU’ projesinde yer almasından duyduğumuz memnuniyeti ifade ettik." "Yeşil ekonomi konusunda ticaretin olumsuz etkilenmemesi için yoğun bir çalışma içindeyiz" Avrupa Birliği’nin Türkiye ekonomisi için entegrasyon bakımından önemine vurgu yapan Bolat, Türkiye’nin de aynı şekilde Avrupa Birliği ekonomisi için önemli olduğunu ifade etti. Bolat, "Avrupa Birliği’nin gerek dijital ekonomi gerekse yeşil ekonomi konusundaki yeni mevzuatlarına Türkiye olarak uyum sağlama konusunda yaptığımız çalışmalardan bahsettik. Kamu alımları ile alakalı olarak Avrupa Birliği ile ikili bazda müzakere hazırlıklarımızdan bahsettik ve yeşil ekonomi konusunda sanayilerimizin en az ticaretin aksaması şeklinde olumsuz etkilenmemesi için yoğun bir çalışma içindeyiz. Ve bu noktada Avrupa Birliği komisyonundan da gerekli koordinasyonu görüyoruz. Ekiplerimiz iki tarafta da çalışıyorlar. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda ki ülke olarak beklentimizi ve talebimizi bir kez daha ifade ettik. Bunun yanında ulaştırma sektöründeki kotaların kaldırılması ve vize zorunluluğunun kaldırılması ve daha da şimdilik kaydıyla hafifletilmesi konusundaki beklentilerimizi söyledik" değerlendirmesinde bulundu. "Cumhurbaşkanımızın kaptanlığında yoğun bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz" Yeşil ekonomiye uyum ve ’Sınırda Karbon’ düzenlemelerinin yürürlüğe girdiğini hatırlatan Bolat, "Emisyon ticaret sistemi Türkiye’de yakında kurulmuş olacak. Bu çabalarımızla Türkiyemizin ekonomik büyümesinde lokomotif görevi gören ihracatlarımızın, sanayilerimizin, tarım ve hizmetler sektörümüzün pazarlarını genişletecek, önünü açacak. İmkanları meydana getirmek için tüm hükümet olarak Cumhurbaşkanımızın kaptanlığında, önderliğinde yoğun bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.