EKONOMİ - 11 Mayıs 2026 Pazartesi 12:12

ASO 2026 yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı gerçekleşti

A
A
A
ASO 2026 yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı gerçekleşti

Ankara Sanayi Odası (ASO) 2026 yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, Antalya'nın Serik ilçesinde yapıldı.

ASO 2026 yılı Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı, Serik'te bulunan bir otelde düzenlendi. ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç'ın güncel ekonomik gelişmeleri değerlendirdiği ve sanayicilerin beklentilerini ifade ettiği açılış konuşmasının ardından toplantı, Başkan Seyit Ardıç'ın moderatörlüğünü yaptığı ve kamu bankaları Genel Müdür Yardımcılarının katıldığı ‘Sanayicinin Finansmana Erişimi' konulu panelle devam etti.

Ardıç, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım olmak üzere tüm annelerin Anneler Günü'nü kutlayarak konuşmasına başladı.

"Enflasyonla mücadeledeki kararlılığı sonuna kadar destekliyoruz"

Enflasyonla mücadelenin üretim kapasitesini zayıflatarak sağlanamayacağını vurgulayan Ardıç, Türkiye'nin yeniden üretim ekonomisine odaklanması gerektiğini ifade ederek, "Patlak veren İran-ABD-İsrail savaşı enerji fiyatlarını yüzde 60 yukarı çekti. Oluşan belirsizlik, sanayicimizin üretim maliyetini, enerji, hammadde, ara malı ve teslimat süreleri üzerinden de artırdı. Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz tabloda birçok maliyet ve belirsizlik, reel sektörün yani bizlerin üzerine binmiş durumdadır. Enflasyonla mücadeledeki kararlılığı sonuna kadar destekliyoruz. Ancak bu mücadelenin üretim, yatırım, istihdam ve ihracat kapasitesini zayıflatmadan yürütülmesi için ekonomi programının reel sektör ayağının güçlü tamamlayıcı adımlarla desteklenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur" dedi.

"Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, ihraç ettiğimiz pek çok üründe karbon faturasını şimdiden masaya koymaktadır"

Dün maliyetlerin konuşulduğunu bugün ise kapasitenin konuşulmasının zorunda olduğunu vurgulayan Ardıç, "Savaşlar artık sadece cephede sonuç doğurmuyor; sigorta primlerinde, navlun fiyatlarında, ihracatçının teslim süresinde, enerji faturalarında, Merkez Bankalarının kararlarında sonuç doğuruyor. Bu durum doğrudan sanayicimizin maliyetini ve KOBİ'mizin nakit akışını olumsuz etkiliyor. Sorun, küresel ekonominin güven kaybetmesidir. Teknolojiyi üreten, yeteneğini geliştiren ve kullanan, veriye hakim olan, kaliteyi izleyen, tedarik zincirini takip eden, karbon yükümlülüklerine uyan ülkeler öne çıkacaktır. Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, yani Avrupa'ya mal satarken karbon ayak izi için ödenecek ek vergi; demir-çelikten alüminyuma, çimentodan gübreye, elektrikten hidrojene kadar ihraç ettiğimiz pek çok üründe karbon faturasını şimdiden masaya koymaktadır" diye konuştu.

Sanayi politikasının yalnızca teşvik, kredi ve yatırım alanlarıyla sınırlı değerlendirilemeyeceğini belirten Ardıç; teknoloji, eğitim, finansman, lojistik, enerji, dijital altyapı ve kurumsal kapasitenin birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
Seyit Ardıç, Ankara'daki savunma sanayii, teknoparklar, OSB'ler, üniversiteler ve KOBİ'ler arasında daha güçlü iş birliği kurulması gerektiğini belirterek, mevcut potansiyelin ancak ortak üretim ve bilgi paylaşımıyla gerçek bir sıçramaya dönüşebileceğini ifade etti.

Ankara'nın 18,5 milyar dolarlık toplam ihracatının yaklaşık üçte birinin savunmadan geldiğinin altını çizen Ardıç, Ankara'da savunma sanayii için çalışan 50 bin nitelikli mühendis ve teknik personelin hem üretim hem de Ar-Ge yoğunluğunun kalbinde olduğunu vurguladı.

Başkan Ardıç, Ankara'nın üretim üssü konumunu koruyabilmesi için savunma sanayiindeki yüksek mühendislik kapasitesinin makine, otomotiv ve medikal gibi diğer sektörlere de yayılması gerektiğini belirtti. Ardıç, sanayisizleşmenin çoğu zaman sessiz ilerlediğini; kapasite kaybı, yatırım iştahının azalması ve fabrika kapanmalarıyla sonuçlandığını söyledi.

Seyit Ardıç, Türkiye'nin son 30 yılda ihracatta önemli ilerleme kaydettiğini ancak yüksek teknoloji alanında istenilen seviyeye ulaşılamadığını belirtti. Yüksek teknolojili ürün ihracatının 2025'te 9,9 milyar dolar seviyesinde kaldığını, buna karşılık ithalatın 37 milyar doları aştığını dile getiren Ardıç, yüksek teknolojinin ihracat yapısının merkezine yerleşemediğini söyledi. Ardıç, Türkiye'nin artık üretim, Ar-Ge, inovasyon ve verimlilik odaklı yeni bir dönüşüme ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

"Türkiye, Avrasya'nın Brezilya'sı değil; Güney Kore'si olmak zorundadır"

Yeni yüzyılda rekabetin yalnızca firmalar arasında değil, devletler ve ekosistemler arasında yaşandığını belirten Ardıç, "Bu yeni düzende Türkiye'nin önünde tarihi bir tercih var. Brezilya gibi, hammaddeye, iç pazara ve dönemsel büyümeye yaslanan bir ekonomiyle mi yetineceğiz; yoksa Güney Kore gibi teknolojiyi, ihracatı, markayı, verimliliği merkeze alan bir üretim/sanayi gücü mü olacağız? Asıl belirleyici olan hangi teknolojiyi ürettiğimizdir. Sanayicimizin küresel rekabette ulaşacağı yüksek konumdur. Türkiye, Avrasya'nın Brezilya'sı değil; Güney Kore'si olmak zorundadır" şeklinde konuştu.

"KOBİ kredilerinin toplam işletme kredileri içindeki payı 2024'te yüzde 35,2'ye gerilemiştir"

OECD verilerine değinen Seyit Ardıç, "Ülkemizde KOBİ kredilerinin toplam işletme kredileri içindeki payı 2024'te yüzde 35,2'ye gerilemiştir. Oysa OECD ortalaması yaklaşık yüzde 47 seviyesindedir. KOBİ'miz, üreticimiz, sanayicimiz hala OECD ortalamasının gerisinde bir finansman derinliğiyle üretim yapmaya çalışmaktadır. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye'de özel sektöre banka kredilerinin Gayrisafi Yurtiçi Hasılaya oranı 2024'te yüzde 37 olup; yüksek gelirli ülkelerde bu oran çok daha üst seviyelerdedir" ifadelerini kullandı.

"Finansman mimarimiz üretken yatırımı ödüllendiren bir yapıya kavuşmalıdır"

Kefalet limitleri, teminat şartları, kota uygulamaları ve kredi tahsis süreçlerinin iyileştirilmesi gerektiğini söyleyen Ardıç, "Proje bazlı kredi mekanizması da hala yeterli düzeyde değildir. Bizim ihtiyacımız, bilançosu güçlü olana kredi veren bir sistemin yanında; doğru projeyi, doğru yatırımı, doğru teknolojiyi, doğru ihracat potansiyelini kredilendiren bir sistemdir. Finansman mimarimiz teknolojik yeniliği ve üretken yatırımı daha fazla ödüllendiren bir yapıya kavuşmalıdır" dedi.
Seyit Ardıç, sanayicilerin beklentisinin riski yalnızca üreticinin üstlendiği değil; teknolojik dönüşümü destekleyen, üretim, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve ihracat kapasitesini önceleyen uzun vadeli ve seçici bir finansman yapısı olduğunu ifade etti.
Başkan Seyit Ardıç, teknoloji ile üretim arasındaki bağı güçlendirmek için sahada aktif çalışacaklarını belirterek, KOBİ'lerin teknoloji, finansman ve pazara erişimini kolaylaştıracak adımlar atacaklarını, üniversite-sanayi iş birliğini güçlendireceklerini ve ASO Serbest Bölgesi ile ASO Teknoloji Üssü gibi projeleri hayata geçirmek için çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.

Seyit Ardıç, teşvik sisteminin yalnızca yatırımı değil üretim çıktısını da esas alması gerektiğini belirterek, dijitalleşmenin rekabet için zorunlu hale geldiğini ve sanayi finansmanının üretken yatırımları önceleyen bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Ardıç, sanayisizleşme riskine karşı kararlı olduklarını söyledi.
‘Yılın Komitesi' ödülünü almaya 2025 yılı çalışmalarına ilişkin beş komite hak kazandı. Ardıç, komite üyelerine sırasıyla ödüllerini takdim etti.

Sanayicinin Finansmana Erişimi' paneli

ASO Başkanı Ardıç'ın moderatörlüğündeki panele, Ziraat Bankası Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Şükrü Taşçı, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı Yalçın Madenci, Türk Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çağrı Altındağ ve Vakıflar Bankası T.A.O. Ticari ve Kurumsal Grup Başkanı Alparslan Şahin panelist olarak katıldı.

Ziraat Bankası olarak uzun vadede kredi verilmesinin yollarının bulunması gerektiğini söyleyen Şükrü Taşçı, finansal ve reel sektörün birbiriyle uygun hareket etmesi, koordinasyonun daha fazla arttırılması konusunda nelerin yapılması gerektiğini aktardı.

Bankaları zamanında bilgilendirebilecek, ikna edebilecek ve bankalara firmanın durumunu izah edebilecek finansçıların firmalara istihdam edilmesi gerektiğini savunan Yalçın Madenci, son birkaç yıldır özellikle sıkıntı yaşayan firmaların zayıf finans ekipleriyle çalıştıklarını gördüğünü ifade etti. Öte yandan, firmaların finansal geleceklerinin ve gidişatlarının kendi yönlendirdikleri şekilde bankalarla paylaşılmasının daha doğru olacağını dile getirdi.

Alparslan Şahin, kredi ilişkisinin yatırımlar ve işletmeler açısından büyük önem taşıdığını belirterek, kredi dışındaki ödeme ve tasarruf çözümlerinde bankalarla entegrasyonun artırılmasının hem iş birliklerini güçlendireceğini hem de maliyet avantajı sağlayacağını ifade etti. Şahin, VakıfBank başta olmak üzere bankaların dijital ödeme ve tasarruf alanında çok sayıda çözüm sunduğunu söyledi.

Mustafa Çağrı Altındağ, Eximbank'ın 2025 yılını 26,7 milyar doları kredi, 27,5 milyar doları alacak sigortası olmak üzere toplam 54,2 milyar dolarlık destekle kapattığını belirtti. 2026 yılı hedefinin ise 28 milyar dolar kredi ve 31 milyar dolar alacak sigortasıyla toplam 59 milyar dolar destek olduğunu ifade eden Altındağ, 2020'den bu yana takip edilen 50 milyar dolarlık hedefin 2025'te aşıldığını, 2026'da ise 60 milyar dolar seviyesinin üzerine çıkmayı hedeflediklerini söyledi. Bankanın bilanço büyüklüğünün 1,5 trilyon liraya ulaştığını kaydeden Altındağ, aktif büyüklüğünün yüzde 90'ının ihracatçı firmaların kullandığı krediler olduğunu bildirdi.

Bilal Sarıkavak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Hüseyin Gün "İlk tutuklandığımda devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim" İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu ve diğer 3 sanığın ‘siyasal casusluk’ davasının görülmesine başlandı. Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Hüseyin Gün casus olmadığını belirterek "FETÖ ile ilgili örgüt şemalarını yurt dışındaki irtibatlarımdan faydalanarak bizzat ben hazırladım ve devletimizin resmi makamlarına iletilmesini sağladım. Ben ilk tutuklandığımda, devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim. Hiçbir karşılık beklemeksizin hain FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün huzurunuzda tarafıma yöneltilen asılsız casusluk suçlamasının sözde delili olarak gösterilmesi kabul edilemez" ifadelerini kullandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün hakkında ‘siyasal casusluk’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın görülmesine başlandı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda görülen duruşmada tutuklu sanıklar Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün ile avukatları hazır bulundu. "Kendimden eminim casus değilim" Tutuklu sanık Hüseyin Gün savunmasında "Ben 313 gündür bu günü bekliyorum. Muhbir Ümit Deniz Alaçam tarafından 112 acil çağrı merkezine yapılan ihbar üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Bürosu tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ya da askeri casusluk amacıyla temin etmek isnadıyla hakkımda yakalama kararı çıkartılmıştır. Ben bu sırada gıyabımda yaşanan olaylardan habersiz ülkemizde yapay zeka fabrikası kurmak için Amerika’dan uçakla Türkiye’ye giriş yaptıktan hemen sonra İstanbul Havalimanı’ndan gözaltına alındım. Bu sırada cep telefonum ve dizüstü bilgisayarıma emniyet güçlerince el konuldu. Söz konusu dijital verilerimin şifrelerini kendi isteğimle emniyet güçlerine ben verdim çünkü kendimden eminim casus değilim" dedi. "Casus olmayan biri başka hiç kimseye casus iftirası atamaz" Hüseyin Gün savunmasının devamında "Siyasal veya askeri casusluk amacıyla bilgi temin ettiğim yönündeki iddialar tamamıyla mesnetsiz ve gerçek dışıdır. Ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım ve kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri başka hiç kimseye casus iftirası atamaz. Tarafıma yöneltilen casusluk suçlaması uyuşturucu ve yasadışı bahis müptelası olan muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın öz annesinin sürekli olarak kendisine rol model ve ağabey olarak beni göstermesinden kaynaklanan, geçmişe dayalı husumet ve kıskançlıkla ileri sürdüğü asılsız iftiralardan ibarettir. İddianamede suçun delili olarak gösterilen cep telefonundaki kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar, emekli istihbarat görevlileri ile yazışmalarıma bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi casusluk maksadıyla temin ettiğime ya da hangi gizli bilgileri hangi istihbarat yetkilisine ne şekilde açıkladığıma yönelik somut hiçbir delilin bulunamadığını tespit edebilirsiniz" şeklinde konuştu. "FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptım" Tutuklu sanık Gün savunmasının devamında "Ben, uzun yıllardır dünyanın değişik bölgelerinde, farklı iş alanlarında yatırım yapan bir iş insanıyım. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına, yurt dışında üstlenmiş olduğum önemli görev ve sorumluluklar göz önünde bulundurulduğunda yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar, emekli asker ve istihbarat mensupları ile görüşmemde hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir durumun bulunmadığını tespit edebilirsiniz. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda Avrupa ve Amerika’da firari olan FETÖ’cülerin açık kimliklerinin, adreslerinin, oradaki ilişki ağlarının, mal varlıklarının tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir" ifadelerini kullandı. "Devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim" Gün savunmasının devamında "BC, yani Black Cell başlıklı raporları ve FETÖ ile ilgili örgüt şemalarını, yurt dışındaki irtibatlarımdan faydalanarak bizzat ben hazırladım ve devletimizin resmi makamlarına iletilmesini sağladım. İddianamenin eklerinde yer alan kodlamalar başlıklı yazışmada da benim Türk Devleti adına yurt dışında FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelede proje yöneticisi olduğum açıkça belirtilmiştir. Ben ilk tutuklandığımda, devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim. Hiçbir karşılık beklemeksizin hain FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün huzurunuzda tarafıma yöneltilen asılsız casusluk suçlamasının sözde delili olarak gösterilmesi kabul edilemez" ifadelerini kullandı. "Açık kaynak verilerine dayalı sosyal medya analizinin siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi hakikatten son derece uzaktır" Hüseyin Gün savunmasının devamında "Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ı, manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım. Ekrem İmamoğlu’nu ise İBB Başkanı olarak seçildikten yaklaşık bir, bir buçuk ay sonra yine manevi annemin yönlendirmesi ile Saraçhane binasına yaptığımız nezaket ziyareti ve bir adet fotoğraf sırasında sadece bir dakika gördüm. Benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptalinden sonra manevi annem merhum Seher Erçeli Alaçam’ın yoğun ısrarı neticesindedir. Kendisi koyu CHP’liydi ve İmamoğlu’nu çok seviyordu. Manevi annemin ısrarı üzerine Sayın İmamoğlu’nun seçim danışmanı ve kampanya menajeri olan Necati Özkan ile yaklaşık 10-12 günlük sürede, hiçbir gayrihukuki yönü olmayan bir sosyal medya analizi çalışmamız oldu. Bu da gönüllü olarak yapıldı bir ücret de yok. Manevi annem benden rica etti diye, yurt dışında ortağı olduğum şirketin teknik elemanlarına internetteki açık kaynak erişimlerine dayalı veriler üzerinden ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Her şey bundan ibaret. İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynak verilerine dayalı olarak yapılan bir sosyal medya analizinin iddianamede siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi, inandırıcılıktan ve hakikatten son derece uzaktır" dedi. Duruşma Hüseyin Gün’ün savunması ile sürüyor.
Muğla İsrail zulmüne uğrayan "Global Sumud Filosu"ndan bir grup Marmaris’e geldi Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan ve Akdeniz’de İsrail müdahalesiyle karşı karşıya kalan "Global Sumud Filosu", teknik ihtiyaçların karşılanması amacıyla önceki gün Muğla’nın Marmaris ilçesine ulaştı. Karaya inen bazı aktivistlerin Marmaris Adliyesi’ne giderek şikayetçi olduğu öğrenilirken, olayla ilgili Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldı. İspanya’nın Barselona kentinden 15 Nisan’da hareket eden ve yaklaşık 300 aktivistin yer aldığı 38 teknelik filo, yaşanan müdahalenin ardından dün Marmaris’e demirledi. Teknik kontrollerin yapılmasının ardından teknelerin Marmaris gümrüklü limanından giriş işlemleri başlatıldı. Tekneler Marmaris açıklarına demir attı. ‘Güvenlik önlemleri artırıldı’ Girit üzerinden gelen aktivistlerin Türkiye’ye giriş işlemleri güvenlik birimlerinin koordinasyonunda kontrollü şekilde başlatıldı. Liman bölgesinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, işlemlerin daha hızlı yürütülebilmesi amacıyla bölgede geçici karakol oluşturulduğu öğrenildi. Aktivistler, sağlık kontrolleri için Marmaris Devlet Hastanesi’ne götürülürken, sağlık ekiplerinin liman çevresinde hazır bekletildiği ve güvenlik tedbirlerinin artırıldığı bildirildi. ‘Aktivistler adliyeye gitti’ Karaya inen bazı aktivistlerin Marmaris Adliyesi’ne giderek yaşanan müdahaleye ilişkin şikayette bulunduğu öğrenildi. Öte yandan Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olayla ilgili resen soruşturma başlattığı belirtildi. Soruşturma kapsamında Türk vatandaşlarının ifadelerinin alınmaya başlandığı, olayın tüm yönleriyle incelendiği kaydedildi. "Global Sumud Filosu’’nun filodaki teknik eksikliklerin giderilmesinin ardından sürece ilişkin değerlendirmelerin yapılacağı ve ona göre bir program düzenleneceği öğrenildi.
Kayseri Merdiven altı güzellik merkezleri tehlike saçıyor Merdiven altı güzellik merkezlerinin denetlenmesi gerektiğini ifade eden Tüketiciler Birliği Genel Bakanı Mahmut Şahin, "Denetimden uzak şekilde ve adına da resmi bir karşılığı olmayan ’estetisyen’ ünvanını verdikleri insanlarla, ’seni güzelleştireceğiz, gençleştireceğiz’ vaatleri ile kesip doğruyorlar" dedi. Denetimden uzak olan güzellik merkezlerinde sağlık işlemleri yapıldığını söyleyen Başkan Şahin, "Merdiven altı sistem diye tabir ettiğimiz güzellik merkezleri gözümüzün önünde yüzlerce adeta. Denetimden uzak şekilde ve adına da resmi bir karşılığı olmayan estetisyen ünvanını verdikleri insanlarla, seni güzelleştireceğiz, gençleştireceğiz vaatleri ile kesip doğruyorlar. Hiçbir yasal denetimi yok, hiçbir takip sistemi yok, başıboş bırakılmış bir alan. Bu durumun en acı tarafı, bu sisteme çantacılık yapan doktorların da bulunması. Bazı malzemeleri yalnızca doktorlar kendi kodları ile alabiliyorlar. Bu kodla malzemeleri alıp, çantacılık yaparak bu güzellik merkezlerine satıyorlar. Daha da kötüsü, hiçbir denetime tabi tutulmadan, merdiven altı üretimle her tarafta satılabiliyor. Bu durum insan sağlığını ilgilendiriyor. İnsanımızın sağlığı bu kadar ucuz olmamalı. Biz Uganda değiliz, bu tür vaatler rahat rahat yapılamamalı. Eğer devletten çekinmeleri olmazsa, bu insanların bizim sağlığımıza da bir kıymeti olmaz. Burada sağlık işlemi yapılıyor. İnsanların kör olmasını, burunlarının üzerini kaybetmesini, kulağını duyacağını engelleyici işler yapılıyor, bunlar sağlıkla alakalı" şeklinde konuştu. "Nasıl bu kadar rahat insanların sağlığıyla oynayabiliyorlar?" Laboratuvarda yapılması gerek işlemlerin, güzellik merkezleri kendileri yapıyormuş gibi lanse ettiklerini belirten Şahin, "Mezoterapi dediğimiz işlem bir laboratuvarda yapılması gereken bir işlem. İnsanların gerek selülitleri gerekse saçlarıyla alakalı vaatlerde bulunarak, ’Biz laboratuvarda kanlarınızı ayrıştırıyoruz, bunu da enjekte edip sağlıklı olmanızı sağlıyoruz’ diyorlar. Bir kere bunun laboratuvarda yapılması lazım. Burada laboratuvar olmadığı gibi olsa bile işleyecek bir yetkili yok. Bunun eğitimini almış birisi yok. Nasıl bu kadar rahat insanların sağlığıyla oynayabiliyorlar? Dalga geçer gibi insanların kanlarını alıyorlar, ayrıştırma yapar gibi yapıp insanların vücuduna su enjekte ediyorlar. Bunu da parayla satıyorlar. Bu kadar başıboş bir sistemin denetlenmemesi bu ülkenin yasal olarak bir ayıbı. Tüketicilere çağrımız da her halükarda kim yaparsa yapsın, sağlığınızı etkileyen bu işlem sizi güzelleştirmez. Yüz güzelliğine değil, gönül ve ahlak güzelliğine odaklanın" ifadelerini kullandı.
İzmir İzmir Büyükşehir iştiraklerine yönelik operasyonda flaş gelişme İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen yolsuzluk ve dolandırıcılık soruşturması kapsamında, aralarında İzmir Büyükşehir Belediyesi eski üst düzey bürokratlarının da bulunduğu 5 şüpheli, jandarma ekiplerince düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın "Nitelikli Dolandırıcılık" (TCK Md.158) ve "Güveni Kötüye Kullanma" (TCK Md.155) suçları çerçevesinde yürüttüğü soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. İzmir İl Jandarma Komutanlığı ekipleri; Güzelbahçe, Seferihisar, Karşıyaka ve Menemen ilçelerinde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirdi. Eski bürokratlar gözaltında Operasyon kapsamında, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İZBETON’un eski genel müdür yardımcısı, İZDOĞA A.Ş.’nin eski yönetim kurulu başkanı ve eski genel müdürü ile Kırveli Makine Mühendislik A.Ş. yönetim kurulu başkanı ve temsilcisi yakalanarak gözaltına alındı. Dosya kapsamında halihazırda tutuklu bulunan İZBETON eski Genel Müdürü Heval Savaş Kaya hakkında da gözaltı işlemi uygulandığı bildirildi. Soruşturmanın odağı: Teftiş Kurulu raporları Soruşturmanın, İzmir Büyükşehir Belediyesi iç denetim birimi tarafından hazırlanan teftiş kurulu raporları ve Sayıştay raporlarına yansıyan usulsüz işlemler üzerine derinleştirildiği öğrenildi. Gözaltına alınan isimler arasında eski Belediye Başkanı Tunç Soyer’in danışmanlarından Güven Eken ve eski genel müdür Özkan Baturu’nun da bulunduğu belirtildi. Suçlamaları kabul etmemişlerdi Daha önce savcılık tarafından ifadeleri alınmak üzere çağrılan şüphelilerin, yöneltilen suçlamaları reddettikleri bilgisine ulaşıldı. Şüphelilerin jandarmadaki işlemleri sürüyor.
Sinop Sinop’ta "Çevresel Farkındalık ve Bilimsel İş Birliği Protokolü" imzalandı Sinop’ta çevresel farkındalığın artırılması, doğal hayatın korunması ve bilimsel iş birliğinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan "Çevresel Farkındalık ve Bilimsel İş Birliği Protokolü" düzenlenen törenle imzalandı. Protokol ile Saraydüzü ilçesindeki Cuma Ovası’nı merkeze alan, Türkiye’ye örnek bir kırsal kalkınma hamlesinin ilk adımı atıldı. Törende konuşan Sinop Valisi Mustafa Özarslan, projenin vizyonunu şu sözlerle özetledi: "Valiliğimiz öncülüğünde, paydaş kurumlarımızın iş birliği ile Sinop’umuzun doğa incisi Saraydüzü ilçemiz Cumaköy’de ’Leylek Şenliği’ni hayata geçiriliyor. Cumaköy’ümüzün fiziksel altyapısına, sosyo-ekonomik hayatına kaldıraç etkisi yapacak olan şenlik, 20 Haziran’da başlıyor. Her yıl mart ayının başından ağustos ayının sonuna kadar yaklaşık 6 ay boyunca 120 leylek Cuma Ovası’nda bizlere misafir oluyor. Bu leylekler yavrulama süreçlerini ovamızda tamamlıyorlar." Doğal zenginliğin ekonomik bir değere dönüştürüleceğini belirten Vali Özarslan, "Biz de bu eşsiz doğal zenginliğimizi korumak, çevre bilincini artırmak, kuş bilimi alanında farkındalık oluşturmak ve bütüncül bir köy kalkınması örneğini oluşturmak amaçlı başlattığımız bu etkinliği başlatıyoruz. Şenliğimizin öznesi olan leyleklerimiz, Saraydüzü Cuma Ovası’nda bulunan Cumaköy, Cumatabaklı, Cumakayalı köyümüzün ve Yenice köyleri olmak üzere toplam dört köyümüzün sosyo-ekonomik kalkınması, kültürel ve yerel ekonomisinin canlanması, yaşam kalitesinin yükseltmesi için de yerel aktörlerin ve kurumsal kamu paydaşlarımızın şenlik vasıtasıyla bir araya getirecek. Örnek bir bütüncül ve sistematik köy kalkınması ortaya koyacağız" ifadelerini kullandı. Kır-kent arasındaki fark azalacak Vali Özarslan, projenin teknik ve sosyal detaylarına ilişkin ise şunları kaydetti: "Kır–kent arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılması ve şenlik yapılacak köyümüzde sosyo-ekonomik gelişmeyi sağlamak amaçlı, İl Özel İdaremiz tarafından köy yollarımızın standartlarının yükseltilmesi, evsel katı atık ve kanalizasyon/bireysel foseptik yönetim sistemlerinin takibi yapılacak. Ekim–dikim alanları ya da bağ–bahçe alanlarının düzenlenmesi ve ürün deseninin belirlenmesinden, mimari çevrenin tasarımına, etkinlik alanlarının belirlenmesinden, köyün kamu hizmet mekanları, tarımsal ürünlerin pazarlama– depolama–satış vb ticaret ünitelerinin tasarımına dek uzanan bir çalışma yapılacak." Bölgenin uluslararası önemine bilimsel verilerle dikkat çeken Vali Özarslan, "Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün 2025 yılı halkalama raporunda göre, Türkiye’de Saraydüzü ilçemizde Cumaköy’de 12 Haziran 2024 tarihinde halkalanan leylek, 7 bin 182 kilometre uzaklıktaki Güney Afrika’da canlı olarak 9 Mart 2025 tarihinde gözlemlenmiştir. Bu leylek ülkemizde halkalanan toplam 31 adet kuş arasında gözlenen ’en uzak mesafeli’ olanıdır. Bu veri Cuma Ovamızın ne kadar kıymetli bir göç rotası üzerinde olduğunu açıkça gösteriyor" dedi. Protokol kapsamında, YEDAŞ’ın 35 elektrik direğine platform kurduğu, DKMP’nin ise bölgeye bir "Leylek Müzesi" kazandırarak bu alanı "Okul Dışı Öğrenme Ortamı" haline getireceği bildirildi. Konuşmaların ardından Sinop Valisi Dr. Mustafa Özarslan ve paydaş kurum temsilcileri tarafından iş birliği protokolü imzalandı. Sinop Valiliği’nde gerçekleştirilen imza törenine Saraydüzü Kaymakamlığı, Sinop Üniversitesi, Doğa Koruma ve Milli Parklar 10. Bölge Müdürlüğü, YEDAŞ Bölge Müdürlüğü, İl Özel İdaresi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü temsilcileri katıldı.