KÜLTÜR SANAT - 28 Haziran 2025 Cumartesi 10:11

Atalarından kalan tarihi ’düğmeli evi’ restore edip turizme kazandırdı

A
A
A
Atalarından kalan tarihi ’düğmeli evi’ restore edip turizme kazandırdı

Antalya’nın Akseki ilçesi Sarıhacılar köyünde turistlerin ilgi odağı olan tarihi "Düğmeli evler" bir bir restore edilerek turizme kazandırılıyor. Sarıhacılar’da göç nedeniyle bakımsız kalan tarihi düğmeli evlerin turizme kazandırılması için başlatılan restorasyon çalışmaları sürüyor.



"Bir zamanlar terk edilmiş köydü"


Ekonomik nedenlerle bir zamanlar tamamen boşalan ve özgün mimarisiyle dikkat çeken Sarıhacılar köyündeki tarihi "Düğmeli evler" aslına uygun olarak restore edilerek geleneksel Türk mimarisini köyde yaşatma çalışmaları devam ediyor.


Antalya’nın Akseki ilçesine bağlı Sarıhacılar köyü, tarihi İpek Yolu’nun üzerinde kurulmuş. Köyün ahşap oymacılığının en güzel örneklerinden birini barındıran 600 yıllık camisi, tarihi geçmişe ışık tutuyor. Geçmişte Konya ve Antalya arasındaki tarihi kervan yolları üzerinde önemli bir mola yeri olan Sarıhacılar’da yörenin sivil konut mimarisinin özgün örneklerinden olan düğmeli evler ve eski konaklar, geçmişin görkemini yansıtan birer kültür mirası niteliğinde. Birçoğu zamanla yıkılan tarihi evler, son yıllarda birer birer restore edilerek yeniden ayağa kaldırılıyor. Sedir katran ağacından yapılan iskeletleri ve birbirine kenetlenen ahşaplarıyla düğmeli evler, dünyada sadece bu bölgede bulunuyor.


Antalya’nın tarih dolu ilçesi Akseki’nin 800 yıllık geçmişi olan Sarıhacılar Mahallesi’nde bulunan ve atalarından kalan "Osmanil" konağı olarak bilinen 200 yıllık tarihi düğmeli ev, evin dördüncü kuşak torunu olan Berna Dincer tarafından restore ettirildi. 200 yıllık tarihi düğmeli ev mirasçılar tarafından aslına uygun olarak restore edilip turizme açılıyor.



"Ata mirasına sahip çıkmanın mutluluğunu yaşıyorum"


Aslen Antalya’da ikamet eden ve atalarının Sarıhacılar köyünden olan Berna Dincer, "Osmanil" konağı olarak bilinen 200 yıllık bir tarihe sahip olan düğmeli evi ayağa kaldırarak ata mirasına sahip çıkmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi.



"Evin dördüncü kuşak torunuyum"


Kendisinin emekli olduğunu ve evin dördüncü kuşak torunu olduğunu söyleyen Dinçer, "Evin geçmişi yaklaşık 200 yıllıktır. Atalarımızdan kalan bu evde oturan da olmadığı için yıkılmaya başladı. Atıl durumda olan bu tarihi düğmeli evin restorasyonuna 2017 yılında başladık ve 2020 yılında tamamladık. Bu evde aile olarak kalma hayallerimiz var. Kalabalık bir aileyiz. Onun için 5 oda yaptık ve her odada tuvaleti duşu olsun istedik. Daha önce bu eve ananem ve dedem her sene yazları gelirdi. Fakat kendileri 2002 yılında vefat ettiler. Dolayısıyla bu eve o yıldan sonra gelip giden olmadı ve ev bakımsızlıktan zamanla yıkıldı" dedi.



"3 kız kardeş restorasyon için yasal süreci başlattı"


Dincer, "2017 yılında teyzemler devletin vermiş olduğu teşvik ile bu evi restorasyon ettirebileceklerini öğrendiler. Kendileri çok heyecanlandılar. 3 kız kardeş annem ve iki teyzem bu evi restore ettirmek için tüm yasal süreçlere başladı. Proje hazırlanarak Koruma Kuruluna onaylattırıp gerekli izinleri alarak inşaata başladık. Evin bütün duvarları yıkılmıştı. Sıfırdan yeniden tarihine özgü ayağa kaldırıldı. Tabi ki bu bir zaman aldı. Restorasyonu yaparken araya pandemi girdi ve süreç uzadı. 2020 yılında ise tamamlandı" diye konuştu.



"Ben hariç diğer dördüncü kuşak gençleri çok ilgi duymadılar"


Kendisinden başka ailenin dördüncü kuşak gençlerinin ilgi duymadığını anlatan Dincer, "Aslında evin restorasyonu bittikten sonra da ailenin dördüncü kuşak gençleri çok ilgi duymadı. Ben geçen yıl ağustos ayında Antalya’da havaların çok sıcak gitmesi ile buraya gelip 2 buçuk ay kaldım. İnternet zor çekmesine rağmen burada huzur vardı. Hemen çalışmalara başladım. Bir yandan bahçeyi, bir yandan evi düzenliyordum. Köydeki akrabalarımız, hemşerilerimiz bana yardımcı oluyorlar. Benim gibi kuşakların buralarda olmaları onları da çok mutlu ediyor. Umarım bu dalga dalga yayılır ve genç kuşaklara da sirayet eder ve onlarda burada yaşamaya başlarlar. Bu köyde huzur, doğanın güzelliği ve rahatlık dışındaki beni cezbeden en büyük şey, burada hiçbir beton yapının olmaması oldu. Etrafta yıkık çok ev var fakat yıkılı evlerin görüntüsü, estetiği, mimarisi ve gözü yormaması, dinlendirici olması beni gerçekten cezbetti. Burada yaşamaya değer kılan bir neden de budur" şeklinde konuştu.



Atalarından kalan tarihi ’düğmeli evi’ restore edip turizme kazandırdı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde aileler eğitim seminerleri ile bilgilendiriliyor Konya’nın merkez Selçuklu İlçe Belediyesi Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde ailelere yönelik olarak DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) konulu eğitim semineri gerçekleştirildi. Selçuklu Belediyesi, eğitim alanında yürütülen çalışmalar kapsamında, bünyesinde bulundurduğu Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde, 4-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimine katkı sunmak amacıyla velilere yönelik milli ve manevi değerler temelli eğitimler düzenleniyor. Velilerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmaları konusunda büyük destek olan ve gelişim süreçlerine dair farkındalık oluşturan eğitimlerin son oturumunda "DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)" konusu ele alındı. Alanında uzman Psikolojik Danışman ve Oyun Terapisti Ayşe Söğüt’ün katkılarıyla gerçekleştirilen seminerde velilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Söğüt, DEHB’nin özellikle 3-6 yaş aralığı çocuklarda ortaya çıktığını belirterek, çocukların dikkatini toplamakta zorlandığı, çok hareketli olabildiği ve bazen düşünmeden hareket ettiği bir durum olduğunu aktararak, ailelere tavsiyelerde bulundu. Bu durum ile karşı karşıya kalan velilerin sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemeleri, net kurallar ve düzenli rutinler oluşturmaları, çocuklarının güçlü yönlerini desteklemeleri ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmalarının önemine değinen Söğüt, ayrıca okul-aile iş birliğinin çocuğun gelişim sürecindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Psikolog Ayşe Söğüt, "Ayrılık Kaygısı ve Okula Dönüş", "Oyun Terapisi Nedir, Ne Değildir?", "Gelişim Dönemleri ve Mizaç" ile "Sınır Koyma" gibi önemli başlıkları dönem boyunca velilere aktardı.
Gaziantep Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.