SAĞLIK - 13 Mart 2026 Cuma 14:06

Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T’de yerli üretim dönemi başlıyor

A
A
A
Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T’de yerli üretim dönemi başlıyor

Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T hücre tedavisinin yerli üretiminin yapılabileceği Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi, Akdeniz Üniversitesi’nde açıldı. Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde dirençli vakalar için umut olması beklenen merkezde ilk tedavinin 15 Nisan’da uygulanması planlanıyor.


Akdeniz Üniversitesi, kanser tedavisinde dünya genelinde en ileri yöntemler arasında gösterilen CAR-T hücre tedavilerinin Türkiye’de üniversite temelli olarak üretilmesi ve klinik uygulamaya alınmasını mümkün kılacak altyapıyı tamamladı. Üniversite bünyesinde kurulan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi’nin, teknik validasyon ve kalite süreçlerinin tamamlanmasının ardından klinik araştırmaların yürütülmesine hazır hale getirildiği bildirildi.


Merkezde, hematolojik kanserlerin tedavisinde geliştirilen ve yeni nesil CAR-T tedavi yaklaşımları içinde ileri teknolojik altyapısıyla öne çıkan CD19 hedefli Nespe-cel (AT101) programı kapsamında faaliyet yürütülmesi planlanıyor. Bu gelişmeyle birlikte CAR-T tedavisinin yerli üretimine geçilmesi hedeflenirken, ileri hücresel immünoterapiler alanında dışa bağımlılığın azaltılması yönünde adım atıldı.


Akdeniz Üniversitesi İleri Sağlık Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin sağlıkta ileri biyoteknoloji kapasitesi açısından yeni bir dönemin kapısını aralayacağını söyledi.



"Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an"


14 Mart Tıp Bayramı arifesinde önemli bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, büyük heyecan duyduklarını söyledi. Özkan, "14 Mart Tıp Bayramı arifesinde birçok kanser hastasının ve kanser hastası yakınının dört gözle beklediği bir haberi müjdelemek üzere bir aradayız. Ben bu anlamda hakikaten çok heyecanlıyım. Çünkü şu anda Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an, tarihli bir gün olduğunu düşünüyorum" dedi.


Göreve geldikleri ilk dönemde transplantasyon ve kanser alanında birçok araştırma planladıklarını anlatan Özkan, "5 yıl önce göreve başladık. Göreve başladığımız zaman Ömer Hoca’yla merak ve ilgi alanımız olan transplantasyon ve kanser ile ilgili birçok araştırmaya yönelik planımız vardı. Biz bu planı Cumhurbaşkanımıza açtığımız zaman kendileri destek verdi. Şu anda bulunduğumuz bina da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destek verdiği projenin binası. Akdeniz Üniversitesi olarak her zaman önemli işlere imza atmak için çok büyük bir gayret gösterdik" diye konuştu.



"Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde yeni bir tedavi yöntemi var"


Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde özellikle başarısız tedavilerin ardından yeni bir yöntemin devreye girdiğini belirten Özkan, "Lösemi, lenfoma, kemik iliği kanserlerinde artık özellikle başarısız olan tedavilerde yeni bir tedavi yöntemi var. Dünyada 7 merkez bu yöntemi kullanıyor. Çok yeni bir metot bu. Türkiye de Akdeniz Üniversitesi ile 8. ülke olma şerefine nail olacak. Bu tedavide hastaların kanları alınarak güçlendirilecek, tekrar kendilerine çeşitli metotlarla iade edilecek ve yüzde 95 oranında başarıdan bahsediliyor. Bu anlamda da çok heyecanlıyız. Bir başka heyecanımız da şu; bu metodun yalnızca kan kanserleri için değil, yürüttüğümüz araştırmalarla başka tedavilere de uygulanmasını planlıyoruz" dedi.



"Yüz binlerce dolarlık tedaviyi Türkiye’de yerli ve milli olarak uygulayacağız"


Merkezin en önemli yönlerinden birinin yerli üretim altyapısı olduğuna işaret eden Özkan, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Burada önemli olan şey 8. ülke olmamız ve yüz binlerce dolarlık bir tedavi olması. Bu tedaviyi Türkiye’de yerli, milli olarak uyguluyor olmamız son derece önemli. Türkiye için bunun tarihi bir an olduğunu düşünüyorum. Çünkü kan kanserleriyle başlayıp daha sonra başka kanserlere de evrilecek. Birçok umutsuz hastaya umut olacak. Yüzde 95 başarı oranı, çok büyük bir oran gerçekten."


Tedavinin yalnızca hastadan alınan kan örneğinin yurt dışına gönderilmesi şeklinde anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan Özkan, Türkiye’de yapılacak işlemin kapsamına dikkat çekti. Özkan, "Bu kan tamamen burada işleme alınacak. Türkiye’de yaptık denilen yerlerde böyle bir şey gerçekleşmiyor. Onlar kanı alıp yurt dışına göndermişler. Ama tedavi bu değil; o zaman tedaviyi yapmış olmuyorsun. Kanı alacağız, tamamen burada işleme alınacak, çeşitli metotlarla değiştirilecek, güçlendirilecek ve yine burada o kan hastaya verilecek. Bence en kıymetli kısım bu, yerli ve milli olması burada önemli. Hem hastaların başarı oranları çok yükseliyor, aynı yerde yaptığımız için. Hem de çok daha uygun fiyatlara mal oluyor. Dünyada sadece 7 yerde yapılıyor. İnsanların kalkıp da Amerika’ya gitmesine gerek kalmayacak. Çok ciddi şeyler bunlar, bütçeler çok ciddi. Artık bunlara gerek kalmayacak" dedi.



"Bugün itibariyle tüm altyapı, ekipman ve teknoloji transferi tamamlandı"


Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan ise basın toplantısında merkezin altyapı hazırlıklarının tamamlandığını duyurdu. Özkan, "Aslına bakarsanız 5 yıl önce başladığımız ve hepinizin belki de ismini basından duyduğunuz CAR-T tedavisinin merkezi bu binada artık hizmete başlamış olacak. Bugün itibariyle tüm altyapısı, ekipmanları tamamlanmış, teknoloji transferi tamamlanmış ve AR-GE için tüm altyapısını tamamlamış bulunuyoruz" diye konuştu.


CAR-T’nin bir immünoterapi yöntemi olduğunu vurgulayan Özkan, "Kısa bir şekilde bahsedersek bu bir immünoterapi tedavisi. Şu ana kadar ülkemizde yapılmayıp daha çok hastaların dışarıya gönderildiği veya hastaların kanlarının gönderilip getirildiği bir tedavi yöntemiydi. Bu aşamada hastaların kanları alınacak, laboratuvarda savaşan akıllı hücreler dönüştürülecek, genetik olarak programlanacak, eklemeler yapılacak, çoğaltılacak ve hastaya verilmesi sağlanacak. Bu bir süreç. Yaklaşık 8-10 gün kadar süren bir süreç sonunda hastaya tedavisi planlanacak. Bu kısım mutfak kısmı olacak. Diğer tarafta klinik kısmında da arkadaşlarımız tedaviyi uygulayacak" ifadelerini kullandı.



"1 Nisan itibariyle validasyon ve ruhsatlandırmanın tamamlanmasını, 15 Nisan’da ilk tedaviyi planlıyoruz"


Merkezin en önemli yönünün son teknolojiye sahip laboratuvar altyapısı olduğunu belirten Özkan, başarı oranına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Özkan, "En önemli kısmı, son teknolojiyle olan proteinin bu laboratuvarda bulunması. Başarı oranının yüzde 95’in üzerinde olmasını bekliyoruz. Bu ne demek? Tedavinin zaten başarısız olduğu insanlarda bile yüzde 95’in üzerinde bir oran bekleniyor. CAR-T diye bilinen son dönemlerin en güncel tedavisinin bu laboratuvarda uygulanacak olması çok önemli" dedi.


Laboratuvarın mevcut binadaki kullanım oranına ilişkin bilgi veren Özkan, "Bu gördüğünüz binadaki laboratuvar, binanın yaklaşık yüzde 25’ini içerecek. Diğer kısımlarda neler olacak? İleriki dönemde inşallah çok iyi bilinen, maalesef prognozu yani seyri çok kötü olan beyin kanseri gibi tümörler için de kısa zaman içerisinde o proteinlerin transferini, Ar-Ge’sini yapmış olacağız. Bu laboratuvarları daha da geliştirmeye devam edeceğiz" diye konuştu.


İlk uygulama takvimini de açıklayan Özkan, "Aslına bakarsanız çok önemli ve anlamlı bir günde bu müjdeyi vermiş oluyoruz. 5 yıllık emeğin inşallah meyvesini alacağız. Bugün itibariyle tüm ekipmanlar yerleşti. 1 Nisan itibariyle validasyonu ve ruhsatlandırmasının inşallah tamamlanmasını bekliyoruz. 15 Nisan itibariyle de ilk tedavimizi almayı planlıyoruz" dedi.



"Kaybettiğimiz hastalar için kurtuluş yolu olacak"


Bazı hastalarda mevcut tedavilere rağmen istenen sonucun alınamadığını belirten Özkan, CAR-T tedavisinin özellikle bu hasta grubu açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Özkan, "Tedavide aslına bakarsanız maalesef bazı hastalarda ne yaparsanız yapın hem komplikasyonlar hem de tedavinin yetersizliğinden kaybettiğimiz hastalar var. Bu tabii ki acı bir olay. Hem tedavisi olan bir hastalık diyoruz ama maalesef bu yüzden de kaybettiğimiz hastalar var. Onlar için önemli bir tedavi yöntemi olacak, kurtuluş yolu olacak inşallah" diye konuştu.


Yalnızca Türkiye’den değil, yurt dışından da hasta kabulünün mümkün hale gelebileceğini vurgulayan Özkan, "Hem ülkemizdeki hastalara hem de yurt dışından gelecek hastalara kapı açılmış olacak. Özellikle bugüne kadar hastalarımızı yurt dışına gönderirken, artık yurt dışından da hastaları kabul etme imkanımız olacak. Burada bize en yakın merkez İsrail’de. Ancak Orta Doğu’da ve çevre coğrafyada birçok ülkeden bu hastaların gelme imkanı olacak" ifadelerini kullandı.



"Vücudun savaşan hücreleri laboratuvarda güçlendirilip yeniden hastaya verilecek"


Tedavinin bilimsel mekanizmasını da anlatan Özkan, bağışıklık sisteminin kanserle savaşan hücrelerinin laboratuvar ortamında dönüştürülerek yeniden hastaya verileceğini ifade etti. Özkan, "Vücutta aslına bakarsanız kanserde savaşan hücreler var. Ama bu hücreler bazen yetişemiyor; ya miktar olarak yeterli olmuyor ya da güçlü olamıyor. Anlaşılacak şekilde anlatayım; savaşan hücreler alınacak. Bu hücreler laboratuvarda genetik olarak değiştirilip o kanser türüne karşı savaşabilecek eklerle donatılacak. Bunlara reseptörler, antijenler deniyor, yeterli miktara geldikten sonra çoğaltılması sağlanacak. Bunun için reaktörler var. Her makinenin ayrı bir reaktörü olacak. Bu makineden bize şu an için 4 tane olacak. Şimdilik yeterli olduğunu düşünüyoruz, gerekirse artırılacak" dedi.


Bu hücrelerin milyonlarca kez çoğaltılacağını dile getiren Özkan, "Daha sonra bu hücreler milyonlarca kez çoğaltılacak. Yeterli sayıya ulaştıktan sonra uygun şartlarda, mümkün olan en kısa sürede hastalara verilecek. Bunun özelliği ve güzelliği de burada. Taze olarak hastalara, hiçbir şekilde dondurma işlemi olmadan verilecek. Bu kişiselleştirilmiş bir tedavi olacak. Çok az bir kemoterapi gerekecek. Bunun dışında çoğunlukla bir immünoterapi türü, yani kişiye özel bir kanser tedavisi olacak" şeklinde konuştu.



"Amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak"


Akıllı ilaçlar ve immünoterapilerin son yıllarda kemoterapinin yan etkilerini azaltmak amacıyla öne çıktığını belirten Özkan, yeni yöntemin temel hedefini şu sözlerle anlattı:


"Aslında son yıllarda bildiğimiz akıllı ilaçlar, immünoterapi diye bilinen şeyler, kemoterapilerin yan etkilerini azaltmak için ön plana çıktı. Kemoterapi güzel bir şey ama maalesef sağlıklı hücreleri de etkiliyor. Bundaki amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak. Tabii bunun da az miktarda olsa etkileri var. Onlar için de önlemleri almamız gerekiyor. Çünkü çok kuvvetli askerler veriyorsunuz. O askerlerin sağlıklı yerlere, yani vücudun diğer organlarına saldırmaması için önlem almak gerekiyor."



"İlk hedef yıllık 100 hasta, kapasite 150’ye çıkabilecek"


Merkezin yıllık hasta kapasitesine ilişkin de bilgi veren Özkan, "Şu andaki hedefimiz yıllık minimum 100 hasta. Bu sayı mevcut teçhizatla 150’ye kadar çıkarılabilir. Hücrenin reaktörlerde çoğaltılması ve işlemin tamamlanması, aldığımız sistemde yaklaşık 7 gün gibi planlanıyor. Bazı hastalarda bu süre 9-10 güne kadar çıkabilir. Bizim aylık 10-12 hasta alma potansiyelimiz var. Ama bunu 4 katına kadar artırma potansiyelimiz de bulunuyor. Bu tamamen talebe göre şekillenecek" dedi.


Tedavinin maliyet boyutuna da değinen Özkan, "Bu pahalı bir tedavi. Biz bunu yurt dışına göre çok daha düşük maliyetle yapmayı planlıyoruz. Hesaplarımız bunu gösteriyor. Çünkü yerli tüm imkanlarımızla, devlet imkanlarıyla kurulmuş bir laboratuvar ve üniversitenin imkanlarıyla oluşturulmuş bir tedavi yöntemi olacak. Bu teçhizat ve teknoloji transferi tamamen bilimsel araştırma projelerinin altyapısıyla oluşturuldu. Laboratuvar tamamen devlet imkanlarıyla yapıldı. Diğer kısım ise tamamen üniversite imkanlarıyla hayata geçirildi" diye konuştu.



"Çocuk hastalara da ulaşacak, sıradaki hedef beyin kanseri"


CAR-T uygulamasında yaş gruplarına göre farklılıklar bulunduğunu aktaran Özkan, "Yaş skalası var. Bazı tedavilerde 25 yaş altı, diğerlerinde daha çok erişkin hastalar olacak şu an için. Ama ileriki dönemde yaş aralığı değişecek. Bunlar tamamen araştırmayla ilgili. Mutlaka çocuk kısmına da gelmesi sağlanacak. Çocuklarda zaten daha çok lösemi görülüyor ve onların tedavisi başarılı şekilde yapılıyor. Ancak erişkin hastalarda büyük sorun var. Onlar inşallah bu yöntemle çözülecek" dedi.


Merkezin gelecekte başka kanser türlerine yönelik çalışmalara da ev sahipliği yapacağını belirten Özkan, "Diğer kanser türleri için de bu merkez bir umut ve çalışma ortamı sağlayacak. En kısa hedefimiz beyin kanseri olan kısım. Teknoloji transferini Kore ve Amerikan firmalarından yaptık. Bilinen firmalar bunlar. Şu anda kullandığımız teknoloji transferi bu altyapı üzerinden ilerliyor" ifadelerini kullandı.


Akdeniz Üniversitesi’nde hizmete açılan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi’nin, yalnızca CAR-T tedavisinin uygulanacağı bir alan değil; araştırma, eğitim ve klinik uygulamayı aynı çatı altında buluşturan ileri biyoteknoloji üssü olması hedefleniyor. Merkezde önümüzdeki süreçte solid tümörlere yönelik yeni nesil milli CAR-T platformlarının geliştirilmesi, kişiselleştirilmiş hücresel tedavi yaklaşımlarının tasarlanması ve gen düzenleme temelli terapilere yönelik araştırmaların yürütülmesi planlanıyor.



Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T’de yerli üretim dönemi başlıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Eczacılık ile yarım asırlık şifa yolculuğu İznik Belediyesi "Yaşayan İznik Hazineleri" projesinin 43. belgeselinde 54 yıllık eczacı İsmail Yücel’in (84) hayatı konu oldu. İznik Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü "Yaşayan İznik Hazineleri" projesi kapsamında unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarının ustaları ile mesleklerinde yarım asrı devirmiş kişilerin hayatları kent hafızasını gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla belgeselleştirilmeye devam ediyor. Bu kapsamda son olarak 54 yıl Eczacılık yapan İsmail Yücel’in (84) hayatı ele alındı. 1942 yılında İznik’te dünyaya gelen İsmail Yücel İlkokulu İznik’te Ortaokulu ise Osmangazi Ortaokulunda okuduktan sonra Bursa Lisesi’nde eğitimine devam eder. Lise son sınıfta babasını kaybettikten sonra Vakıflar Yurdunda eğitimini devam ettiren Yücel, 1960 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne başlar. 4 yıllık üniversite eğitimi sonrası 1964-1965 yıllarında askerlik görevini tamamlar. Hemen ardından 1967 yılında İznik’in dördüncü eczanesi olan Yücel Eczanesini açarak 54 yıl devam ettirir ve 2021 yılında devrederek mesleği bırakır. Yücel iş hayatı boyunca İznikspor Kulübü Başkanlığı görevi ile birçok alanda İznik’e hizmet etmiş ve bu süre içerisinde neredeyse her yıl ilçede vergi rekortmeni olmuştur. Tüm bu hayatı ile İznik’teki hâtıralarını anlattığı ‘Yaşayan İznik Hazineleri’ 43.bölümü İznik Belediyesi’nce yayınlandı. İznik’in yaşayan hazineleri İznik Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nün hayata geçirdiği "Yaşayan İznik Hazineleri" belgesellerinin ilki 75 yıllık fıçı ustası Merhum İsmail Alkış ile gerçekleştirildi. İkinci belgesel ise İznik’e bağlı İnikli Mahallesi’nde ikamet eden 20 yıldır bastonculuk ile uğraşan Şükrü Kaya ile gerçekleştirildi. Üçüncü belgesel dünyaca ünlü Müşküle İğne Oyaları ile dördüncü belgesel 62 yıldır küfe sanatı ile uğraşan Hakkı Ateş (76) ile beşinci belgesel 63 yıldır terzilik sanatını icra eden İsmet Acar (75) altıncı belgesel İznik’e bağlı Tacir Mahallesi’nde 50 yıldır Sıcak Demir Ustalığı yapan Necip Saraç (62) ile yedinci belgesel 55 yıldır Yorgan Ustalığı yapan Ali Topkara (68) ile sekizinci belgesel 55 yıldır Radyo ve Televizyon Ustalığı yapan Ekrem Sevim ile dokuzuncu belgesel Çömlek Ustası Hasan Yaman (55) ile onuncu belgesel Saat Ustası Ramis Asa (72) ile on birinci belgesel 70 yıldır Yüncülük mesleği ile uğraşan Süleyman Ferik (84) ile on ikinci belgesel 50 yıldır soba ustası olan Mehmet Topçu (72) ile, on üçüncü belgesel Ahşap Ustası Servet Bağcı (63) ile on dördüncü belgesel yarım asırlık Bisiklet Tamir Ustası Ahmet Aşık (65) ile on beşinci belgesel yarım asırlık terzi ustası Ahmet Turhan (68) ile on altıncı belgesel yarım asırlık matbaa ustası Ramiz Pancar (75) ile on yedinci belgeseli İznikspor’un efsane futbolcusu Kaptan İsmail Hakkı Çelik (69) ile on sekizinci belgeseli yarım asırlık elektrik ustası Mehmet Potur (72) ile on dokuzuncu belgesel yarım asırlık taş ustası Mehmet Arslan (76) ile yirminci belgesel ise otuz sekiz yıldır anahtarcılık ve çilingircilik yapan Kadir Kardaş (64) ile yirmi birinci belgesel kırk üç yıldır motor ustalığı yapan Recep Aksu (65) ile yirmi ikinci belgesel, elli yedi yıldır berberlik yapan Recep Altın (69) ile yirmi üçüncü belgesel elli iki yıldır zirai aletler ustalığı yapan Cemalettin Değirmenci (75) ile yirmi dördüncü belgesel elli üç yıldır ahşap ustalığı yapan İsmail Güneş (78) yirmi beşinci belgesel yarım asırdır esnaflık yapan Kemal Yazan (85) ile yirmi altıncı belgesel yarım asırdır traktör ustalığı yapan Mehmet Eren (65) ile yirmi yedinci belgesel kırk bir yıldır seyyar ve normal bakkalcılık yapan Nurettin Dişli (58) ile yirmi sekizinci belgesel Derbent Dokuma Ustası Hasibe Çiçek (61) ile yirmi dokuzuncu belgesel Batum Göçmeni Osman Nuri Burhan (94) ile otuzuncu belgesel Şair Nazif Sabancı ile otuz birinci belgesel Ressam Erdoğan Solmaz ile (88) otuz ikinci belgesel genç kemençe ustası Ali Öztürk ile otuz üçüncü belgesel sanatçı Hüseyin Acarol ile otuz dördüncü belgesel Mahmut Usta (82) ve Kamil Özbek (78) ile otuz beşinci belgesel müzisyen Faik Doğan (69) ile otuz altıncı belgesel Marangoz Abdullah Çolak (76) ile otuz yedinci belgesel Aşık Fevzi Olgun (78) ile otuz sekizinci belgesel Emekli Öğretmen ve Müzisyen Orhan Hekimoğlu (81) ile otuz dokuzuncu belgesel kırk üç senelik çay bahçesi işletmecisi Murat Sürük (66) ile kırkıncı belgesel Esnaf Kemal Kumcu (72) ile kırk birinci belgesel Eğitimci Mustafa Özen ile kırk ikinci belgesel Ayakkabı Tamircisi (56) Fahrettin Yılmaz ile kırk üçüncü belgesel ise elli dört yıl Eczacılık yapan İsmail Yücel (84) ile gerçekleştirildi. Yaşayan İznik Hazineleri projesi önümüzdeki süreçte de ustaları ekranlara yansıtmaya devam edecek.
Samsun Adet sancısını ‘normal’ sanmayın: Endometriozis uyarısı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Kadir Şahin, adet döneminde yaşanan bazı şiddetli ağrıların normal olmadığını belirterek, "Bu ağrıları normal bir durum olarak görmeyin ve hekim kontrolünüzü ertelemeyin" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Kadir Şahin, "Mart ayı Endometriozis Farkındalık Ayı" kapsamında yaptığı bilgilendirmede, toplumda sıkça göz ardı edilen ve normalleştirilen ağrılı adet dönemlerinin aslında ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabileceğine dikkat çekti. Endometriozis hakkında bilgi veren Dr. Şahin, rahim iç dokusunun olması gereken yerin dışında bulunmasıyla ortaya çıkan bu hastalığın yalnızca jinekolojik değil, sistemik etkiler de oluşturabildiğini söyledi. Özellikle mide ve bağırsak sorunlarının çoğu zaman kadın hastalıklarıyla ilişkilendirilmediğini ifade eden Şahin, bazı hastalarda sindirim sistemi şikâyetleri ve yediklerini tam sindirememe hissinin de görülebildiğini belirtti. Hastalığın belirtilerine değinen Dr. Kadir Şahin, endometriozisin yoğun adet kanamaları, kalça ve bacaklara vuran şiddetli ağrılar, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, kabızlık, ishal ve sindirim sistemi hassasiyetleri gibi şikâyetlerle kendini gösterebildiğini kaydetti. Sosyal yaşamı kısıtlayacak düzeyde ağrıya yol açabilen bu sorunun, rahim iç tabakasında bulunması gereken dokuların vücudun farklı bölgelerinde yer almasıyla ortaya çıktığını ifade eden Şahin, bu odakların bulundukları bölgelerde ağrı ve iltihabi reaksiyonlara neden olabildiğini dile getirdi. Toplumda adet sancılarının çoğu zaman "normal" kabul edilerek geçiştirildiğini belirten Şahin, bunun da doğru teşhisin gecikmesine yol açtığını söyledi. Birçok kadının bu şikâyetleri jinekolojik bir problem olarak değerlendirmediğini vurgulayan Şahin, doğru teşhis konulduğunda ilaç tedavisi veya cerrahi yöntemlerle hastalığın kontrol altına alınabildiğini ve hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini ifade etti. Mart ayı boyunca sürdürülen farkındalık çalışmaları kapsamında kadınlara çağrıda bulunan Opr. Dr. Kadir Şahin, yaşanan ağrı ve şikâyetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek hekim kontrolünün ertelenmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.