GÜNDEM - 01 Haziran 2026 Pazartesi 09:55

Teknolojinin içinden köy yaşamına: Algoritmalardan doğaya uzanan yolculuk

A
A
A
Teknolojinin içinden köy yaşamına: Algoritmalardan doğaya uzanan yolculuk

Uzun yıllar teknoloji ve yazılım dünyasının içinde yer alan, dijital çağın dönüşümünü yakından izleyen Nurhayat Varol, emekliliğinin ardından şehir yaşamını geride bırakarak Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ürünlü Mahallesi’nde doğayla iç içe, geçmiş yaşam pratiklerini hatırlatan bir hayat kurdu. Teknolojinin insan üzerindeki etkilerini sorgulayan Varol, bugün üretim odaklı, minimum tüketimi benimseyen yaşamını sanatla birleştiriyor.


1983 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü’nden mezun olan Nurhayat Varol, uzun yıllar bilgi işlem ve yazılım alanında çalıştıktan sonra 2006 yılında emekli oldu. Dijital sistemlerin, teknolojik dönüşümün ve ekran merkezli yaşamın tam ortasında geçen yılların ardından yönünü tersine çeviren Varol, Antalya’nın bir dağ köyüne yaptığı ziyaret sonrası yaşamını değiştirme kararı aldı.


Bir kültür köyü projesi çalıştayı kapsamında geldiği Akseki Ürünlü’de doğanın etkisinin, yıllardır içinde bulunduğu yazılım dünyasının önüne geçtiğini anlatan Varol, emeklilik sonrası şehirden uzaklaşarak köy yaşamına yöneldi.


2009 yılında yıkılmak üzere olan bir köy evini yeniden ayağa kaldıran Varol, burada doğayla iç içe yaşam kurdu. Eski bir ahırı galeriye dönüştüren sanatçı, fotoğraf ve sanat çalışmalarını bu mekânda sürdürmeye başladı.



Şehrin hızından üretim odaklı yaşama


Kent yaşamının tüketim alışkanlıklarından uzaklaşan Varol, çöpe atılan kumaş parçalarını kırk yama tekniğiyle yeniden değerlendiriyor; kullanılmayan ancak manevi değeri bulunan geleneksel el işlerini yeni tasarımlarla yeniden yaşama kazandırıyor.


Minimum tüketim ve üretkenlik anlayışını benimsediğini belirten Varol, fotoğraf, belgesel sinema ve enstalasyon çalışmalarını da doğa ve insan ilişkisini merkeze alan bir yaklaşımla sürdürüyor.


Varol’un köy yaşamına yönelmesinde, teknolojinin birey üzerindeki görünmeyen etkilerine ilişkin sorgulamaları da önemli yer tutuyor.


"Bugün ne okuyacağımıza, hangi habere ulaşacağımıza kadar karar veren algoritmalarla kuşatılmış durumdayız. En doğruyu değil, en çok kazandıranı önümüze koyan bir sistemle karşı karşıyayız" diyen Varol, dijital dünyanın bireylerin düşünme biçimlerini görünmez şekilde etkilediğini savundu.



"Algoritmalar bizi yönlendiren görünmez bir güce dönüştü"


"Algoritmik Dünya" isimli çalışmasında dijital platformların birey üzerindeki etkisini sorguladığını ifade eden Varol, sosyal medya şirketlerinin kullanıcı davranışlarını ekonomik ve politik güce dönüştürdüğünü söyledi.


Algoritmaların dezenformasyon, sansür ve toplumsal yönlendirme aracı haline geldiğini dile getiren Varol, dijital çağın insan ilişkilerini dönüştürdüğüne dikkati çekti.


Teknoloji ve insan ilişkilerindeki dönüşümü ilk kez 2013 yılında kablolarla hazırladığı fotoğraf sergisinde ele alan Varol, daha sonra kablosuz iletişim çağını anlatmak amacıyla bakır tellerle ördüğü enstalasyon çalışmalarına yöneldi.


1960’lı yıllarda ortaya çıkan lif sanatından etkilendiğini belirten Varol, bakır telleri tığ ile örerek özgün formlar oluşturduğunu söyledi.


2022-2024 yılları arasında hazırladığı "Tenden Tele" çalışmasında geleneksel kültürün yok oluşuna dikkati çeken Varol, kadın başı süslerinden ilham alan "Varoluş 1" ve "Varoluş 2" ile bireyin giderek şeffaflaşıp bir metaya dönüşmesi kaygısını işleyen "Kuşatılmış" adlı eserlerini üretti.


Haziran 2024 ile Nisan 2026 arasında hazırlanan "Algoritmik Dünya" enstalasyonu, 3 metre yüksekliği, 11 metre çapı ve 35 metre çevresiyle dikkati çekiyor.


Yaklaşık iki yıl boyunca gece gündüz çalışarak eseri tamamlayan Varol, çalışmasında insanlığın "algoritmik savaş çağına" sürüklenip sürüklenmediği sorusunu gündeme taşıyor.


Varol, yapay zekâ destekli sistemlerden veri güvenliğine kadar birçok alanda denetim mekanizmalarının belirsizliğine dikkati çekiyor.


"Algoritmik Dünya", "Tenden Tele" ve "Kuşatılmış" adlı çalışmalar, 7 Mayıs-3 Eylül 2026 tarihleri arasında düzenlenen Kapadokya Bienali kapsamında Meryem Ana Kilisesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.



Teknolojinin içinden köy yaşamına: Algoritmalardan doğaya uzanan yolculuk

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kars Tarihe terk edilen miras: Kars’taki tabyalar hayvan barınağına dönüştü Osmanlı-Rus savaşlarının izlerini taşıyan ve Kars’ın savunma tarihinde önemli bir yere sahip olan tabyalar, bugün kendi haline e terk edilmiş durumda. Kent genelinde bulunan 46 tabyanın büyük bölümü bakımsızlık nedeniyle harabeye dönerken, bazıları çobanlar tarafından hayvan barınağı olarak kullanılıyor. "Tabyalar Şehri" olarak bilinen Kars’ta, geçmişte şehrin savunmasında kritik rol oynayan tarihi yapılar, yıllardır yeterli ilgi ve korumadan mahrum kalıyor. Özellikle kent merkezi ve çevresinde bulunan tabyaların birçoğunda duvarların yıkıldığı, giriş bölümlerinin tahrip olduğu gözleniyor. Tarihi yapıların bir kısmının küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar için barınak olarak kullanılması ise dikkat çekiyor. Çobanlar tarafından kullanılan tabyaların içerisinde hayvanlar barındırılırken, tarihi doku her geçen gün biraz daha zarar görüyor. Kars’ın zengin kültürel mirasının önemli parçalarından biri olan bu yapıların restore edilmesi halinde kentin turizm potansiyeline önemli katkı sağlayacağı değerlendiriliyor. Vatandaşlar ise yıllardır atıl durumda bulunan tabyaların kendi hallerine terk edilmesine tepki göstererek, ilgili kurumların harekete geçmesini istiyor. Tarihi yapıların korunması ve gelecek nesillere aktarılması gerektiğini vurgulayan vatandaşlar, tabyaların yeniden ayağa kaldırılması için kapsamlı bir çalışma yapılmasını talep ediyor. Bir dönem sınır kenti Kars’ın savunmasında stratejik görev üstlenen tabyalar, bugün sessizce ayakta kalma mücadelesi veriyor. Tarihin tanıkları olan bu eserlerin korunup korunamayacağı ise merak konusu olmaya devam ediyor.
Kocaeli 5 bine yakın kitap okuyan 10 yaşındaki ikizler yazar oldu Kocaeli’nin Derince ilçesinde yaşayan 10 yaşındaki ikiz kardeşler Nisa ve Emir Madendere, küçük yaşta edindikleri okuma alışkanlığıyla son 3 yılda 4 bin 800 kitap okuyup 8 yaşında yayımladıkları eserle yazarlığa adım attı. Anneleri Zeynep Madendere’nin masal ve ninnileriyle büyüyen, henüz okuma yazma öğrenmeden kitaplarla tanışan kardeşler, okuma alışkanlığını hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Teknolojik cihazlarla fazla vakit geçirmek yerine kitap okumayı, spor yapmayı ve üretmeyi tercih eden ikizler, eğitim hayatlarını sürdürürken bir yandan da kitap fuarlarında söyleşi ve imza günlerine katılıyor. Yaşıtlarına ekran başında geçirilen zamanı azaltıp kitaplarla daha fazla vakit geçirmeleri tavsiyesinde bulunan minik yazarlar, okudukları kitapların hem ders başarılarına hem de hayal güçlerine önemli katkılar sağladığını belirtiyor. "2 bin 300 kitap okudum" Okuma alışkanlığını küçük yaşlarda edindiğini anlatan Nisa Madendere, henüz okuma yazma bilmiyorken annesinin okuduğu hikayeler sayesinde kitaplara ilgi duymaya başladıklarını söyledi. Düzenli kitap okumaya 7 yaşında başladığını ve 3 yıl içerisinde 2 bin 300 kitap okuduğunu aktaran Madendere, "Kitapların bana çok fazla faydası oldu. Türkçe ve matematik derslerimde gelişmemi sağladı. Ayrıca dil ve konuşma becerilerimi de geliştirdi. Çok sayıda yeni kelime öğrendim. Okuduklarımı daha iyi anlıyor ve kavrıyorum. Öğrendiklerim aklımda kalıyor" dedi. "8 yaşında ilk kitabımızı yazdık" Yazarlık serüvenlerine 8 yaşında başladıklarını dile getiren Nisa Madendere, "İlk yaz tatiline girdiğimizde ortak bir kitap yazmaya karar verdik ve bu fikrimizi annemize anlattık. Annemiz de bizi destekledi. Yazdığımız kitapta 4 hikaye bulunuyor. Bunların ikisi bana, ikisi ise kardeşime ait. Şu sıralar otobiyografi yazıyoruz. Kitabımın yayımlanacak olması beni çok heyecanlandırıyor. Geçen yıl tamamlayamamıştık ancak bu yıl bitireceğime inanıyorum. Yaz tatilinden beri üzerinde çalışıyorum. Yaklaşık 100 sayfalık bir kitap olacak ve içinde kardeşimle yaşadığımız hikayeler yer alacak" diye konuştu. "Kitap okurken ruhumuz huzur buluyor" Teknolojik ürünlere ilgi duymadığını ve telefonun bağımlılık oluşturabileceğini düşündüğünü belirten Madendere, arkadaşlarına da kitap okumayı, bilgi edinmeyi ve dışarıda arkadaşlarıyla oyun oynamayı tavsiye ederek, "Telefon kullanmak yerine kitap okumayı tercih ediyorum çünkü telefonun insanlara zarar verebildiğini ve bağımlılık oluşturabildiğini düşünüyorum. Kitap okurken ise ruhumuz huzur buluyor" şeklinde konuştu. Ayrıca Nisa, doktor olmayı hedeflediğini de aktardı. "64 sayfalık bir kitabı 14 dakikada bitirdim" Emir Madendere ise 3 yıl içerisinde 2 bin 500 kitap okuduğunu belirterek, kitap yazmak isteyenlere hayal güçlerini kullanmalarını ve hayatlarında yaşadıkları olayları da kitaplarına aktarmalarını önerdi. En son 64 sayfalık bir kitabı 14 dakikada bitirdiğini söyleyen Madendere, "Okuma hızımı artırmak için göz egzersizleri yapıyorum. Bu sayede daha hızlı okuyabiliyorum. Kitap okumak sınavlarda soruları daha iyi anlamamı ve derslerde konuları daha kolay kavramamı sağlıyor" dedi. Hayallerinden de bahseden Madendere, "Büyüyünce futbolcu olmak istiyorum. Spor yapmayı seviyorum. Bisiklet sürmek ve paten kaymak da en sevdiğim aktiviteler arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Onlara kitap yetiştirmekte zorlanıyoruz" Çocuklarını masal ve hikayelerle büyüttüğünü anlatan özel resim öğretmeni anne Zeynep Madendere de ebeveynlere çocuklarına örnek olmaları çağrısında bulundu. Çocukların söylenenleri değil gördüklerini uyguladığını vurgulayan Madendere, şunları kaydetti: "Çocuklarıma sadece ’kitap okuyun’ demiyorum. Onların okuduğu kitapları ben de okuyorum. Birlikte kitaplar hakkında sohbet ediyor, özetler çıkarıyoruz. Hatta kendi aramızda okuma yarışları yapıyoruz. Emir dünya klasiklerini okumayı çok seviyor ve bu alanda birçok kitabı tamamladı. Nisa ise daha çok Türk yazarları tercih ediyor. Okudukları kitapların bir kısmını da doğudaki kütüphanelere bağışladık. Çocuklar o kadar fazla kitap okuyor ki artık onlara kitap yetiştirmekte zorlanıyoruz. Önce okullarının kütüphanesinden yararlandılar. Ardından Derince’deki kütüphanelerden faydalandılar. Şimdi ise farklı kütüphanelere başvuruyoruz. Emir ve Nisa, ’İkizlerden Hikayeler’ adlı kitaplarını 8 yaşındayken yayımladı. 3 yıldır da Kocaeli Uluslararası Kitap Fuarı’nda söyleşi ve imza günlerine katılıyorlar." Çocuklarına cep telefonu almadığını ve bunun için erken olduğunu söyleyen Madendere, "Günümüzde birçok çocuğun kişisel telefonu bulunuyor. Ancak ben çocuklarıma kişisel telefon almadım ve yakın zamanda da almayı düşünmüyorum. Teknolojiden uzak kalmaları için onları voleybol ve futbol gibi spor faaliyetlerine yönlendirdim. Ailece göllere, piknik alanlarına gidiyoruz ve doğa yürüyüşleri yapıyoruz. Çocukları mümkün olduğunca dışarıda vakit geçirmeye teşvik ederek teknolojiden uzak tutmaya çalışıyoruz" ifadesini kullandı.