GÜNDEM - 31 Ağustos 2024 Cumartesi 10:38

Kesilmekten kurtulan atlar 3 yıldır koruma çiftliğinde yaşamlarını sürdürüyor

A
A
A
Kesilmekten kurtulan atlar 3 yıldır koruma çiftliğinde yaşamlarını sürdürüyor

Artvin’in Sarp Sınır Kapısı’ndan 3 yıl önce bir tırla yurt dışına kesime götürülürken Hopa’da bir tır garajında tırın dorsesinde fark edilen atlar, Hayvanları Doğayı İnsanları Koruma ve Yaşatma Derneği (HAYDİKO) gönüllüleri tarafından 3 yıldır bakılıyor. Gönüllüler, Ardanuç ilçesinde oluşturdukları koruma çiftliğinde, atların yanı sıra farklı illerden gelen hasta ve bakıma muhtaç eşek, keçi, köpek ve tavuk gibi hayvanların bakım ve tedavilerini gerçekleştiriyor.


Artvin’in Ardanuç ilçesinde bulunan çiftlik, bakıma muhtaç ve sahipsiz atlara, eşeklere, sokak köpeklerine, kanatlı hayvanlara ve keçilere yuva oldu.



Çiftlikte bakım ve beslenme hizmetleri sunuluyor


Yasal sürecin tamamlanmasının ardından HAYDİKO tarafından sahiplenilen atların bakım ve beslenme ihtiyaçları, yaklaşık 15 dönümlük bir alana yayılan çiftlikte karşılanıyor. Çiftlikte, ahırların yanı sıra atların rahatça hareket edebileceği geniş alanlar da bulunuyor. Atların günlük bakım ve ihtiyaçlarının karşılanması için köyde yaşayan iki kişi görevlendirilmiş durumda. Çiftlikte Hopa başta olmak üzere Türkiye’nin çeşitli illerinden getirilen 41 at ve 18 eşek, sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşıyor. Ayrıca çiftlik, sadece binek hayvanlarına değil, aynı zamanda çok sayıda sahipsiz sokak köpeğine, kanatlı hayvana ve keçiye de ev sahipliği yapıyor. Bu hayvanların tüm ihtiyaçları, gönüllüler tarafından karşılanıyor.



Her şey yurt dışına kesime götürülen atlarla başladı


Konuyla ilgili açıklama yapan HAYDİKO Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yasemin Yılmaz, “Derneğimize bağlı kurtarma çiftliğimiz, 2021 yılının ağustos ayında Hopa’da yurt dışına kesime satışa sunulan atların el konulması süreciyle başladı. Yaklaşık 70 civarında at kurtardık. O süreçte atların bazıları hamileydi, bazıları engelliydi, bazıları hastaydı. Şu an yaklaşık 41 atımız var. Bir kısmını kaybettik, bir kısmını sahiplendirdik. O süreçten sonra burada kurtarılmış atların olduğunu bilen Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden hayvan hakları savunucusu arkadaşlarımız bize birçok at gönderdi. Tedavi ettirdik, alanımıza aldık ve bakmaya başladık. Daha sonra Yusufeli Barajı’nın tamamlanmasıyla sular altında kalan ilçeden bin 500 köpeği kurtardık. Onları bir şekilde kısırlaştırdık. Sahiplendirmeye çalıştık; engelli ve hasta olanları ise buraya getirdik. Ardanuç ve Artvin belediyeleriyle protokol yaptık. Bakıma muhtaç hayvanları buraya getirdik. Hayvan kurtarma merkezi olarak üstümüze düşeni yapmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.



Kesilmekten kurtulan atlar 3 yıldır koruma çiftliğinde yaşamlarını sürdürüyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Yenişehir’de zabıtadan Ramazan mesaisi: 65 iş yeri denetlendi Yenişehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’nün talimatlarıyla, Ramazan ayıyla birlikte ilçe genelinde gıda denetimlerini arttırıldı. Fırınlardan, bakkallara ve zincir marketlere kadar her noktayı inceleyen ekipler, raflarda son kullanma tarihi 1 yıl geçmiş ürünler tespit etti. Yenişehir Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, Ramazan ayının gelmesiyle birlikte vatandaşların sağlıklı, uygun fiyatlı ve güvenilir gıdaya ulaşması için ilçe genelindeki denetimlerini arttırdı. Ramazan ayında harekete geçen Zabıta Müdürlüğü ekipleri, özellikle fırınlar, pastaneler, bakkallar, zincir marketler, kuru yemişçiler ve şarküterilerde kapsamlı incelemelerde bulunuyor. Vatandaşların huzurlu ve sağlıklı bir Ramazan geçirmesini hedefleyen ekipler, denetimlerini aralıksız sürdürüyor. 13 günde 24 iş yerine cezai işlem uygulandı Üretim alanlarının temizliği ve personelin hijyen kurallarına uygunluğu, raftaki fiyat ile kasa fiyatının uyumu ve fahiş fiyat artışlarının önlenmesi, bakkal ve marketlerdeki gıda ürünlerinin son kullanma tarihlerinin kontrolü, pide ve ekmeklerin belirlenen standartlara göre tartılması gibi birçok kalem denetlemeye tabi tutulurken, ramazanın başlangıcından itibaren bugüne kadar, toplamda 65 adet iş yeri denetlendi, binlerce ürün kontrol edilirken, sadece 13 günde 24 iş yerine cezai işlem uygulanmak zorunda kalındı. Belediyemizin önceliği vatandaşlarımızın sağlığı Yenişehir Belediyesi yetkilileri, önceliklerinin hemşehrilerimizin güvenilir gıdaya ulaşması olduğunu vurgulayarak denetimlerin aralıksız sürdürüldüğünü belirtti. Yapılan açıklamada, gerçekleştirilen kontrollerde bazı iş yerlerinin raflarında son kullanma tarihi bir yıl geçmiş halk sağlığını tehdit eden ürünlerin dahi tespit edildiği ifade edildi.
İstanbul Beylikdüzü’nde özel bakımevinde epilepsi hastası gencin ölümüne ilişkin 9 sanık ilk kez hakim karşısına çıktı Beylikdüzü’nde özel bir bakımevinde kalan 22 yaşındaki epilepsi hastası Uğur Yıldırım’ın alması gereken sakinleştirici miktarından 30 kat fazla ilaç verilerek öldüğü iddiaya ilişkin tutuksuz 9 sanık ilk kez hakim karşısına çıktı. Duruşmada beyanda bulunan müşteki anne Dilek Barut, "Oğlumu görmeye gittiğimde her iki kolunun morarmış şekilde olduğunu gördüm. Hatta bir kolunun görüntüsünü almıştım. Göğsünde ve sırtında morartılar vardı. Morartıların neden kaynaklandığını kurum yetkililerine sorduğumda Uğur’un kriz geçirdiğini ve üzerine dolabın üzerine devrildiğini ve morlukların bu şekilde olduğunu söyledi ancak kimin söylediğini hatırlamıyorum. Bu cevaba ikna olmadım. Dolabın devrilmesiyle bütün vücudunda bu kadar morluk olamaz diye düşündüm ve kamera görüntülerini izlemek istedim. Ancak izletmediler. Bundan dolayı sosyal hizmetlere şikayette bulundum" dedi. Beylikdüzü’nde, 22 Ekim 2024 tarihinde, epilepsi hastası Uğur Yıldırım’ın (22), aniden geçirdiği fenalık sonucu sakinleşmesi için kaldığı özel bakım evinde hemşire S.T. tarafından üst sınırı 400 miligram olan ilacı, 11 bin 958 miligram verilerek öldüğü iddiasına ilişkin 9 sanığın yargılanmasına başlandı. Bakırköy 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, 8 tutuksuz sanık ile müşteki anne Dilek Barut ve tarafların avukatları hazır bulundu. Ayrıca 1 tutuksuz sanık ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. "Uğur’un valizinin kırıldığını, bundan dolayı çok ajite olduğunu, engellilere saldırdığını söylediler" Duruşmada savunma yapan tutuksuz sanık A.L. "Ben Mor Menekşe Bakım Merkezinde psikolog ve müdür olarak çalışmaktaydım. Olay günü iş yerime gittim. Kuruma girer girmez Uğur Yıldırım’ın bağırma seslerini duydum. Uğur Yıldırım ağır otizm hastasıdır. Yıldırım, başka bir bakım merkezinden bu kuruma gelmiş. Ben göreve 2024 yılının Temmuz ayında başladım. Uğur Yıldırım sürekli bağırıyordu, bulunduğu katın giriş kapısındaki demir parmaklıkları sallıyordu. Konuşma yetesi yoktu sadece yüksek sesle bağırırdı. O gün de demir parmaklıkları sallayıp bağırdığını gördüm. Yanına gittim, yanağını okşayıp, ne olduğunu sordum. Konuşamadığı için yüksek sesle bağırmaya devam etti. Ben de, ‘sen bekle, anneni arayacağız, ne istiyorsan vereceğiz’ dedim. Sonra, Uğur parmaklıkları sallamayı bıraktı. Sonrasında ofisime gittim ve rutin çalışmaya başladım. Saat 11.30 sıralarında, Uğur’un valizinin kırıldığını, bundan dolayı çok ajite olduğunu, engellilere saldırdığını söylediler. Uğur’un parmaklıkları sallar vaziyette olduğunu gördüm. Hasta bakıcımızın Uğur’u zapt etmeye çalıştığını gördüm. Engellilerin saat olan 13.30’da Uğur’un bulunduğu odadan çıkarken gördüm. Yanında hasta bakım personeli olduğunu hatırlıyorum, ancak hasta bakım personelinin kim olduğunu hatırlamıyorum. Uğur elinde çantalarla odadan çıktı. Diğer engelliler yemekhanede yemek yiyordu, sözünü ettiğim oda ile yemekhane aynı kattadır. Uğur aniden diğer engellilerin yemek yediği bölüme giderek engellilerden birinin masasında tabildota vurdu. Diğer engellilerden birine de zarar vereceğini anladıklarında hasta bakıcımız M.Ö.T. tarafından Uğur, odasının bulunduğu kata indirildi. Bu benim Uğur’u son görüşümdü. Uğur kendi katına indirildikten sonra Uğur’un yine diğer engellilere saldırmaya başladığını ve zaman zaman olduğu gibi cam kırabileceği düşüncesiyle kurum amirlerinden birisi arandı. Uğur ile ilgili bu bilgi geldikten sonra Y.E.’ye Uğur’un annesini aramasını söyledim. Görüntülü olarak arayıp görüşmelerini istedim. Görüntülü konuşma işe yarıyordu. Konuşma sırasında Uğur cep telefonunu tekmeledi, bu nedenle görüşme gerçekleşmedi. Olay günü kurumdan ayrıldıktan sonra saat 17.30’da beni hasta bakıcımız M.Ö.T. aradı, ‘Uğur iyi değil, ambulans çağırdık’ dedi. Şaşırdım, çünkü ben kurumdan ayrılırken iyiydi. 40 dakika sonra M.Ö.T. bana, Uğur’un ambulans ile kurumdan ayrıldığını, uzun süre ambulans beklediklerini, bu arada Uğur’a kalp masajı yaptıklarını gelen 112 ekibinin de masaja devam ettiğini söyledi. Aynı gün saat 20.00 sıralarında Uğur’un vefat haberini aldım. Hemen Uğur’un babasını aradım, Uğur’u kaybettiğimizi bildirdim ve başsağlığı diledim. Uğur un bakımından, hasta bakım personeli sorumluydu" ifadelerini kullandı. "Ben, Uğur’u kesinlikte darp etmedim, sadece diğer hastalara tekme atmasını engellemek için kapişonundan tutup odasına götürmüştüm" Bakımevinin hasta bakım personeli olan tutuksuz sanık M.Ö. ise savunmasında, "Olay günü saat 08.00 gibi işe başladım. Uğur Yıldırım ajite durumdaydı, yani krizdeydi, sinirliydi. Uğur sürekli bulunduğu kattan çıkmak istiyor, demir parmaklıkları tekmeliyor ve açmaya çalışıyordu. Bu sırada temizlik görevlisi olan diğer sanık T.Ö. geldi, Uğur’u sakinleştirmeye çalıştı. T.Ö., Uğur’un kahvaltısını yaptırıp getirdi, saat 09.30 sularında müdürümüz kuruma giriş yaptı. Odasına çıkmadan Uğur’un yanına geldi, o sırada ben Uğur’un arkasındaydım. Kapıyı açık kaçmasın diye orada duruyordum. A.L., Uğur’a ‘ne oldu, neden böylesin’ tarzında sözler söyledi ve üst kattaki ofisine çıktı. O esnada yanımda diğer sanıklardan bakım personeli olan Ç.K. de vardı. Bu sırada T.Ö., Uğur Yıldırım’a kek ve meyve suyu vererek bahçeye çıkardı. 15-20 dakika sonra Uğur’u geri getirdi ve kata bıraktı, Uğur’u biz teslim aldık. Uğur’un, kırık olan bir çantası vardı, bunu bana gösterdi, bu arada bağırıp çağırmaya devam ediyordu ve kattan çıkmak istiyordu. T.Ö., elinde matkap ile yanımıza geldi ve Uğur’un kırık olan çantasını tamir etmeye çalıştı. Yemekhanede Uğur, engellilerden birinin masasında tablotuna tekme atarak düşürdü. Yemekhanenin bulunduğu katta çamaşırhane ve kıyafet odası vardır, Uğur oraya girmeye çalıştı, kıyafet almaya çalıştı, girip girmediğini hatırlamıyorum. Sonrasında Uğur katına indi ancak kimin indirdiğini hatırlayamadım. Katına indirildikten sonra yine ajite oldu. Ajite olduğu için Uğur’un bulunduğu katın kapısını kilitlemiştik, zaten genelde kilitlidir, Uğur kattan çıkmak için demir kapıyı zorladı, çıkamayacağını anlayınca ortak alanda bulunan diğer hastalara 20 civarında hastaya tekme atmaya çalıştı, ancak vuramadı. Diğer hastalara tekme atmaya çalışırken ben kolundan tutmaya çalıştım, tutamadım. Bu süre içinde her yarım saat yada kırk beş dakikada bir Uğur’un odasına giderek nefes kontrolü yaptım ve su verdim. Uğur bu arada yatağında uzanıyordu. Y.E.E. isimli personelimiz, odaları kontrol ettiği sırada Uğur’un odasına baktı, Uğur’un rahatsızlandığını, aşırı şekilde terlediğini söyledi ve sağlık personeli olan S.T.’ye haber verdi. Uğur’un nabzını ölçtü ve oksijenine baktı, 112’yi aramamızı söyledi. Ambulansı 2 kez aradım. Ambulans gelmeden önce sanık S.T., Uğur’a kalp masajı yaptı, ambulans geldikten sonra onlara devretti, onlar kalp masajı yapmaya devam ettiler. Hastaneden aldılar ve Uğur’un vefat ettiğini söylediler. Ben, Uğur’u kesinlikte darp etmedim, sadece diğer hastalara tekme atmasını engellemek için kapişonundan tutup odasına götürmüştüm. Bunun dışında fiziksel bir temasın yoktur, bu nedenle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum" dedi. "Hastaneye gittiğimde bana oğlumun ölümünün şüpheli olduğunu şikayetçi olup olmadığımı sordular" Duruşmada beyanda bulunan müşteki anne Dilek Barut, "Oğlum otizm ve epilepsi hastasıdır. Daha önceden başka kurumlarda da tedavi gördü. Son olarak Mor Menekşe Bakım Merkezine vermiştik. Orada kalırken aynı zamanda başka hastanede yatarak birlikte tedavi gördü. Olay tarihinde oğlum hastaneden taburcu olup, bakım evine getirildi. O gün, kurum müdürü A.L., bana ‘Uğur’un el ve ayaklarında bağlanmaya bağlı kızarıklık ve morartı olduğunu, bunun bizimle bir bağlantısı yoktur’ şeklinde mesaj gönderdi. Mesaj dışında bana herhangi bir görüntü göndermedi. Sadece mesaj gönderdi. Bu mesajdan sonra mesaja cevap olarak ‘bağlama etik midir’ diye sordum. Cevap olarak bana kendisinin bilgisi olmadığı, şeklinde mesaj gönderdi. Ben de cevap olarak ‘çok sıkı mı bağlamışlar’ diye mesaj attığımda bu sorunun cevabını alamadım dedi. Bana da görüntülü arama yaparız özlemişsinizdir şeklinde mesaj gönderdi. Ancak görüntülü görüşme yapılmadı. İlk görüntülü arama yapıldı. A.L. ve oğlumla görüntülü görüştük. Ancak sadece yüzünü gördüğüm için kollarında ve ayaklarında bağlama izine ilişkin bir husus gösterilmedi, ben görmedim. İkinci aramada, Uğur’a sakin olmasını kendisini gelip göreceğimi kimseye bir şey yapmamasını söyledim. Uğur da beni anlayarak kafasını salladı. Kurum müdürü A.L. görevi devralmadan önceki yönetimde oğlumla ilgili kurumdan kaynaklı herhangi bir sorunla karşılaşmadık gayet iyi bakılıyordu. A.L.’nin görevi devralmasından sonra oğlumu görmeye gittiğimde her iki kolunu morarmış şekilde olduğunu gördüm. Hatta bir kolunun görüntüsünü almıştım. Göğsünde ve sırtında morartılar vardı. O kısımları çekemedim. Bu morartıların neden kaynaklandığını kurum yetkililerine sorduğumda Uğur’un kriz geçirdiğini ve üzerine dolabın üzerine devrildiğini ve morlukların bu şekilde olduğunu söyledi ancak kimin söylediğini hatırlamıyorum. Bu cevaba ikna olmadım. Dolabın devrilmesiyle bütün vücudunda bu kadar morluk olamaz diye düşündüm ve kamera görüntülerini izlemek istedim. Ancak izletmediler. Bundan dolayı sosyal hizmetlere şikayette bulundum. İhbar üzerine ilgili kurumdan denetime gidildiğini araya giren hastalığım nedeniyle oğlumu görmeye gittiğimde kendisini sosyal hizmet uzmanı olarak tanıtan bir görevli Uğur’u yanıma getirdi, kendisinin 15 gün önce işe başladığını söyledi. Ayrıca oğlumun kulağında şişlik olduğunu görüp neden diye sorduğumda ben görmedim bir bakayım diyerek, hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyledi. A.L. bana, ‘sen bizi şikayet etmişsin, denetim geldi’ dedi. Ben de, ‘tabi ki şikayette bulundum, sözlerinizden tatmin olmadığım için şikayetçi oldum’ dedim. Denetimde bir şey bulunmadığını, denetimle uğraştığı esnada Uğur’un kriz geçirip kulağını duvara çarptığını söyledi. Olay günü oğlumu arayıp, sakinleşmesi için birtakım şeyler söyledim. Oğlum ajiteydi sakinleşmedi. Yatağın üstündeydi. Yanında iki erkek görevli vardı. Uğur’u tutmaya çalıyorlardı. Uğur telefona tekme attı ve görüntülü görüşme kesildi. Sonrasında normal telefon ile arandım. Uğur’un sakinleşmediğini, tekrardan müdahale edip sakinleştireceklerini söylediler. Akşama kadar bana haber verilmedi. Kendilerine ben de ulaşamadım. Saat 19.56 saatleri sırasında F.Ö. adında bir kadın aradı. Ağlamaklı bir ses tonuyla bana oğlumun hastanede olduğunu kalbinin durduğunu kurtulamadığını söyledi. Hastaneye gittiğimde bana oğlumun ölümünün şüpheli olduğunu şikayetçi olup olmadığımı sordular. Ben de şikayetçi olduğumu söyledim ifademi verdim" şeklinde konuştu. Savcılıktan sanıkların tutuklanması talebi Görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, tutuksuz yargılanan sanıkların üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti göz önünde bulundurularak, tutuklu yargılanmalarını talep etti. Alınan savunma ve beyanların ardından ara kararını açıklayan mahkeme, savcılığın tutuklama talebini reddederek, sanıkların ‘yurt dışına çıkış yasağı’ tedbirlerinin devamına hükmederek, eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.