YEREL HABERLER - 23 Şubat 2017 Perşembe 14:46

Prof. Dr. Karaman; “Ergenlik sivilcesi tedavi gerektiren bir hastalıktır”

A
A
A
Prof. Dr. Karaman; “Ergenlik sivilcesi tedavi gerektiren bir hastalıktır”

Özel Medinova Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Göksun Karaman, özellikle ergen yaştaki gençlerin korkulu rüyası akne vulgaris (ergenlik sivilcesi) hakkında bilgi verdi.
Prof. Dr. Göksun Karaman, yaptığı açıklamada; “Akne vulgaris, derideki kıl folikülü ve ona açılan yağ bezinin birlikte oluşturduğu pilosebase ünitenin en sık görülen hastalığıdır. Ergenlik döneminde çok sık görülen akne vulgaris, hayatlarının bir döneminde kişilerin yaklaşık yüzde 85-100’ünü etkiler. En yüksek görülme sıklığı kızlarda 14-17, erkeklerde ise 16-19 yaşlarındadır. Ne kadar erken başlarsa o kadar ciddi olma eğilimindedir. Erkeklerde kızlara göre daha şiddetli seyredebilir. Genellikle ergenlik dönemi ile beraber son bulmakla birlikte, bazen daha sonraki yaşlarda devam edebilir.
Akne vulgarise bağlı deri belirtileri, en çok deride yağ bezlerinin yoğun olduğu yüz, gövde üst bölümü ve sırtta ortaya çıkar. Bu belirtiler; kıl folikülüne yerleşmiş siyah veya beyaz kabarıklıklar (komedonlar), kırmızı-bazen ucu iltihaplı lezyonlar, nodüller ve kistlerden oluşmaktadır. Bu lezyonlar hassas ve ağrılı olabilir. Büyük ve derin olan lezyonlar, çöküklük veya kabarıklık şeklinde, bazen hayat boyu süren izler bırakabilir. Sebore, yani cildin aşırı yağlanması genellikle sık rastlanan bir bulgudur.
Lezyonların özellikle yüz gibi görünen bölgelere yerleşmesi, çok sık görülen bir hastalık olması ve iz bırakabilmesi nedeni ile hastalarda ciddi psikolojik ve sosyal sorunlara yol açabilmektedir. Ergenlik çağında varlığı normal kabul edilip gerekli tedavi yaklaşımları yapılmadığı takdirde depresyon, anksiyete bozuklukları, kendine güvenin azalması, sosyal fobi oluşması ve bunlara bağlı olarak hayat kalitesinde azalma ortaya çıkabilmektedir.
Akne vulgaris basit bir mikrobik hastalık olmayıp, birden fazla faktörün etkisi ile oluşur. Kıl folikülünde yapısal bozukluk, aşırı yağ (sebum) salgısı, Propionibacterium acnes (P. acnes) adı verilen mikroorganizma ve iltihabi durum bu oluşumda rol oynar.
Akne vulgariste genetik yatkınlık, sıcak, terleme, ultraviyole ışınları ve stres klinik seyri etkileyebilir. Bazı ilaçlar (lityum, kortizonlu ilaçlar, vb) ve kullanılan kozmetik bakım ürünleri veya makyaj malzemeleri lezyonların ortaya çıkmasına veya şiddetlenmesine neden olabilir.
Akne vulgaris tanısında zorluk yaşanan bir hastalık değildir. Buna rağmen dermatolojinin geniş yelpazesi içinde yer alan bazı hastalıklarla karışabilir. Çok şiddetli ve tedaviye dirençli lezyonları olan hastalarda veya beklenen yaş ve lokalizasyonlar dışında ortaya çıkan lezyonların varlığında tanı ve tedavi yaklaşımı tekrar sorgulanmalıdır” dedi.
Hastalığın Tedavi
Hastalığın tedavisi hakkında bilgi veren Karaman, “Akne vulgarisin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğu unutulmamalıdır. Ergenlik çağında çok sık görülmesi nedeni ile normal karşılanması ve nasıl olsa kendiliğinden geçer diye düşünerek tedavisiz bırakılması uygun değildir. Psikolojik olarak zorlu bir yaş döneminde yaşanan bu hastalığın tedavisinde amaç; mevcut bulguları azaltmak, yeni lezyon çıkışını mümkün olabildiğince önlemek ve en önemlisi kalıcı izlerin oluşmasını engellemektir.
Akne vulgariste hastanın yaşına, cinsiyetine, klinik tablonun şiddetine, hastanın ruhsal olarak akne vulgaristen etkilenme derecesine ve sosyal durumuna göre tedavi seçimi yapılır. Bu nedenle hastadan hastaya değişiklik gösterir. Belirli aralıklarla ilaçların değiştirilmesi, farklı ilaçların eklenmesi ve tüm ilaçlarda belli aralıklarda kontroller gereklidir.
Tedavide kalıcı çözüm sağlanabilmesi için düzenli ve uzun süreli ilaç kullanımı gereklidir. Akne vulgaris tedavisinde en erken yanıt bir ay içinde alınır, etkinin devamlılığının sağlanması için en az 6 ay tedavi sürdürülür.
Tedavide kullanılan ilaçların yanında derinin uygun şekilde temizlenmesi de önem taşır. Cilt bakımında hassas davranılmalı; aşırı sürterek temizlemekten, siyah noktaları veya iltihaplı lezyonları sıkarak temizlemeye çalışmaktan kaçınılmalıdır. Akne lezyonlarının sıkılması veya koparılmasının iz kalma riskini arttırdığı unutulmamalıdır. Akne vulgaris tedavisinde tek başına veya ilaç tedavilerine ek olarak uygun koşullarda yapılan cilt bakımı, komedonların mekanik olarak temizlenmesi, glikolik asit veya salisilik asit ile yapılan kimyasal peeling (soya) işlemleri yapılabilir. Bu uygulamaların yapılması kararı mutlaka bir dermatolog tarafından verilmelidir. Son yıllarda tedavide lazer ve radyofrekans uygulamaları da gündeme gelmiştir. İzlerin tedavisinde ise şiddete ve izlerin tipine göre kimyasal peeling, dermal iğneleme (roller uygulaması) ve lazer tedavileri uygulanabilir” dedi.
Diyet tedavisi
Diyet tedavisine değinen Karaman, şu uyarılarda bulundu: “Akne vulgaris ve diyet ilişkisi uzun yıllardır hep tartışılmıştır. Yağlı yiyecekler, çekirdek gibi kuruyemişler, gazlı içecekler ve çikolata suçlanmış ama bu yiyeceklerle akne lezyonlarının arttığı kanıtlanmamıştır.
Son yıllarda yapılan çalışmalarda süt tüketiminin ve glisemik indeksi yüksek gıdaların (şekerli ve unlu yiyecekler, bakliyat, havuç, patates, gibi); özellikle de çağımızda çok tüketilen fast-food yiyeceklerin akne oluşumunda ve şiddetlenmesinde rolü olduğu üzerinde durulmaktadır”
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Ege Üniversitesinden "Yapay Zekâ Destekli Eğitim ve Araştırma" atılımı Yapay zekâ ve kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı’yı ziyaret etti. Ziyarette, Ege Üniversitesinde gerçekleştirilen eğitim ve araştırma faaliyetlerine yapay zekanın ne şekillerde dahil edilebileceğine dair fikir alışverişinde bulunuldu. Yapay zekânın eğitimde kullanımın artık kaçınılmaz bir dünya gerçeği olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Üniversite eğitimine ve araştırmalarına yapay zekânın entegrasyonu yalnızca teknolojik bir yükseltme değildir; bilgi aktarımında, öğrenmede ve uygulamada köklü bir değişimi temsil eder. Yapay zekâyı benimseyerek, üniversiteler eğitim deneyimini geliştirebilir, araştırmalarda yeniliği teşvik edebilir ve öğrencileri giderek daha karmaşık ve yapay zekâ odaklı bir dünyada başarılı olmaları için daha iyi bir şekilde hazırlayabilirler. Eğitime ve araştırmalara yapay zekânın entegrasyonu; Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri, Geliştirilmiş Öğretim Verimliliği, Gelişmiş Araştırma Yetenekleri, Öğrencileri Gelecek İş Gücüne Hazırlama, Eşitlik ve Erişilebilirliğin İlerlemesi, Akademik Programlarda Yenilik ve Toplumsal Sorunların Çözülmesine Katkı gibi alanlarda önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir" dedi. "Kaynaklarımızı yapay zekâ odaklı eğitime yönlendireceğiz" Ege Üniversitesinin yapay zekâ odaklı eğitime yönelik planlarını anlatan Prof. Dr. Alcı, "Ege Üniversitesi kurumsal bir planla bu yönde kararlı bir şekilde ilerleyecektir. Bir yandan müfredatta değişiklikler yaparken, diğer yandan yapay zekâ destekli eğitim ve araştırmaya odaklanmış doktora öğrencileri ve öğretim üyelerini üniversitemize getirmeyi planlıyoruz. Tüm bölümlerin müfredatına ‘Yapay Zekâ Okuryazarlığı’ dersi ilave edeceğiz. Çalışma alanında yapay zekâ destekli araştırmalar yapan yeni öğretim elemanlarını Üniversitemize çekmek için, vakıf kaynaklarından araştırma desteği sağlayacağız. ABD, AB, Çin, Japonya ve Singapur’dan yapay zekâ destekli araştırmalar yapan öğretim üyelerini Üniversitemize en az bir dönem misafir olarak getirmek için kaynaklarımızdan faydalanacağız. Tersine Beyin Göçü Programı ile Türkiye’ye gelen öğretim üyelerinin Üniversitemize gelmeleri için imkânlar yaratıp, laboratuvar imkânı ve vakıf desteği türünden teşvikler vereceğiz. Araştırmacılarımızı yerel öneme sahip; Su, Güneş Enerjisi, Ekoloji gibi alanlarda araştırmalar yapmaya teşvik edeceğiz ve onlara gereken kaynakları yerel endüstriden sağlamak için bir çalışma ekibi kuracağız. Teknoparkımızın imkânlarını artırıp, firmalarımıza gereken imkânları ve teşvikleri sağlayıp Üniversitemize davet edeceğiz. Yeni öğretim üyeleri, yeni laboratuvar, araştırma teşviklerinde bölüm ve fakültelere odaklanıp, yapılan çalışmaların kalıcı olmasını sağlayacağız. Yapay Zeka konusunda öğretim üyelerine ilaveten, doktora öğrencilerini Üniversitemize çeşitli teşviklerle davet edeceğiz" dedi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’un ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Rektör Prof. Dr. Alcı, "Kriptoloji alanında ulusal ve uluslararası arenada pek çok ödül alan ve bu alanda pek çok komiteye öncülük eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’u Üniversitemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk. Yapay zekânın eğitim ve araştırma alanlarında kullanımı konusunda değerli hocamızın deneyimlerini dinledik. Kendisine nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ediyorum" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Alcı’nın belirttiği hususlarda bütün tecrübesini Ege Üniversitesinin hizmetine sunmaktan memnun olacağını ifade eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, bu sayede üniversitenin kısa sürede gerek lisans gerekse lisansüstü eğitim ve araştırma alanlarında atılım yapma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliğini birincilikle bitirdi. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesinde yaptı. ABD’deki Oregon Eyalet Üniversitesinde Bilgi Güvenliği Merkezi kurdu. Buradaki çalışmaları sonucunda "Olağanüstü ve Sürdürülebilir Araştırma Liderliği" ödülüne layık görüldü. Kriptografi mühendisliğine yaptığı katkılarından dolayı 2007 yılında "IEEE Fellow" (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanı aldı. 50’den fazla kriptografik cihaz, yazılım ve donanımın tasarım ile geliştirilmesine katkıda bulundu. Kriptoloji ve şifreleme alanında en çok doktora öğrencisi yetiştiren dünyadaki üç akademisyeninden birisi olan Prof. Dr. Koç, Kriptografik mühendisliğe yaptığı sürekli katkılar nedeniyle IEEE (Elektrik- Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) Yaşam Boyu Üyesidir.
İstanbul Trafikte üst üste kornaya basarken dikkat Yargıtay, trafikte bir kişiyi hedef alarak kasıtlı ve ısrarlı şekilde korna çalmanın sadece uyarı değil, hakaret ve huzur bozma suçu kapsamında değerlendirilebileceğine karar verdi. Hukukçular, öfkeyle yapılan her trafik davranışının mahkeme salonuna taşınabileceğine dikkat çekiyor. Trafikte yaşanan tartışmalar, günümüzde çoğu zaman sözlü sataşmaların ötesine geçerek ciddi hukuki boyutlar kazanabiliyor. Özellikle ısrarlı ve kasıtlı şekilde korna çalmak, sürücüler arasında sıkça rastlanan ancak genellikle "basit bir tepki" olarak değerlendirilen bir davranış olarak öne çıkıyor. Ancak Yargıtay kararları, bu tür eylemlerin sadece trafik kuralı ihlali olarak görülmeyeceğini, hakaret ve huzur bozma suçları kapsamında da değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Yargıtay, bir kişiyi hedef alarak sürekli korna çalınmasını, karşı tarafı rahatsız edici ve küçük düşürücü bir eylem olarak kabul etti. Bu noktada, söz konusu davranışın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve somut olayın özelliklerine göre cezai sorumluluk doğurabileceği vurgulandı. "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Burak Evci, trafikteki agresif davranışların hukuki sonuçlarının hafife alınmaması gerektiğini belirtti. Avukat Burak Evci, "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir. Bir kişiyi hedef alarak, kasıtlı ve ısrarlı biçimde korna çalmak, karşı tarafı rencide edici nitelik taşıyorsa hakaret suçunu oluşturabilmektedir. Trafikte yapılan her davranış masum değildir. Özellikle olayın kasıt, süreklilik ve hedef gözetme unsurlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir anlık refleksle yapılan kısa uyarı ile öfke amacıyla sürekli korna çalmak arasında hukuken ciddi fark vardır. Yargıtay, bu tür eylemleri kişinin huzur ve sükununu bozacak nitelikte görmektedir" diye konuştu. "Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir" Bu tür davranışların yalnızca ceza davasına değil, aynı zamanda manevi tazminat taleplerine de konu olduğunu aktaran Evci, "Trafikte yaşanan her agresif tutumun, ilerleyen süreçte bir mahkeme dosyasına dönüşebileceği uyarısı yapılmaktadır. Direksiyon başında yapılan her hareket hukukun denetimindedir. Korna bir silah değildir. Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir. Artan trafik gerilimi karşısında sürücülerin daha dikkatli olması gerekiyor. Öfke kontrolünün artık sadece ahlaki değil, hukuki zorunluluk haline geldi" şeklinde konuştu.
Diyarbakır Evde doğum yapan anne ve bebeği, saatler süren çalışmanın ardından kurtarıldı Diyarbakır’da sancısı gelen bir kadın evde doğum gerçekleştirdi. Anne ve bebeği, kar nedeni ile saatler süren çalışmanın ardından kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, 1 Ocak 2026 günü yaşanan bir doğum vakasında sağlık ekiplerini zamanla yarışan zorlu bir mücadeleye sürükledi. Saat 11.46’da Yeşiltaş Mahallesi’nden gelen doğum ihbarı üzerine Diyarbakır genelinde sağlık birimleri alarma geçti. Sağlık Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda vakaya 1 kara ambulansı ve 1 UMKE timi olmak üzere toplam 6 sağlık personeli yönlendirildi. Hava ambulansı talebi, olumsuz hava şartları nedeniyle karşılanamazken, karadan ilerleyen ekipler yoğun kar, kapalı yollar ve tipi nedeniyle sık sık durmak zorunda kaldı. Ambulans ekibinin ilerleyememesi üzerine UMKE timi devreye girdi. Sahada ambulansa zincir desteği sağlandı, ancak Aşağı Kırlangıç köyü mevkiinde kar yağışının şiddetlenmesiyle ekipler yeniden mahsur kaldı. Bunun üzerine Çınar Kaymakamlığı ve Büyükşehir Belediyesi ile temasa geçilerek yol açma çalışmaları başlatıldı. Köy halkının traktör desteğiyle ekipler bir süre daha ilerleyebildi. Saatler süren çabanın ardından, yol açma çalışmaları ve saha koordinasyonunun güçlendirilmesiyle UMKE ekibi saat 18.15’te anneye ulaşmayı başardı. Olay yerinde doktor bilgisi dahilinde damar yolu açılarak tıbbi müdahale yapıldı, doğan bebeğin muayenesi gerçekleştirildi. Anne ve bebek, güvenli şekilde ambulans ekiplerine teslim edilerek Çınar 2 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu tarafından saat 23.41’de SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Hastalıkları Hastanesine nakledildi. Operasyonu yakından takip eden Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, zorlu süreçte görev alan UMKE Ekip Sorumlusu Salih Bülbül’e, ekibi adına gösterdiği özverili çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Asiltürk, "Zorlu kış şartlarına ve saatler süren ulaşım güçlüklerine rağmen ekiplerimiz büyük bir koordinasyon ve özveriyle görevlerini yerine getirdi. UMKE, 112 acil sağlık ekiplerimiz ve vatandaşlarımızın desteğiyle anne ve bebeğimiz güvenli şekilde sağlık tesisimize ulaştırıldı. Diyarbakır’da vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi için her şartta sahadayız. Bu süreçte görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi.
Düzce Tropikal misafirler kar yağışını görünce mest oldu Düzce’yi etkisi altına alan kar yağışı, kentin en uzak misafirlerine unutulmaz anlar yaşattı. Sri Lanka ve Ruanda gibi tropikal iklim ülkelerinden eğitim için kente gelen öğrenciler, hayatlarında ilk kez gördükleri kar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. Kent genelinde etkisini sürdüren yağışla birlikte kar kalınlığı şehir merkezinde 20, Konuralp ve Bahçeşehir bölgelerinde ise 40 santimetreye ulaştı. Kar yağışı, çocuklar kadar memleketlerinden binlerce kilometre uzaktaki üniversite öğrencilerini de mutlu etti. "Burada ilk defa kar görüyorum" Düzce Üniversitesi Hemşirelik Bölümü öğrencisi Sri Lankalı Mohoummead Ayizea, ülkesinin tropikal iklim kuşağında yer alması nedeniyle daha önce hiç kar görmediğini söyledi. Yağışın tadını çıkardığını belirten Ayizea, "Sri Lankalı olarak biz orada kar görmüyoruz. Tropikal olduğu için hava hep güneşli. En fazla yağmur yağıyor. Burada ilk defa kar görüyorum ve her gördüğümde çok heyecanlanıyorum. Karın tadını en güzel şekilde çıkartmaya çalışıyorum" dedi. "Bizim hayallerimizi yaşıyorsun" Ülkesinde kar yağışını hep televizyondan izlediğini belirten Ayizea, şöyle konuştu: "Kar yağışını hep filmlerde görüyorduk. Karlı günleri filmlerde gördüğümüz gibi burada da aynı şekilde kendimiz yaşadık. Arkadaşlarıma ve aileme kar görüntülerini çekip gönderiyorum, onlar da çok seviniyorlar. Karlı havalar, bembeyaz zeminler Sri Lankalılar için bir hayaldir. Kar görmeleri, birbirleriyle kartopu oynamaları hepsi onlar için hayal. Bana ’Bizim hayallerimizi yaşıyorsun’ diyorlar." Kar yağışı Ruanda’dan gelen öğrenciyi korkuttu Ruanda’dan gelen Receaip Moukizzia da eğitim için bir yıldır Türkiye’de bulunduğunu anlattı. Karla ilk karşılaştığında şaşkınlık yaşadığını ifade eden Moukizzia, "Türkiye’ye gelince çok mutlu oldum, şimdilik her şey yolunda. Afrika’da kar yağmıyor. Burada kar görünce hem şaşırdım hem korktum. Çok soğuk olduğu için korktum, soğuktan korkmuştum ama şimdi alıştım" ifadelerini kullandı. Millet Bahçesi’nde Türk arkadaşlarıyla bir araya gelen öğrenciler, kar topu oynayıp hatıra fotoğrafı çektirerek keyifli vakit geçirdi.