SAĞLIK - 27 Ekim 2017 Cuma 12:24

Doç. Dr. Günel, burun estetiği konusunda merak edilenleri cevapladı

A
A
A
Doç. Dr. Günel, burun estetiği konusunda merak edilenleri cevapladı

Adnan Menderes Üniversitesi, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.

Adnan Menderes Üniversitesi, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr.Ceren Günel, burun estetiği konusunda merak edilenleri cevapladı.


Burun estetiğinin Türkiye’de yapılan estetik ameliyatlar arasında ilk sırada geldiğini, günümüzde yapılan burun ameliyatlarının diğer bir adının Rinopilasti ameliyatı olduğunu belirten Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç Dr. Ceren Günel burun estetiği konusunda merak edilenleri yanıtladı.


Burun estetiği(Rinoplasti) nedir, nasıl yapılır?


Günel, Rinoplasti’nin burnun dış görünümünün düzeltilmesi ve nefes almadaki zorlukların giderilmesi amacıyla başvurulan, günümüzde en sık gerçekleştirilen estetik ameliyatı olduğunu belirterek, “Ameliyatta yapılan işlem temel olarak burnun iskeletini oluşturan kemik ve kıkırdak yapının şekillendirilmesidir. Estetik amaçlı burun ameliyatlarında, mevcut estetik sorunlarının özelliklerine, hastanın doku özelliklerine, beraber müdahale gerektiren deviasyon, burun eti büyümesi, sinüzit gibi rahatsızlıkların olup olmamasına ve bazı durumlarda hastanın tercihine göre değişik cerrahi teknikler kullanılabilmektedir.


Ameliyat süresi ise yapılacak cerrahinin tekniği ve içeriğine bağlı olarak değişmekle birlikte çoğunlukla 1,5 - 2 saat civarında olmaktadır. Ancak bilhassa daha önce estetik veya fonksiyonel amaçla burun ameliyatı geçirmiş hastalarda ve ameliyat esnasında kulak, kaburga gibi farklı bölgelerden doku alınmasını gerektiren özel durumların varlığında bu süre daha uzun olabilmektedir” dedi.


Burun ameliyatlarında açık ve kapalı tür olarak iki teknik var. Bu tekniklerden hangisi daha iyi sonuç vermektedir?


Burun estetiği ameliyatının açık ve kapalı olarak adlandırılan iki teknikle gerçekleştirildiğini açıklayan Güne, “Kapalı teknikte tüm kesiler burnun içinden yapılır. Dışarıdan görülen herhangi bir cilt kesi izi yoktur. Ameliyat süresi açık tekniğe göre daha kısadır. Bununla birlikte; ameliyat sahasının hiçbir bir bütün olarak görülememesi, görüş kısıtlılığı, buna bağlı olarak burun içi deformitelerin ameliyat içinde tam olarak değerlendirilememesi ve düzeltici tekniklerin uygulama zorlukları ana dezavantajlarıdır. Açık teknikte burnun iki deliği arasındaki kolumella dediğimiz bölgeden yarım santimlik küçük bir cilt kesisi yapılır. Cilt kaldırılarak kıkırdak ve iskelet yapısı tamamen ortaya konulur. Sayısız avantajları mevcuttur. Direk görüş altında burunun her bölümüne ve her alanına kolaylıkla ulaşılabilmekte ve istenen her türlü ameliyat tekniği rahatlıkla yapılmaktadır. Yine en büyük avantajı burun içi deformitelerinin daha iyi öğrenilmesi, anlaşılması ve çözüm yollarının daha kolay uygulanmasıdır” dedi.


Ameliyat sonrasında nefes alma güçlüğü olur mu?


Günel, ameliyat sonrası gelişen nefes darlığı çoğu kere ihmal edilen ama üzerinde önemle durulması gereken yaygın bir sorun olduğunu ifade ederek, “Ameliyattan sonraki erken dönemde şişliklere bağlı görülen nefes darlığı doğal ve geçicidir ama uzun dönemde, şişlikler geçtikten sonra da devam ederse sorun vardır. Rinoplasti doğası gereği hava yollarını daraltan bir ameliyattır. Bu yüzden ameliyattan önce nefes darlığına yol açmayan, gizli kalmış, hafif dereceli septaldeviasyon eğer cerrah tarafından fark edilerek düzeltilmezse ameliyattan sonra hastada nefes darlığına yol açabilir. Bu sebeple, nefes alma güçlüğü olsun veya olmasın tüm hastaların septumdeviasyonu veya konkahipertrofisi dediğimiz nefes alma güçlüğü yaratabilecek olası problemlerinin ameliyatta dikkatle değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekir. Bu şartlar yerine getirildiği taktirderinoplasti ameliyatı sonrası nefes alma problemiyle karşılaşılmaz” diye konuştu.


Burun kemikleri kırılıyor mu, yoksa traşlanıyor mu?


Hasta adaylarının bu konuda haklı bir hassasiyetleri olduğunu ifade eden, Doç. Dr. Günel, “ ‘Kırmak’ kulağa hoş gelmiyor. Bunun yerine özel keskilerin kullanılmasıyla burun kemiklerinin kesilmesi tabirini kullanmak belki daha doğru olacaktır. Aslında ameliyatta kemik yapının şekillendirilmesi için ne gerekliyse yapılır. Bu esnada kullanılan aletler ve yöntemlerin Rinoplasti adayını ilgilendirmemesi gerekir. Bu konudaki tereddütlerin yaygınlık kazanması daha çok reklam amaçlı yapılan, gerçeklerle ilgisi olmayan dezenformasyonlara bağlıdır” dedi


Burun ameliyatlarında tampon kullanımı nasıl ve tamponlar alınırken hasta acı duyuyor mu?


Tamponun kullanım amacı burun içindeki septoplasti yapılan bölgede kan birikmesini önlemek olduğunu belirten Günel, “Bu amaçla başvurulabilecek diğer bir yöntem içeriye (septum bölgesine) birkaç dikiş koymaktır. Bu işlem ameliyat süresini biraz uzatabilir ama tampon ihtiyacı ortadan kalkar. Burun ameliyatlarında tampon kullanımı ameliyata gore değişmekle birlikte genellikle ameliyat sonrası 2-3 gün boyunca kullanılmaktadır.En sık silicon tamponları kullanmaktayız.Tampon burun içinde durduğu sürece alerji haplarını kullanmayı tercih ediyoruz.Tamponları alırken hastaya göre değişmekle beraber rahatsızlık duyabilir” dedi.


Burun estetiğinin faydaları nelerdir?


Burna yapılan küçük bir değişikliğin bile insanların görüntüsünde büyük değişiklik yarattığını, çoğunlukla burun estetiği ameliyatı olmuş pek çok hastanın ameliyatının sonucundan memnun kaldığını belirten Günel, “Açık konuşmak gerekirse burun estetiğinin kişiye sağladığı en büyük fayda kişinin görüntüsünden dolayı kendine güvenini yeniden kazanmış olmasıdır. Yerleşik kanıya göre yüz simetrisi eşit olan kişiler daha güzel ve yakışıklıdırlar. Evet, yüze simetrik ve uyumlu bir burna sahip olmak kişinin daha güzel görünmesini sağlıyor. Burun estetiği ameliyatı ile burun düzeltilip yüzdeki simetrik denge yapılandırılıyor. Burun estetiği ameliyatının dış görünüşte sağladığı faydaların yanı sıra çok önemli fonksiyonel faydaları da var. Burun şekline bağlı olarak nefes almakta güçlük çeken hastaların ameliyat sırasında burun kanallarının açılması daha rahat nefes almalarını sağlayacak ve burun fonksiyonları doğru şekilde çalışmaya başlayacaktır. Aynı zamanda kıkırdak deviasyonu ya da burun asimetrisi gibi doğuştan getirilen bir takım rahatsızlıkların ortadan kalkmasına da yardımcı olacaktır” dedi.


Burun estetiğinin riskleri nelerdir?


Burun estetiğinin bazı risklerinden de söz eden Doç. Dr. Günel, “Burun estetiği ameliyatı çoğunlukla burun kemiğinin uygun şekilde kesilmesiyle gerçekleştirildiği için oldukça komplike bir estetik operasyondur. Anesteziye ilişkin birtakım risklerin yanı sıra, burun operasyonunda kanama, enfeksiyon, akıntı, nefes alma güçlüğü ve nadiren koku almada geçici bir kayıp olabilmektedir. Bazı durumlarda hasta iyileşmesi ve benzeri bazı nedenlerden dolayı ya da hastanın istediği ikincil değişiklikler nedeniyle ikinci bir operasyona ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu ikinci operasyon asıl ameliyatta elde edilen sonuçları daha da mükemmel hale getirmek amacıyla gerçekleştirilmektedir. İkinci bir operasyon için 6 ila 12 ay arasında değişen bir bekleme süresi olmalıdır” diye konuştu.


Yaş sınırı nedir?


Bayanların ergenlik dönemini erkeklere göre daha erken tamamladıkları için minimum 17 yaşını, erkeklerin ise minimum 18 yaşını doldurmuş olması gerektiğinin altını çizen Günel, “Ancak hastanın ciddi nefes alamama sıkıntılarının olduğu, görüntüsünü psikolojik bir sorun haline getirip günlük hayatına yansıttığı istisna durumlarda daha erken yaşta ameliyat yapılabilmektedir. Eğer operasyonda kemik ve kıkırdağa müdahale edilmeden hastanın şikâyetleri giderilebilir durumda ise yine daha erken yaşta ameliyat yapmak mümkündür. Yarık damak ve dudak denilen doğumsal sorunlar ve ciddi travmalar sonucu fonksiyon kaybı yaşayan vakalarda estetik burun ameliyatı erken yaşta uygulanabilmektedir” dedi.


Hastalar burun estetiği sonrası nelere dikkat etmeli?


Burun ameliyatı olan hastaların, 2 gün süreyle, başını yüksekte tutmak amacıyla en az 2 yastıkla yatmaları gerektiğini açıklayan Doç. Dr. Günel, “Yan tarafa dönük şekilde yatılırsa burun ve göz kapağının altında kalan bölgede şişme oluşacaktır. Bu nedenle 1 hafta baş yukarıda olacak şekilde sırt üstü yatmak en doğrusudur. Hastaların ilk gece göz etrafına ve atelin çevresine soğuk buz uygulaması yapması gerekir. Bu morlukları ve şişlikleri azaltabilir. İlk zamanlarda burundan pembemsi bir akıntının gelmesi olağandır. Burun altına yerleştirilmiş olan gazlı bezin belli aralıklarla değiştirilmesi gerekir. Hastaların yürüyüş yapmasında sakınca yoktur. Ancak ağır egzersiz yapmamaları gerekir. İlk haftanın içinde en fazla 10 kg ağırlık taşınabilir. Baş öne doğru eğilmemeli ve kendilerini zorlayacak eylemler yapılmamalıdır. İlk haftada cinsel ilişki bile sınırlıdır. İlk haftadan sonra hastalar normal aktivitelerini yapabilecek düzeyde iyileşme gösterir.Ameliyattan sonra hastalar sulu yemeklerle beslenmesine başlayabilir. Burun tıkanıklığı olursa katı besinler daha zor yutulabilir. İlk haftayla birlikte koku alma düzeni yerine gelir. Hastanın daha hızlı toparlanması için bol su içmesi gerekir. Ödemi azaltacak maydanoz, yeşil çay gibi yiyeceklerde tavsiye edilir. Hastalara taburculuk sonrası antibiyotik, ağrı kesici, alerji hapı, burun yıkama solüsyonları ve burun ucu için merhem reçete edilmektedir. Hastaların bu ilaçları düzenli olarak kullanması gerekmektedir. Ameliyattan sonraki gün doktor hastanın durumunu değerlendirir. Sorun bulunmuyorsa, hasta taburcu edilir. Bundan sonra tamponların çıkarılacağı 3-4 gün sonra ve burun sırtına yerleştirilen atelin çıkarılacağı 5-7 gün sonra doktora gidilmesi gerekir. Hastaların sonraki doktor ziyareti ameliyattan bir ay sonra olur. Bu ziyaretlere hastalar mutlaka uymalıdır. Yüzdeki ve burundaki şişlikler zaman içinde kaybolur. Burundan plastik atel alındıktan sonra şişliklerdeki iyileşme daha hızlı gerçekleşir. Üst dudak ve yanakların şişliği 2 haftada etkisini azaltır. Burun ucundaki şişlik kapalı teknikle yapılmış olan ameliyatlarda hızlı iyileşir. Burun çevresinde, yanaklarda ve göz kapaklarındaki morarma normal sonuçtur. Bunlar 2 haftada azalır. Çalışan hastalar bunları kozmetik ürünlerle örtebilirler. Burun temizliği yapıldıktan sonra hastaların daha iyi nefes alması onları rahatlatır” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Ege Üniversitesinden "Yapay Zekâ Destekli Eğitim ve Araştırma" atılımı Yapay zekâ ve kriptoloji alanında dünyanın sayılı akademisyenlerinden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı’yı ziyaret etti. Ziyarette, Ege Üniversitesinde gerçekleştirilen eğitim ve araştırma faaliyetlerine yapay zekanın ne şekillerde dahil edilebileceğine dair fikir alışverişinde bulunuldu. Yapay zekânın eğitimde kullanımın artık kaçınılmaz bir dünya gerçeği olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Musa Alcı, "Üniversite eğitimine ve araştırmalarına yapay zekânın entegrasyonu yalnızca teknolojik bir yükseltme değildir; bilgi aktarımında, öğrenmede ve uygulamada köklü bir değişimi temsil eder. Yapay zekâyı benimseyerek, üniversiteler eğitim deneyimini geliştirebilir, araştırmalarda yeniliği teşvik edebilir ve öğrencileri giderek daha karmaşık ve yapay zekâ odaklı bir dünyada başarılı olmaları için daha iyi bir şekilde hazırlayabilirler. Eğitime ve araştırmalara yapay zekânın entegrasyonu; Kişiselleştirilmiş Öğrenme Deneyimleri, Geliştirilmiş Öğretim Verimliliği, Gelişmiş Araştırma Yetenekleri, Öğrencileri Gelecek İş Gücüne Hazırlama, Eşitlik ve Erişilebilirliğin İlerlemesi, Akademik Programlarda Yenilik ve Toplumsal Sorunların Çözülmesine Katkı gibi alanlarda önemli katkılar sağlama potansiyeline sahiptir" dedi. "Kaynaklarımızı yapay zekâ odaklı eğitime yönlendireceğiz" Ege Üniversitesinin yapay zekâ odaklı eğitime yönelik planlarını anlatan Prof. Dr. Alcı, "Ege Üniversitesi kurumsal bir planla bu yönde kararlı bir şekilde ilerleyecektir. Bir yandan müfredatta değişiklikler yaparken, diğer yandan yapay zekâ destekli eğitim ve araştırmaya odaklanmış doktora öğrencileri ve öğretim üyelerini üniversitemize getirmeyi planlıyoruz. Tüm bölümlerin müfredatına ‘Yapay Zekâ Okuryazarlığı’ dersi ilave edeceğiz. Çalışma alanında yapay zekâ destekli araştırmalar yapan yeni öğretim elemanlarını Üniversitemize çekmek için, vakıf kaynaklarından araştırma desteği sağlayacağız. ABD, AB, Çin, Japonya ve Singapur’dan yapay zekâ destekli araştırmalar yapan öğretim üyelerini Üniversitemize en az bir dönem misafir olarak getirmek için kaynaklarımızdan faydalanacağız. Tersine Beyin Göçü Programı ile Türkiye’ye gelen öğretim üyelerinin Üniversitemize gelmeleri için imkânlar yaratıp, laboratuvar imkânı ve vakıf desteği türünden teşvikler vereceğiz. Araştırmacılarımızı yerel öneme sahip; Su, Güneş Enerjisi, Ekoloji gibi alanlarda araştırmalar yapmaya teşvik edeceğiz ve onlara gereken kaynakları yerel endüstriden sağlamak için bir çalışma ekibi kuracağız. Teknoparkımızın imkânlarını artırıp, firmalarımıza gereken imkânları ve teşvikleri sağlayıp Üniversitemize davet edeceğiz. Yeni öğretim üyeleri, yeni laboratuvar, araştırma teşviklerinde bölüm ve fakültelere odaklanıp, yapılan çalışmaların kalıcı olmasını sağlayacağız. Yapay Zeka konusunda öğretim üyelerine ilaveten, doktora öğrencilerini Üniversitemize çeşitli teşviklerle davet edeceğiz" dedi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’un ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Rektör Prof. Dr. Alcı, "Kriptoloji alanında ulusal ve uluslararası arenada pek çok ödül alan ve bu alanda pek çok komiteye öncülük eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç’u Üniversitemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk. Yapay zekânın eğitim ve araştırma alanlarında kullanımı konusunda değerli hocamızın deneyimlerini dinledik. Kendisine nazik ziyaretlerinden ötürü teşekkür ediyorum" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Alcı’nın belirttiği hususlarda bütün tecrübesini Ege Üniversitesinin hizmetine sunmaktan memnun olacağını ifade eden Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, bu sayede üniversitenin kısa sürede gerek lisans gerekse lisansüstü eğitim ve araştırma alanlarında atılım yapma potansiyeline sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. Çetin Kaya Koç Prof. Dr. Çetin Kaya Koç, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Elektronik ve Haberleşme Mühendisliğini birincilikle bitirdi. Doktorasını Kaliforniya Üniversitesinde yaptı. ABD’deki Oregon Eyalet Üniversitesinde Bilgi Güvenliği Merkezi kurdu. Buradaki çalışmaları sonucunda "Olağanüstü ve Sürdürülebilir Araştırma Liderliği" ödülüne layık görüldü. Kriptografi mühendisliğine yaptığı katkılarından dolayı 2007 yılında "IEEE Fellow" (alanında çok değerli işler yapmış bilim insanları) unvanı aldı. 50’den fazla kriptografik cihaz, yazılım ve donanımın tasarım ile geliştirilmesine katkıda bulundu. Kriptoloji ve şifreleme alanında en çok doktora öğrencisi yetiştiren dünyadaki üç akademisyeninden birisi olan Prof. Dr. Koç, Kriptografik mühendisliğe yaptığı sürekli katkılar nedeniyle IEEE (Elektrik- Elektronik Mühendisleri Enstitüsü) Yaşam Boyu Üyesidir.
İstanbul Trafikte üst üste kornaya basarken dikkat Yargıtay, trafikte bir kişiyi hedef alarak kasıtlı ve ısrarlı şekilde korna çalmanın sadece uyarı değil, hakaret ve huzur bozma suçu kapsamında değerlendirilebileceğine karar verdi. Hukukçular, öfkeyle yapılan her trafik davranışının mahkeme salonuna taşınabileceğine dikkat çekiyor. Trafikte yaşanan tartışmalar, günümüzde çoğu zaman sözlü sataşmaların ötesine geçerek ciddi hukuki boyutlar kazanabiliyor. Özellikle ısrarlı ve kasıtlı şekilde korna çalmak, sürücüler arasında sıkça rastlanan ancak genellikle "basit bir tepki" olarak değerlendirilen bir davranış olarak öne çıkıyor. Ancak Yargıtay kararları, bu tür eylemlerin sadece trafik kuralı ihlali olarak görülmeyeceğini, hakaret ve huzur bozma suçları kapsamında da değerlendirilebileceğini ortaya koyuyor. Yargıtay, bir kişiyi hedef alarak sürekli korna çalınmasını, karşı tarafı rahatsız edici ve küçük düşürücü bir eylem olarak kabul etti. Bu noktada, söz konusu davranışın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği ve somut olayın özelliklerine göre cezai sorumluluk doğurabileceği vurgulandı. "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avukat Burak Evci, trafikteki agresif davranışların hukuki sonuçlarının hafife alınmaması gerektiğini belirtti. Avukat Burak Evci, "Yargıtay’a göre korna, yalnızca uyarı amacıyla kullanılabilir. Bir kişiyi hedef alarak, kasıtlı ve ısrarlı biçimde korna çalmak, karşı tarafı rencide edici nitelik taşıyorsa hakaret suçunu oluşturabilmektedir. Trafikte yapılan her davranış masum değildir. Özellikle olayın kasıt, süreklilik ve hedef gözetme unsurlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir anlık refleksle yapılan kısa uyarı ile öfke amacıyla sürekli korna çalmak arasında hukuken ciddi fark vardır. Yargıtay, bu tür eylemleri kişinin huzur ve sükununu bozacak nitelikte görmektedir" diye konuştu. "Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir" Bu tür davranışların yalnızca ceza davasına değil, aynı zamanda manevi tazminat taleplerine de konu olduğunu aktaran Evci, "Trafikte yaşanan her agresif tutumun, ilerleyen süreçte bir mahkeme dosyasına dönüşebileceği uyarısı yapılmaktadır. Direksiyon başında yapılan her hareket hukukun denetimindedir. Korna bir silah değildir. Trafikte öfkeyle yapılan bir davranış, sanık sıfatıyla mahkeme salonuna taşınabilir. Artan trafik gerilimi karşısında sürücülerin daha dikkatli olması gerekiyor. Öfke kontrolünün artık sadece ahlaki değil, hukuki zorunluluk haline geldi" şeklinde konuştu.
Diyarbakır Evde doğum yapan anne ve bebeği, saatler süren çalışmanın ardından kurtarıldı Diyarbakır’da sancısı gelen bir kadın evde doğum gerçekleştirdi. Anne ve bebeği, kar nedeni ile saatler süren çalışmanın ardından kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, 1 Ocak 2026 günü yaşanan bir doğum vakasında sağlık ekiplerini zamanla yarışan zorlu bir mücadeleye sürükledi. Saat 11.46’da Yeşiltaş Mahallesi’nden gelen doğum ihbarı üzerine Diyarbakır genelinde sağlık birimleri alarma geçti. Sağlık Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda vakaya 1 kara ambulansı ve 1 UMKE timi olmak üzere toplam 6 sağlık personeli yönlendirildi. Hava ambulansı talebi, olumsuz hava şartları nedeniyle karşılanamazken, karadan ilerleyen ekipler yoğun kar, kapalı yollar ve tipi nedeniyle sık sık durmak zorunda kaldı. Ambulans ekibinin ilerleyememesi üzerine UMKE timi devreye girdi. Sahada ambulansa zincir desteği sağlandı, ancak Aşağı Kırlangıç köyü mevkiinde kar yağışının şiddetlenmesiyle ekipler yeniden mahsur kaldı. Bunun üzerine Çınar Kaymakamlığı ve Büyükşehir Belediyesi ile temasa geçilerek yol açma çalışmaları başlatıldı. Köy halkının traktör desteğiyle ekipler bir süre daha ilerleyebildi. Saatler süren çabanın ardından, yol açma çalışmaları ve saha koordinasyonunun güçlendirilmesiyle UMKE ekibi saat 18.15’te anneye ulaşmayı başardı. Olay yerinde doktor bilgisi dahilinde damar yolu açılarak tıbbi müdahale yapıldı, doğan bebeğin muayenesi gerçekleştirildi. Anne ve bebek, güvenli şekilde ambulans ekiplerine teslim edilerek Çınar 2 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu tarafından saat 23.41’de SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Hastalıkları Hastanesine nakledildi. Operasyonu yakından takip eden Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, zorlu süreçte görev alan UMKE Ekip Sorumlusu Salih Bülbül’e, ekibi adına gösterdiği özverili çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Asiltürk, "Zorlu kış şartlarına ve saatler süren ulaşım güçlüklerine rağmen ekiplerimiz büyük bir koordinasyon ve özveriyle görevlerini yerine getirdi. UMKE, 112 acil sağlık ekiplerimiz ve vatandaşlarımızın desteğiyle anne ve bebeğimiz güvenli şekilde sağlık tesisimize ulaştırıldı. Diyarbakır’da vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi için her şartta sahadayız. Bu süreçte görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi.
Düzce Tropikal misafirler kar yağışını görünce mest oldu Düzce’yi etkisi altına alan kar yağışı, kentin en uzak misafirlerine unutulmaz anlar yaşattı. Sri Lanka ve Ruanda gibi tropikal iklim ülkelerinden eğitim için kente gelen öğrenciler, hayatlarında ilk kez gördükleri kar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi. Kent genelinde etkisini sürdüren yağışla birlikte kar kalınlığı şehir merkezinde 20, Konuralp ve Bahçeşehir bölgelerinde ise 40 santimetreye ulaştı. Kar yağışı, çocuklar kadar memleketlerinden binlerce kilometre uzaktaki üniversite öğrencilerini de mutlu etti. "Burada ilk defa kar görüyorum" Düzce Üniversitesi Hemşirelik Bölümü öğrencisi Sri Lankalı Mohoummead Ayizea, ülkesinin tropikal iklim kuşağında yer alması nedeniyle daha önce hiç kar görmediğini söyledi. Yağışın tadını çıkardığını belirten Ayizea, "Sri Lankalı olarak biz orada kar görmüyoruz. Tropikal olduğu için hava hep güneşli. En fazla yağmur yağıyor. Burada ilk defa kar görüyorum ve her gördüğümde çok heyecanlanıyorum. Karın tadını en güzel şekilde çıkartmaya çalışıyorum" dedi. "Bizim hayallerimizi yaşıyorsun" Ülkesinde kar yağışını hep televizyondan izlediğini belirten Ayizea, şöyle konuştu: "Kar yağışını hep filmlerde görüyorduk. Karlı günleri filmlerde gördüğümüz gibi burada da aynı şekilde kendimiz yaşadık. Arkadaşlarıma ve aileme kar görüntülerini çekip gönderiyorum, onlar da çok seviniyorlar. Karlı havalar, bembeyaz zeminler Sri Lankalılar için bir hayaldir. Kar görmeleri, birbirleriyle kartopu oynamaları hepsi onlar için hayal. Bana ’Bizim hayallerimizi yaşıyorsun’ diyorlar." Kar yağışı Ruanda’dan gelen öğrenciyi korkuttu Ruanda’dan gelen Receaip Moukizzia da eğitim için bir yıldır Türkiye’de bulunduğunu anlattı. Karla ilk karşılaştığında şaşkınlık yaşadığını ifade eden Moukizzia, "Türkiye’ye gelince çok mutlu oldum, şimdilik her şey yolunda. Afrika’da kar yağmıyor. Burada kar görünce hem şaşırdım hem korktum. Çok soğuk olduğu için korktum, soğuktan korkmuştum ama şimdi alıştım" ifadelerini kullandı. Millet Bahçesi’nde Türk arkadaşlarıyla bir araya gelen öğrenciler, kar topu oynayıp hatıra fotoğrafı çektirerek keyifli vakit geçirdi.