ASAYİŞ - 25 Mart 2026 Çarşamba 08:26

Aydın’da Bizans dönemine ait altın işlemeli dua kitabı ele geçirildi

A
A
A
Aydın’da Bizans dönemine ait altın işlemeli dua kitabı ele geçirildi

Aydın’da jandarma ekipleri tarafından yapılan operasyonda Bizans dönemine ait olduğu değerlendirilen dua kitabı ve tarihi eserler ele geçirildi.


Aydın İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğü ve Efeler İlçe Jandarma Komutanlığınca yürütülen Anadolu Mirası Operasyonları kapsamında, Efeler Güzelhisar Mahallesi’nde ikamet eden M.E. (50) isimli şüphelinin ikametinde arama gerçekleştirildi. Aramalarda 1 adet Ortodoks/Bizans dönemine ait 16 sayfadan oluşan deri üzerine altın işlemeli dua (tılsım) kitabı, 1 adet Neolitik döneme ait mozaik taşı, 1 adet Roma/Bizans dönemine ait 4 cm uzunluğunda minyatür heykel, 1 adet ruhsatsız, seri numarası olmayan tabanca, 1 adet tabanca şarjörü, 41 adet 7x65 çapında fişek, Altın ve gümüş saflık ayarında kullanılan solüsyon ve mihenk taşı ele geçirildi. Yakalanan şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Aile öyküsü, glokom riskini katlıyor Medicana Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Bilgin, glokomun çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerlediğini ve fark edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabildiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Glokomun, görme sinirinin ilerleyici hasarı ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sinan Bilgin, hastalığın genellikle göz içi basıncı yüksekliği ile ilişkili olduğunu ancak normal basınçta da gelişebildiğini söyledi. Glokomun tıpta "gözün sessiz hırsızı" olarak adlandırıldığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sinan Bilgin, "Glokom genellikle ağrı yapmaz, erken dönemde görmeyi etkilemez ve merkezi görme uzun süre korunur. Görme kaybı periferden başlar ve hasta bunu fark etmeden ilerler. Çoğu zaman hastalar, hastalık ciddi seviyeye gelene kadar bir problem olduğunu anlamaz" dedi. Bu nedenle glokomun, dünya genelinde geri dönüşsüz körlüğün en önemli nedenlerinden biri olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, glokomun görme sinirine verdiği hasarın kalıcı olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Sinan Bilgin, göz içi basıncındaki artış ve bazı dolaşım bozukluklarının, optik sinir liflerinde hasara yol açabildiğini belirterek, "Bu süreçte sinir hücreleri kaybedilir ve görme alanı giderek daralır. Glokomda oluşan hasar ne yazık ki geri döndürülemez. Bu yüzden tedavide amacımız kaybı geri getirmek değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır" dedi. ‘Belirti vermemesi en büyük risk’ Glokomun en tehlikeli yönlerinden birinin belirti vermemesi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sinan Bilgin, hastaların genellikle ileri evrede başvurduğunu belirterek, "Periferik görme kaybı günlük yaşamda kolay fark edilmez. Beyin eksik alanları tamamlar, diğer göz de durumu telafi eder. Hastalar genellikle görme alanının ciddi oranda daraldığı, yani tünel görmenin başladığı dönemde durumu fark eder. Bu aşamada ise hasarın önemli bir kısmı kalıcıdır" ifadelerini kullandı. Glokom gelişiminde bazı risk faktörlerinin öne çıktığını belirten Doç. Dr. Sinan Bilgin, sözlerine şöyle devam etti: "Yüksek göz içi basıncı, 40 yaş üzeri olmak ve ailede glokom öyküsü bulunması en güçlü risk faktörleridir. Aile öyküsü olan bireylerde risk birkaç kat artar. Bunun yanında diyabet, hipertansiyon, migren, yüksek miyopi ve uzun süreli steroid kullanımı da riski artırabilir." ‘Erken tanı ile görme kaybı önlenebilir’ Glokomun erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, "Glokom erken dönemde tespit edildiğinde, uygun tedavi ile hastalığın ilerlemesini büyük ölçüde durdurmak mümkündür. Tedavide göz damlaları, lazer uygulamaları ve cerrahi yöntemlerle göz içi basıncını güvenli seviyeye düşürmeyi hedefliyoruz" dedi. Özellikle 40 yaş üzerindeki bireylerin düzenli göz kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Sinan Bilgin, sözlerini şu uyarıyla tamamladı: "Glokom sinsi ilerleyen ve geri dönüşü olmayan hasar bırakan bir hastalıktır. Ancak erken tanı ve doğru tedavi ile körlük büyük oranda önlenebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyet olmasa bile düzenli göz muayenesi yaptırmak hayati önem taşır."
İzmir İzmir Ekonomi’nin 49’luk genç mimarı İzmir’de yaşayan iki çocuk babası Hakan Acar, mimarlık eğitimini 49 yaşında başarıyla tamamlayarak hedefine ulaştı. Derslere katılmak için Çeşme’den kampüse gelerek 4 yılda 113 bin kilometre yol yapan ve tüm zorlukları aşarak ilham verici bir hikayeye imza atan Acar, İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Mimarlık Bölümü’nden şeref öğrencisi olarak mezun oldu. Ünlü mimar Le Corbusier’in bir röportajındaki "71 yaşında genç bir mimarım" sözüne atıfta bulunan Acar, "Ben de kendimi 49’luk genç mimar olarak görüyorum. Bundan böyle mezun kartımı da yanımdan hiç ayırmayacağım" diye konuştu. Hakan Acar, henüz 20’li yaşlarındayken İzmir’in Çeşme ilçesindeki bir inşaat firmasında meslek hayatına başladı. İşin inceliklerini öğrenerek mesleğinde emin adımlarla ilerleyen Acar, kısa sürede şantiye şefliğine yükseldi. Birçok projede aktif görev üstlenen Acar, 2004 yılında ise kendi firmasını kurdu. Aynı yıl peyzaj mimarı eşi Işıl Hanım ile evlenen Acar, iş temposuna rağmen mimarlık hedefinden de hiç vazgeçmedi. Bu süreçte eşinden büyük destek alan Acar, boş zamanlarında gece geç saatlere kadar üniversite sınavına çalıştı. 2021 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Mimarlık Bölümü’nü kazanan Acar, 2026’nın güz döneminde ise eğitim sürecini ‘şeref öğrencisi’ olarak tamamladı. "Bana ‘Hocam’ diyenler oldu" Üniversite yıllarının kendisi için ayrı bir yeri olduğunu belirten Acar, "İş hayatı ile üniversiteyi birlikte yürütmek kolay değildi. Teneffüslerde iş görüşmeleri yapıp, uzaktan toplantılara katılıp ardından da sınıfa giderdim. Sınıfta olduğumu gören bazı arkadaşlar şaşırıyordu. Kampüste zaman zaman beni akademisyen zannedip ‘Hocam’ diye seslenenler de olmuştu. Bunlar, benim için hayat boyu unutmayacağım, çok özel hatıralar" diye konuştu. "Yaşın bir sınır olmadığını bu süreçte bir kez daha gördüm" diyen Acar, öğrenme isteğinin en büyük motivasyonu olduğunu vurguladı. "Eşim en büyük destekçimdi" Eşi Işıl Acar’ın desteğini her zaman hissettiğini dile getiren Acar, "Üniversite sürecinde evin yükünü büyük ölçüde eşim üstlendi. Ben, iş ve okul arasında yoğun bir tempo yaşarken, o her şeyi dengede tuttu. Bu süreçte en büyük desteği ondan gördüm. Mimarlık, çok zevkli ama hiç kolay olmayan bir bölüm. Neyse ki tüm bunların üstesinden geldim ve hedefime ulaştım" dedi. "Yaş farkını hissettirmediler" Acar, bu süreçte birlikte çalıştığı arkadaşlarının ve akademisyenlerin katkısına da değinerek, "Başta Alpay Koca olmak üzere tüm sınıf arkadaşlarım, aramızdaki yaş farkını hissettirmeyecek bir şekilde hem fikri hem de pratik anlamda yanımdaydılar. Özellikle Rektör Yardımcımız ve Mimarlık Bölümü Öğretim Üyemiz Prof. Dr. Aslı Ceylan Öner de bu süreçte bana çok destek oldu. Mesleki bakış açısı kazanmamda katkı sunan tüm akademisyenlerimize ayrıca teşekkür ederim" ifadelerini kullandı. "Sıradan olmaktan kaçının" Gençlere önemli tavsiyelerde de bulunan Acar, "Kararlı, sabırlı, cesur ve tutkulu olun. Hedeften asla vazgeçmeyin. Araştırın, işin tekniğini öğrenin ve sıradan olmaktan kaçının. Farklı olmanın, farklı bakmanın ve düşünmenin gücünü önemseyin. Birbirinize yardımcı olun. Ne olursa olsun, bir şeyi öğrenerek yapmaya özen gösterin" diye konuştu.
Şanlıurfa Şanlıurfa’da ’Sarı Mağaralar’ turizme kazandırılmayı bekliyor Şanlıurfa merkezine ve Suruç ilçesine yaklaşık 20 kilometre mesafede bulunan tarihi Sarı Mağaralar, turizme kazandırılmayı bekliyor. Şanlıurfa’da adını bulunduğu bölgedeki sarı kalker taşlarından aldığı iddia edilen tarihi mağaralar, yıllardır bakımsızlık nedeniyle terk edilmiş bir durumda. Bölgedeki mağaraların milattan sonra 4’üncü yüzyıla dayandığı iddia ediliyor. Mağara girişlerinde yer alan ve Yunanca (Grekçe) olduğu değerlendirilen yazılar ise bölgenin tarihi geçmişine ışık tutabilecek önemli izler barındırıyor. Bölgenin önemli kültürel mirasları arasında gösterilen Sarı Mağaralar, günümüzde çobanların ve hayvanların sığınak yeri olarak kullanılıyor. Tarihi dokusuyla dikkat çeken mağaraların, gerekli koruma ve restorasyon çalışmalarının yapılması halinde hem bölge turizmine hem de ekonomiye önemli katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Uzmanlar ve bölge sakinleri, Şanlıurfa’nın sahip olduğu tarihi ve kültürel değerlerin korunması gerektiğine dikkat çekerek Sarı Mağaralar’ın turizm rotalarına dahil edilmesi çağrısında bulundu. Şanlıurfa’nın zengin kültürel mirasına sahip çıkılması gerektiğini ifade eden vatandaşlar, yetkililerin bölgeyi koruma altına alarak turizme kazandırması halinde Sarı Mağaraların önemli bir cazibe merkezi haline gelebileceğini belirtiyor. Tarihi dokusu ve doğal yapısıyla dikkat çeken Sarı Mağaraların, yapılacak çalışmalarla hem yerli hem de yabancı turistlerin ziyaret edebileceği önemli bir turizm noktası olabileceği ifade ediliyor. Şanlıurfa’da öğretmenlik yapan Hacire Bilgin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Buranın bu önemli tarihi yerinin restore edilerek ziyaretçilerin rahatlıkla gezebileceği bir hale getirilmesi gerekiyor. Burası aynı zamanda tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan bir noktadır ve insanların buranın ne olduğuna dair büyük bir merak duyduğuna inanıyorum. Tarihi dokusu korunarak yapılacak bir restorasyonla Sarı Mağaraların yeniden ayağa kaldırılması ve ziyaretçilere açık bir hale getirilmesini talep ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Malatya Malatya kırmızı et üretiminde Türkiye’nin lokomotif illerinden biri Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan, kentin hayvancılık ve kırmızı et sektöründe Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri olduğunu ve et tedarikinde ilk 5 il arasında yer aldığını söyledi. Malatya’nın sanayi kenti kimliğinin yanı sıra tarım ve hayvancılıkta da güçlü bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan, özellikle kayısı üretiminde dünya çapında bir marka olan kentin hayvancılıkta da dikkat çeken bir potansiyele ulaştığını kaydetti. Kentte 200 binin üzerinde büyükbaş, yaklaşık 500 bin küçükbaş hayvan varlığının bulunduğunu belirten Özcan, Malatya’nın besi hayvancılığında önemli bir konuma geldiğini söyledi. Aylık ortalama 3 bin 500 hayvan kesimi yapıldığını aktaran Özcan, yıllık yaklaşık 200 milyon dolarlık et tedarik hacmine ulaşıldığını belirtti. Hayvancılık alanındaki bu gelişmelerin organize sanayi bölgesi ihtiyacını ortaya çıkardığını da ifade eden Başkan Özcan, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı iş birliğinde Yazıhan ilçesi Mısırdere mevkiinde Hayvancılık Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulduğunu söyledi. Bölgede ilk etapta 50’nin üzerinde arsanın tahsis edildiğini ve yatırımların başladığını ifade eden Özcan, kurulacak OSB’de kaba yem fabrikası biyogaz tesisleri kesimhane ve soğuk hava depolarının yer alacağını bu yatırımlarla birlikte sektörde daha profesyonel bir yapının oluşacağını kaydetti. Özcan, yapılacak yatırımlarla aylık kesim kapasitesinin 4-5 bin başa çıkarılmasının hedeflendiğini belirterek et tedarik hacminin kısa sürede 300 milyon dolara yükselmesinin planlandığını ifade etti. Malatya’nın hem üretim hem de tedarik anlamında Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri haline geleceğini de belirten Özcan, gelişmelerin kırmızı et piyasasındaki daralmaya katkı sağlayacağını ve tüketicinin ete erişimini kolaylaştıracağını söyledi.
Ankara Muhsin Yazıcıoğlu, vefatının 17. yıldönümünde kabri başında anıldı Büyük Birlik Partisi’nin (BBP) kurucusu ve ilk Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, vefatının 17. yıl dönümünde mezarı başında dualarla anıldı. Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde 25 Mart 2009 tarihinde helikopter kazasında şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi’nin kurucusu ve ilk Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, vefatının 17. yılında sevenleri tarafından Ankara’da Taceddin Dergahı’ndaki kabri başında dualarla anıldı. Gerçekleştirilen anma programına BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, parti yöneticileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda dualar edildi. Törende konuşan Destici, Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatı boyunca milletine ve devletine bağlı bir mücadele yürüttüğünü belirtti. Yazıcıoğlu’nun ortaya koyduğu dava şuurunun ve ilkelerin bugün de yollarını aydınlatmaya devam ettiğini ifade eden Destici, şehit liderlerini rahmet, minnet ve özlemle anacaklarını sözlerine ekledi. "Muhsin Yazıcıoğlu, tam bir iman eriydi" Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun davası uğruna mücadele ettiğini belirten Destici, "Muhsin Yazıcıoğlu, tam bir iman eriydi. İçi İslam, bedeni ise Türk’tü. Dışı içine teslim olmuştu. Muhsin Başkan, hayatını Allah’ın peygamberimize ve onun da bize tebliğiyle yeryüzüne indirdiği Kur’an’a göre yaşadı. Kur’an ahlakına sahipti. Tam bir Müslüman’dı. Bu hususlardan asla taviz vermedi. Davası; Allah, Kur’an, Resullullah, İslam ve Türklük davasıydı. Son nefesine kadar da bu davası ve ülküsü uğrunda mücadele etti, şehit oldu" diye konuştu. Anma programı kapsamında Yazıcıoğlu’nun kabri başına karanfiller bırakılırken, vatandaşlar da dua ederek merhum lideri yad etti. Ayrıca bir vatandaş; Yazıcıoğlu’nun kabrine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden geldiğini belirterek, Kıbrıs Şehitliği’nden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bayrağı’nı ve toprağını Yazıcıoğlu’nun mezarına bıraktı.