ÇEVRE - 02 Haziran 2020 Salı 11:29

Tabiatın en hassas varlıkları, çevre denetiminde kullanılmaya başlandı

A
A
A
Tabiatın en hassas varlıkları, çevre denetiminde kullanılmaya başlandı

Türkiye’nin en önemli jeotermal sahalarına sahip Aydın’da Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’nun hayalleri çeyrek asır sonra hayata geçirildi.

Türkiye’nin en önemli jeotermal sahalarına sahip Aydın’da Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’nun hayalleri çeyrek asır sonra hayata geçirildi. Ancak jeotermal tesislerin çevreye zarar verdiğine ilişkin dedikodular üzerine Aydın Kuyucak ilçesinde bulunan bir JES firması, jeotermalin çevreye zarar vermediğini ispatlamak için ilginç bir yönteme başvurdu. Firma tarafından JES sahasında çevre denetimi arı ve kanatlı kümes hayvanlarının yanı sıra sebze ve meyve fidanları ile yapılmaya başlandı.


Türkiye’nin en önemli jeotermal kaynaklarına sahip Aydın’da uzun süren çalışmalar sonucu 2007 yılında jeotermal enerjiden elektrik üretimine başlandı. Tarihten bu yana kullanılmayan sıcak su kaynaklarının kullanılıp elektrik enerjisine dönüştürülerek milli ekonomiye kazandırılırken, Aydın’da son yılların en önemli gündem maddesi de jeotermal enerji santrallerinin çevreye zarar verip incir ve zeytin ağaçlarını kuruttuğu iddiası oldu. Ülkenin en önemli doğal kaynaklarının kullanılmaya başlaması ile ortaya atılan bu iddiaların, rüzgar enerji santrallerinin (RES) kurulması sürecinde de ortaya atıldığını belirten Jeoloji Mühendisi Gamze Yıldırımtürk, halkın kafasındaki soru işaretlerini gidermek ve jeotermal santrallerinin tabiata ve çevreye zarar vermediğini göstermek için jeotermal sahalarında tarımsal üretime başladıklarını söyledi.


“Bal arıları iddiaları çürüttü”


Aydın’ın Kuyucak İlçesine bağlı Pamukören’de bulunan Çelikler Jeotermal Sahası’na çevreye duyarlılığı ile bilinen bal arıları ve kanatlı kümes hayvanları konuşlandırıldı. Öte yandan santral sahasına dikilen incir, zeytin, narenciye ve çeşitli sebze ve meyve fidanlarının hem gelişimi hem de verimi takibe alındı. Arı ve kanatlı kümes hayvanlarının yanı sıra alana dikilen fide ve fidanların oldukça verimli olduğu görüldü.


“Yiyeceğimiz yumurta ve balı JES sahasında üretiyoruz”


Jeotermal enerji santralında jeoloji mühendisi ve iş güvenliği uzmanı olarak görev yapan mühendislerden Gamze Yıldırımtürk, santral sahası içerisinde yer alan örnekleri kafasında soru işareti olan herkesin inceleyebileceğini belirterek “Jeotermal tesislerin hayvanlara ve insanlara zarar verdiği gibi yanlış bir düşünce var. Biz burada hayvanlarla birlikte iç içeyiz. Biz hem bu olumsuz düşünceyi kırmak hem da doğayı ve hayvanları çok sevdiğimiz için burada kanatlı kümes hayvanları ve bal arıları için doğal ortamlar oluşturduk. Doğası gereği serbest dolaşan bu hayvanlar tesisin içinde dolaşıyor, hatta kış aylarında üşüdüklerinde boruların ısısı ile ısınıyor. Oldukça mutlu ve verimliler. Yumurta topluyoruz. Kovanlardan bal alıp yiyoruz. Bu da jeotermalin kesinlikle bir zararı olmadığını gösteriyor. Her şey doğal” diye konuştu.


Tabiattaki en hassas canlıların başında bal arılarının geldiğini ve çevrede görülen en küçük bir olumsuzluktan önce arıların etkilendiğini belirten Çelikler Jeotermal Firması’nınTeknikerlerinden


Adem Çelik ise, dedikodular üzerine tesiste 2 yıldır arıcılık yapıp bal da ürettiğini söyledi. Çelik, “Arı ırkı çok hassas bir hayvandır. Her ortamda yetişmez. Arının bal üretebilmesi için öncelikle çevrenin sağlıklı olması lazım. Ben burada 2 yıldır arı yetiştirip bal üretiyorum. Çevremizde de çok sayıda arıcı var. Arılar hassas olduğu için çevrenin durumunu olumsuz bulursa kovanı terk edip gider. Ancak buradaki arılar ortamdan gayet mutlu ve oldukça verimli” ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Malatya Tohma Çayı’nın ekolojik sağlığı bilimsel olarak ortaya kondu Malatya Turgut Özal Üniversitesi (MTÜ), bölgenin en önemli su kaynaklarından biri olan Tohma Çayı’nın ekolojik durumunu ortaya koyan uluslararası düzeyde iki önemli bilimsel çalışmayı kamuoyuyla paylaştı. MTÜ Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Memet Varol tarafından yürütülen araştırmalar, alanında en saygın uluslararası bilimsel dergilerden Environmental Research ve Journal of Environmental Chemical Engineering’de yayımlanarak dünya bilim literatürüne girdi. Rektör Prof. Dr. Recep Bentli, çalışmaların hem bölgesel çevre yönetimi hem de sürdürülebilir doğal kaynak kullanımı açısından önemli bilimsel veriler sunduğunu belirtti. Sivas’ta doğan ve Malatya’dan geçerek Karakaya Barajı’na ulaşan, aynı zamanda Fırat Nehri’nin önemli kollarından biri olan Tohma Çayı; tarımsal sulama, balıkçılık ve ekosistem sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahiptir. 2023-2024 yılları arasında nehrin 13 farklı noktasından alınan su ve sediman örnekleri üzerinde yapılan analizler sonucunda su içerisindeki ağır metal seviyelerinin, Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Birliği limit değerlerinin altında olduğu, mevcut şartlarda insan sağlığı açısından kanserojen risk bulunmadığı ve suyun tarımsal sulama ve sucul yaşam açısından uygun olduğu belirlenmiştir. Nehir yatağındaki birikimler gelecek için uyarı niteliğinde Araştırma kapsamında nehir tabanındaki sediman örneklerinde ise özellikle Nikel, Kadmiyum ve Krom metallerinin birikim gösterdiği tespit edilmiştir. Bu birikimlerin özellikle nehrin yukarı havzasında dip canlıları için potansiyel risk oluşturabileceği değerlendirilmiştir. Kirlilik kaynaklarına ilişkin yapılan bilimsel değerlendirmelerde, nehirdeki metal birikiminin farklı kaynaklarla ilişkili olduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda, Kangal bölgesindeki termik santral faaliyetleri ile Kuluncak çevresindeki madencilik çalışmalarının, nehrin yukarı havzasında metal birikimine neden olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca evsel atıklar ile Organize Sanayi Bölgesi’nin atıklarını taşıyan Şahnahan Çayı’nın Tohma Çayı ile birleştiği noktalarda metal konsantrasyonlarında artış gözlemlenmiştir. Rektör Bentli: "Bilimsel veriler, doğal kaynaklarımızın korunmasında yol göstericidir" Malatya Turgut Özal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Recep Bentli, "Bilimsel çalışmalarımız, Tohma Çayı’nın su kalitesinin mevcut durumda güvenli olduğunu göstermektedir. Ancak nehir tabanında tespit edilen birikimler, sanayi ve madencilik faaliyetlerinin daha yakından izlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Üniversite olarak, doğal kaynaklarımızın korunmasına katkı sunan ve karar vericilere bilimsel veri sağlayan araştırmalar yürütmeye devam edeceğiz" dedi.