EKONOMİ - 28 Mart 2025 Cuma 14:08

Ayvalık’ta 9 günlük tatilde yüzde 100 doluluğa ulaşılması bekleniyor

A
A
A
Ayvalık’ta 9 günlük tatilde yüzde 100 doluluğa ulaşılması bekleniyor

Türkiye’nin iç turizmde lider bölgelerinden biri olan Kuzey Ege’de turistik tesislerde doluluk oranının yüzde 80 seviyesine ulaştığı bildirildi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşan Ramazan Bayramı tatilinin 9 güne çıkarıldığını açıklamasının ardından Kuzey Ege’nin gözde turizm merkezlerinden Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, kış mevsiminde de açık olan turistik otellerdeki doluluk oranının yüzde 80 seviyesine çıktığı, bayram tatili sırasında ise bu oranın yüzde 90 ile yüzde 100 oranına ulaşmasının beklenildiği öğrenildi.


Ayvalık’ta Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Cunda Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bünyesindeki Cunda Uygulama Oteli Müdürü Abdülaziz Yük, bayramların Ayvalık gibi kültürel ve doğal güzellikleri bünyesinde barındıran destinasyonlarda yoğun geçtiğine işaret ederek, "Uygulama otelimiz de Ayvalık’ın en güzel noktasında bulunmaktadır. Bu açıdan da şu an için Ramazan Bayramı’nda rezervasyonlarımız yüzde 80’e ulaşmış durumda. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bu bayramın 9 güne çıkarılmasıyla da bu yoğunluğun ileriki günlere de yansıyacağına inanıyoruz. ’Kapı Misafiri’ olarak adlandırdığımız müşterilerimizle bu oranın yüzde 100’lere ulaşacağını düşünüyoruz" dedi.



"Devletin bölgeye yaptığı yol, köprü ve havaalanı gibi yatırımların etkisi büyük"


ATO Turizm Meslek Komitesi Başkanı Uğur Berk ise, son dönemlerde devletin Kuzey Ege Bölgesi’ne yapmış olduğu Osmangazi Otoyolu, Seyit Onbaşı Havalimanı, Çanakkale 1915 Köprüsü gibi yatırımların ardından Ayvalık’ın ulaşılabilirlik açısından da birçok yörenin gözdesi haline geldiğini belirterek, "Özellikle de metropol bir kent olan İstanbul’un çok rahat ulaşım noktalarından biri oldu. Bu durum Ayvalık’taki turizm potansiyelini çok ciddi bir şekilde arttırdı. Bu da Ayvalık’ın turizm alanında daha fazla yatırım almasını sağladı. Bu vesile ile bayramlarda, özellikle kış aylarında eskiden kapalı tutulan birçok turistik tesisimiz bu mevsimlerde de açılmaya başlandı ve bayramlarda da doluluk oranımız yüksek seviyelere çıkmaya başladı" diye konuştu.


Ramazan Bayramı’nda Ayvalık’taki açık olan otellerde doluluk oranının yüzde 60 ile yüzde 80’lere ulaştığını vurgulayan Uğur Berk, "Bizim zaten ’Kapı Müşterisi’ dediğimiz müşterilerimiz de gelecektir. Bunlarla birlikte bu bayram Ayvalık’taki açık olan otellerde doluluk oranı yüzde 80 ve daha fazlasına ulaşacağını tahmin ediyoruz" ifadelerini kullandı.


Geçtiğimiz aylarda Bolu-Kartalkaya’da çıkan yangının ardından Ayvalık’ta da eski ruhsatlı otellerin, yeni yasaya göre düzenlenmesi şartının getirilmesiyle ekstra önlemler almak üzere tadilatlara başladığını kaydeden Berk, "Bu yüzden de bu bayram kapalı olan otellerimiz de bulunuyor. Ayvalık’ta 400 civarında turistik otelimiz var. Bunun hemen hemen 300 tanesi bu tadilatlar nedeniyle kapalı. Bizim otellerimizin sezon hazırlıkları Nisan ayı gibi başlar, Haziran ayı ile okulların açıldığı Eylül ayı içerisinde de yavaşlar. Bizim de derdimiz, sürdürülebilir turizmi Ayvalık’a getirebilmektir. İlçemizdeki turizmi 12 aya yayabilmektir" diye konuştu.



Ayvalık’ta 9 günlük tatilde yüzde 100 doluluğa ulaşılması bekleniyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Uzmanlardan ‘kahve’ uyarısı: "Günde 4 fincan ve üzeri olumsuz etkiler oluşturabiliyor" En çok tüketilen içeceklerden olan kahvenin kalp sağlığına etkilerine yönelik konuşan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Bunlar genellikle nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı hali oluşturabilir. Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte, olumsuz etkiler göz önünde bulundurulmalı" dedi. Her gün milyonlarca kişinin tükettiği kahve, çay gibi ürünlerde bulunan kafeinin kalp sağlığına etkilerine ilişkin bilgi veren uzmanlar uyarıyor. Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci de kafeinin hem olumlu hem olumsuz etkileri olabildiğini söyledi. Günde 4 fincan ve üzeri kahve tüketiminin olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, kalp sağlığının korunması için yapılması gerekenleri sıraladı. "Nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı oluşturabilir" ‘Kafein şu anda dünya genelinde çok tüketilen içeceklerin içerisinde bulunan temel bileşen, çalışmaların devam ettiği bir molekül’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Kafein tüketiminin hem olumlu hem olumsuz etkileri var. Mevcut veriler ışığında söylenebilecek olan kafein tüketiminin genel olarak hafif orta düzeyde güvenli olduğu, hatta bazı kardiyak ve metabolik açılardan koruyucu etkilerinin de olduğu yönünde. Yüksek dozda tüketiminin kalp krizini arttırdığını gösteren çalışmalar olduğu gibi sağlıklı bireylerde orta düzeyde tüketimin koruyucu olduğunu gösteren çalışmalar da var. Bu konu halen araştırma aşamasında. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Genel olarak nabız artışı, düzensiz ritim olabilir. Tansiyonda ani yükselişe neden olabilir, sinirlilik hali, kaygı oluşturabilir. Özellikle öğleden sonra fazla tüketiminde uykuyu olumsuz yönde etkileyebilir, kalp dışı etkileri; kalsiyum emilimini bozarak kemik erimesine neden olabilir. Gebeler bu açıdan riskli diyebiliriz, yüksek dozda tüketim erken doğum ya da bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor bu açıdan da dikkatli olmak gerekir" dedi. "Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte" ‘Kafein tüketim deyince ilki başta çay kahve tüketimi akla gelmekte’ diyen Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Ama yüksek dozda kafein içeren enerji içecekleri mevcut. Enerji içeceklerinin kalp damar sağlığı açısından olumsuz etkileri giderek daha fazla ortaya çıkmakta. Sağlıklı bireylerde dahi enerji içeceği tüketimi sonrası önemli ritim bozuklukları, tansiyon yüksekliği, kalp krizinin tetiklenmesi gibi durumlar ortaya çıkabilmekte. Kafeinin etkileri açısından bireysel farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Kafeini metabolize eden enzimdeki bireysel değişikliklerden kaynaklanıyor. Kahve tüketimi özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. Yeni nesil kahvecilerde mevcut olan kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte. Bunlara bağlı fazla şeker alımının getirdiği olumsuz etkiler de yine göz önünde bulundurulmalı. Kalp hastaları için şuan ki veriler ışığında orta düzeyde tüketim güvenilir gözükmekte. Kalp damar sağlığı dediğimiz zaman en temel 2 nokta; sağlıklı beslenme ve fiziksel egzersiz. Akdeniz tipi beslenme, bitkisel ağırlıklı bir beslenmeyi kast ediyoruz. Doymuş yağ asitleri yerine doymamış yağ asitlerinin tercih edilmesi, işlenmiş etin minimum oranda tüketilmesi, bunun yerine balık tüketiminin haftada en az 1 gün olacak şekilde desteklenmesi önerilmekte. Tuz ve şeker tüketimini mümkün olduğunca kısıtlamak ve yine fazla alkol tüketimine dikkat etmek vurgulanması gereken noktalar. Sigaranın bırakılması, mental sağlık, stres yönetimi de kalp sağlığı açısından önemli noktalar" şeklinde konuştu.
İzmir İEÜ’lü gençler, 27 katlı ofis tasarımıyla finale kaldılar İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) öğrencileri, ‘Finance Bridge’ adını verdikleri 27 katlı ofis binası tasarımıyla Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) düzenlediği Depreme Dayanıklı Bina Tasarımı Yarışması’nda finale kaldı. Yarışmanın formatı gereği İstanbul Finans Merkezi’nde yer alması öngörülen bir bina tasarımına imza atan ve projenin maketini de yapan gençler, Türkiye genelinde finale adını yazdıran 21 ekipten biri oldu. Öğrencilerin deprem bilincini ve depreme dayanıklı bina tasarımı becerisini artırmak hedefiyle gerçekleşen yarışmanın finali, 13-15 Mayıs 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek. İzmir Ekonomi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği öğrencileri Arcan Koşvar, Ece Koçanalı ve Mert Arzık ile Mimarlık Bölümü öğrencileri Zeynep Bahtiyar ve Zeynep Yazan’dan oluşan ekip, projeleri için 3 ay süren hazırlık süreci geçirdi. Deprem analizi yapıldı İEÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Egemen Sönmez’in danışmanlığında çalışmalarını tamamlayan gençler, muhtemel bir depremde binanın hasar almaması için kiriş, kolon, perde duvar ve çapraz desteklerden oluşan taşıyıcı sistemin ve mimari özelliklerin nasıl şekilleneceği üzerinde en ince ayrıntısına kadar çalıştı. İzmir Ekonomili gençler, bilgisayar ortamında modelleme yaparak 27 katlı binanın deprem analizini de gerçekleştirdi. Çok sayıda iddialı proje arasından finale kalmayı başaran gençler, hedefini birincilik olarak belirledi. "Can güvenliği sağlanacak şekilde tasarlandı" Dr. Egemen Sönmez, geçtiğimiz yıl ilk kez katıldıkları yarışmada finale kalmalarına rağmen dereceyi az farkla kaçırdıklarını hatırlatarak, bu sene ise birinciliğe ulaşmak istediklerini söyledi. Ofis binası projesini, deprem karşısında can güvenliğini sağlayacak şekilde tasarladıklarını belirten Dr. Sönmez, "Öğrencilerimiz, bu projeye hazırlanırken sadece estetik ya da fonksiyonel bir yapı tasarlamakla kalmadı; deprem gerçeğini merkeze alan, mühendislik ve mimarlık disiplinlerini birleştiren bütüncül bir yaklaşım benimsedi. Ayrıca öğrencilerimiz, bilgisayar ortamında gerçekleştirdikleri modelleme ve deprem simülasyonları sayesinde, tasarladıkları yapının farklı senaryolarda nasıl davranacağını test etme imkânı da buldu. Bu tür yarışmalar, öğrencilerimizin teorik bilgilerini pratiğe dökmesi açısından çok değerli" ifadelerini kullandı. "Öğrenciler için büyük kazanım" Dr. Sönmez, sözlerini şöyle sürdürdü: "Öğrencilerimizin, depreme dayanıklı yapı tasarımı konusunda erken dönemde farkındalık kazanmaları, mesleki gelecekleri açısından çok önemli bir kazanım. Bu deneyimin, gençlerimizin kariyer yolculuğunda güçlü bir adım olacağına inanıyorum. Finale kaldığımız için gururlu ve mutluyuz. İçimize sinen, fark oluşturan, estetik bir tasarıma imza attığımızı düşünüyorum. Ekipteki tüm öğrencilerimizi başarılarından dolayı kutluyorum."
İstanbul Umut Meraş: "Beşiktaş’a transfer olduktan sonra bir kere bile A Milli Takım’a çağırılmadım" Bir dönem A Milli Takım ve Beşiktaş forması da giyen Eyüpsporlu futbolcu Umut Meraş, Le Havre’de futbol oynarken her milli takım kampına davet edildiğini, ancak siyah-beyazlılarla sözleşme imzaladıktan sonra bir daha çağrılmadığını ve bunun kendisi için çok enteresan bir durum olduğunu söyledi. Trendyol Süper Lig ekiplerinden Eyüpspor’un deneyimli sol beki Umut Meraş, A Milli Takım’da geçirdiği süreçten Beşiktaş günlerine, Fransa’da Le Havre formasıyla yaşadığı tecrübelerden Eyüpspor’daki hedeflerine, A Milli Takım’ın 2026 FIFA Dünya Kupası’na katılması ve kariyerine kadar birçok konuda İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. "Oyun anlamında şu andaki konumumuzu hak etmiyoruz" Eyüpspor ile bu sezon sergiledikleri performansı değerlendirerek sözlerine başlayan Umut Meraş, "Arda hocayla birlikte geçen sene 1 puanla Avrupa’yı kaçırmıştık. Arda hocanın ayrılmasından sonra yeni hocalarımız geldi. İki üç tane hoca değişti takımımızda. Bu takımın gidişatını etkiledi. Çünkü her hocanın bir farklı stili var; antrenman metodu olsun, sahada istedikleri olsun. Ona alışmakta biraz zorlandık. Çok giden oyuncu oldu, çok arkadaşlarımız ayrıldı. Onların yerine gelen arkadaşlarımız da eski oynadığımız oyuna adapte olmakta zorlandılar. O yüzden lige kötü başladık. Sonrasında Atilla hoca var, Umut hoca var onun yardımcısı. İkisi zaten Arda Turan’ın taktiğini bilen, onunla birlikte çalışmış, bizim sistemimize daha uygun antrenmanlar yaptırıyorlar. Sıralamada biraz kötü olsak da oyun anlamında gerçekten şu andaki konumumuzu hak etmiyoruz. Şimdi önümüzde Antalyaspor maçı var. Milli arada da çok iyi çalıştık. Bu maçı kazanıp inşallah önümüzdeki maçlarda yukarıya doğru ilerlemeyi istiyoruz" ifadelerini kullandı. "Bu zorlu süreçte inşallah bu potadan çıkacağımızı düşünüyorum" Kalan haftalarda takım olarak ellerinden gelen performansı sergileyerek ligde kalmak istediklerine değinen Meraş, "İkinci devrede takım toparlandı. 15 tane yeni oyuncu katıldı aramıza. Tabii bunlarla birlikte bir anda kimyayı yakalamak zor oluyor. O yüzden biraz hem sistemin oturması gerekiyor hem oyuncuların birbirine alışma süreci var. Bu milli ara bize iyi geldi. Takımın çoğu genç çocuklar, hepsi gayret içerisinde. Hocalarımız keza sabah akşam çalışıyorlar, bizi hazırlıyorlar. Her maça final olarak bakıyoruz. Antalyaspor maçına finalin finali olarak bakıyorum. Kesin kazanmamız gerekiyor. Kazanacağımızı da düşünüyorum. Hem arkadaşlarıma güveniyorum hem kendime güveniyorum hem takıma güveniyorum. Bu zorlu süreçte inşallah bu potadan çıkacağımızı düşünüyorum" değerlendirmesinde bulundu. "Eyüpspor’un uzun süre Süper Lig’de kalması gerektiğinden yanayım" 30 yaşındaki oyuncu, Eyüpspor’un İstanbul’da güzel bir camia olduğunu sözlerine ekleyerek, "Şu anda stadımız olmadığından dolayı taraftarlar fazla maça gelemiyor ama bir stat projesi var, o olursa ben takımın İstanbul’a, Süper Lig’e yakışacağını düşünüyorum. Uzun süre kalması gerektiğinden yanayım. Bunun için de elimden gelen her şeyi yapıyorum. Şu anda 30 yaşına girdim. Takım genç olduğu için ağabey rolündeyim. Yardımcı olmaya, tecrübelerimizi aktarmaya çalışıyoruz. Ben onlardan bir şeyler öğreniyorum çünkü onlar genç, enerjileri yüksek. Ben onlara hep söylüyorum, ’Bu gemiyi kenara yanaştırmamız gerekiyor’. Dümende de bazı oyuncular var. Biz elimizi taşın altına koyduk, gitmedik, ayrılmadık kulüpten, burayı bırakmadık. İnşallah sene sonu da bu işi başarabilirsek kariyerimdeki en büyük başarılardan bir tanesi olacak" diye konuştu. "Sinirlendim ve Fransa’ya transfer oldum" Le Havre’ye transferi ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunan Umut Meraş, "Bursaspor’a transfer olmuştum. Bursa’da A Milli Takım’a gittikten sonra Süper Lig’den benimle ilgilenen takımlar vardı. Beşiktaş vardı o dönemde, Galatasaray vardı, Trabzonspor vardı. Bir seçim yapmam gerekiyordu. O dönemde Beşiktaş’a biraz daha sıcak bakıyordum. Beşiktaş transferimin bazı nedenlerden dolayı önü kesildi. Ben de sinirlendim açıkçası. Eskiden Bursaspor’da çalışan Paul Le Guen hoca Fransa’da çalışıyordu. Televizyondan Bursaspor maçlarını takip ederken beni görüyor; ’Benim zamanımda bu oyuncu yoktu, iyi oyuncuymuş, ben bunu alabilirim’ diyor. Benim de o zaman bonservisim cüzi bir rakamdaydı. Beni aradı, ’Fransa’ya gelir misin?’ dedi. Her zaman bir Avrupa hayalim vardı, Avrupa’da bir kariyer yapmak istiyordum. İstanbul’a CEO’larını gönderdiler. Bana bir sunum yaptılar, çok kafama yattı. Çünkü oradaki insanlar gerçekten bu işe profesyonel yaklaşıyor. Bir hafta benimle ilgilendiler İstanbul’da. ’İlla imza atmana gerek yok, gel burayı gör’ diye Fransa’ya davet ettiler. Oraya ilk gittiğimde, stadın içinde kampa giriyorduk. İlk defa öyle bir şey gördüm; perdeyi bir açıyorsun, stat. O odaların hepsinde maç saatinden önce biz kalıyorduk. O beni çok etkilemişti. Bir de Real Madrid’de öyle bir sistem varmış. Dünyada iki tane var herhalde, bir tanesi benim oynadığım Le Havre Kulübü’ndeydi" dedi. "Fransa’da herkes sakin, her şeyi yavaş yaşıyorlar" Fransa günlerinin çok keyifli geçtiğinin altını çizen Umut, "Tabii Covid olmasaydı daha iyi olurdu. Çünkü Covid girince arkadaşlarım, ailem oraya gelemediler. Orada biraz zorlandım, tek kaldım çünkü. İlk gittiğimde Fransızca bilmediğim için biraz zorlandım. Çünkü oradaki insanlar İngilizce konuşmuyor; İngilizce bir şey soruyorsun, Fransızca cevap veriyorlar. Türkiye’de biz heyecanlı insanlarız, her şey hızlı olsun istiyoruz. İstanbul’da bir yere giderken ’Bir saatte hızlı hızlı gideyim’, ’Oradan hemen hızlıca halledeyim’... Bankaya gidiyorsun hızlı, her şey hızlı burada. Orada da tam tersi. Herkes sakin, her şeyi yavaş yaşıyorlar. O biraz beni zorladı. Mesela bankaya gidiyorum, iki saat sıra bekliyorum. Markete gidiyorum, iki saat sürüyor. Nasıl olacak böyle dedim. Arkadan ’hadi’ yapıp hızlandırmaya çalışıyorum ama orada kabul etmiyorlar tabii. O yavaşlığa 6-7 ay sonra alıştım, ben de onlar gibi oturup beklemeye başladım" şeklinde konuştu. "Fransa’da malzemeci bile hızlı" Umut Meraş, Fransız ve Türk futbolu arasındaki farklardan bahsederek, Fransız futbolunun daha fiziksel olduğunu dile getirdi. Tecrübeli futbolcu, "Sahada tempo ve fizik olarak çok kuvvetliler. Fransa’ya ilk gittim, antrenmana çıktım. Bir tane çocuk vardı, driplinglerde falan çok hızlıydı. Sonra diğer oyuncu da hızlıydı.. Antrenman bitti, malzemeciye baktım, malzemeci bile hızlı. Dedim ki ’Bu nasıl bir yer, herkes hızlı.’ Türkiye ile fiziksel farkı var sadece. Ama ben Türkiye liginin daha mücadeleci ve daha zor bir lig olduğunu düşünüyorum. O yüzden Süper Lig’de oynamak da kolay değil" cümlelerine yer verdi. "Yurt dışından teklif gelirse hemen giderim" Umut Meraş, "Tekrar teklif gelirse yurt dışına gider misin?" sorusunu ise, "Hemen giderim. Yarın giderim mesela (gülerek). Aslında hayalim İngiltere Premier Lig’di. Çünkü bence dünyanın en zor, en kompakt ve en keyifli ligi. Hem taraftar, hem stat, hem oyun, hem tempo anlamında.. Tabii açık konuşmak gerekirse bu hayalimi bu yaştan sonra gerçekleştirebileceğimi düşünmüyorum. Onların kriterleri var. Oraya transfer olabilmek için güncel milli olman lazım. Bütçeler zaten orada çok yüksek. Ama tabii ki de şu anda Avrupa düşüncem var tekrar" diye cevaplandırdı. "Beşiktaş camiasının benim için çok özel bir yeri var" Beşiktaş’a transfer sürecine değinen 30 yaşındaki oyuncu, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Bursaspor’dan Fransa’ya gitmeden Beşiktaş’a transfer oluyordum. Olmadı. 2.5 sene Fransa kariyerimden sonra tekrar Beşiktaş’a geldim. Zaten kader ağlarını örmüştü. Beşiktaş camiasının benim için gerçekten çok özel bir yeri var. Çünkü Türkiye’nin en büyük kulüplerinden bir tanesi hem taraftar anlamında hem camia anlamında. Unutulmaz maçlarım vardı; derbi maçları olsun, Şampiyonlar Ligi maçları olsun, hepsi çok keyifliydi. Tabii takım olarak o dönemde sadece Türkiye Kupası kazanabildik, lig şampiyonu olamadık. Şampiyon olamadığımız için taraftarların tabii ki de tepkisi vardı. Ben özellikle o dönemde bireysel anlamda elimden gelen her şeyi yaptım. Sonradan da kontratım bitince ayrıldım." "Beşiktaş’a transfer olduktan sonra bir kere bile Milli Takım’a çağırılmadım" Beşiktaş’a transfer olmadan önce her milli takım kampına davet edildiğini ancak Beşiktaş ile sözleşme imzaladıktan sonra hiç çağırılmadığını anlatan Umut Meraş, "Beşiktaş’a transfer oldum, imzayı attım, o günden sonra bir kere bile milli takıma gitmedim. Neden olduğunu bilmiyorum. O dönemin milli takımdaki hocalarının takdiri. Tabii ki de enteresan bir durumdu. Hiç milli takıma gitmedim ki o dönemde ilk senemde 28 maça çıkmıştım. Şampiyonlar Ligi oynuyordum ki zaten onun öncesinde de her kampa davet ediliyordum. Sonrasında milli takımda bir değişiklik oldu, o dönemde Stefan Kuntz geldi. Bir anda çağırmadı beni. İyi de gidiyorduk milli takımla, Avrupa şampiyonasına katılmıştık. Beşiktaş’a geldim. Türkiye’nin en büyük kulüplerinden bir tanesi ama bir kere bile milli takıma çağırılmadım. Çok enteresandı benim için. Hatta ben de onu sorguluyordum ’Acaba bende mi bir problem var?’ diye ama Fransa 2. Ligi’nden çağırılıp, Beşiktaş’tan çağırılmamak biraz enteresan oluyor" ifadelerini kullandı. "Beşiktaş camiasında 1 puan yenilmek gibi bir şeydir" Beşiktaş’ta oynadığı dönemde takım olarak istedikleri performansı sahaya yansıtamadıklarını dile getiren Umut, bunun sonucunda da taraftarlardan tepki aldıklarını söyledi. Taraftarların tepkilerinde haklı olduklarını vurgulayan Eyüpsporlu futbolcu, "Futbolcu her maçta sahada yüzde 100’ünü vermek zorunda. Tabii ki biz de her maçı kazanmak istiyoruz. Çünkü Beşiktaş’tasın. Beşiktaş’tayken her maça kazanmak için çıkıyorsun. Beraberlik bile kafanda yok. Direkt 3 puan.. Berabere kaldığında sanki yeniliyormuşsun gibi bir üzüntü oluyor. Çünkü Beşiktaş camiasında 1 puan yenilmek gibi bir şeydir, 3 puan almak lazım. O dönemde takım olarak istediğimiz sonuçları alamadık. Bu takımın ortamıyla da alakalıydı açıkçası. O dönemdeki takımın kurulumuyla da alakalıydı. Çünkü gelen oyuncular istediği performansları veremediler. Sadece ben değil, hiç kimse veremedi o dönemde. Bir kısmetsizlik vardı. Bazı dönemlerde böyle şeyler oluyor. Beşiktaş’a şu anda Sergen hoca geldi tekrar, bence toparladığını düşünüyorum. Eskiye doğru gidiyorlar tabii ki de. İnşallah iyi olurlar" şeklinde konuştu. "Beşiktaş’ta 6-7 tane hocayla çalıştım" Umut Meraş, Beşiktaş kariyerinde 6-7 teknik direktörle çalıştığını belirterek, "O dönemde 7-8 tane hoca değiştirdiğimiz için, bir hocayla iletişim kuruyoruz mesela 2-3 ay sonra hoca değişiyordu. Santos geldi, Şenol Güneş geldi, Valerien Ismael vardı. Şenol Güneş’ten sonra Burak Yılmaz hoca kaldı. Ben 6-7 tane hocayla çalıştım. O yüzden destek olamadılar. Çünkü biz bireysel anlamda değil de takım olarak bir yerlere çıkmak istiyorduk, başarmak istiyorduk. O yüzden teknik ekiple iletişim kuramadık" dedi. "Beşiktaş transferim zaten benim için bir çıkıştı" "Kariyerinde beklenen çıkışı yapamadığını düşünüyor musun?" sorusuna da Meraş, "Ben zaten Beşiktaş’a gelerek bir çıkış yaptığımı düşünüyorum. Tabii ki de Beşiktaş’ta benim de hayalim vardı; Avrupa’nın köklü kulüplerine gidebilmek, Beşiktaş’a para kazandırabilmek. Ama dediğim gibi o dönemin takım ortamı, sinerjisi tutmadığından dolayı başarı yakalayamadık. Bu sefer de ne oldu, bireysel anlamda kötü maçlar geçirdik hep birlikte, ben de dahil. O yüzden Beşiktaş’tan ayrılmak zorunda kaldım. Ama Beşiktaş transferim zaten benim için bir çıkıştı. Çünkü ben Fransa 2. Ligi’nde oynuyordum, Beşiktaş camiasına transfer oldum ve 3 sene orada kaldım, 60 tane maç oynadım" yanıtını verdi. "Galatasaray’ı 2-1 yendiğimiz maçtan sonra ’Derbi maçı da o kadar zor değilmiş’ demiştim" Beşiktaş’ta oynarken en unutamadığı maçın 2-1 kazandıkları Galatasaray derbisi olduğunu aktaran deneyimli futbolcu, "O maçta maçın adamı seçilmiştim. Larin’e asist yapmıştım, maçı 2-1 kazanmıştık. Kariyerimde ilk derbi maçımdı. Çok keyifliydi. Hatta o akşam eve gittikten sonra ’Derbi maçı da o kadar zor değilmiş’ demiştim. Keyifliydi, unutamam yani" diye konuştu. "Milli Takım hayalimi gerçekleştirdiğim için çok mutlu ve gururluyum" Milli Takım formasını giyme duygusunu ’Anlatılmaz yaşanır’ diye tanımlayan Umut Meraş, "Sonuç olarak kendi ülkenin bayrağını temsil ediyorsun. Bizim bayrağımız zaten şehitlerimizin kanıyla yapıldığı için çok özel bir forma. Kimseye de nasip olmuyor kolay kolay. Bana oldu Allah’ıma bin şükürler olsun. O yüzden o forma adı altında mücadele etmek her oyuncu için bir hayal. Ben de hayalimi gerçekleştirdiğim için çok mutlu ve gururluyum. Bunu yıllarca anlatacağım" ifadelerini kullandı. "Milli takımda bir aile ortamı var" Milli takımda kamp ortamının çok keyifli olduğunu aktaran Umut, "Hala zaten benim dönemimden çoğu oyuncu orada; Merih, Hakan, İrfan Can, Uğurcan, Mert Günok, Kaan Ayhan.. Herkes var yani. O yüzden ortam çok keyifli oluyor. Çünkü oraya seçilmiş oyuncuların hepsi Türkiye’de gerçekten bir başarı yakalamış veya kendi takımlarında kariyerli oyuncular. Ortam da çok keyifli oluyor, bir aile ortamı var orada. Sadece orada maçı kazanmayı düşünüyoruz çünkü ülkemizi temsil ediyoruz. O yüzden tek bir yürek oluyoruz. Çok keyifli oluyor ortamlar. Oyun oynuyoruz, müzik, dans ediyoruz, şakalaşıyoruz. İdmanlar çok keyifli geçiyor. Milli takım ortamı benim için çok keyifliydi. Dışarıdan şimdi izliyorum; Arda Gülerler, Kenanlar onlar da geldi mesela, daha keyifli" şeklinde konuştu. "Dünya Kupası’nda başarı yakalayabiliriz" A Milli Futbol Takımı’nın 24 sene sonra katılım hakkı elde ettiği Dünya Kupası’nda başarılı olacağına inandığını dile getiren Umut Meraş, "Çünkü çok yetenekli oyuncular var. Mesela ben Kenan’ı çok beğeniyorum, Arda zaten.. Hakan abi kaptanlığı yapıyor orada. Şu an sinerji de güzel. Böyle bir enerji, sinerji oluşmuşken neden olmasın? Oraya gidip orada da başarı yakalayabiliriz" dedi. "Futbolcu anlamında gerçekten çok yetenekli bir ülkeyiz" 30 yaşındaki oyuncu, son 5 yıla bakıldığında milli takımın oturmuş bir kadrosu olduğunu belirterek, "Çünkü biz futbolcu anlamında gerçekten çok yetenekli bir ülkeyiz. Sadece bunu değerlendiremediğimizi düşünüyorum. Yoksa çok yetenekli çocuklar var, arkadaşlarımız var, kardeşlerim var. Bizim bir altyapımızın olması lazım sürekli. Her dönem 10 oyuncu değişmemesi gerekiyor. Birkaç tane eklenmesi lazım ki o zaman başarı yakalayabiliyorsun. Sürekli milli takımda bir havuzun olması lazım, oyuncu eklenmesi lazım. Öyle başarı geleceğini düşünüyorum" cümlelerine yer verdi. "Sol bek mevkisinde dünyanın bir sorunu olduğunu düşünüyorum" Sadece Türkiye’nin değil dünyanın da sol bek yetiştirme konusunda sorunu olduğunu vurgulayan Umut Meraş, şunları söyledi: "Sadece Türkiye’nin değil, dünyada zaten sol bek yok. Çünkü sol ayaklı oyuncu çok zor bulunuyor. O yüzden hem sol ayaklı olup hem sol bek oynayabilmek.. Mesela sol ayaklı bir oyuncu sol kanat da oynayabilir, orta saha da oynayabilir. Genelde sol ayaklı oyuncular kendilerini sol bek bölgesinde defans olduğu için tercih etmiyor. Ben dünyanın bir sorunu olduğunu düşünüyorum." "Ferdi’nin performansını çok beğeniyorum" İngiltere Premier Lig’de Brighton & Hove Albion forması giyen milli futbolcu Ferdi Kadıoğlu’nun performansını çok beğendiğini vurgulayan Umut, "Geçen maçta gol attığı için söylemiyorum; Premier Lig’de oynuyor sonuç olarak, kendini Fenerbahçe’de de kanıtladı. Sağ ayaklı oynaması da bence onun için bir avantaj. Çünkü her topu aldığında içe dripling yapabiliyor. Bu onu rahatlatıyor baskılarda. Çünkü çizgi de bir defanstır oyuncu için, oradan sıkıştırır. Ferdi’nin öyle bir avantajı oluyor. Şu anda iyi de oynuyor" açıklamasında bulundu. Son olarak genç futbolculara tavsiyelerde bulunan Umut Meraş, "Bence kariyer anlamında şu an gayet iyi bir kariyerim var. Yani bunu başarmak için çok emek verdim. Bunun bir de arka tarafı var. O yüzden her genç oyuncuya vereceğim tavsiye; hayallerinin peşinde her zaman koşsun, hiçbir zaman bırakmasın. Olmadığı zaman da üzülmeye zamanın yok. Hemen kalkıp ayağa devam etmesi gerekiyor" diyerek sözlerini noktaladı.
Diyarbakır Diyarbakır’da otizm farkındalığı için renkli etkinlik Diyarbakır’da 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlenen etkinliklerle farkındalık oluşturdu. Diyarbakır ABA Otizm Eğitim Merkezi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla çeşitli etkinlikler gerçekleştirdi. Etkinliklerde çocuklar pankartlar açarak müzikler eşliğinde yürüyüş yaptı, vatandaşların dikkatini otizme çekti. Program kapsamında boyama etkinlikleri de düzenlenirken, çocukların yaptığı resimler sergilenerek katılımcıların beğenisine sunuldu. Renkli görüntülere sahne olan etkinliklerle otizme dikkat çekilmesi amaçlandı. ABA Otizm Eğitim Merkezi Müdürü Ahmet Çaçan, her yıl olduğu gibi bu yıl da 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü nedeniyle etkinlikler yaptıklarını ifade etti. Çaçan, "Çocuklarımızla beraber etkinlikler yaptık, boyamalar yaptık, pamuk şekerler dağıttık, tabelalarla, mesajlarımızla Diyarbakır’da yürüyüş yaptık. Çok güzel bir gün geçti. Tabi amacımız bir gün değil, her gün bu çocukları hatırlamak. Bu amaçla beraber her yıl bu şekilde etkinliklerimizi düzenliyoruz. Otizmin rengi bu sene kırmızıydı. Bizler, öğretmenlerimiz, çocuklarımız, velilerimiz hep beraber bugün kırmızı giydik. Kırmızı temaya uygun davrandık. Otizmin bu anlamda farkındayız, onların yanındayız" şeklinde konuştu. ABA Otizm Eğitim Merkezi öğretmenlerinden Nur Sayan ise 2 Nisan Otizm Farkındalık Gününü dikkat çektiklerini söyledi. Sayan, "Bu kapsamda, farkındalık oluşturabilecek resimler özellikle seçtik. Bu resimlerle boyama yaptık, boyama etkinliği gerçekleştirdik. Daha sonrasında bu etkinliğimizle birlikte küçük bir sergi oluşturduk. Otizmin rengi olarak bu yıl belirlediğimiz renk kırmızı. Kırmızı temaya uygun kırmızı balonlar dağıttık çocuklarımıza. Aslında bugün bizim oluşturmak istediğimiz şey, tamamen otizmin bir farkındalık olduğu otizmin bir spektrum bozukluğu olduğu ve bu farkındalığa dikkat çekmek. Buna yönelik olarak çocuklarımızla bugün burada oyunlar oynadık, halaylar çektik, dans ettik, boyamalar yaptık, balonlu etkinliklerimiz oldu, yürüyüş yaptık. Tüm bu etkinliklerimiz, dediğimiz gibi, birazcık gürültülü oldu açıkçası. Zaten gürültülü olması bizim istediğimiz bir şeydi. Çünkü otizm var, biz buradayız. Otistik çocuklar, otizm spektrumuna sahip çocuklar da burada. Herkesin onları görmesini istiyoruz aslında. Herkesin onların farkına varmasını istiyoruz. O yüzden bugün bizim için birazcık gürültülü etkinlikler oldu. Tam da istediğimiz şekilde, çok güzel etkinlikler düzenledik bugün kurumumuzda" diye konuştu.
Kayseri TORK Modüler Yapı Sistemleri’nde stratejik ortaklık Kayseri merkezli üretim firması TORK Modüler Yapı Sistemleri şirket sahibi Bülent Ünlüsavuran ile Ankara’da faaliyet gösteren iş insanı Cemil Demirel arasında kurulan ortaklık ile büyüme yolculuğunda önemli bir eşiği geride bırakıyor. Bu stratejik iş birliği kapsamında TORK, üretim gücünü Ankara’ya taşıyarak yeni bir fabrika yatırımı ile faaliyet alanını genişletmeye hazırlanıyor. TORK Modüler Yapı Sistemleri, bugüne kadar 3 milyon metrekareyi aşan proje deneyimi ve 700’ü aşkın uzman kadrosu ile sektörde güçlü bir konum elde etti. Toplamda 100 bin metrekarelik üretim ve operasyon alanı, şirketin yüksek hacimli üretim kabiliyetini desteklerken; günlük 4.000 m prefabrik üretim kapasitesi, bin metrekare duvar üretimi ve 500 metrekare arakat döşeme üretimi ile aynı anda çok sayıda projeyi yönetebilen bir yapı ortaya koyuyor. Projelendirmeden ruhsat süreçlerine, üretimden montaja kadar tüm aşamaları kapsayan anahtar teslim proje yönetimi anlayışı ve TSEK 118 belgeli üretim güvencesi, TORK’u sektörde güvenilir bir çözüm ortağı haline getiriyor. Gerçekleşen ortaklık ile birlikte, iş insanı Cemil Demirel’in Ankara’daki yerel gücü ve saha organizasyonu, TORK’un üretim ve mühendislik tecrübesi ile birleşerek yeni bir büyüme ivmesi oluşturacak. Ankara’da kurulacak yeni fabrika ile üretim kapasitesi artırılırken, eş zamanlı olarak Ankara’da yap-sat modeliyle konut projeleri geliştirilmesi de planlanıyor. Bu kapsamda TORK, yalnızca üretim tarafında değil, aynı zamanda inşaat ve konut geliştirme alanında da aktif bir oyuncu haline gelmeyi hedefliyor. Bu ortaklık, yalnızca bir yatırım değil; aynı zamanda güçlü bir vizyon birlikteliği olarak öne çıkarken, TORK Modüler Yapı Sistemleri’nin Türkiye genelinde daha etkin, daha büyük ve daha kurumsal bir yapı haline gelmesinin önünü açıyor.