GÜNDEM - 06 Şubat 2025 Perşembe 10:15

Bayburt nüfusu 83 bin 676 kişi oldu

A
A
A
Bayburt nüfusu 83 bin 676 kişi oldu

Türkiye’de ikamet eden nüfus, 31 Aralık 2024 tarihi itibarıyla bir önceki yıla göre 292 bin 567 kişi artarak 85 milyon 664 bin 944 kişi oldu. Bayburt’un nüfusu da 83 bin 676 kişi olarak açıklandı.


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları’nı açıkladı. Buna göre, Türkiye’de ikamet eden nüfus, 31 Aralık 2024 tarihi itibarıyla bir önceki yıla göre 292 bin 567 kişi artarak 85 milyon 664 bin 944 kişi oldu. Erkek nüfus 42 milyon 853 bin 110 kişi olurken, kadın nüfus 42 milyon 811 bin 834 kişi oldu. Diğer bir ifadeyle toplam nüfusun yüzde 50,02’sini erkekler, yüzde 49,98’ini ise kadınlar oluşturdu.


Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre, ülkemizde ikamet eden yabancı nüfus bir önceki yıla göre 89 bin 996 kişi azalarak 1 milyon 480 bin 547 kişi oldu. Bu nüfusun yüzde 48,3’ünü erkekler, yüzde 51,7’sini kadınlar oluşturdu.


İl ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı yüzde 93,4 oldu


Türkiye’de 2023 yılında yüzde 93 olan il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2024 yılında yüzde 93,4 oldu. Diğer yandan belde ve köylerde yaşayanların oranı yüzde 7’den yüzde 6,6’ya düştü.


Nüfusumuzun yüzde 67,2’sini yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde ikamet edenler oluşturdu


Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’nin (MAKS) kullanılmaya başlanması ile birlikte fiili kent-kır yapısını daha doğru yansıtan, "yoğun kent, orta yoğun kent ve kır" ayrımında oluşturulan yeni bir sınıflama yapılmıştır.


Bu sınıflamaya göre, Türkiye nüfusunun yüzde 67,2’sinin yoğun kent, yüzde 15,5’inin orta yoğun kent ve yüzde 17,2’sinin ise kır olarak sınıflandırılan yerleşim yerlerinde yaşadığı görüldü.


Türkiye’de 40 ilin nüfusu azaldı


Ülkemizde 2023 yılında bir önceki yıla göre 10 ilin nüfusunda azalma görülürken, 2024 yılında 40 ilin nüfusunun azaldığı görüldü.


İstanbul’un nüfusu 15 milyon 701 bin 602 kişi oldu


İstanbul’un nüfusu, bir önceki yıla göre 45 bin 678 kişi artarak 15 milyon 701 bin 602 kişi oldu. Türkiye nüfusunun yüzde 18,3’ünün ikamet ettiği İstanbul’u, 5 milyon 864 bin 49 kişi ile Ankara, 4 milyon 493 bin 242 kişi ile İzmir, 3 milyon 238 bin 618 kişi ile Bursa ve 2 milyon 722 bin 103 kişi ile Antalya izledi.


Nüfusu en az olan il 83 bin 676 kişi ile Bayburt oldu


Bayburt, 83 bin 676 kişi ile en az nüfusa sahip olan il oldu. Bayburt’u, 86 bin 612 kişi ile Tunceli, 91 bin 354 kişi ile Ardahan, 142 bin 617 kişi ile Gümüşhane ve 156 bin 739 kişi ile Kilis takip etti.


Nüfus piramidindeki yapısal değişim devam etti


Nüfus piramitleri, nüfusun yaş ve cinsiyet yapısında meydana gelen değişimi gösteren grafikler olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’nin 2007 ve 2024 yılı nüfus piramitleri karşılaştırıldığında, doğurganlık ve ölümlülük hızlarındaki azalmaya bağlı olarak, yaşlı nüfusun arttığı ve ortanca yaşın yükseldiği görülmektedir.


Türkiye nüfusunun ortanca yaşı 34,4’e yükseldi


Ortanca yaş, yeni doğan bebekten en yaşlıya kadar nüfusu oluşturan kişilerin yaşları küçükten büyüğe doğru sıralandığında ortada kalan kişinin yaşıdır. Ortanca yaş aynı zamanda nüfusun yaş yapısının yorumlanmasında kullanılan önemli göstergelerden biridir.


Türkiye’de 2023 yılında 34 olan ortanca yaş, 2024 yılında 34,4’e yükseldi. Cinsiyete göre incelendiğinde, ortanca yaşın erkeklerde 33,2’den 33,7’ye, kadınlarda ise 34,7’den 35,2’ye yükseldiği görüldü.


Ortanca yaşı en yüksek olan il Sinop, en düşük olan il Şanlıurfa oldu


Ortanca yaşın illere göre dağılımına bakıldığında, Sinop’un 43,4 ile en yüksek ortanca yaş değerine sahip il olduğu görüldü. Sinop’u, 42,9 ile Giresun ve Kastamonu izledi. Diğer yandan 21,4 ile Şanlıurfa en düşük ortanca yaşa sahip il oldu. Şanlıurfa’yı, 23 ile Şırnak ve 24,5 ile Ağrı ve Siirt takip etti.


Kadınlarda ve erkeklerde en yüksek ortanca yaşa sahip il Sinop oldu


Ortanca yaşın illere ve cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde, erkeklerde 42,5 ile Sinop en yüksek ortanca yaşa sahip olan il olurken, 21 ile Şanlıurfa en düşük ortanca yaşa sahip olan il oldu. Kadınlarda 44,3 ile Sinop yine en yüksek ortanca yaş değerine sahip olan il olurken, Şanlıurfa 21,9 ile en düşük ortanca yaş değerine sahip olan il oldu.


Hiç evlenmeyenlerin oranının erkeklerde daha yüksek olduğu görüldü


Ülkemizde 2009 ve 2024 yılı cinsiyete göre medeni durumun dağılımı incelendiğinde, erkeklerde hiç evlenmeyenlerin oranının kadınlara göre daha yüksek olduğu, kadınlarda ise eşi ölenlerin ve boşananların oranının erkeklerden daha fazla olduğu görüldü. Diğer yandan büyük çoğunluğu oluşturan evlilerin oranının 2009 ve 2024 yılında her iki cinsiyette de birbirine yakın oranlarda olduğu görüldü.


Çalışma çağındaki nüfusun oranı yüzde 68,4 oldu


Çalışma çağı olarak tanımlanan 15-64 yaş grubundaki nüfusun oranı, 2007 yılında yüzde 66,5 iken 2024 yılında yüzde 68,4 oldu. Diğer yandan çocuk yaş grubu olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı yüzde 26,4’ten yüzde 20,9’a gerilerken, 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun oranı ise yüzde 7,1’den yüzde 10,6’ya yükseldi.


Toplam yaş bağımlılık oranı azaldı


Çalışma çağındaki birey başına düşen çocuk ve yaşlı birey sayısını gösteren toplam yaş bağımlılık oranı, 2023 yılında yüzde 46,3 iken 2024 yılında yüzde 46,1’e düştü. Çalışma çağındaki birey başına düşen çocuk sayısını ifade eden çocuk bağımlılık oranı, yüzde 31,4’ten, yüzde 30,6’ya gerilerken, çalışma çağındaki birey başına düşen yaşlı birey sayısını ölçen yaşlı bağımlılık oranı ise yüzde 15’ten yüzde 15,5’e yükseldi. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’de 2024 yılında, çalışma çağındaki her 100 kişi, 30,6 çocuğa ve 15,5 yaşlıya bakmaktadır.


Türkiye’de kilometrekareye 111 kişi düşerken İstanbul’da 2 bin 934 kişi düştü


Nüfus yoğunluğu olarak tanımlanan "bir kilometrekareye düşen kişi sayısı", Türkiye genelinde 111 kişi oldu. İstanbul, kilometrekareye düşen 2 bin 934 kişi ile nüfus yoğunluğu en yüksek olan ilimiz oldu. İstanbul’u 623 kişi ile Kocaeli ve 390 kişi ile en küçük yüz ölçümüne sahip il olan Yalova izledi.


Nüfus yoğunluğu en az olan il ise bir önceki yılda olduğu gibi, kilometrekareye düşen 11 kişi ile Tunceli oldu. Tunceli’yi, 19 kişi ile Ardahan ve 21 kişi ile Erzincan ve Gümüşhane izledi. Diğer yandan yüz ölçümü büyüklüğünde ilk sırada yer alan Konya’nın nüfus yoğunluğu ise 59 olarak gerçekleşti.



Bayburt nüfusu 83 bin 676 kişi oldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Adana’da şiddetli yağış şantiyeleri vururken, Bakız İnşaat’ın altyapısının farkı tekrardan dikkat çekti Adana’da Şubat ayındaki sel felaketinin ardından yeniden etkili olan şiddetli yağış, kent genelinde birçok şantiye ve inşaat alanını olumsuz etkilerken güçlü drenaj sistemleri ve modern altyapı planlaması sayesinde Bakız İnşaat’ın projesinde su birikintisi dahi oluşmadı. Meteoroloji’nin uyarılarının ardından kentte başlayan ve aralıksız devam eden şiddetli yağışın ardından özellikle yeni yapılaşmanın yoğun olduğu Karahan Şambayadı ve Kabasakal bölgelerinde su tahliye sistemlerinin yetersiz kalması nedeniyle şantiye alanlarını ve siteleri su bastı. Birçok noktada araçlar ve malzemeler su altında kalırken, ekipler suyu tahliye etmek için yoğun çaba harcadı. Merkez Çukurova ilçesindeki özellikle yapımı devam eden birçok inşaat alanı ve bitmiş olan sitelerin zemin katlar ve otoparklarını su bastı. Kentte yaşanan bu olumsuz tablo karşısında, merkez Çukurova ilçesi Kabasakal Mahallesi’ndeki Turgay Canver ve Begüm Canver’in sahibi olduğu Bakız İnşaat’ın şantiyesinde ise durumun tamamen farklı olduğu gözlendi. Firma, projelerinde temelden itibaren büyük önem verdiği güçlü drenaj sistemleri ve modern altyapı planlaması sayesinde şiddetli yağıştan hiçbir şekilde etkilenmedi. Şantiyede, su birikintisi dahi oluşmadığı görülürken firma yetkilileri, mühendislik standartlarından ve altyapı kalitesinden taviz vermeden projelerine devam edeceğini belirtti. Öte yandan, firmanın Şubat ayındaki sel felaketi sonrası da şantiyelerinde herhangi bir olumsuzluk olmadığı gözlenmişti.
İstanbul Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor Kanserle mücadelede önleme, erken tanı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın tanıtımı Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapıldı. Tanıtım toplantısında uzmanlar, kanserin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek çevresel faktörler, bilinç eksikliği ve toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Türkiye’de kanserle mücadeleye bilimsel ve bütüncül katkı sağlamak amacıyla ‘Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’ (TKÖAV ) kuruldu. Kurucu başkanlığını Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın üstlendiği vakfın tanıtımı, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlenen toplantıyla gerçekleştirildi. Vakıf; kanserin önlenmesi, erken tanının yaygınlaştırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefliyor. Vakfın tanıtım toplantısına; AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Halit Yerebakan, AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Şengül Karslı, TKÖAV Kurucusu Prof. Dr. Berrin Pehlivan, TKÖAV Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyesi Prof. Dr. Türker Kılıç, BAU Mütevelli Heyeti üyesi Saygın Şenel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ve Tiyatro Oyuncusu Mert Fırat katıldı. Prof. Dr. Berrin Pehlivan: "Kanser örgütlü mücadeleden korkuyor" "Onkoloji, hayatımın merkezine yerleşti. Bunun ilk nedeni, en çok emek verdiğim alan olması" diyen Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "İkinci nedeni ise en çok yaşadığım alan olması. Çünkü ailemde, sevdiklerimde ve çevremde kanserle ilgili yaşananlar, bu hastalığın yalnızca bir meslek olarak kalmasına izin vermedi; neredeyse hayatımın tamamı haline geldi" dedi. Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "Bu nedenle kansere bir radyasyon onkoloğu, bir akademisyen, bir hasta yakını ve bir insan olarak pek çok açıdan bakmak durumunda kaldım. Öğrendiklerim ise oldukça çarpıcıydı. İlki; kanser aslında yalnızca bir hastalık değil, bir fenomen. İkincisi; sadece hastayı değil, çevresini de derinden etkiliyor. Son olarak ve belki de en önemlisi; kanser, örgütlü mücadeleden çok korkuyor. Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı; bilimin ve insan hikâyelerinin kesiştiği bir noktada doğdu. Çünkü biz kanserin yalnızca bir hastalık olmadığını gördük. Bir aileyi, bir çocuğu, bir hayatı kökten değiştiren derin bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendik" açıklaması yaptı. Kanserle mücadelenin yalnızca tedaviyle kazanılmayacağını belirten Prof. Dr. Pehlivan, "Önleme, farkındalık, erken tanı ve bilinç bu mücadelenin en kritik unsurlarıdır. Doğru bilginin doğru zamanda ve doğru şekilde verilmesi bir hayatı değiştirebilir" diyerek sözlerini sonlandırdı. Prof. Dr. Türker Kılıç: "Kanser önemli bir halk sağlığı problemi" Her gün yaklaşık 650 kişinin kanser tanısı aldığını belirten Prof. Dr. Türker Kılıç ise şunları söyledi: "350 kişi ise kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 220’sine kanser tanısı konuluyor. Bu yönüyle kanser, önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkıyor. Kanser yalnızca tanı alan kişiyi değil, çevresini de etkileyen bir hastalık. Bu nedenle ben de bir beyin cerrahı olarak kanserle mücadele eden grubun içindeyim. Akademi tarafında uzun yıllardır edindiğim deneyimle şunu söyleyebilirim: Her akademisyenin kendi alanında gelişmenin yanı sıra bir enstitü kurma hedefi olmalı ve bu yapıyı bir vakıf aracılığıyla desteklemelidir. Bu düşünceyi her platformda dile getirdim. Berrin Hocamız da bu çağrıya kulak vererek bu vakfın kurulmasına öncülük etti." Dr. Özlem Koç: "Mücadele yalnızca tıbbi değil, toplumsal" Dr. Özlem Koç, "Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın ilk resmi etkinliğinde yer almaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bu vakfın, bilimi ve insan hayatını odağına alan güçlü bir vizyonun ürünü olduğunu düşünüyorum. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir konu olmadığını; aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturma süreci olduğunu biliyoruz" şeklinde konuştu. "Erken tanı, doğru bilgiye erişim ve farkındalık son derece önemli" diyen Koç sözlerini "Ancak bunun yanında toplumsal dayanışmanın da güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim, toplumu geliştiren en büyük güçtür ve biz de bu bilinçle hareket ediyoruz" şeklinde sonlandırdı. Prof. Dr. Esra Hatipoğlu: "Önleme vurgusu daha da güçlenmeli" Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da "Bugün önemli bir vakfın açılışına tanıklık ediyoruz. Özellikle ‘önleme’ kavramının altının daha güçlü çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü son dönemde bu hastalıkla ilgili çok daha fazla örnekle karşılaşıyoruz. Kanserle mücadele eden bireyler ve yakınları çoğu zaman tıbbi destekten çok, sosyal yaşamlarını sürdürebilmek ve kendilerini iyi hissedebilmek adına destek arıyor. Bu nedenle erken tanının yanı sıra önleme konusunun da daha fazla vurgulanması gerekiyor. Bu mücadelenin ancak bütüncül bir yaklaşımla ve toplumsal iş birliğiyle yürütülebileceğine inanıyorum" dedi. Mert Fırat: "Farkındalık ve önleme hayati önem taşıyor" Kanserle ilgili Türkiye’de atılan her adımın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mert Fırat, "Her gün yaklaşık 350 kişiyi bu hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Çevresel faktörlerden beslenmeye kadar pek çok unsur kanser riskini artırıyor. Bu nedenle farkındalık oluşturmak, araştırma yapmak ve önleyici adımlar atmak büyük önem taşıyor" dedi. Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı: "Türkiye’nin bu alanda önemli bir birikimi var. Bu vakfın, önlenebilir vakaların azaltılması ve mevcut vakaların daha etkili yöntemlerle ele alınması konusunda önemli çalışmalara öncülük edeceğine inanıyorum."
Diyarbakır Diyarbakır’da kız ve erkek öğrenciler aldıkları eğitimlerle otomotiv sektörüne giriyor Diyarbakır’da, Muhammet Yurtoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin motor bölümünde kız ve erkek öğrenciler araç bakımlarını yaparak otomotiv sektörüne girmeye hazırlanırken, elde edilecek gelirle okulun döner sermayesine katkı sağlanması hedefleniyor. Okulun motor bölümünde 160 öğrenci eğitim görüyor. Kız ve erkek öğrencilere burada araç bakımlarından, araç yıkmaya kadar dersler anlatılıp uygulamalı yaptırılıyor. Yaklaşık 10 yıldır eğitim-öğretime açılan okulda, bu bölümden mezun olan öğrencilerin kimisi kendi iş yerini açıyor, kimisi üniversitelerin mühendislik bölümlerine yönelip işi daha ileriye götürmek istiyor, kimisi de otomotiv firmalarının servis ve bayilerine yönlendirilip kalifiyeli eleman olarak değerlendiriliyor. Okul, bu bölümde daha da ilerleyip kazanç sağlayarak hem öğrencilere maddi kazanç sağlamayı, hem de döner sermayeye katkı sağlanmasını hedefliyor. Muhammet Yurtoğlu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürü Zahid Demir, İHA muhabirine, altı bölümleri olduğunu, amaçlarının ülke ekonomisine katkıda bulunmak olduğunu açıkladı. Bununla da motor bölümüyle başladıklarını belirten Demir, teknik ve araç yıkamayla hizmet vermekte olduklarını ifade etti. Demir, araçların bakım ve onarımını yapmakta olduklarına değinerek, "Bu şekilde öğrencileri deneyimleyerek hayata kazandırmayı amaçlıyoruz. Aynı zamanda kendilerini geliştirmekte imkan vermekteyiz. İlerde rahatlıkla iş yerlerini açabilecek kapasiteye sahip olmaktadırlar. Motor bölümümüzde oto yıkama var, detaylı iç temizliğimiz, far ayarımız var. Oto lastik değişimi, mekanik bakımlarımız ustalarımız (öğretmenlerimiz) eşliğinde var" dedi. Her şekilde hizmet vermeyi amaçladıklarını aktaran Demir, "Hem resmi kurumlarla protokol yapıp bu şekilde hizmet sunmayı düşünüyoruz. Hem de dışarıdan gelecek vatandaşlarımıza yönelik de çalışmalarımız var. Randevu sistemiyle çalışıyoruz. Bizi arayan herkese de yardımcı olmaya çalışıyoruz" diye konuştu. Motorlu araçlar alan şefi Cihan Birbir, öğrencilerle birlikte hem döner sermaye kapsamında, hem de öğrencilerin sanayi ortamına hazırlanması için çalışmalar yaptıklarını kaydetti. Bunlar için de okul idaresi tarafından döner sermayenin açıldığını belirten Birbir, araç çeşitliliği için dışarıdan araç kabulü de yapmakta olduklarını söyledi. "Özel servisler bizden kalifiye eleman istiyor" "Öğrencilerimize araç alt bakımlarını, basit bakımlar, araç muayenesine gidecek araçlara ön hazırlık da olabilir" diyen Birbir, "Araç muayeneye gitmeden önce eksikleri tespit edilip, arızaları giderilip araç muayeneye tek seferde gidip çıkmaları da sağlanabilir. Öğrencimize maddi olarak buradan bir ücret alacaklar. Bu, devletin bir hesaplamasına göre, üstün körü bir hesaplama yapılmayacak. Manevi açıdan ise çocuklar burayı bitirdikten sonra en azında araçla ilgili birçok bilgiye sahip olacak. Birçok özel servis bizden kalifiye eleman istiyorlar. Kişi en azında aracın ne olduğunu bilsin. Satış elemanı, servis elemanı, hasar danışmanı gibi elemanlar istiyorlar. Öğrencilerimiz okulu bitirdikten sonra bu alanda. Yine sanayi bölgesinde dükkanlarını açan öğrencilerimiz var" ifadelerini kullandı. İsteyen yerlere öğrenci yolladıklarını söyleyen Birbir, "Motor bölümünde toplam 160 öğrencimiz var. Hedefimiz öğrencilerimiz sanayiye veya üniversiteye. Döner sermaye hizmetimiz daha yeni açıldı. Okulumuz yaklaşık 10 yıldır aktif. Fakat döner sermayemiz daha yeni açıldı. Bunun yanına büyük ihtimalle egzoz emisyon muayenesini de ekleyeceğiz. Onu da eklesek her halde Diyarbakır’da ilkiz, Türkiye’de ya üçüncü, ya da dördüncü okul olacağımızı biliyorum" şeklinde konuştu. Öğrencilerden Ceren Su Dere, araçların nasıl çalıştığını merak ettiği için bu konuda meslek edinmek istediğini belirterek, buradan mezun olduktan sonra üniversitede mühendislik alanında eğitim görmek istediğini ifade etti. Öğrencilerden Muhammed Ali Güneş de, okulda motor bölümünde okuduğunu dile getirerek, "Hocamız bizi araç bakım ve oto yıkamaya verdi. Müşterilerimizi memnun ediyor, dışarıdan gelen bütün araçları tertemiz ediyoruz. Okulu bitirdiğim zaman bu işi yapmaya devam edeceğim. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gideceğim. Mühendis olup bu işi çok temiz yapmak istiyorum" dedi.