GÜNDEM - 27 Eylül 2024 Cuma 12:06

Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumu Camii hizmete girdi

A
A
A
Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumu Camii hizmete girdi

Bilecik’in Gölpazarı ilçesinde faaliyet gösteren Açık Ceza İnfaz Kurumu içerisindeki camii inşaatı sona ererek, ibadete açıldı.


Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumu içerisinde yapımına Nisan ayında başlanan cami tamamlanarak düzenlenen törenle açılışı yapıldı. Törene, Bilecik Cumhuriyet Başsavcısı Burak Olgun, Gölpazarı Kaymakamı Tahir Ardal, kurum amirleri,kurum personeli ve hükümlüler katıldı.


Törende açılış konuşmasını yapan Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Ali Ateş; “Ceza infaz sisteminin temel amacının hükümlülerin topluma kazandırmak. Bu bağlamda temel eğitimden, yüksek öğretime, meslek edindirme faaliyetlerinden, sosyal ve kültürel etkinliklere, psikososyal destek hizmetlerinden Manevi Rehberlik Birimi hizmetlerine kadar birçok alanda faaliyetler yürütüyoruz. Hükümlülerin varsa mevcut mesleklerin geliştirilmesi, herhangi bir mesleği yoksa meslek edindirmeye yönelik kurumlar. Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumunda meslek edindirme faaliyetleri kapsamında seracılık iş kolu, marangoz atölyesi, arıcılık iş kolu, reçel ve marmelat yapımı atölyesi ve özel sektör iş birliği dahilinde faaliyet gösteren 3 adet tekstil atölyesinin üretimde. Açık cezaevlerinin bir üretim merkezi ve üretilen doğal ürünlerin kantinde ve diğer cezaevlerine piyasa koşullarına göre uygun fiyattan gönderilerek satışının yapılıyor" dedi.


Konuşmanın ardından Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumunda üretilen domates, biber, patlıcan, sallanan sandalye, yemek masası takımı, bal, reçel çeşitleri ve salça gibi ürünler sergilendi. Akabinde hükümlüler tarafından hazırlanan mehteran gösterisi izlendi. Bir hükümlü tarafından ’Hoş seda bırakıp gitmek lazımdır’ adlı şiir okundu.


Dua edilip, kurdele kesimi yapıldıktan sonra cami içerisine geçildi. Bir hükümlü tarafından Kur’an-ı Kerim okundu ve hükümlü ilahi grubu tarafından hazırlanan ilahi dinletisi gerçekleştirildi. Akabinde Peygamber Efendimizin (S.A.V) Sakal-ı Şerifi ziyarete açıldı ve hükümlülere lokum ikram edildi.



Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumu Camii hizmete girdi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Anneler, günlerinde doyasıya eğlendi Ankara’da Gölbaşı Belediyesi’nce Anneler Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte anneler, eğlenceli oyunlar ve müzik eşliğinde doyasıya eğlendi. Gölbaşı Belediyesi, Anneler Günü’nü annelerin günlük yaşamın yoğun temposundan uzaklaşıp doyasıya eğlenme fırsatı bulacağı bir etkinlikle kutladı. Çuvalla zıplama, halat çekme ve çeşitli yarışmalarla kahkahaların yükseldiği Anneler Günü Buluşması’nda Ankara havaları ve halaylar eşliğinde keyifli anlar yaşandı. Cevdet Kara Parkı’ndaki etkinlikte annelere çeşitli ikramlarda bulunulurken, çocuklar için hazırlanan oyunlar da yoğun ilgi gördü. Etkinliğe katılan Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, vatandaşlarla tek tek sohbet ederek annelerin Anneler Günü’nü kutladı. Çocuklarla da yakından ilgilenen Odabaşı, ailelerle bol bol hatıra fotoğrafı çektirdi. "Bizler için annelerimizin hakkını ödemek mümkün değildir" Yakup Odabaşı, annelerin toplumun en kıymetli değeri olduğunu belirterek, "Anne; sevgisiyle büyüten, fedakârlığıyla hayatımıza yön veren, merhametiyle yuva kuran en güçlü varlıktır. Bizler için annelerimizin hakkını ödemek mümkün değildir. Gölbaşı Belediyesi olarak bugün burada sadece bir etkinlik düzenlemiyoruz, annelerimize duyduğumuz sevgi ve minneti hep birlikte paylaşmak istiyoruz. Bugün özellikle şehit annelerimizi de büyük bir saygı ve minnetle anıyoruz. Bu vatan uğruna evlatlarını toprağa veren şehit annelerimizin fedakârlığı hiçbir zaman unutulmayacaktır. Onların gösterdiği sabır, metanet ve vatan sevgisi hepimize örnek olmaktadır. Aziz şehitlerimizin emanetleri olan kıymetli annelerimizin her zaman yanında olmaya devam edeceğiz. Aynı zamanda evlatları için hayatını adayan, gece gündüz demeden çalışan tüm annelerimize teşekkür ediyorum. Bu vesileyle başta şehit annelerimiz olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Günü’nü yürekten kutluyorum" dedi. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinlik, müzikler ve toplu hatıra fotoğraflarıyla sona erdi.
Isparta Isparta’da soğuk hava depolarındaki 50 bin ton elma için kritik süre Isparta’da geçen sezondan kalan yaklaşık 50 bin ton elma, soğuk hava depolarında beklerken Ziraat Odası Başkanı Müstahattin Can Selçuk, ürünlerin stok amacıyla değil, değerinde satılamadığı için depolarda tutulduğunu belirtti. Selçuk, "Geçen yıldan kalan yaklaşık 50 bin ton elma hâlâ depolarımızda bulunuyor. Bu elmaların bir ay içerisinde tüketilmesi gerekiyor. Aksi takdirde meyve suyuna gitmek zorunda kalacak" dedi. Isparta’da geçtiğimiz sezondan kalan yaklaşık 50 bin ton elma, soğuk hava depolarında alıcılarını beklemeye devam ediyor. Bu sezon yaşanan zirai don nedeniyle rekoltenin düşmesi, üreticileri ekonomik açıdan zor durumda bıraktı. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Isparta Ziraat Odası Başkanı ve Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Müstahattin Selçuk, depolardaki elma miktarına yönelik farklı açıklamalara açıklık getirdi. Selçuk, bazı açıklamalarda ifade edildiği gibi 100 bin ton değil, yaklaşık 50 bin ton elmanın depolarda bulunduğunu belirtti. Depolarda bekleyen ürünlerin stok amacıyla tutulmadığını vurgulayan Selçuk, "Bu ürünler, çiftçimizin elinde kalan ve değerinde satılamadığı için depolarda bekletilen ürünlerdir. Stokçuluk söz konusu değildir" dedi. Öte yandan yetkililere çağrıda bulunan Selçuk, depolarda bulunan elmaların okullarda, askeriyelerde ve toplu tüketim yapılan yemekhanelerde kullanılması gerektiğini ifade etti. Selçuk, bu sayede hem ürünlerin zayi olmayacağını hem de çiftçinin emeğinin korunacağını belirtti. "Geçen yıldan kalan yaklaşık 50 bin ton elma hâlâ depolarımızda bulunuyor" Selçuk, "Şu anda ilimizde bulunan bir soğuk hava deposu ve bir elma bahçesindeyiz. Elmalarımız yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Bu yıl tahmini rekoltemizin 1 milyon 250 bin ton civarında olmasını bekliyoruz. Geçen yıldan kalan yaklaşık 50 bin ton elma hâlâ depolarımızda bulunuyor. Bu elmaların bir ay içerisinde tüketilmesi gerekiyor. Aksi takdirde meyve suyuna gitmek zorunda kalacak. Zaman zaman basında patates, limon gibi ürünlerle ilgili "stokçuluk" iddiaları gündeme geliyor. Ancak bu durum kesinlikle stokçuluk değildir; çiftçimizin elinde kalan üründür" şeklinde konuştu. "Elmalar okullarda ve kurumlarda tüketilmeli" Selçuk, "Depolardaki elmaların okullarda, askeriyelerde ve yemekhanelerde tüketilerek bir an önce değerlendirilmesini istiyoruz. Böylece hem ürün zayi olmayacak hem de çiftçimizin emeği korunmuş olacak. Depolarımız da bu süreçten sonra 3-4 ay adeta dinlenme dönemine girecek. Yeni sezon ürünlerimiz de yetişmeye başladı. Tüm çiftçilerimize kazasız, belasız ve bereketli bir sezon diliyorum. Üreten, ülke ekonomisine katkı sağlayan tüm çiftçilerimizin ve emek veren herkesin ellerinden öpüyorum" ifadelerini kullandı. Depolardaki elma fiyatları 40-50 lira bandında Sezonun sonuna gelindiği için şu anda depolardaki elmanın kilogram fiyatı 40 lira bandında olduğunu belirten Selçuk, "Elmanın iriliğine ve kalitesine göre bu fiyat 40 ile 50 lira arasında değişiyor. Ancak bir ay daha beklenirse bu elmalar sulanacak ve meyve suyuna gidecek. Bu da çiftçimizin emeğinin zayi olması anlamına geliyor. Elma üretimi büyük emek isteyen bir süreçtir. Dikiminden sulamasına, gübrelemesinden budamasına kadar birçok aşamada yoğun iş gücü vardır. Tarım sektörü de en az inşaat sektörü kadar ekonomiyi canlandıran bir alandır. İlaçtan gübreye, işçiden traktöre kadar her aşama ülke ekonomisine katkı sağlar. Çiftçimiz ürününü depoya koyduktan sonra işçilik ve depo maliyetlerini ancak karşılayabiliyor ve şimdiden önümüzdeki yılı düşünmeye başlıyor. Biz de çiftçi temsilcileri olarak bu sorunları dile getirmek zorundayız. Bu konuyu Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Sayın Şemsi Bayraktar’a da ilettik. Kendisi de Ankara’da ilgili bakanlıklar ve kurumlarla görüşmeler yaparak destek oluyor. Isparta çiftçimiz adına kendisine teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
Erzurum Türkiye-Polonya akademik iş birliğinde yeni dönem: Atatürk Üniversitesi stratejik rol üstleniyor Türkiye ile Polonya arasında yükseköğretim ve bilimsel araştırma alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefleyen temaslar, önemli bir aşamaya ulaştı. İki ülke arasında imzalanan mutabakat zaptı ve gerçekleştirilen "2. Türkiye-Polonya Rektörler Forumu", üniversiteler arası ilişkileri daha ileri bir seviyeye taşırken, ortak projeler ve akademik iş birlikleri için güçlü bir zemin oluşturdu. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Rektörler Forumuna katılarak Polonya üniversiteleriyle yeni iş birlikleri geliştirdi. Stratejik Alanlarda Ortak Adımlar Gerçekleştirilen görüşmeler kapsamında; yapay zekâ, dijital teknolojiler, enerji dönüşümü, sağlık bilimleri ve biyoteknoloji gibi stratejik alanlarda ortak projelerin geliştirilmesi hedefleniyor. Bununla birlikte sürdürülebilir tarım, yenilikçi endüstriyel teknolojiler ve halk sağlığı gibi başlıklarda da bilimsel araştırmaların artırılması, ortak konsorsiyumların kurulması ve bilgi paylaşımının güçlendirilmesi planlanıyor. İki ülke üniversiteleri arasında lisans ve lisansüstü düzeyde ortak diploma programlarının hayata geçirilmesi, akademisyen ve araştırmacı hareketliliğinin artırılması ve tematik yaz okulları gibi akademik faaliyetlerin yaygınlaştırılması da iş birliğinin önemli ayakları arasında yer alıyor. YÖK Başkanı Özvar: "Bu İş Birliği Somut Sonuçlara Dönüşecek" Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Türkiye ile Polonya arasında son yıllarda gelişen ilişkilerin yükseköğretim alanında da güçlü bir ivme kazandığını belirterek, imzalanan mutabakat zaptının iki ülke açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Özvar: "Üniversitelerimiz eğitim, araştırma ve inovasyon alanlarında birlikte çalışabilecek önemli bir potansiyele sahip. Bu belge, yükseköğretim ve bilimsel araştırmalarda iş birliğimiz için sağlam bir çerçeve sunuyor. Bundan sonraki önceliğimiz, bu çerçeveyi somut projelere dönüştürmek olacaktır" dedi. Atatürk Üniversitesinden Küresel Vizyon: Sağlıkta Stratejik Bağımsızlık Forum kapsamında düzenlenen "Tıp ve Doğa Bilimlerinde Türkiye-Polonya İş Birliği Fırsatları" başlıklı oturumda söz alan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, küresel sağlık krizlerinin ülkeler için stratejik dersler içerdiğine dikkat çekti. COVID-19 pandemisinin ilaç hammaddesi üretiminde dışa bağımlılığın oluşturduğu riskleri açık şekilde ortaya koyduğunu belirten Hacımüftüoğlu, Türkiye’nin bu alanda güçlü bir üretim kapasitesine sahip olmasına rağmen kritik etken maddelerde dışa bağımlılığın sürdüğünü ifade etti. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile Güçlü Hamle Atatürk Üniversitesi bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nün bu stratejik ihtiyaca cevap vermek amacıyla hayata geçirildiğini belirten Hacımüftüoğlu, enstitünün kısa sürede önemli bir araştırma kapasitesine ulaştığını vurguladı. Rektör Hacımüftüoğlu: "Bugün enstitümüzde 11 farklı araştırma grubunda görev yapan 88 bilim insanımız, stratejik öneme sahip 100 ilaç hammaddesinin ülkemizde üretimine yönelik çalışmalarını kararlılıkla sürdürmektedir. Her bir araştırma grubuna sağlanan destekler sayesinde elde edilen ilk sonuçlar son derece umut vericidir" dedi. Akademiden Sanayiye Uzanan Üretim Köprüsü Üniversite bünyesinde kuruluş süreci devam eden İlaç Hammadde Üretim Merkezinin, bilimsel bilginin ekonomik değere dönüşmesinde kritik rol üstleneceğini ifade eden Hacımüftüoğlu, bu kapsamda Türkiye’nin öncü firmalarıyla iş birliği görüşmelerinin sürdüğünü belirtti. "Bu merkez, bilginin laboratuvardan üretim bandına, oradan da hastanın elindeki ilaca dönüştüğü bir köprü olacaktır" diyen Hacımüftüoğlu, üniversite-sanayi iş birliğinin stratejik önemine dikkat çekti. Yapay Zekâ ile İlaç Geliştirmede Yeni Ufuklar Konuşmasında ileri teknolojilerin ilaç geliştirme süreçlerindeki dönüştürücü etkisine de değinen Hacımüftüoğlu, geleneksel yöntemlerin uzun ve maliyetli yapısına karşılık yapay zekâ destekli modellerin süreci önemli ölçüde hızlandırdığını ifade etti. Makine öğrenmesi, protein yapısı tahminleri ve moleküler simülasyonlar sayesinde ilaç geliştirme süreçlerinin yeniden şekillendiğini belirten Hacımüftüoğlu, Atatürk Üniversitesi’nin güçlü akademik altyapısı ve dijital araştırma imkanlarıyla bu dönüşümün önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Atatürk Üniversitesinden Avrupa Çıkarması: Akademik İş Birliğinde Yeni Dönem "2. Türkiye-Polonya Rektörler Forumu" kapsamında Atatürk Üniversitesi, uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda Avrupa’nın köklü yükseköğretim kurumları arasında yer alan Krakow Tarım Üniversitesi (University of Agriculture in Krakow), Gdansk Üniversitesi (University of Gdansk), Silezya Teknoloji Üniversitesi (Silesian University of Technology), Lodz Tıp Üniversitesi (Medical University of Lodz), Bialystok Üniversitesi (University of Bialystok), II. Jean Paul Katolik Lublin Üniversitesi (The John Paul II Catholic University of Lublin) ve Pozna Yaşam Bilimleri Üniversitesi (Pozna University of Life Sciences) ile stratejik iş birliği protokollerine imza attı. İki kurum arasında öğrenci ve akademisyen değişimi, ortak bilimsel araştırmalar ve teknoloji transferi gibi önemli alanları kapsayan "İyi Niyet Beyanları" (MoU), düzenlenen resmi törenlerle kayıt altına alındı. Tören sırasında konuşan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, bu tür uluslararası ortaklıkların Erzurum’un akademik potansiyelini küresel ölçekte daha görünür hâle getirdiğini belirterek, bilimsel iş birliklerinin üniversitelerin gelişiminde stratejik bir rol üstlendiğini vurguladı. İmza törenlerinde söz konusu üniversitelerin temsilcileri ise Atatürk Üniversitesinin özellikle araştırma-geliştirme, sağlık bilimleri, mühendislik ve yenilikçi teknolojiler alanındaki akademik dinamizminden duydukları memnuniyeti ifade ederek, kurulan iş birliklerinin uzun vadede her iki ülkenin bilimsel ekosistemine önemli katkılar sağlayacağını dile getirdi. Protokoller kapsamında önümüzdeki süreçte mühendislik, sağlık bilimleri, tarım teknolojileri, yapay zekâ, sürdürülebilir kalkınma ve disiplinlerarası araştırma alanlarında ortak projelerin geliştirilmesi; akademik hareketlilik programları, bilimsel etkinlikler ve ortak yayın çalışmalarıyla üniversiteler arasındaki bağların daha da güçlendirilmesi hedefleniyor. Uluslararası İş Birliğinde Yeni Dönem Gerçekleştirilen forum ve imzalanan anlaşmalar, Türkiye ile Polonya arasında yükseköğretim ve bilimsel araştırma alanlarında sürdürülebilir, çok boyutlu ve stratejik bir iş birliği döneminin kapılarını araladı. Atatürk Üniversitesi ise sahip olduğu bilimsel altyapı, araştırma kapasitesi ve vizyoner yaklaşımıyla bu sürecin önemli aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. İki Ülke Arasındaki İlişkiler Akademik Boyutta Daha Da Güçlenecek Ziyaret kapsamında, Türkiye Cumhuriyeti Varşova Büyükelçisi ve aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın torunu olan Rauf Alp Denktaş ile toplantıların ardından bir araya gelen Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, görüşmede Türkiye ile Polonya arasında özellikle yükseköğretim ve bilimsel iş birliği ekseninde atılabilecek adımları ele aldı. Eğitim odaklı yeni iş birlikleri, öğrenci ve akademisyen hareketliliği ile ortak akademik programların geliştirilmesine yönelik fikir alışverişinde bulunulan görüşme, iki ülke arasındaki ilişkilerin akademik boyutunun daha da güçlendirilmesine katkı sağlayacak önemli bir temas olarak değerlendirildi.
İzmir Teknolojiye inat hasır dokumacılığı Tire’de yaşatılmaya devam ediyor Gelişen teknoloji ve plastik üretimi nedeniyle kaybolmaya yüz tutan hasır dokumacılığı geleneği, mesleğe çocuk yaşta başlayan Zuhal Narin tarafından İzmir’in Tire ilçesinde yaşatılmaya çalışılıyor. Yarım asırdır tezgah başında olan Narin, doğal hasırın yerini alan plastik ürünlerin sağlıksız olduğuna dikkat çekerek gençlere mesleği sürdürme çağrısı yapıyor. Boynuyoğun köyünde doğup büyüyen Zuhal Narin, mesleğe henüz 10 yaşındayken annesinin yanında küçük kabuk hasır tezgahlarında adım attı. Çocukluk yıllarında arkadaşlarının sokakta oynadığı saatleri tezgah başında geçiren Narin, bugün Tire ilçesindeki atölyesinde büyük hasırların yanı sıra seccade, çanta, Amerikan servisi ve sandalye gibi ürünler üreterek geleneksel zanaatını günümüze uyarlıyor. Geçmişte hasırın her evin vazgeçilmezi olduğunu belirten Narin, bu doğal malzemenin önemini vurguladı. Narin, "Eskiden halı yokken hasır vardı. Yemek orada yenir, orada uyunurdu. Halıların altına izolasyon olsun diye serilirdi. Ne nem geçirirdi ne de rutubet. Şimdi plastikleri çıktı, renkli ve ucuz ama buz gibi ve sağlıksız. Bizim hasırımız mikrop barındırmaz, kir tutmaz. Biz doğallığı bıraktık, hastalıklar çoğaldı" diye konuştu. "Usta çırak zinciri kopma noktasında" Eskiden Boynuyoğun köyünde her evin bir atölye olduğunu ve evlerde aynı anda iki veya üç tezgahın çalıştığını ifade eden Narin, köyünde bu işin bitmiş olmasından büyük üzüntü duyduğunu dile getirdi. Kendi çocuklarına bu sanatı öğretmesine rağmen onların farklı sektörlere yöneldiğini söyleyen Narin, usta çırak ilişkisinin koptuğunu aktardı. Halk Eğitim Merkezi bünyesinde dersler vererek sanatını aktarmaya çalışan Narin, "Mesleğimden gurur duyuyorum. Gençlerin bu işi sadece bir hobi olarak değil, meslek olarak yaşatmasını temenni ediyorum. Öğrenciler tezgaha oturduğunda büyük keyif alıyor ancak devamlılığı gelmiyor. Dileğim, bu güzelliğin bizden sonra da yaşaması ve yeni nesillere aktarılmasıdır" ifadelerini kullandı. (TK-AD-