KÜLTÜR SANAT - 06 Haziran 2024 Perşembe 16:45

Terörden temizlenen bölgeler turizme kazandırılıyor

A
A
A
Terörden temizlenen bölgeler turizme kazandırılıyor

Bingöl’de terörden temizlenen bölgelerin turizme kazandırılması için valilik ve Turizm İl Müdürlüğü işbirliğinde Adaklı ilçesine bağlı Yel Değirmeni ve Bağlarpınarı köylerine gezi düzenlendi. Vali Ahmet Hamdi Usta ve beraberindekiler, yaklaşık 6 kilometrelik yürüyüşte tarihi türbe, kilise ve çeşmeleri ziyaret etti.


Bingöl’ün tarihi dokularının turizme kazandırılması için valilik ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü harekete geçti. Daha önce vatandaşların çekinerek gittiği bölgeler, Mehmetçiğin operasyonları ile terörden temizlenmesinin ardından turizme kazandırılmayı bekliyor. Bu çerçevede İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Turizm Haftası/ıyf Adaklı ilçesine bağlı Yel Değirmeni ve Bağlarpınarı köylerine gezi düzenledi. Söz konusu iki köyde bulunan 11 tescilli yapı il protokolü ve vatandaşların katılımıyla yerinde incelendi. Şeyh Yusuf Harputi Türbesi, kilise, manastır, tarihi çeşme, konak ve havuz gibi tescilli yapıların yer aldığı bölgede, turizm rotası için Vali Ahmet Hamdi Usta eşliğinde 6 kilometrelik yol da yüründü.



’’Bingöl turizmle anılmalı’’


Bağlarpınarı köyünde basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Vali Usta, daha önce terörle anılan Bingöl’ün artık turizmle anılması gerektiğini söyledi. Vali Usta, “Bingöl maalesef yıllarca terörle, asayişle, güvenlikle anılan bir şehir olarak algılandı. Fakat son yıllarda artık bu kavramları Bingöl gündeminden çıkardık. Bingöl’ün asayiş ve güvenlik açısından bir problem olmadığını ispatlayan bir yürüyüş rotası yaptık. Yel Değirmeni köyümüze öncelikle gittik, Yusuf Harputi Türbesi’ni restore ettiriyoruz. Bu türbenin özelliği ne; Türkiye’de ilk defa yedigen köşeli olarak kayıtlara geçen bir yapı. Bunun örnekleri Balkanlar’da ve Makedonya’da var. Türkiye’de bu anlamda ilk ve onu restore ettiriyoruz. Yine bu bölgede kilisemiz var, manastırımız var, çeşmemiz var. Bunları gördükten sonra yine bu bölgede 11 tane tescilli binamız var. Oradan yaklaşık 6 kilometrelik bir yürüyüşten sonra Bağlarpınarı köyüne geldik. Biz artık Bingöl’ü gelecekte terörle, asayişle, güvenlik sorunuyla anılan bir şehir değil doğal güzellikleriyle, yürüyüş parkurlarıyla, tabiat yürüyüşleriyle anılan bir şehir haline gelmesini istiyoruz” şeklinde konuştu.



“Bu bölge açık hava müzesi gibi”


Etkinliğe katılan ve tarihi alanları gezen öğretim görevlisi Nebi Butasım, “Bugün çok güzel bir etkinlikte yer aldık. Yel Değirmeni köyüne gittik. Yel Değirmeni köyünde türbeler, kiliseler, mezarlıkları gördük. Oradan itibaren Bağlarpınarı köyüne yaklaşık 5 kilometrelik bir doğa yürüyüşü gerçekleştirdik. Bu köyün de tarihi dokusunu görme imkanımız oldu. Bu iki köyümüz tıpkı bir açık hava müzesi gibi. İnşallah burası turizm bölgesi ilan edilir ve daha güzel etkinliklere ev sahipliği yapar” dedi.


Öğrencilerden Enes Kaya ise, ’’İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü koordinesinde Yel Değirmeni ve Bağlarpınar köyüne geldik. Bingöl’de bu kadar güzel tarihi anıtlar, kümbet, çeşmeler olduğunu bilmiyorduk. Coğrafi yapısıyla tanıyorduk Bingöl’ü fakat turizm açısından bu kadar zengin olduğunu fark etmemiştik. Yeni çalışmalarla beraber bunu öğrendik. Bu geziyle beraber hem halkın hem de rehberlerin verdiği bilgilerle çok güzel şeyler öğrendik” diye konuştu.


Turizm Haftası etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen programa Vali Usta’nın yanı sıra Adaklı Kaymakamı Koray Çelik, İl Özel Genel Sekreteri Enes Üçgül, kurum amirleri ve vatandaşlar katıldı.



Terörden temizlenen bölgeler turizme kazandırılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde aileler eğitim seminerleri ile bilgilendiriliyor Konya’nın merkez Selçuklu İlçe Belediyesi Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde ailelere yönelik olarak DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) konulu eğitim semineri gerçekleştirildi. Selçuklu Belediyesi, eğitim alanında yürütülen çalışmalar kapsamında, bünyesinde bulundurduğu Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde, 4-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimine katkı sunmak amacıyla velilere yönelik milli ve manevi değerler temelli eğitimler düzenleniyor. Velilerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmaları konusunda büyük destek olan ve gelişim süreçlerine dair farkındalık oluşturan eğitimlerin son oturumunda "DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)" konusu ele alındı. Alanında uzman Psikolojik Danışman ve Oyun Terapisti Ayşe Söğüt’ün katkılarıyla gerçekleştirilen seminerde velilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Söğüt, DEHB’nin özellikle 3-6 yaş aralığı çocuklarda ortaya çıktığını belirterek, çocukların dikkatini toplamakta zorlandığı, çok hareketli olabildiği ve bazen düşünmeden hareket ettiği bir durum olduğunu aktararak, ailelere tavsiyelerde bulundu. Bu durum ile karşı karşıya kalan velilerin sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemeleri, net kurallar ve düzenli rutinler oluşturmaları, çocuklarının güçlü yönlerini desteklemeleri ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmalarının önemine değinen Söğüt, ayrıca okul-aile iş birliğinin çocuğun gelişim sürecindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Psikolog Ayşe Söğüt, "Ayrılık Kaygısı ve Okula Dönüş", "Oyun Terapisi Nedir, Ne Değildir?", "Gelişim Dönemleri ve Mizaç" ile "Sınır Koyma" gibi önemli başlıkları dönem boyunca velilere aktardı.
Gaziantep Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.