ÇEVRE - 10 Eylül 2021 Cuma 09:17

Geleneksel Bitlis evleri kadınların dokunuşuyla eski ihtişamına kavuşuyor

A
A
A
Geleneksel Bitlis evleri kadınların dokunuşuyla eski ihtişamına kavuşuyor

Yedi bin yıllık geçmişi bulunan ve tarihi eserleriyle adeta açık hava müzesi konumunda olan kadim kent Bitlis’in geleneksel evleri kadınların ellerinde hayat buluyor.

Yedi bin yıllık geçmişi bulunan ve tarihi eserleriyle adeta açık hava müzesi konumunda olan kadim kent Bitlis’in geleneksel evleri kadınların ellerinde hayat buluyor.


Kadınlar, Bitlis’in yerel mimarisini oluşturan geleneksel Bitlis evlerini, gelecek kuşaklar için birer anıtsal miras haline getiriyor. Bitlis’in mimari kimliğini oluşturan bu evlerin öne çıkan özelliklerinden biri de kışın sıcak, yazın serin olmalarıdır. Kesme taş mimarisiyle yarınlara birer kültürel emanet niteliğindeki tarihi geleneksel Bitlis evinde duvar halısından, çocuk beşiğine, eski dantel örtülerden sedirlere kadar birçok eski geleneksel malzemeler kullanıldı. Bitlis’ten yıllar önce göç etmiş Oto ailesine ait tarihi ev Bitlis Girişimci Kadınlar Deneği üyeleri tarafından proje kapsamında alınarak restore edildi. Bitlis Girişimci Kadınlar Derneği Başkanı Gül Göktekin, evin aile tarafından kendilerine tahsis edildiğini, Kültür ve Turizm Müdürlüğüne yazılan bir proje kapsamında da aslına uygun şekilde restore edilerek, Bitlis evi şeklinde de döşendiğini söyledi. Dernek üyelerinin gecelerini gündüzlerine katarak, döşediği evde, tandır evi ve toprak kap atölyeleri ile kadınların üreterek aile ekonomilerine katkı sunmaları da sağlanıyor. Bitlis Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Metin Çoban, bu tür mekanların korunmasının tek yolunun içinde yaşam olmasından geçtiğini belirterek, “Bitlis’te Otolar evi olarak bilinen sivil mimari yapı özelliklerini taşıyan evin içindeyiz. Bu ev Bitlis’in sembolik yapılarından biri durumundadır. Bu ev Girişimci Kadın Derneği üyelerinin faaliyetlerini gerçekleştirmek için kendilerine tahsis edildi. Ev şu anda hayat bulmuş durumda. Bitlis’teki bu tür yapıların hayat bulması çok önemli ve değerlidir. Bu yapıların korunması ve gelecek nesillere aktarılması yönünde önemli bir girişimdir. İçinde bulunduğumuz bu yapıya Kültür ve Turizm Bakanlığı gerekli desteği sundu. Bugünden sonra da eksikliklerin giderilmesi adına çeşitli kesimlerden destek gelirse, bu tür yapıların daha da işlevsel hale geleceği kanaatindeyiz. Bitlis kış memleketi. Yapının kış şartlarına uygun hale getirilmesi için gerekli olan izolasyon ne ise yapılması gerekiyor. Damının kürenmesi gerekiyor. Kapı penceresinin izole edilmesi gerekiyor. Bu yapının içerisinde hayatın devam edebilmesi için bunlar olmazsa olmazlarımızdır. Bu yapının hayat bulmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dedi.


Bitlis Girişimci Kadınlar Derneği Başkanı Gül Göktekin ise başta tayini çıkarak kısa süre önce ayrılan Bitlis Vali Yardımcısı Nursel Özdemir olmak üzere Oto ailesine ve Kültür ve Turizm Müdürlüğü çalışanlarına teşekkür ederek, “Tarihi evimizi bazı kurumların ve kişilerin destekleri ile restore ederek, oluşturduğumuz yapı örtüleri, eski halıları yaşanabilir bir mekan haline getirmeye çalıştık. Yani eskiden bir Bitlis evi ne ise, aynı şekilde evimizi döşedik. Yapılan proje ile o mutlu olduğumuz güzel yılları yaşamak için nefes nefes, adım adım yaşamaya çalışıyoruz. Fiziksel ve yaşam tarzı olarak da bugüne taşıyarak yaşatmaya çalışıyoruz. Biz burayı kadınlarımız ile Kültür ve Turizm Müdürlüğünün vermiş olduğu desteklerle çalışarak hayat buldurduk. Bu bizim açımızdan çok güzel bir şey. Bunun bir emsal teşkil edeceğine de inanıyoruz. Bitlis’te bu tür tarihi evler çok fazla. Önemli olan ve aslolan bunlara hayat buldurabilmek. Gördüğümüz kadarıyla Bitlis göç verdiği gibi kendi geleneksel yaşamları da sonlanıyor. Bu geleneksel yaşamın sonlanması bir kültürün yok edilmesidir ki yok edilmemesi gerek bir kültürdür. İnsani duygular üzerine, varlık üzerine çok çok yoğunlaşan kolektif bir yaşamı her zaman benimseyen bir halkın yaşam tarzıydı. Biz bunu yaşatmak durumundayız, yaşatıyoruz da” diye konuştu.


Önümüzde kış mevsimin olduğunu büyük desteğe ihtiyaç duyduklarını ifade eden Göktekin, “Önümüzde kış ayı var. Geçtiğimiz yıl burası o kadar soğu oldu ki, burada çalışan dernek üyesi kadınlarımız evlerine gittiklerinde üşüttüler. Pencerelerimiz ve kapımız izole edilmeli. Çok soğuk alıyor. Burada tandır evimiz var ekmek yapıyoruz. Çömlek atölyemiz var. Üretiyoruz. Kadınlarımız burada üreterek, eme vererek aile ekonomilerine katkı sunuyorlar. Yani kısacası bu Bitlis evi çok kutsal bir ev. Çünkü insanlara üretmeyi, çalışmayı, çalışarak yaşamı idame ettirmeyi öğretiyor” şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Siirt Siirt’te doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı Siirt’te gerçekleştirilen doğa yürüyüşünde milyonlarca yıllık fosiller gün yüzüne çıktı. Siirt Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yılmaz Çekmen ve üniversite yürüyüş ekibi, Bağgöze köyü ve Botan Milli Parkı bölgesinde yaptıkları 15 kilometrelik yürüyüş sırasında dikkat çeken fosil kalıntılarıyla karşılaştı. Bağgöze köyündeki havuzlu çeşme bölgesine ulaşan ekip, köydeki çobanların çevredeki dağlardan topladıkları fosilleri sergileyerek adeta açık hava müzesi oluşturduğunu belirtti. Bölgedeki fosillerin milyonlarca yıl öncesine ait olduğu ifade edilirken, herhangi bir eğitim almadan fosilleri toplayan köylülerin bölgenin doğal tarihine ışık tuttuğu kaydedildi. Konuya ilişkin açıklamada bulunan Çekmen, bölgede 35 milyon, 66 milyon ve hatta 400 milyon yıl öncesine uzanan fosillerin bulunduğunu söyledi. Çekmen, bulunan kalıntılar arasında gastropodlar, ammonitler, deniz kestaneleri, istiridyeler ve farklı deniz canlılarına ait fosillerin yer aldığını ifade etti. Bölgedeki fosil yoğunluğunun, milyonlarca yıl önce burada deniz canlılarının yaşamış olmasından kaynaklandığını belirten Çekmen, yaşanan depremler ve jeolojik hareketler sonucu canlı kalıntılarının kireç ve toprak tabakaları altında fosilleşerek günümüze ulaştığını dile getirdi. Bağgöze ve Botan bölgesinin sahip olduğu fosil çeşitliliğiyle açık hava müzesi niteliğinde olduğunu vurgulayan Yılmaz Çekmen, bölgenin akademik açıdan detaylı şekilde araştırılması gereken önemli alanlardan biri olduğunu söyledi.
Aydın "Adnan Menderes idam edilmeden önce hemşehrilerinin silahlarını topladılar" Aydın’da medya ve darbelerin toplumsal etkilerinin ele alındığı "Medya ve Darbeler" konulu panelde bugüne kadar kaleme alınmayan bazı gerçekler dile getirildi. Panele katılan köylüler Adnan Menderes’in idam edildiği yıl, köylülerin önce tüm silahlarının toplandığını ardından Çine çayından karşıya geçişlerinin bile izin verilmediğini anlattılar. Köyün eski muhtarı Mehmet Demir, "O yıl köylülerimizin tarlaya gidişine bile izin verilmediği için ekilen pamuklar susuzluktan kurumuş" diyerek Aydın halkının baskı altında tutulduğunu belirtirken, köy halkından Lütfi Küçük ise "Ben de adını taşıdığım dedemden dinlerdim. Merhum Başvekil Adnan Menderes’i diam etmeden önce köylülerin evlerine baskın yapıp silah sayılabilecek ne varsa hepsini didik didik arayıp toplamışlar. Hemşehrileri Menderes’e sahip çıkar diye her türlü baskı yapılmış" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Muğla Bölge Müdürlüğü koordinasyonunda Aydın Adnan Menderes Müzesi’nde gerçekleştirilen ‘Medya ve Darbeler’ panelinde 27 Mayıs 1960 darbesinin bilinmeyen yönleri de ele alındı. Panelde, Türkiye’de darbelerin medya üzerindeki etkileri ile medyanın darbeler sürecindeki rolü akademik ve tarihsel boyutlarıyla değerlendirilirken, 27 Mayıs 1960 Darbesi öncesi ve sonrasında Aydın’da yaşanan ve kayıtlara geçmeyen olaylar da dile getirildi. Panelin moderatörlüğünü, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Sinema Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Turan Akkoyun yaptı. Hüsna Yılmaz, Bircan Kayacan ve İrem Delice’nin konuşmacı olarak katıldığı panelde en ilginç konuları ise köyün eski muhtarı Mehmet Demir ile köy sakinlerinden Lütfü Küçük dile getirdi. "Menderes idam edildiği yıl pamukların sulanmasına bile müsaade edilmedi" Panelde, ülkede yaşanan darbeler öncesi, darbe sırasında ve sonrasında medyanın tutumu durumu ve özellikle dış basının dış kaynaklı yazıları ve manşetleri de ele alınırken panel sonunda katılımcıların soruları cevaplandırıldı. 15 Temmuz hain darbe girişiminde demokrasiye sahip çıkan halkın 27 Mayıs 1960 darbesinde aynı refleksi niçin gösteremediğine ilişkin sorular üzerine söz alan köyün eski muhtarı Mehmet Demir ve köy halkından Lütfü Küçük, bu dönemde yaşananların pek çok kişi tarafından bilinmediğini ve o dönemde yazılmadığını belirtti. Menderes’i aslında hemşerilerinin sahip çıktığını ancak o dönem insanların evlerinin dışına çıkmasına bile müsaade edilmediğini belirten Demir ve Küçük, "1960 yılında Çakırbeyli ve çevresindeki pamuk tarlalarındaki pamuklar maalesef sulanmasına bile müsaade edilmediği için kurudu. Bu halkın pamuk tarlasına gitmesine bile askeri cunta müsaade etmedi. Maalesef bazı ortamlarda Menderes’in hemşerileri ‘Menderes’e sahip çıkmadı’ diye suçlanır. O zamanlar iletişim araçları yaygın değil. Demokrasinin durumu belli. Maalesef Menderes idam edilmeden önce ev ev dam dam bu memlekette aranmadık yer kalmamış. Dolma tüfekten tabancaya kadar vatandaşın tüm silahları yatak yorgan arasından alınıp toplanmış. Yetmemiş insanların evlerinden çıkıp tarlasındaki pamuğu sulamasına dahi müsaade etmemişler. O yıl pamuklar bile kurumuş" diyerek 27 Mayıs 1960 darbesinin Aydın’da kayda geçmeyen acı yönlerini dile getirdiler.