ÇEVRE - 23 Ocak 2026 Cuma 14:13

‘Sakin şehir’ Ahlat’ın kış manzarası kamerada

A
A
A
‘Sakin şehir’ Ahlat’ın kış manzarası kamerada

Kar yağışı sonrası beyaz örtüyle kaplanan Bitlis’in sakin şehir (Cittaslow) ünvanlı ilçesi Ahlat, havadan görüntülendi.


Etkili olan kar yağışının ardından ilçe merkezi adeta beyaz bir tabloya bürünürken, ortaya çıkan kış manzarası izleyenleri kendine hayran bıraktı. Drone ile kaydedilen görüntülerde, Ahlat’ın yerleşim alanları, cadde ve sokakları ile çevresini saran doğal dokunun karla bütünleştiği anlar dikkat çekti.


Tarihi dokusuyla bilinen ilçe, beyaz örtüyle birlikte görsel bir şölen sunarken, kış mevsiminin Ahlat’a kattığı estetik güzellikler havadan net bir şekilde görüntülendi. Farklı açılardan kaydedilen drone görüntülerinde, ilçe merkezinin kış manzarası kartpostallık görüntüler oluşturdu.



‘Sakin şehir’ Ahlat’ın kış manzarası kamerada

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Yunusemre’de kreş sayısı arttı Yunusemre Belediyesi, 2025 yılında hizmete sunduğu 4 yeni kreşle ilçedeki öğrenci kapasitesini yaklaşık iki katına çıkarırken, minikler ve aileler için önemli bir sosyal destek sağladı. Sağlıklı nesiller ve mutlu aileler hedefiyle çalışmalarını sürdüren Yunusemre Belediyesi, çocukların erken yaşta nitelikli eğitim alabilmesi ve ailelerin sosyal hayata daha aktif katılabilmesi adına kreş yatırımlarına hız verdi. 2025 yılı içerisinde hizmete açılan 4 yeni kreşle birlikte ilçedeki kreş kapasitesi önemli ölçüde artırıldı. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, mutlu toplumun temelinin mutlu çocuklardan geçtiğini vurguladı. Başkan Balaban, "Göreve geldiğimiz günden bu yana halkımızın mutlu ve huzurlu bir kentte yaşaması için yoğun çaba harcıyoruz. Biliyoruz ki mutlu ailenin temeli mutlu çocuktur. Kadın kardeşlerimizin sosyal hayata katılabilmesinin yolu da kreşlerden geçiyor. Bu anlayışla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde kreş kapasitemizi yaklaşık iki katına çıkardık. 2024 yılında 280 yavrumuz kreşlerimizden faydalanırken, bu sayıyı 2025 yılında 400’e yükselttik. Dört kreşimizle çocuklarımız ve aileleri artık çok daha mutlu" dedi. Yeni açılan kreşlerin açılışlarının toplu bir programla gerçekleştirileceğini belirten Balaban, söz konusu programın CHP Genel Başkanı’nın katılımıyla yapılmasının planlandığını da sözlerine ekledi.
Muğla Muğla Büyükşehir 2026 yılında 3 milyon ata tohumu dağıtacak Muğla Büyükşehir Belediyesi, yerel tarımsal değerlerin korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla hayata geçirdiği Yerel Tohum Merkezi ile ata tohumlarını yaşatmaya ve ülke genelinde yaygınlaştırmaya devam ediyor. ‘Yerel Tohum Ulusal Güç’ sloganıyla kurulan Yerel Tohum Merkezi, Türkiye’nin en kapsamlı yerel tohum merkezlerinden biri olarak faaliyetlerini sürdürüyor. Merkez bünyesinde bugüne kadar 976 çeşit ata tohumu kayıt altına alınmış durumda. Sebze tohumlarının yanı sıra orman tohumları, kaba yem bitkileri ile tıbbi ve aromatik bitki tohumlarının da yer aldığı geniş envanter, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğine önemli katkı sunuyor. 22 Milyon ata tohumu toprakla buluştu Yerel Tohum Merkezi’nde kayıt altına alınan tohumlar, doğrulama ekimlerinin tamamlanmasının ardından laboratuvar ortamında analiz edilerek her yıl Şubat ayında ücretsiz olarak 81 ile dağıtılıyor. Merkez, bugüne kadar Türkiye genelinde 81 ile toplam 22 milyon yerel tohumu toprakla buluşturdu. 3 Milyon tohum 81 ilde üreticilerle buluşacak Ata tohumlarının yaygınlaştırılması çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi, 2 Şubat 2026 tarihi itibarıyla da 108 çeşit tohumdan yaklaşık 3 milyon yerel tohumu yeniden üreticilere ulaştırmayı hedefliyor. Türkiye’nin En kapsamlı yerel tohum merkezi Yerel Tohum ve tıbbi-aromatik bitkiler alanında bilimsel ve sürdürülebilir hizmet sunan merkez; 4 bin 700 metrekarelik alanda kurulu Yerel Tohum Deneme Parselleri, Tıbbi-Aromatik Bitki Parselleri, eğitim alanları, distilasyon tesisi ve bünyesindeki üç laboratuvar ile Türkiye’nin en büyük ve en kapsamlı Yerel Tohum Merkezi olma özelliğini taşıyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi, ata tohumlarına sahip çıkarak yerel üretimi desteklemeyi, tarımsal mirası korumayı ve yerel tohumları ulusal ölçekte yaygınlaştırmayı sürdürüyor. Muğla Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Gıda Teknikeri Ahmet Babacık, "Envanterimizde 976 çeşit ata tohumu bulunmaktadır. Merkezimizde kayıt altına alınan tohumlar, doğrulama işlemleri bittikten sonra laboratuvarda analizleri yapılarak her yıl Şubat ayı itibariyle ücretsiz olarak dağıtılıyor. Yerel tohum merkezimiz bugüne kadar 81 ile 22 milyon ata tohumu dağıttı. 2 Şubat 2026 tarihi itibariyle 108 çeşit tohumla yaklaşık 3 milyon yerel tohumu toprak ile buluşturacağız" dedi. Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, yerel tohumların korunmasının yalnızca tarımsal değil, aynı zamanda kültürel ve ekolojik bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti. Başkan Aras, yerel tohumların, bu toprakların hafızası olduğunu, ata tohumlarına sahip çıkmak; üreticinin bağımsızlığını korumak, sağlıklı gıdaya erişimi güvence altına almak ve tarımsal sürdürülebilirliği sağlamak demek olduğunu açıkladı.
Kayseri Başkan Gülsoy: "Kayseri’nin alın terine, marka değerine göz dikenlere geçit yok" Kayseri Ticaret Odası’nda (KTO) gerçekleştirilen ‘Sektör İstişare Toplantısı’nda, pastırma ve sucuk sektörünün geleceğini tehdit eden haksız rekabet, kayıt dışılık ve marka taklitçiliği ele alındı. KTO Başkanı Ömer Gülsoy, sektör temsilcilerine seslenerek; "Marka hırsızlığına geçit vermeyeceğiz, ecdat mirasımızı lekeletmeyeceğiz" dedi. Düzenlenen toplantıya KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Başkan Yardımcısı Hacı Bekir Kuzucu, Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Mercan, Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Ercan Aras, Gıda Mühendisleri Odası Kayseri İl Temsilcisi Ergün Türkarslan, 7. ve 8. Meslek Komitesi üyeleri ile pastırma-sucuk üreticileri ve perakendecileri katıldı. Toplantının açılışında konuşan Başkan Gülsoy; Kayseri pastırması ve sucuğunun şehrin ‘dünyadaki imzası’ olduğunu vurguladı. Sahadan gelen şikayetlerin ciddiyetine dikkat çeken Gülsoy, şu ifadeleri kullandı; "Bazı kötü niyetli odaklar, üreticimizin etiketlerini kopyalayarak sahte ürün sürüyor. Marka taklidi yapmak, emeğe çökmektir. Başka illerden getirilen ürünlerin ’Kayseri Pastırması’ adıyla satılması kabul edilemez. Kayseri Pastırması ve Kayseri Sucuğunun kalitesi asla münazara edilemez. Kimse Kayseri’nin ismini kullanarak niteliksiz ürün pazarlamaya kalkmasın! Coğrafi işaret bizim tapumuzdur; bu imajı zedeleyen her türlü girişimin takipçisi olacağız." "Vebal altındasınız, mahalle baskısı yapın" Başkan Gülsoy, sektöre ’tokontrol’ çağrısında bulunarak; "Şehir dışından gelen misafirlere sahte lezzetler tattırmak günahtır, vebaldir. Sektör temsilcileri birbirini kontrol etmeli, gerekirse mahalle baskısı yapmalıdır. Kendi ürünümüze sahip çıkmazsak kan kaybetmeye devam ederiz" dedi. Kayseri Kırmızı Et Üreticileri Birliği Başkanı Ercan Aras ise sektörün en büyük yarasının kasap sucuğu adı altında yapılan üretim olduğunu belirtti. Aras; "Kasap sucuğu diye bir sucuk yok. Ne olduğu belirsiz etlerle yapılan üretim, piyasamızı zor durumda bırakıyor. Dışarıdan ucuz ürün getirip Kayseri imajını bozan dolandırıcılar var. Başkanımızın sözü kanun olmalı; işini doğru yapmayan batıp gitmelidir" diyerek üreticileri yenilikçi olmaya davet etti. Toplantıda söz alan ve her gün tüketiciyle doğrudan temas kuran sektör temsilcileri, Kayseri pastırması ve Kayseri sucuğunun itibarını korumak adına net mesajlar verdi. Sorunları ‘haksız rekabet, ‘kalite kaybı’ ve ‘dijital kirlilik’ başlıkları altında toplayan temsilciler, sektörel bir temizlik yapılması gerektiğini vurguladı. Üretimde kaliteden ödün verilmesini ’bindiğimiz dalı kesmek’ olarak adlandıran sektör paydaşları; otokontrol mekanizmasının işletilmesi gerektiğini savundu. Kalitesiz ürünün dükkanlardan temizlenmesi gerektiğini vurgulayan temsilciler, "Kötü mal satarak uzun vadede kimse para kazanamaz. Dükkanlarından kalitesiz malı çıkarmayanlar, işini hakkıyla yapan dürüst esnafın da rızkına ve emeğine leke sürüyor" diyerek tepkilerini dile getirdi. "Kasap sucuğu haksız rekabet oluşturuyor" Bazı kasap işletmelerinin yerleşik üreticiyi mağdur ettiğine dikkat çekildi. Kasapların yetki sınırlarını aşarak büyük ölçekli satış yapmasının pazar dengesini bozduğunu belirten temsilciler, "Şu an kasaplar profesyonel üreticiden daha fazla ürün satar hale geldi. Bu haksız rekabetin önüne geçilmeli" dedi. Tüketicinin doğru ürüne ulaşabilmesi için somut bir çözüm önerisi sunan esnaf, ‘Yerli Üretim Logosu’ benzeri bir tescil sistemi talep etti. Sadece Kayseri’de, coğrafi işaret standartlarına uygun üretim yapan ve satan işletmelerin kapısına asılacak özel bir logonun, hem güveni artıracağı hem de dışarıdan gelen ucuz ve niteliksiz ürünlerin ayırt edilmesini sağlayacağı belirtildi. Şehrin ekonomik geleceği için meslektaşlarına birlik çağrısında bulunan üreticiler ve satıcılar; "Kendi memleketimizin ürünü dışında ürün satmamayı bir namus borcu ve ticari prensip haline getirmeliyiz. Kayseri’nin mirasını korumanın yolu, katma değerli ve dürüst ticaret yapmaktan geçer" diyerek sözlerini tamamladı. Kayseri Ticaret Odası; toplantı sonunda haksız rekabetle mücadele kapsamında; denetimlerin sıkılaştırılması, dijital takip sistemlerinin etkinleştirilmesi ve ilgili kurumlarla iş birliğinin artırılması noktasında tam kararlılık mesajı verdi.
Bitlis Uzmanından Bitlis için "kar ve su hasadı" uyarısı Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Anadolu Sualtı Araştırmaları ve Sporları Derneği (ASAD) üyesi Dr. Öğretim Üyesi Arya Biçen, karın yalnızca bir yük ya da tehdit olarak görülmemesi gerektiğini, doğru planlama ile önemli bir su kaynağına dönüştürülebileceğini söyledi. Bitlis gibi kentlerde yoğun kar yağışının ardından çoğu zaman karın temizlenip kenara itildiğini ya da kontrolsüz şekilde eriyerek akıp gittiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Arya Biçen, kırsalda çığ, kent merkezlerinde ise çatı ve saçaklarda oluşan kütle ve sarkıtların can ve mal kaybına yol açabildiğini kaydetti. Bu risklerin temelinde, karın yönetilememesinin yattığını dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Arya Biçen, bilimsel açıdan bakıldığında karın, yağmur kadar önemli bir su girdisi olduğunu vurguladı. Bu noktada "su hasadı" yaklaşımının devreye girdiğini ve su hasadının yağmur veya kar şeklinde gelen suyun kaybolması yerine planlı biçimde toplanması, yönetilmesi ve yeniden kullanılması anlamına geldiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Arya Biçen, su hasadının az gelişmiş ülkelerde su kıtlığına karşı alternatif bir kaynak olarak kullanıldığını, gelişmiş ülkelerde ise içilemez su kullanımlarında destekleyici bir sistem ve taşkın kontrolü aracı olduğunu kaydetti. Biçen, bu uygulamanın yeni olmadığını; sarnıçlar, toplama havuzları ve çatı sistemlerinin tarihi örnekler sunduğunu hatırlattı. İklim değişikliğiyle birlikte kuraklık, düzensiz yağışlar ve artan su stresinin, su hasadını stratejik bir planlama aracı hâline getirdiğini vurgulayan Biçen; Avrupa ülkeleri, ABD, Japonya, Hindistan ve Avustralya’da yeni yapılarda bu sistemlerin ya zorunlu tutulduğunu ya da teşvik edildiğini söyledi. Türkiye’de de 2024 yılında yürürlüğe giren Su Verimliliği Yönetmeliği ile su hasadının bina, parsel ve kentsel ölçeklerde planlama süreçlerine entegre edilmesinin hedeflendiğini belirten Biçen, "Su hasadı artık gönüllü bir tercih değil, planlamanın bir parçasıdır" dedi. Soğuk iklimlerde su hasadının kar üzerinden yürütüldüğünü ifade eden Biçen, karın doğru yönetildiğinde kentsel sistem için önemli bir girdiye dönüşebileceğini söyledi. Çatı temelli su hasadı sistemlerinin ABD ve Kuzey Avrupa’daki kentlerde hem su talebini hem de yüzey akışını ciddi biçimde azalttığını belirten Biçen, bu sistemlerin basit oluklardan ibaret olmadığını; doğru eğim, filtrasyon ve depolama içeren entegre yapılar olması gerektiğini vurguladı. Yol ve kamusal alanlardan kar yönetimine de değinen Biçen, Japonya ve Norveç’te yol karının doğrudan kanalizasyona verilmediğini, özel toplama ve eritme alanlarında kontrol altına alındığını; Güney Kore’de ise yol güvenliği sağlanırken eriyen suyun yönlendirildiği altyapı sistemlerinin kullanıldığını aktardı. Bitlis özelinde tek tip bir çözümden söz edilemeyeceğini ifade eden Biçen, kent merkezinde çatı temelli sistemlerin, yol ve meydanlarda ise karın doğrudan eritilmesi yerine pilot toplama ve arıtma alanlarının denenebileceğini söyledi. Biçen, kırsal ve yüksek kesimlerde ise karın erken erimesini önleyen, depolamaya dayalı yaklaşımların daha uygun olacağını belirtti. "Mesele, karın ne kadar yağdığı değil, yağan karla ne yaptığımızdır" "Bitlis gibi karla yaşayan kentler için mesele, karın ne kadar yağdığı değil; yağan karla ne yaptığımızdır" diyen Biçen, karın yalnızca bir risk olarak görülmesi hâlinde kayıp yaşanacağını, su hasadının bir parçası olarak ele alındığında ise kentin iklim değişikliğine karşı daha dayanıklı hâle geleceğini ifade etti. Su hasadının yalnızca teknik bir uygulama değil, suya bakış açısını değiştiren bütüncül bir planlama yaklaşımı olduğunu vurgulayan Biçen, bunun Bitlis için kritik bir öneme sahip olduğunu dile getirdi. Ayrıca Anadolu Sualtı Araştırmaları ve Sporları Derneği bünyesinde de çalışmalar yürüttüğünü belirten Biçen, özellikle havza ölçeğinde su ve doğal kaynakların sürdürülebilirliğini güçlendirmeye yönelik saha araştırmaları yaptıklarını, bilimsel veri ürettiklerini ve kamuoyunda farkındalık oluşturmayı önemsediklerini ifade etti. Biçen, "Suyu yalnızca tüketilen bir kaynak değil, korunması gereken bir ekosistem bileşeni olarak ele alıyoruz" dedi. Anadolu Su Altı Araştırmaları ve Sporları Derneği (ASAD) Başkanı Mehmet Salih Aygün de konuya ilişkin yaptığı açıklamada, dernek olarak özellikle havza ölçeğinde su ve doğal kaynakların sürdürülebilirliğini güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtti. Bu kapsamda saha araştırmaları yürüttüklerini, bilimsel veri ürettiklerini ve kamuoyunda farkındalık oluşturmayı önemsediklerini ifade eden Aygün, suya yalnızca tüketilen bir kaynak olarak değil, korunması gereken bir ekosistem bileşeni olarak yaklaştıklarını vurguladı.