POLİTİKA - 18 Aralık 2023 Pazartesi 09:33

Sosyolog Palabıyık: “Arendt yaşasaydı, Türkiye’deki feministlerin yüzüne bakmazdı, tükürürdü”

A
A
A
Sosyolog Palabıyık: “Arendt yaşasaydı, Türkiye’deki feministlerin yüzüne bakmazdı, tükürürdü”

Sosyolog Adem Palabıyık, Filistin-İsrail savaşında katledilen ve şehit edilen kadın ve çocuklara Türkiye’deki feministlerin sessiz kaldığını belirterek, "Gazze’de katil İsrail’in canına kıydığı kadın ve çocukların sayısı 15 bini geçti ama ülkemizde feminizmin savunuculuğunu yapan kesimlerden hiç ses çıkmıyor. Hannah Arendt yaşasaydı, ülkemizdeki feministlerin yüzüne bakmazdı, tükürürdü" dedi.


İsrail’in katliamı karşısında sessiz kalan bazı feminist kesimler hakkında açıklama yapan Palabıyık, "İsrail 2 aydan fazladır kadın ve çocukları katlediyor. Batı halkları bu konuda iyi bir sınav veriyor ama ülkemizdeki feministler bu konuda oldukça kötü sınav verdi ve vermeye devam ediyor. Şimdiye kadar İsrail 15 binden fazla çocuk ve kadın katletti. Gazze’de, Hitler’in yaptığı gibi soy kurutma girişimine başlayan İsrail, savunmasız olan insanları hiç acımadan öldürüyor. Hastaneleri bombalıyor, küvezdeki bebeklere kurşun sıkıyor. Kız ve erkek çocuklarını kaçırıyor. Hatta İsrail’in çocuk ticareti yaptığına dair önemli iddialar var. Asıl amaç, Gazze’de herhangi bir geleceğin olmaması üzerine yapılan planların işlemesidir, bu amaç doğrultusunda İsrail terörü hiç kimseyi tanımıyor. Uluslararası kuralları hiçe sayıyor ve çocuk haklarını, kadın haklarını ayakları altına alıyor. Elbette Batı liderleri de buna sessiz ve ses çıkarmayacak gibi görünüyor. Buna rağmen halk, katliama sessiz kalmıyor, özellikle Batı toplumlarında en ön saflarda yer alan kadınlar ve Feminist kesimler bu konuda bayraktarlık yapıyor. Çok ilginçtir ki, ülkemizde Feminist diye geçinen dernek veya kesimlerin sesi oldukça kısık kaldı. Hatta hiçbir protestoda yer almıyorlar. Binlerce kadının katledilmesine rağmen feminist kesimler hiçbir şey yokmuş gibi tavır almaya devam ediyor. Buna rağmen başka meselelerde ise sesleri çıktıkları kadar bağırıyorlar ama konu Müslüman kadınlar olunca Türkiye’deki feministler sessizliğe bürünüyorlar. Bunu anlamak zor değil aslında, çünkü ülkemizdeki feministler ne batıdan ne de feminizmin kaynaklarından beslenmiyor. Onlar, heterodoks ve merkezi değiştirilmiş bir düşüncenin peşinden gidiyorlar. Onlar için hiçbir feminist öğreti geçerli değil, bunlara suni veya yapay feministler denilebilir" dedi.



“Konu Müslüman kadınlar olunca ülkemizdeki feministler sessiz kalıyor”


Feminizm kuramcılarının böyle bir hataya düşmediklerini belirten Palabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Ne Arendt, ne de Bavouior ne de Butler’in bu tür hatalara düştüğünü görmedik. Çünkü onlar, kadın mücadelelerinin dini ve ırk kökenli bir ayrımını yapmadılar. Elbette Arendt’te bazı Yahudi imaları görebiliriz ama Eichman davasındaki tavrı ortadaydı. Emile Zola ile birlikte Eichman’ı savunurken bir taraftan da İsrail’in nefretini kazandı. Bizde ise feminist geçinen kesimler bana kalırsa hiçbir teorisyeni anlamamış. Bir yaban anlayışla toplumu analiz etmeye çalışıyorlar. Ülkemizdeki feministler yerellikten kurtulamadı. Uluslararasılaşamadı ve küresel bir sisteme entegre olamadı. Batı normlarına dair söyleyecek sözleri de bir teori olarak ortaya koyamadılar ve yıllardır batının samanlığından beslenen varlıklar olarak düşüncelerini oluşturmaya çalıştılar. Ülkemizde feminizm çalışmalarının merkezinde hiçbir zaman insanlığın onuruna yakışan tercihler olmadı ve feminizm, LGBT gölgesi altında ilerlemeye başladı. Kadın haklarına dair vurgular ile ortaya çıkan feminizm, ülkemizde yaş pastaya döndü, her gelen bir ısırık alarak, tadına baktıktan sonra umursamadı. Feminist kesimlerin bir özelliği de ülkemizde devlet bekasına yönelik olumsuz tavır takınmasıdır. Bazı ideolojik grupların etkisi altında kalmayı tercih ettikleri veya bu gruplardan nemalandıkları için kendilerinin inşa ettiği profile uyan olgulara destek verdiler, başka olgular onlar için sadece öteki veya yabancıydı. Özellikle HDP’nin Kürt kadınları üzerinde sahneye koymaya çalıştığı sahtekar politikalara destek verdiler. Hatta bunlardan birisi şerefli Türk ordusuna iftira atmaya kadar ileri gitti. Bunlar, Ortadoğu’daki kıyıma ses çıkarmadılar. Bunun önemli ispatlarından biri de Suriye’de yaşananlara sessiz kalmalarıdır. Halep’te öldürülen kadınları sadece rakam olarak algıladılar. Pakistan ve Afganistan’daki kadınlara dair tek söz söylemediler. Uygur Türkleri onlar için hiçbir şey ifade etmedi, kendi soydaşlarımıza dair hiçbir açıklama yapmadılar. Çünkü onlar da Müslüman kadınlardı ve ülkemizdeki feministler için Müslüman kadınlar, kadın olarak hiçbir zaman nitelendirilmedi. İstanbul sözleşmesini savunmak için sokakları terk etmeyen ve Gezi olaylarında çadırlar kuran kadınlar, Müslüman kadınların geleceğine dair evlerinden dahi dışarı çıkmadılar. Hatta, İsrail destekçisi Starbucks kahvelerini büyük bir keyifle içtiler. Bu sebepten ülkemizdeki feministlerin tavırlarını iyi anlamak, analiz etmek ve Batı ile başlayan ama batıdan ayrılarak ucube düşünce biçimine dönüşen ideolojilerinin kirliliğini ortaya çıkarmak bizim görevimizdir".


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir İzmir’de belediye memurlarının ’TİS’ eylemi sürüyor İzmir’in Buca, Bayraklı, Karşıyaka ve Narlıdere belediyelerinde görevli memurlar, Toplu İş Sözleşmesi (TİS) kapsamındaki haklarını alamadıkları gerekçesiyle 10 Nisan’da başlattıkları eylemlerine devam ediyor. İzmir’deki ilçe belediyelerinde çalışan memurların eylemleri sürüyor. Buca, Bayraklı, Karşıyaka ve Narlıdere belediyelerinde görev yapan yüzlerce memur, ödenmeyen TİS hakları ve arazi tazminatları için iş yerleri önünde toplanarak basın açıklaması düzenledi. Buca’da memurlardan ’Hak ihlali’ tepkisi Buca Belediyesi önünde bir araya gelen memurlar, 7 aylık geriye dönük alacaklarının ödenmemesini ve verilen sözlerin tutulmamasını protesto etti. Memurlar adına açıklamayı okuyan Tüm Bel-Sen İzmir 2 No’lu Şube İdari Sekreteri Nurcan Hükenek, emeğin değersizleştirildiğine dikkat çekerek şunları kaydetti: "Bugün burada sadece rakamları konuşmak için değil, çiğnenen bir hukuku savunmak ve yok sayılan irademize sahip çıkmak için toplandık. Sabır taşı çatlamış, artık mücadele konuşmaya başlamıştır. Aylardır ‘sabredin’ denilerek oyalanıyoruz. Toplu İş Sözleşmesi’nden doğan 7 aylık alacağımızın ödenmemesi bir idari gecikme değil, açık bir hak ihlalidir. 30 Mart 2026 tarihinde imza altına alınan sözleşme, bugün ’sınıra çekme’ kılıfıyla fiilen ortadan kaldırılmak istenmektedir. Haklarımızı söke söke alana kadar meydanlarda, iş yerlerinde ve her platformda mücadelemizi büyüteceğiz." "TİS bir kağıt parçası değil, emeğin onurudur" Eylemlerin bir diğer adresi olan Bayraklı Belediyesi önünde de memurlar tepkilerini dile getirdi. Tüm Bel-Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Nihat Filiz, belediyelerde gece gündüz çalışan emekçilerin görmezden gelindiğini ve müzakere masasında verilen sözlerin yok sayıldığını belirtti. İmzalanan sözleşmelerin geri çekilmesini eleştiren Filiz, "Dün kabul ettikleri hakları, bugün geri çekiyorlar. TİS’i bir hak değil, keyfi bir uygulama gibi görüyorlar. TİS; bir kağıt parçası değil, emeğin onurudur. Bir imza değil, bir mücadelenin sonucudur. Gasp edilen haklarımızı geri alacağız ve TİS hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.
Samsun Uzmanından uyarı: "Düzenli kontrollerle yumurtalık kanserini erken teşhis etmek mümkün" Kadınlarda yumurtalık kanserinin sık görüldüğünü belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, "Yumurtalık kanseri, diğer jinekolojik kanserlere kıyasla erken evrede belirti vermediği için tanısı genellikle geç konur. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Oysa erken evrede tanı konan hastalarda sağ kalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Bu yüzden düzenli jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile takip, erken tanı açısından büyük önem taşır ve asla ihmal edilmemelidir" dedi. Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Hilal Mürüvvet Bulut Aydemir, yumurtalık (over) kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. Yumurtalık kanserinin ne olduğundan bahseden Dr. Aydemir, "Over kanseri, halk arasında yumurtalık kanseri olarak bilinen ve kadın üreme sisteminde yer alan rahmin her iki yanında bulunan, yumurta üretimi ile östrojen ve progesteron hormonlarının salgılanmasından sorumlu yumurtalıklar ya da fallop tüplerinde ortaya çıkan bir kanser türüdür. Bu kanser, söz konusu bölgelerdeki hücrelerin kontrolsüz şekilde büyüyüp çoğalmasıyla gelişir" diye konuştu. "Jinekolojik kanserlerde en fazla ölüme yol açan kanser türü" Over kanserinin kadınlarda yaygın görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. Aydemir, "Türkiye’de yumurtalık kanseri, kadınlarda rahim kanserinden sonra en fazla görülen ikinci jinekolojik kanserdir ve endometrium (rahim) kanserinin ardından gelir. Jinekolojik kanserler arasında ise en fazla ölüme yol açan kanser türüdür" şeklinde konuştu. "Sık idrara çıkma görülebilir" Yumurtalık kanserinin belirtilerinin genellikle hastalığın ilerlemiş evrelerinde görüldüğünü ve bu durumun erken teşhis koymayı zorlaştırabileceğine değinen Dr. Aydemir, "Karın ağrısı, karında şişkinlik, sıvı birikmesi (asit), karında ele gelen kitle, kabızlık, sık idrara çıkma, bulantı, kusma, menopoz sonrası kanama ve önemli bir kilo kaybı, bu hastalığın yaygın belirtilerindendir" ifadelerini kullandı. "Hastaların yaklaşık yüzde 20’si erken evrede teşhis edilebiliyor" Yumurtalık kanseri hastalarının yaklaşık yüzde 20’sinin erken evrede teşhis edilebildiğini söyleyen Dr. Aydemir, "Çoğu hasta hastalığının ileri aşamasında tanı aldığı için tedavi süreci daha güçlü ve karmaşık hale gelmektedir. Ayrıca, günümüzde bu kanseri erken evrede tespit etmeye yönelik kesin ve güvenilir bir tarama yöntemi henüz mevcut değildir. Bu yüzden kadınların, herhangi bir belirti olmasa bile belirtilere karşı duyarlı olması ve yılda en az bir kez jinekolojik muayeneden geçmesi büyük önem taşır. Özellikle risk faktörlerine sahip bireylerin daha sık ve yakından izlenmesi gerekmektedir. Bu risk faktörleri arasında ailede yumurtalık veya meme kanseri öyküsünün bulunması, ailede kalıtsal kanser öyküsü, genetik yatkınlık, aşırı kilo, hiç çocuk sahibi olmamış olmak ve menopozun erken yaşta başlaması gibi durumlar risk faktörleri arasında yer alır" açıklamasında bulundu. "Teşhis süreci" Tanı konma sürecinden bahseden Aydemir şunları söyledi: "Jinekolojik muayeneler sırasında yumurtalıklarda kitle olup olmadığı değerlendirilirken sıklıkla kistler tespit edilebilir. Ancak her yumurtalık kisti kanser anlamına gelmez. Özellikle üreme çağındaki kadınlarda görülen kistlerin büyük çoğunluğu basit ve zararsızdır, zaman içinde kendiliğinden kaybolabilir. Tespit edilen bir kistin kötü huylu olup olmadığını belirlemek için doktor muayenesi, özellikle ultrasonografi ile kistin boyutu, şekli ve karın içinde sıvı (asit) varlığı değerlendirilir. Ayrıca bazı kan testleri de tanıya yardımcı olabilir ve gerektiğinde manyetik rezonans görüntüleme (MR) uygulanarak ayrıntılı analiz yapılabilir. Kistin izlenip izlenmeyeceği, cerrahi ile çıkarılıp çıkarılmayacağı ise uzman hekimin değerlendirmesiyle belirlenir. Yumurtalık kanseri, diğer jinekolojik kanserlere kıyasla erken evrede belirti vermediği için tanısı genellikle geç konur. Bu da tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Oysa erken evrede tanı konan hastalarda sağ kalım oranları belirgin şekilde daha yüksektir. Bu yüzden düzenli jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile takip, erken tanı açısından büyük önem taşır ve asla ihmal edilmemelidir."
Samsun Canikli vatandaşlara yerinde hizmet: 16 bin kişiye diş tedavisi Samsun Canik Belediyesi’nin ilçeye kazandırdığı Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde son 4 ayda 16 bin hastaya modern diş ünitlerinde tedavi hizmeti sunuldu. Canikli vatandaşlara kolaylık sağlayan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, vatandaşların çevre ilçelere gitmeye gerek duymadan ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini gerçekleştirebilmelerine imkân sunuyor. Canik Belediyesi’nin yerinde, hızlı ve etkin hizmet adımlarının önemli çalışmaları arasında yerini alan Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 2026 yılının ilk 4 ayında 16 bin vatandaşa tedavi hizmeti sunuldu. Son teknoloji cihazlarla donatılan modern diş ünitlerinin yer aldığı merkezde, muayene ve tedavi işlemleri ile birlikte ayrıca cerrahi müdahaleler de yapılıyor. Yaşamı kolaylaştıran projeler Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde çocuklar ve yetişkinler için ayrı modern diş ünitlerinin yer aldığını ifade eden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, vatandaşların ağız ve diş sağlığı ile ilgili tüm tedavilerini Canik’te gerçekleştirebildiğini söyledi. Başkan İbrahim Sandıkçı, "Canik’imize kazandırdığımız Canik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimiz, modern diş ünitleriyle hemşehrilerimize hizmet vermeyi sürdürüyor. Yetişkin ve çocuk diş ünitlerinin yer aldığı merkezimizle hemşehrilerimiz, ağız ve diş sağlığı ile ilgili tedavi işlemlerinin tamamını gerçekleştirebiliyor. Hemşehrilerimizin yerinde hizmet almalarına imkân sunan merkezimiz, modern ve son teknoloji cihazlarla donatılan diş ünitleriyle gündelik yaşamın daha kolay bir hale gelmesinde önemli bir rol üstleniyor. Canik’mize değer katan, hemşehrilerimizin yaşamını kolaylaştıran eser ve hizmetleri ilçemize kazandırmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
Muğla Ustalık yolculuğu bu kez çocuklarla devam etti Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin, kadınların marangozluk, sıhhi tesisat, elektrik ve boyama gibi geleneksel olarak erkek mesleği olarak görülen alanlarda eğitim almasını sağlayan ‘Hayatımın Ustasıyım’ projesi, farklı yaş gruplarına ilham vermeye devam ediyor. Kadınların üretim gücünü desteklemek amacıyla hayata geçirilen proje, bu kez miniklerle buluşarak anlamlı bir deneyime dönüştü. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen proje kapsamında düzenlenen atölye çalışmasında çocuklar, yalnızca eğlenmekle kalmadı; aynı zamanda üretmenin ve ortaya bir ürün koymanın değerini deneyimledi. Muğla Büyükşehir Belediyesi 2 No’lu Hizmet Binası’nda yer alan Marangoz Atölyesinde gerçekleşen etkinlikte minikler eğitmenler eşliğinde sürecin her aşamasına aktif olarak katıldı. Kendi kalemliklerini tasarladılar Atölyeye katılan çocuklar, ahşap parçaları bir araya getirerek kendi kalemliklerini oluşturdu. El becerilerini geliştiren minikler, ardından kalemliklerini boyayarak hayal güçlerini renklerle buluşturdu. Ortaya çıkan birbirinden farklı ve özgün tasarımlar, etkinliğe renkli görüntüler kattı. Kendi emekleriyle yaptıkları kalemlikleri kullanacak olmanın heyecanını yaşayan çocuklar, üretmenin verdiği mutluluğu doyasıya hissetti. Ortaya çıkardıkları ürünleri gururla sergileyen minikler, hem başarma duygusunu tattı hem de özgüven kazandı. El becerileri ve özgüven gelişti Etkinlik boyunca çocukların el-göz koordinasyonu, dikkat ve yenilikçi becerileri desteklenirken, paylaşma ve birlikte üretme kültürü de pekiştirildi. Güvenli bir ortamda temel el aletlerini tanıma fırsatı bulan çocuklar, yeni deneyimler kazanarak farklı alanlara olan ilgilerini keşfetti.