ÇEVRE - 29 Aralık 2025 Pazartesi 13:42

Bolu’yu kar esir aldı: "Hiç kimse panik yapmasın"

A
A
A
Bolu’yu kar esir aldı: "Hiç kimse panik yapmasın"

Bolu’da 3 gündür aralıksız devam eden kar yağışı yaşamı olumsuz etkiledi. Kent merkezinde kar kalınlığı 50 santimetreyi geçerken, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, "İlk etapta ana arterleri açık tutmaya çalışıyoruz. Ara sokaklarımıza da girmeye başladık. Hiç kimse panik yapmasın, planlı şekilde çalışıyoruz" dedi.


Kentte 3 gündür etkisini sürdüren yoğun kar yağışı nedeniyle hayat durma noktasına geldi. Şehir merkezinde kar kalınlığı 50 santimetreyi, yüksek kesimlerde ise yer yer 1 metreyi buldu. Yoğun yağış nedeniyle kentin birçok ara sokağı ve çok sayıda köy yolu ulaşıma kapandı. Belediye ekipleri, kar küreme ve yol açma çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.



"Hiç kimse panik yapmasın"


Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, "Bolu’muzda yoğun bir kar yağışı etkili oluyor. Kar kalınlığı merkezde yarım metreyi aşmış durumda. Belediye sınırlarımız içerisinde yaklaşık bin 200 kilometrelik bir yol ağımız bulunuyor. Ekiplerimiz sahada yoğun bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor. An itibarıyla kardan etkilenmeyen komşu belediyelerimizden de destek araçları gelmeye başladı. Acil bir işi olmayan vatandaşlarımızdan evlerinden çıkmamalarını rica ediyorum. İlk etapta ana arterleri açık tutmaya çalışıyoruz. Ara sokaklarımıza da girmeye başladık. Hiç kimse panik yapmasın; planlı ve koordinasyonlu bir şekilde çalışıyoruz" dedi.



Bolu’yu kar esir aldı: "Hiç kimse panik yapmasın"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir YKS’ye girecek öğrencilere ‘10 Numara Motivasyon’ Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, YKS’ye hazırlanan öğrencilere yönelik "10 Numara Motivasyon" mottosuyla "Rehberlik ve Motivasyon Semineri" düzenledi. Seminerde konuşan Eğitimci Akın Ertürk "Başarı; belirsiz ve hedefsiz olmakla ters, düzenli ve istikrarlı olmakla doğru orantılıdır" dedi. Geleceğin aydınlık yüzü olan gençlerin eğitim hayatındaki en önemli kavşaklardan biri olan YKS sürecinde moral ve motivasyonlarını yüksek tutmaları amacıyla Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından "Rehberlik ve Motivasyon Semineri" düzenlendi. Salih Tozan Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılan seminere, YKS’ye girecek olan gençlerin ilgisi büyük oldu. "10 Numara Motivasyon" mottosuyla gerçekleştirilen seminerde, alanında kendini kanıtlamış uzman isimlerden; Matematik Öğretmeni ve aynı zamanda Akın Ertürk Koleji Kurucusu Akın Ertürk, ÜçDörtBeş Fizik Kitabı Yazarı Ümit Akıncı, Tarih Öğretmeni Hakan Kuru ve geçtiğimiz yıl YKS’de eşit ağırlık bölümünde Türkiye 385.’si olarak dereceye girerek İktisat Fakültesi’ni kazanan Tunahan Gedik konuşmacı olarak yer aldı. Seminerin açılışını yaparak ilk sunumu gerçekleştiren Akın Ertürk, sınavlara hazırlığın öncelikle kendini tanımakla başladığı vurgusunu yaparak "Bildiğiniz üzere; TYT 120 soru, AYT 160 soru. 40 Türkçe, 40 Matematik, 20 Sosyal Bilimler ve 20 de Fen Bilimlerinden olarak 165 dakikaya sığdıracağımız bir sınav. Soru başına 82 saniye düşüyor. Hep Türkçe ve Matematik yapalım ki TYT netlerimiz artsın diye düşünülüyor fakat Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Felsefe, Tarih, Coğrafya sorularının kat sayısı daha yüksek. Bu sorular 1.36 ile çarpılırken Matematik 1.33 ile çarpılıyor. Bu da demek oluyor ki Sosyal Bilimlerden 20 netin karşılığı, Matematik’ten 22 net oluyor. Kat sayılara dikkat edin. Sadece Matematik ve Türkçe sorularına değil kat sayısı yüksek olan derslerin sorularına da çalışın. Sınavda net sayımızı artırmak için öncelikle kat sayısı yüksek olan sorulara odaklanın. YKS’nin son 5 yılında sadece 4 kişi TYT’de tüm sorulara doğru cevap verdi. O yüzden sıralamayı belirleyen AYT oluyor" dedi. Sınava girecek öğrencilerin ailelerinin de en az okul kadar çocuklara hassasiyet göstererek bunaltmadan destek olmasının önemli olduğunun altını çizen Akın Ertürk "Öğretmenleriniz sizleri eğitmek için geliştirmek için var. Sizlerin de derslerinize düzenli bir şekilde çalışmanız gerekiyor. O yüzden başarılı olmanız için aile, okul ve öğrenci arasındaki muhteşem üçlü dengesini kurmamız gerekiyor. Biliyorsunuz, belli bir sıralamaya giremezseniz başarılı olamıyorsunuz" dedi. Çalışma stratejisinde zaman yönetiminin çok iyi ayarlanması gerektiğini belirten Akın Ertürk, her hafta en az 2-3 tane TYT, AYT denemesi çözülmesi gerektiğini söyleyerek "Yanlış cevap verdiğiniz soruların analizini yapmanız gerekiyor. Öğretmenlerinizden o konularda destek alın. Konuların önceliklendirilmesi gerekiyor özellikle son 2-3 ayda yeni bir konu öğrenmek yerine temelinizin olduğu konuları yönelmeniz daha iyi olur. Günlük çalışma düzeniniz önemli. Soru başına süre kontrollerinizi yapın. Nisan ve Mayıs ayında bütün eksik konularınıza odaklanın. Son aya girdiğinizde yalnızca deneme çözün. Başarı; belirsiz ve hedefsiz olmakla ters, düzenli ve istikrarlı olmakla doğru orantılıdır." sözüyle konuşmasını sonlandırdı. Öğrencilere rehberlik ettiler Gençlerin, sınav sürecini doğru yönetip verimli bir şekilde ders çalışmaları ve morallerini yüksek tutmaları hedeflenerek gerçekleştirilen seminerde konuşmacılar; sınav kaygısı ile başa çıkma, etkili ders çalışma teknikleri, zaman yönetimi ve motivasyon artırma yöntemleri konularında öğrencilere rehberlik etti. Semineri büyük bir ilgiyle dinleyen gençler, konuşmaların ardından sorularını sordular. Kendileri için "Rehberlik ve Motivasyon Semineri" düzenleyen Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’a teşekkürlerini ileten gençler, bu tür etkinliklerin oldukça faydalı olduğunu ve devam etmesini istediklerini söyledi.
Elazığ İç Hastalıkları Uzmanı Cihangiroğlu: "Tansiyon hastalarında susama hissi geç kalınmış bir sinyaldir" İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cihangiroğlu, tansiyon hastalarına uyarılarda bulunarak hastaların susamayı beklemeden su içmeleri gerektiğini, susama hissinin geç kalınmış bir sinyal olduğunu ifade etti. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Cİhangiroğlu, havaların ısınmasıyla birlikte su tüketimi ve tansiyon hakkında bilgi verdi. Son günlerde polikliniğe gelen hastaların yarısının halsiz, yorgun ve tansiyonunun düşüp çıktığını aktaran Dr. Cihangiroğlu, "Mevsim geçişlerinde bu çok sık görülür fakat herkes alerji veya bahar yorgunluğu deyip geçiyor. Asıl soru, siz gerçekten susadığınız için mi su içiyorsunuz yoksa vücudunuzun tansiyonu dengelemek için suya ihtiyacı mı var. Mevsim ısındıkça terlemeyle kaybettiğimiz sıvı, tansiyon ilacı kullananlarda ani düşüşlere ya da tuz dengesi bozulanlarda ise çıkışlara neden olabilir. Yapılacak ilk şey, tansiyonumuzu sabah akşam aynı saatte ölçmeliyiz. İkincisi, ilacımızın dozunu ya da ilacın çeşidini doktorunuza danışmadan asla değişmeyin. Son olarak ise susamayı beklemeden su için. Susama hissi zaten geç kalmış bir sinyaldir. Kontrolsüz tansiyon dediğimiz olay ani yükseliş veya ani düşüşlerdir. Ani düşüşler olduğunda halsizlik, göz kararması, baş dönmesi ve baygınlık hissiyatı verebilir. Ani yükselişlerde ise ani bir baş ağrısı, ensede dolgunluk ve vücutta ağırlık hissiyle karşınıza çıkabilir. Bunu tansiyonunuzu kontrol ederek farkına varabilirsiniz. Eğer etrafınızda tansiyon aleti yoksa nabız dolgunluğuna bakarak tansiyon algılanabilir. Bunun yanında gıda takviyeleri tuz ve su takviyesi yaparak yükseltilebilir. Tansiyonu düşürmede de doğal gıda olan limon ve sarımsak gibi doğal gıdalara başvurarak da tansiyon düşüşlerini sağlayabiliriz. Kontrolsüz tansiyonla kendiniz başa çıkamıyorsanız, mutlaka uzman hekiminize başvurmanız gerekir" dedi.
İzmir İzmir’de "Sağlık ordusu" kuruluyor İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı "Sağlık ordusu" projesinde 98 genç gönüllü ve 20 deneyimli mentor sahaya iniyor. Amaç, hastalık gelmeden önlemek, sağlıklı yaşamı herkese yaymak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, insan, çevre ve toplum sağlığını bütüncül bir yaklaşımla ele alan "Tek Sağlık" modeli kapsamında yeni bir çalışmayı daha hayata geçirdi. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen "Sağlık Gönüllülüğü Projesi"nin tanıtımı, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde yapıldı. Tanıtıma; İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Soner Emre ile sağlık gönüllüleri ve yurttaşlar katıldı. Yaklaşık altı aylık hazırlık sürecinin ardından hayata geçirilen projede; sağlık ve ilişkili alanlarda eğitim gören ya da çalışan 98 genç gönüllü ile bu alanda deneyimli 60 yaş ve üzeri 20 mentor aktif rol alıyor. Katılımcı süreçlerle şekillenen proje kapsamında gönüllülerin görüş ve önerileri doğrultusunda yol haritası oluşturuldu ve 6 çalışma grubu belirlendi. Hedef sağlık okuryazarlığını artırmak İzmir Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Ahmet Soner Emre, Sağlık Gönüllülüğü Projesi ile toplum sağlığını yalnızca hastalık ve tedavi odaklı değil; fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hali çerçevesinde ele aldıklarını belirterek, "Tek Sağlık anlayışı doğrultusunda insan, çevre ve hayvan sağlığını bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Projemizde 98 genç gönüllü ve 20 mentor aktif rol alıyor. Amacımız sağlık okuryazarlığını artırarak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak. Gönüllülerimizin edindiği bilgileri toplumun her kesimine aktaracağına inanıyoruz. Altı aylık hazırlık sürecinin ardından oluşturduğumuz çalışma gruplarıyla hem sahada uygulanabilir hem de sürdürülebilir bir model ortaya koyduk. Aynı zamanda genç gönüllüler ile deneyimli mentorları bir araya getirerek kuşaklararası güçlü bir bilgi ve deneyim köprüsü kuruyoruz" dedi. Gönüllülük sorumluluk ve dayanışmayla güçleniyor Gönüllüler adına konuşan Saliha Hocaoğlu, gönüllülüğün sadece yardım etmekten ibaret olmadığını, bunun bir ihtiyacı fark edip sorumluluk almak anlamına geldiğini ifade ederek, "Gönüllülük topluma ‘Ben de buradayım’ demenin en güçlü yollarından biridir. Bizler de sağlık gönüllüleri olarak bilgimizi, zamanımızı ve emeğimizi paylaşarak bu sürecin aktif bir parçası oluyoruz" diye konuştu. 6 çalışma grubu Tanıtım programında. projede yer alan Kadın ve Çocuk Sağlığı, Sağlıklı Yaşlanma ve İleri Yaş Grubu, Enfeksiyon Hastalıkları ve Hijyen Uygulamaları Çalışma Grubu, Sağlıklı Yaşam Davranışları ve Toplum Sağlığı Çalışma Grubu, Sağlık Okuryazarlığı ve Dijital Medya Çalışma Grubu, Çevre İklim ve Tek Sağlık Çalışma Grubu temsilcileri de çalışma alanları hakkında bilgi verdi. Gönüllülükte kuşaklar buluştu Sağlık Gönüllülüğü Projesi, sağlığı yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı görmeyen; yaşamın her alanına dokunan, paylaşım, dayanışma ve gönüllülük temelli bir farkındalık hareketi olarak öne çıkıyor. Bilgi ve deneyimleriyle sürece katkı sunmak isteyen gönüllüler için katılım kriterleri; 60 yaş ve üzeri olmak ve tıp, diş hekimliği, veterinerlik, hemşirelik, ebelik, ziraat, gıda mühendisliği, beslenme ve diyetetik, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik ile sosyoloji alanlarından birinde eğitim almış olmak şeklinde belirlendi. Projenin gençlik ayağı ise sağlık alanında eğitim gören, bu alanda çalışan ya da gönüllülük yapmak isteyen gençleri bir araya getirmeyi hedefledi. 18-30 yaş arası sağlık, sosyal hizmet, psikoloji, beslenme, veterinerlik, çevre, biyoloji, iletişim ve ilgili bölümlerden gençler projeye başvurdu.
İzmir Gediz Havzası’nda kirlilik artıyor İzmir ve Manisa’nın ortak hazırladığı bilimsel rapor, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin su kaynakları, tarım alanları ve İzmir Körfezi üzerinde ciddi risk oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularında geri dönüşü zor etkiler konusunda uyarıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, "Sağlıklı Körfez" hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ni mercek altına aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit eden Büyükşehir, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin ana nedenlerinden biri olan Gediz Nehri’ndeki kirliliği ortaya koymak için de su analizlerini sürdürüyor. Gediz Nehri ve yan derelerinde yürütülen izleme faaliyetleri, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, doğrudan tarımsal üretimi ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini işaret ediyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortak yürütülen çalışmada havza genelinde elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapı gösterdiğine ve özellikle yeraltı suyu üzerindeki riske dikkat çekiyor. Aylık rapor hazırlanıyor Gediz Nehri’nde örneklemeler her ayın ilk haftasında yapılıyor. İzmir sınırında Gediz ana yatağı, Ağıldere ve Nif Çayı dahil 23, Manisa bölgesinde 36 örnekleme noktasından numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli ve anlık olarak izleniyor. İzmir’de analizler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’da ise MASKİ’nin akredite laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir mücadele yürütülecek. Sulama riski büyüyor İZSU ve MASKİ verileri bir araya getirilerek bütüncül yaklaşımla yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli "Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu", havzanın idari sınırlarla değil, ekosistem bütünlüğüyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Gediz 401 kilometrelik yaşam koridoru üzerinde sadece su taşımıyor; aynı zamanda sanayi, evsel atık ve tarımsal baskının izlerini de Körfez’e kadar sürüklüyor. Gediz Nehri’nin Manisa sınırları içerisine kirletilmiş olarak giriş yaptığı görülüyor. Ocak 2026 raporuna göre İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki birçok noktada temel su kalite göstergeleri alarm veriyor. Toplam azot ve fosfor tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde yer alırken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik (tuzluluk) yine tüm noktalarda III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde çok sayıda noktada "orta kirlenmiş su" seviyesi tespit ediliyor. Raporda ayrıca bromür, alüminyum, demir ve bakır değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının eş zamanlı etkili olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor. Kirlilik kaynakları Rapora göre, Gediz Havzası’nda yaygın ve kronik bir kirlilik yükü bulunuyor. İleri biyolojik arıtma tesisleri devreye alınsa da alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların sürdüğü, bunun da özellikle endüstriyel kirliliğe işaret ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, azot ve fosforun gübre kullanımındaki artıştan kaynaklandığı, atık su arıtma tesisi olmayan yerleşimlerde yeni tesislerin gerekli olduğu ve endüstriyel deşarjların daha sıkı denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Gediz Nehri iki koldan Körfez’e ulaşıyor Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatarak, "Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. Gediz Nehri ve yan dereleri Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik var, sanayi kaynaklı kirlilik var, evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik var" dedi. Kurucu, nehrin tarihi yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti. Tarımda risk büyüyor Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığını belirterek, "Artık bu su içme suyu olarak kullanılamayacağı gibi hayvanlara verilmesi de mümkün değil" dedi. Kurucu, Gediz’in özellikle Manisa, Menemen ve Foça gibi tarımsal alanlarda sulamada kullanıldığını ancak kirlilik nedeniyle riskin büyüdüğünü vurguladı. Kurucu, Gediz’den sulama yapılamadığını, Menemen Ovası’ndaki çiftçilerin de sulama suyundan kaynaklı verim kaybı ve toprakta bozulma şikâyetlerini dile getirdiğini aktararak, "Organik kirleticiler ve ağır metaller toprakta birikim yapabildiği gibi, maalesef yaprağı yenen bitkilere de özellikle doğrudan bulaşım yapabiliyor" dedi. Önlem alınmazsa Gediz, kirli su kanalına dönüşebilir Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenmemesi halinde nehrin doğal yapısını tamamen kaybedebileceği uyarısında bulundu. Kurucu, "Gediz Nehri kalır ama bu haliyle ona nehir demek doğru olmaz. Atık suyun ya da koyu renkli kirli suyun aktığı bir kanala dönüşür" şeklinde konuştu. Gediz’in yalnızca insanlar için değil, kuşlardan balıklara, sucul bitkilerden diğer canlılara kadar geniş bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını belirten Kurucu, "Şu anda bu yaşamı kaybetmeye devam ediyoruz. Gediz Nehri’ne bağlanan Nif Çayı çevresinde ağır koku ve sinek sorunu var" ifadelerini kullandı. Kurucu, geçmişte Gediz ve kollarında balık türlerinin bulunduğunu hatırlatarak, "Bu doğal yapı son 30-35 yılda kaybedildi" dedi. Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise kirliliğin başlıca kaynağının sanayi olduğunu, ikinci sırada ise tarımın yer aldığını belirterek, "Sanayi-tarım çatışması var. Çiftçi daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanmak için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de kimyasal gübre kullanımını artırıyor. Hayvancılık tesisleri dağınık ve gübre yönetimi denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalı, Tarım ve Orman Bakanlığı nitrat kirliliğine karşı acil önlem almalı" açıklamasını yaptı. Yeraltı sularına dikkat Prof. Dr. Yusuf Kurucu, aylık izleme sisteminin sürecin en önemli adımı olduğunu belirterek, "Bu sadece bir fotoğraf değil, her ay tekrarlanan bir izleme olacak. Böylece Gediz ve kollarına ilişkin aylık kirlilik bülteni oluşturulacak. Kirletici kaynakların azaltılması halinde nehir birkaç yıl içinde toparlanabilir. 3-5 yıl içinde Gediz’de yeniden canlılığı görmeye başlayabiliriz. Ancak yeraltı suyu kirliliği geri döndürülemez. Yeraltı suyuna eğer nitrat, ağır metal bulaşıyorsa durum çok riskli hale geliyor. Yeraltı suyunu yüzeye çıkarıp arıtıp tekrar aşağıya indirmek gibi bir uygulama yok. Bu yüzden en kritik eşik, sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yer yeraltı suyu kirliliğidir" ifadelerini kullandı. Gediz için çağrı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlıklarla ortak çalışmalara hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Yusuf Kurucu, yalnızca kurumlara değil topluma da önemli sorumluluk düştüğünü söyledi. Kurucu, "Mesele artık bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkı. Ben gelecek nesillere bir bardak temiz su bırakmayı hedefleyen bir anlayışla bu sorumluluğu taşıyorum. Bu kaynağı kirleten herkesten de bu sorumluluğu taşımasını rica ediyorum. Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor, sulama yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor" dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, "Çarpan etkisi var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın suyunu, toprağını ve körfezini kirletiyoruz" ifadelerini kullandı.