EKONOMİ - 01 Haziran 2026 Pazartesi 09:34

57 yıllık tecrübeden koyunculuğa başlayacaklara önemli öneriler

A
A
A
57 yıllık tecrübeden koyunculuğa başlayacaklara önemli öneriler

Balıkesir’in Manyas ilçesinde 57 yıldır safkan Karacabey merinosu yetiştiren deneyimli besici Emre Sömer, küçükbaş hayvancılık sektörüne adım atmak isteyen girişimcilere altın değerinde tavsiyelerde bulundu. Dededen kalma çiftlikte yüksek kaliteli damızlık koç ve koyun üreterek Türkiye’nin dört bir yanına gönderen Sömer, başarılı bir koyunculuk işletmesi kurmanın temel kurallarını paylaştı.



"İkinci el koyunla olmaz, sıfır damızlıkla başlayın"


Koyunculuk yapmak isteyenlerin öncelikle çok iyi bir araştırma yapması gerektiğini belirten Emre Sömer, en kritik hatanın yanlış hayvan seçimiyle yapıldığını vurguladı.


Sektörde başarılı olmanın ilk şartının genç ve kaliteli hayvanla başlamak olduğunu ifade eden Sömer, "Herkes bu işe girmek istiyor, heveslisi çok ve evet para kazandırıyor ama zorlukları da var. Yeni başlayacaklara tavsiyem, kesinlikle sıfır damızlıkla başlamalarıdır. Bu iş ikinci el koyunla olmaz. Sıfır damızlık kuzu, adeta sıfır araba gibidir. İşletmeye 5 aylık damızlık kuzularla başlarlarsa başarıyı yakalarlar. Koyunculukta altın bir kural vardır: Bir sene sen ona bakarsın, dokuz sene o sana bakar. Aldıkları o kuzular verime döndüğü andan itibaren de para kazanmaya başlarlar" dedi.



En ideal başlangıç 50 küçükbaş


Sektöre çok küçük adım Edwards etmek yerine sürdürülebilir bir kapasiteyle girilmesi gerektiğini dile getiren Sömer, piyasada 10 artı 1 ya da 20 artı 2 gibi küçük ölçeklerle başlayanlar olduğunu ancak bir işletmenin verimli dönebilmesi için en ideal başlangıç noktasının 50 küçükbaş hayvan olduğunu belirtti.



"Kapalı hayvancılık başarı getirmez, mera şart"


Küçükbaş hayvancılıkta maliyetleri düşürmenin ve hayvan sağlığını korumanın yolunun meradan geçtiğini ifade eden Emre Sömer, kapalı alan besiciliğine karşı uyarılarda bulundu.


Hayvanların doğası gereği gezip dışarıda beslenmesi gerektiğini aktaran Sömer, "Bizim meralarımız yaz kış gayet iyi durumda ve çobanlarımız sürüleri belirli saatlerde dışarı çıkarıp akşam geri getiriyor. Bizde meradan yararlanma oranı yüzde 80 seviyesinde. Meramız güçlü olduğu için başarılıyız. Hayvanı tamamen içeride tutup sürekli yeme de para harcayabilirsiniz ancak kapalı bakılan hayvan doğası gereği başarılı olmaz; mera her zaman iyidir" diye konuştu.



Aşıları ihmal etmeyin ve her kuzunun değerini bilin


Koyunculuğun sürekli emek, yaşam ve döngü içeren bir iş olduğunu; doğumlar, bakımlar ve besleme süreçlerinde çok dikkatli olunması gerektiğini hatırlatan Sömer, sürü sağlığı için mecburi ve gerekli tüm aşıların zamanında, eksiksiz yapılması gerektiğinin altını çizdi. Kendi işletmelerinde tüm aşılamaları düzenli olarak kendilerinin uyguladığını belirten tecrübeli besici, doğru bakım ve safkan ırk koruması sayesinde çiftliklerinde yüzde 80 ikizlik oranını yakaladıklarını, bu yüzden sürüdeki tek bir kuzunun değerinin bile işletme geleceği için çok büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.



57 yıllık tecrübeden koyunculuğa başlayacaklara önemli öneriler

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kars Tarihe terk edilen miras: Kars’taki tabyalar hayvan barınağına dönüştü Osmanlı-Rus savaşlarının izlerini taşıyan ve Kars’ın savunma tarihinde önemli bir yere sahip olan tabyalar, bugün kendi haline e terk edilmiş durumda. Kent genelinde bulunan 46 tabyanın büyük bölümü bakımsızlık nedeniyle harabeye dönerken, bazıları çobanlar tarafından hayvan barınağı olarak kullanılıyor. "Tabyalar Şehri" olarak bilinen Kars’ta, geçmişte şehrin savunmasında kritik rol oynayan tarihi yapılar, yıllardır yeterli ilgi ve korumadan mahrum kalıyor. Özellikle kent merkezi ve çevresinde bulunan tabyaların birçoğunda duvarların yıkıldığı, giriş bölümlerinin tahrip olduğu gözleniyor. Tarihi yapıların bir kısmının küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar için barınak olarak kullanılması ise dikkat çekiyor. Çobanlar tarafından kullanılan tabyaların içerisinde hayvanlar barındırılırken, tarihi doku her geçen gün biraz daha zarar görüyor. Kars’ın zengin kültürel mirasının önemli parçalarından biri olan bu yapıların restore edilmesi halinde kentin turizm potansiyeline önemli katkı sağlayacağı değerlendiriliyor. Vatandaşlar ise yıllardır atıl durumda bulunan tabyaların kendi hallerine terk edilmesine tepki göstererek, ilgili kurumların harekete geçmesini istiyor. Tarihi yapıların korunması ve gelecek nesillere aktarılması gerektiğini vurgulayan vatandaşlar, tabyaların yeniden ayağa kaldırılması için kapsamlı bir çalışma yapılmasını talep ediyor. Bir dönem sınır kenti Kars’ın savunmasında stratejik görev üstlenen tabyalar, bugün sessizce ayakta kalma mücadelesi veriyor. Tarihin tanıkları olan bu eserlerin korunup korunamayacağı ise merak konusu olmaya devam ediyor.
Kocaeli 5 bine yakın kitap okuyan 10 yaşındaki ikizler yazar oldu Kocaeli’nin Derince ilçesinde yaşayan 10 yaşındaki ikiz kardeşler Nisa ve Emir Madendere, küçük yaşta edindikleri okuma alışkanlığıyla son 3 yılda 4 bin 800 kitap okuyup 8 yaşında yayımladıkları eserle yazarlığa adım attı. Anneleri Zeynep Madendere’nin masal ve ninnileriyle büyüyen, henüz okuma yazma öğrenmeden kitaplarla tanışan kardeşler, okuma alışkanlığını hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Teknolojik cihazlarla fazla vakit geçirmek yerine kitap okumayı, spor yapmayı ve üretmeyi tercih eden ikizler, eğitim hayatlarını sürdürürken bir yandan da kitap fuarlarında söyleşi ve imza günlerine katılıyor. Yaşıtlarına ekran başında geçirilen zamanı azaltıp kitaplarla daha fazla vakit geçirmeleri tavsiyesinde bulunan minik yazarlar, okudukları kitapların hem ders başarılarına hem de hayal güçlerine önemli katkılar sağladığını belirtiyor. "2 bin 300 kitap okudum" Okuma alışkanlığını küçük yaşlarda edindiğini anlatan Nisa Madendere, henüz okuma yazma bilmiyorken annesinin okuduğu hikayeler sayesinde kitaplara ilgi duymaya başladıklarını söyledi. Düzenli kitap okumaya 7 yaşında başladığını ve 3 yıl içerisinde 2 bin 300 kitap okuduğunu aktaran Madendere, "Kitapların bana çok fazla faydası oldu. Türkçe ve matematik derslerimde gelişmemi sağladı. Ayrıca dil ve konuşma becerilerimi de geliştirdi. Çok sayıda yeni kelime öğrendim. Okuduklarımı daha iyi anlıyor ve kavrıyorum. Öğrendiklerim aklımda kalıyor" dedi. "8 yaşında ilk kitabımızı yazdık" Yazarlık serüvenlerine 8 yaşında başladıklarını dile getiren Nisa Madendere, "İlk yaz tatiline girdiğimizde ortak bir kitap yazmaya karar verdik ve bu fikrimizi annemize anlattık. Annemiz de bizi destekledi. Yazdığımız kitapta 4 hikaye bulunuyor. Bunların ikisi bana, ikisi ise kardeşime ait. Şu sıralar otobiyografi yazıyoruz. Kitabımın yayımlanacak olması beni çok heyecanlandırıyor. Geçen yıl tamamlayamamıştık ancak bu yıl bitireceğime inanıyorum. Yaz tatilinden beri üzerinde çalışıyorum. Yaklaşık 100 sayfalık bir kitap olacak ve içinde kardeşimle yaşadığımız hikayeler yer alacak" diye konuştu. "Kitap okurken ruhumuz huzur buluyor" Teknolojik ürünlere ilgi duymadığını ve telefonun bağımlılık oluşturabileceğini düşündüğünü belirten Madendere, arkadaşlarına da kitap okumayı, bilgi edinmeyi ve dışarıda arkadaşlarıyla oyun oynamayı tavsiye ederek, "Telefon kullanmak yerine kitap okumayı tercih ediyorum çünkü telefonun insanlara zarar verebildiğini ve bağımlılık oluşturabildiğini düşünüyorum. Kitap okurken ise ruhumuz huzur buluyor" şeklinde konuştu. Ayrıca Nisa, doktor olmayı hedeflediğini de aktardı. "64 sayfalık bir kitabı 14 dakikada bitirdim" Emir Madendere ise 3 yıl içerisinde 2 bin 500 kitap okuduğunu belirterek, kitap yazmak isteyenlere hayal güçlerini kullanmalarını ve hayatlarında yaşadıkları olayları da kitaplarına aktarmalarını önerdi. En son 64 sayfalık bir kitabı 14 dakikada bitirdiğini söyleyen Madendere, "Okuma hızımı artırmak için göz egzersizleri yapıyorum. Bu sayede daha hızlı okuyabiliyorum. Kitap okumak sınavlarda soruları daha iyi anlamamı ve derslerde konuları daha kolay kavramamı sağlıyor" dedi. Hayallerinden de bahseden Madendere, "Büyüyünce futbolcu olmak istiyorum. Spor yapmayı seviyorum. Bisiklet sürmek ve paten kaymak da en sevdiğim aktiviteler arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Onlara kitap yetiştirmekte zorlanıyoruz" Çocuklarını masal ve hikayelerle büyüttüğünü anlatan özel resim öğretmeni anne Zeynep Madendere de ebeveynlere çocuklarına örnek olmaları çağrısında bulundu. Çocukların söylenenleri değil gördüklerini uyguladığını vurgulayan Madendere, şunları kaydetti: "Çocuklarıma sadece ’kitap okuyun’ demiyorum. Onların okuduğu kitapları ben de okuyorum. Birlikte kitaplar hakkında sohbet ediyor, özetler çıkarıyoruz. Hatta kendi aramızda okuma yarışları yapıyoruz. Emir dünya klasiklerini okumayı çok seviyor ve bu alanda birçok kitabı tamamladı. Nisa ise daha çok Türk yazarları tercih ediyor. Okudukları kitapların bir kısmını da doğudaki kütüphanelere bağışladık. Çocuklar o kadar fazla kitap okuyor ki artık onlara kitap yetiştirmekte zorlanıyoruz. Önce okullarının kütüphanesinden yararlandılar. Ardından Derince’deki kütüphanelerden faydalandılar. Şimdi ise farklı kütüphanelere başvuruyoruz. Emir ve Nisa, ’İkizlerden Hikayeler’ adlı kitaplarını 8 yaşındayken yayımladı. 3 yıldır da Kocaeli Uluslararası Kitap Fuarı’nda söyleşi ve imza günlerine katılıyorlar." Çocuklarına cep telefonu almadığını ve bunun için erken olduğunu söyleyen Madendere, "Günümüzde birçok çocuğun kişisel telefonu bulunuyor. Ancak ben çocuklarıma kişisel telefon almadım ve yakın zamanda da almayı düşünmüyorum. Teknolojiden uzak kalmaları için onları voleybol ve futbol gibi spor faaliyetlerine yönlendirdim. Ailece göllere, piknik alanlarına gidiyoruz ve doğa yürüyüşleri yapıyoruz. Çocukları mümkün olduğunca dışarıda vakit geçirmeye teşvik ederek teknolojiden uzak tutmaya çalışıyoruz" ifadesini kullandı.