SPOR - 31 Mayıs 2026 Pazar 12:08

İnegöl’den dünyaya uzanan şampiyonluklar hikayesi

A
A
A
İnegöl’den dünyaya uzanan şampiyonluklar hikayesi

Bursa’nın İnegöl ilçesinde yaşayan 18 yaşındaki Raşid Mavigil, doğuştan gelen yürüme bozukluğuna rağmen bilek güreşinde Avrupa ve dünya şampiyonlukları kazanarak büyük bir başarı hikayesine imza attı. Genç sporcu şimdi hem yeni ameliyatı hem de dünya şampiyonası hazırlıkları için destek bekliyor.


Bacak ve ayak kaslarındaki yetersizlik nedeniyle çocuk yaşlardan itibaren zorlu bir mücadele veren Mavigil, bugüne kadar 10’u Rusya’da, 1’i Türkiye’de olmak üzere toplam 11 operasyon geçirdi. Yürüyebilmek için yıllardır tedavi gören başarılı sporcunun, sol bacağı için bir ameliyat daha olması gerekiyor. Ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle destek arıyor.


İrfan Gençlik Spor ve İzcilik Kulübü sporcusu olan Raşid Mavigil, engeline rağmen sağlıklı sporcuların mücadele ettiği kategoride yarışıyor. Son 7 yılda Türkiye, Avrupa ve dünya arenasında toplam 22 şampiyonluk elde eden genç sporcu, ayrıca 4 ikincilik ve 4 üçüncülük kazandı.


Azmi ve başarısıyla dikkat çeken Mavigil, şimdi gözünü 2026 yılı Ekim ayında Hindistan’da düzenlenecek dünya şampiyonasına çevirdi. Yoğun antrenman programına başlayan genç sporcu, hem tedavisini sürdürebilmek hem de Türkiye’yi yeniden zirveye taşıyabilmek için destek bekliyor.



Şampiyon yetiştiriyor


Hem kendi başarılarının yenilerini ekleyen Mavigil, 3 yıldır beraber çalıştığı 14 yaşındaki Murat Emin Kaya’ya rol model oluyor. Kaya, ilk kez katıldığı Türkiye okullar arası bilek güreşi müsabakalarında da şampiyon oldu.


Rusya’dan 2019 yılında Türkiye’ye geldiğini ve Bursa’nın İnegöl ilçesinde. Belediye parkında İslam Bayraktar ile tanıştığını ve bu sayede bilek güreşi takımına dahil olduğunu anlatan Mavigil, "Ailemin haberi olmadan bilek güreşine başladım. O süreçte iyi bir antrenman yaptık. Haftanın 5-6 günü, hatta bazen kendimde dışarıda yaptığım için 7 gün dahil iyi antrenmanlar yaptık. Türkiye, Avrupa, Dünya Şampiyonlukları aldım. 11 yaşında başladım. 7 senedir aktif olarak devam ediyorum bilek güreşine. Toplamda 14 kere Türkiye şampiyonluğum var. 4 Avrupa şampiyonluğum var, 4 dünya şampiyonluğum var" dedi.


Doğuştan ayak ve bacaklarında engeli olduğu için ve bilek güreşi bu durumuna daha uygun bir spor olduğu için başladığını aktaran Mavigil yarışmalarda engelli kategorisinde değil de normal kategorisinde yarıştığını söyledi.


Doğuştan gelen sıkıntısı olduğu için Rusya’da 10 kere ameliyat geçirdiğini belirten Mavigil, "Türkiye’de de sağ ayaktan kas uzatma ameliyatı geçirdim. Şu anda sol ayaktan da geçirmem gerekiyor. Onun için de biraz maddi durumlarımızın iyi olması gerekiyor. Onun için de bir destek bekliyoruz. Bu sene 2026 yılında 9 Ekim’de Hindistan’da düzenlenecek Dünya Şampiyonası’nda da inşallah dünya şampiyonu olarak yenilmez bir tarih yazmak istiyorum. Gençlere tavsiyem spor yapmaları yani sağlıklı beslenmek, disiplinli olmak" diye konuştu.



Onu örnek alıyor


Mavigil’i rol model alan 14 yaşındaki Murat Emin Kaya ise, bilek güreşine 3 yıl önce tanıdıklarım aracılığıyla başladığını ve bu sene 2026 yılında düzenlenen okullar arası Türkiye Birinciliği müsabakalarında Konya’da sağ kolla Türkiye şampiyonu, sol kolla ise Türkiye ikincisi olduğunu belirtti. Kaya, "Sol kolla Marmara birincisi, sağ kolla Marmara ikincisi oldum. Milli takım seçimlerinde kendi kategorimde 15 yaş altında sağ kol Türkiye dördüncüsü oldum. Hedeflerim önümüzdeki sene düzenlenecek olan Türkiye Şampiyonası’nda şampiyon olarak Avrupa ve Dünya Şampiyonası’na gidebilmek. Benim örnek aldığım sporcu Raşit Mavigil. Raşit abiyle aynı salonda olduğumuz için onun çalışmalarını, şampiyonluklarını örnek alıyorum. İnşallah ben de daha çok çalışıp onun gibi dereceler elde etmek istiyorum" ifadelerini kullandı.



İnegöl’den dünyaya uzanan şampiyonluklar hikayesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Şahinbey temizlik ekipleri bayram boyunca görevdeydi Şahinbey Belediyesi, Kurban Bayramı dolayısıyla ilçe genelinde kurban satış ve kesim alanı olarak belirlenen noktaların temizlik çalışmalarını tamamlarken, belediye ekiplerinin bayram boyunca 7/24 titizlikle yürüttüğü temizlik çalışmaları, vatandaşların takdirini topladı. Şahinbey Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri, Kurban Bayramı’nın ilk gününden son gününe kadar vatandaşların herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmaması ve mağduriyet yaşamaması için gece gündüz demeden çöp toplamanın yanı sıra temizlik ve dezenfekte çalışmaları yaptı. Temizlik ekipleri, Kurban Bayramı boyunca 6 ton 993 kilo atık topladı. "Bayram boyunca ekiplerimiz görev başındaydı" Kurban Bayramı süresinde gece ve gündüz olmak üzere çift vardiya şeklinde çevre temizliği yapılarak çöplerin toplandığını belirten Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, "Paylaşmanın dayanışmanın, birlik ve beraberliğin en güzel örneklerinin sergilendiği bir Kurban Bayramı’nı daha geride bırakmış bulunuyoruz. Belediyemizce, hemşerilerimizin bayramlarını en güzel şekilde geçirmeleri için azami gayret gösterilmiştir. Kurban Bayramı süresinde Temizlik İşleri ekipleri gece gündüz demeden, kurban atıkları toplayarak vatandaşlarımızın huzurlu bir bayram geçirmeleri sağlanmıştır. Bu vesileyle bayram süresince özveriye çalışan belediye ekibimizi tebrik ediyor, bizlere destek olan hemşerilerimize teşekkür ediyorum" dedi.
Bursa Mollarap’a değer katan projeler sona yaklaşıyor Yıldırım Belediyesi’nin, tarihi dokusu ve doğal alanlarıyla ilçenin en kıymetli bölgelerinden biri olan Mollaarap’ı cazibe merkezine dönüştürmek için başlattığı çalışmalar aralıksız sürüyor. Yıldırım Belediyesi tarafından hayata geçirilen Fevziye Parkı Çevre Düzenlemesi, Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü Rekonstrüksiyonu ve Fetih Korusu projeleri Mollaarap bölgesini; tarihi kimliği korunmuş, modern yaşam alanlarıyla zenginleşmiş, kültür ve turizm açısından güçlü bir çekim merkezi haline getirecek. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, Fevziye Parkı Çevre Düzenlemesi, Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü Rekonstrüksiyonu ve Fetih Korusu projelerinde devam eden çalışmaları yerinde inceledi. Mollarap Mahallesi’nin Yıldırım için önemine değinen Başkan Oktay Yılmaz; "Mollaarap bölgesi, ilçemizin hem tarihi mirasını hem de doğal güzelliklerini bir arada barındıran, çok kıymetli bir bölge. Biz de bu bölgeye, tarihine yakışır, geleceğe değer katan çok büyük bir dönüşüm projesi kazandırıyoruz" ifadelerini kullandı. Doğal doku korunuyor Fevziye Parkı projesinde çalışmaların devam ettiğini belirten Başkan Oktay Yılmaz, "12 bin 500 metrekarelik bir alanda hem tarihi hem doğal dokuyu koruyarak kapsamlı bir çevre düzenlemesi yapıyoruz. Tescilli köşkün rekonstrüksiyonu, havuzun restorasyonu, dans pistinin amfi tiyatroya dönüşümü, çocuk parkları, yürüyüş yolları ve teraslarıyla birlikte Fevziye Parkı, bölgenin cazibe noktası olacak. Burası sadece bir park değil; geçmişle geleceğin buluştuğu bir yaşam alanı olacak. Bölgenin en değerli yapılarından biri olan Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü’nün ise sadece temel izleri kalmıştı. Bu köşk, bir dönemin sanayi öncülerinden Osman Fevzi Efendi’nin hatırasını yaşatacak bir kültür durağıdır. Zemin katından fuayesine, toplantı salonlarından kafesine kadar bu yapı hem hemşehrilerimizin hem de ziyaretçilerin keyifle vakit geçireceği bir merkez haline gelecek" dedi. Kültür aksı olacak Mollaarap bölgesinde hayata geçirilecek en büyük projenin ise Fetih Korusu olduğunu vurgulayan Başkan Oktay Yılmaz; "35 bin metrekarelik bu alanda yıllar önce yaşanan toprak kayması sonrası boşaltılan riskli bölgeyi, biz bugün Yıldırım’ın yeni şehir parkı haline getiriyoruz. Yürüyüş parkurlarından konser ve etkinlik alanlarına, spor sahalarından alışveriş sokağına, konaklama birimlerinden kültür sanat merkezine kadar çok geniş bir yelpazede çalışmalar yürütüyoruz. Aynı zamanda Hünkar Köşkü, Müsellim Köşkü ve Fevziye Parkı’nı birbirine bağlayan büyük bir kültür koridoru oluşturuyoruz. Bu proje tamamlandığında Mollaarap, Bursa’nın en özel yaşam ve kültür akslarından biri haline gelecek. Şu anda Fevziye Parkı’nda çalışmaların yüzde 75’i tamamlandı. Osman Fevzi Efendi Yazlık Köşkü’nde ise işlerin yüzde 80’i tamamlandı. İnşallah çalışmalara ara vermeden projelerimizi tamamlayıp, Yıldırımlıların hizmetine sunacağız" ifadelerini kullandı.
Ankara TSB Başkanı Yaşar: "Sigorta sisteminin temel amacı prim üretmek değil, mali yükü üstlenmektir" Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, sigorta sistemi hakkında, "Sigorta sisteminin temel amacı prim üretmek değil, risk gerçekleştiğinde vatandaşın ve işletmelerin karşı karşıya kaldığı mali yükü üstlenmektir" dedi. TSB Başkanı Ahmet Yaşar, Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı 34 milyonu aştığını, yaklaşık 25 milyon aracın kasko güvencesinden yoksun bulunduğunu belirtti. Yaşar, sigorta sektörünün amacının prim artırmak değil, koruma açığını azaltmak olduğunu belirterek, trafik ve kasko sigortalarına ilişkin değerlendirmelerin ödenen tazminatlar ve sağlanan güvence dikkate alınarak yapılması gerektiğini söyledi. Yaşar, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken’in trafik ve kasko sigortalarına ilişkin kamuoyuna yansıyan değerlendirmeleri ve bu konuyu gündeme taşımaya çalışan çeşitli çevrelerin açıklamaları üzerine, sigortacılığın yalnızca poliçe fiyatı üzerinden ele alınmasının eksik ve yanıltıcı sonuçlar doğurabileceğini ifade ederek, sektörün temel görevinin vatandaşların karşı karşıya kaldığı riskleri güvence altına almak olduğunu vurguladı. Artan araç fiyatları, yedek parça maliyetleri, servis işçilik giderleri ve finansman maliyetlerinin sigorta sektörünü de doğrudan etkilediğini aktaran Yaşar, sigorta primlerinin bu ekonomik gerçeklikten bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Başkan Yaşar, trafik sigortası primlerinde reel gerilemeye işaret yaptı 2026 Mayıs sonu itibarıyla trafik ve kasko sigortalarında ödenen toplam tazminat tutarının, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 36 artarak 84,1 milyar liradan 114,4 milyar liraya yükseldiğini dile getiren Yaşar, aynı dönemde trafik sigortasında 505 binin üzerinde, kasko sigortasında ise 568 binin üzerinde dosyaya ödeme yapıldığını, sektörün yalnızca 5 ay içerisinde yaklaşık 1,1 milyon kişinin zararını karşıladığını açıkladı. Yaşar, buna karşın trafik sigortasında ortalama primin ise aynı dönemde yalnızca yüzde 8 artışla 8 bin 684 liradan 9bin 410 liraya çıktığını ve enflasyonun altında kalan bu artışın, trafik sigortası primlerinde reel gerilemeye işaret ettiğine vurgu yaptı. "Sigorta sisteminin temel amacı prim üretmek değil, mali yükü üstlenmektir" Değerlendirmelerin yalnızca poliçe fiyatları üzerinden değil, sağlanan koruma ve ödenen tazminatlar dikkate alınarak yapılması gerektiğini aktaran Yaşar, "Sigorta sisteminin temel amacı prim üretmek değil, risk gerçekleştiğinde vatandaşın ve işletmelerin karşı karşıya kaldığı mali yükü üstlenmektir. Kamuoyunda dile getirilen ‘7 milyon sigortasız araç’ söyleminin, gerçek tabloyu tam olarak yansıtmıyor. Bu rakamın içinde trafik sigortası yaptırma zorunluluğu bulunmayan 2,6 milyon motorlu bisikletin yanı sıra uzun süredir kullanılmayan, ekonomik ömrünü tamamlamış veya fiilen trafikte yer almayan araçlar da bulunmaktadır. Bu unsurlar ayrıştırıldığında, zorunlu trafik sigortasındaki sigortasızlık oranı yaklaşık yüzde 16 seviyesine düşmekte; kullanılmayan araçlar da dikkate alındığında bu oran daha da gerilemektedir. Bu nedenle kamuoyunda ifade edilen 7 milyon rakamının doğrudan ‘sigortasız araç sayısı’ olarak değerlendirilmesi yanıltıcı sonuçlar doğurabilmektedir" ifadelerini kullandı. "Sigortacılığın temel misyonu daha fazla kişiyi güvence altına almak ve koruma açığını azaltmaktır" Sigortasızlığın önemli bir sorun olduğunu vurgulayan Yaşar, trafik sigortasının yalnızca araç sahibini değil, kazalarda zarar gören üçüncü kişileri de koruyan toplumsal bir güvence mekanizması olduğunun altını çizerek, "Sigortasızlığın azaltılması hem vatandaşlarımızın korunması hem de trafik sisteminin sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşıyor. Ancak bunun yanında daha büyük bir koruma açığıyla da karşı karşıyayız. Sigortacılığın temel misyonu daha fazla kişiyi güvence altına almak ve koruma açığını azaltmaktır. Sigorta fiyatını yalnızca aracın markası ve modeli belirlemez. Sürücünün hasar geçmişi, yaşı, bulunduğu il, kullanım şekli, risk profili ve tercih ettiği teminatlar gibi birçok unsur fiyatlamada etkili olur. Bu nedenle aynı araca sahip iki kişinin aynı primi ödemesi her zaman teknik olarak doğru olmayabilir. Günlük hayatta hiçbir ürün veya hizmet tek tip fiyatla sunulmuyor. Tüm lokantalar kuru fasulyeyi aynı fiyata mı satıyor? Tüm oto tamircileri aynı işçilik ücretini mi uyguluyor? Nasıl ki aynı marka aracın bakımını yaptırmak için farklı servislerden farklı fiyatlar alınabiliyorsa, sigortacılıkta da farklı şirketlerden farklı teklifler alınması rekabetin doğal sonucudur. Aynı mahallede bulunan iki markette bile aynı ürün farklı fiyatlarla satışa sunulabiliyor. Çünkü her işletmenin maliyeti, hizmet kalitesi, sunduğu ek avantajlar ve ticari tercihleri farklıdır" dedi. "Sigorta şirketleri de farklı risk değerlendirmeleri yapar" Sigortacılıkta da benzer bir durumun söz konusu olduğunu dile getiren Yaşar, "Sigorta şirketleri de farklı risk değerlendirmeleri yapar, farklı hizmet modelleri sunar ve farklı maliyet yapılarıyla çalışır. Bu nedenle aynı araç için farklı şirketlerden farklı teklifler alınması son derece doğal ve rekabetçi piyasanın bir sonucudur. Önemli olan vatandaşın alternatifler arasından kendisine en uygun güvenceyi seçebilmesidir. Türkiye’nin ihtiyacı tek tip fiyatlar değil; daha yüksek sigortalılık oranı, daha düşük koruma açığı ve risklere karşı daha dayanıklı bir toplumdur. Asıl mesele primin fiyatı değil, vatandaşlarımızın ve işletmelerimizin ihtiyaç duydukları güvenceye erişebilmesidir. Sigortacılık, ekonomik ve sosyal hayatın sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez bir güvence mekanizmasıdır" cümlelerini kullandı.
Elazığ Siraz balıklarının akıntıya karşı göçü sürüyor Elazığ’ın Hazar Gölü’nde yaşayan siraz balığının, Kürk Çayı’nda üreme için suyun tersine yolculuğu başladı. Sivrice ilçesinde bulunan ve bölgede ‘Doğunun gizli denizi’ olarak adlandırılan Türkiye’nin en derin gölleri arasında yer alan Hazar Gölünde bulunan endemik tür balıklardan ’siraz’ balığı, Van’daki ’inci kefali’ gibi akıntıya karşı giderek yumurtalarını bırakıyor. Göçü sırasında önüne çıkan martı ve yaban kedilerine yem olmamak için de mücadele eden siraz balığının zorlu ve bir o kadar sabır gerektiren yolculuğu, izleyenlere adeta görsel şölen sunuyor. ‘Dışarıdan gelen vatandaşlar balıkların tersine göçünü görünce mutlu oluyorlar’ Hazar Gölüyle özdeşleşmiş olan siraz balığının nisan aylarında göçünün başladığını aktaran Sivrice Belediye Başkanı Ebubekir Irmak, "Her yıl nisan aylarda başlıyor. Bayağı önceden bütün Sivricelilerin bildiği gibi üç, dört bölgede bu balıklar çıkardı, şimdi küresel ısınma ve yağışların az olmasından dolayı sadece dört göz dediğimiz bölgede balıklar çıkıyor. Aslında biz bunu çok önemsiyoruz. Sivriceli vatandaşlar alışmış ama dışarıdan gelen yerli ve yabancı turistler, balıkların terse göçünü gördüğü zaman bir hayli mutlu oluyorlar. Bizde bu doğa olayını vatandaşların görmesini istiyoruz. Burada göç, nisanın ilk haftasında başlayarak mayıs ayının son haftasına kadar devam eder. Balıklar burada yumurtalarını bırakarak tekrardan göle dönerler. Bu olayı gördüğümüz zaman bizler gerçekten mutlu oluyoruz. Son zamanlarda göldeki popülasyonumuz da artmış oldu. Daha önceden siraz balıklarımız her tarafta bolca vardı, şimdi dere yataklarında bunları görünce de mutlu oluyoruz. Burada kolluk kuvvetlerimiz, il tarım müdürlüğümüz, valiliğimiz kendi ekiplerimiz avlama yasağında vatandaşları bilinçlendirerek avlanma yasağı olduğunu söylüyoruz. Vatandaşlarımız buraya gelerek balıkların atlayışını ve yavrulama anlarını gözlemliyor. Burada önemli olan balıkların yaşam alanlarını doğayı kirletmeden çöpümüzü atmadan ve zarar vermeden bu süreci hep birlikte atlatmalıyız. Buraya gelen vatandaşların bu doğa olayını görmelerini isteriz" dedi. ‘Hafta sonu, sabah ve akşam burada yoğunluk oluşuyor’ Gölde suyun 3-4 yıldır bir yükselme olduğunun da altını çizen "Su yükseldikçe gölde bulunan endemik türümüz Siraz Balıklarının da arttığını balıkçılarımız söylüyor. Bir dönem kısıtlı olan balığımız 3-4 yıldır balıkçıların dediklerine göre daha fazla. Gölün içerisinde bulunan İsrail Sazanı dediğimiz balık türünün yok olmasını istiyoruz. Ona da bir çözüm bulmamız lazım. Tarım il müdürlüğümüzle birlikte onları bir şekilde avlamak için el birliğiyle çalışmamız lazım. Yine bu mevsimlerde hem yerli vatandaşlarımız hem de yabancı vatandaşlarımız bu doğa olayını gördükten sonra özellikle hafta sonları sabah ve akşam saatlerinde burada bir yoğunluk oluşturuyorlar. Vatandaşlar burada balıkların tersine göçünü görünce bir yoğunluk oluşuyor" ifadelerini kullandı.