GÜNDEM - 24 Ocak 2026 Cumartesi 10:10

Nilüfer’de ‘Giymiyorsan Giydir’ dayanışması büyüyor

A
A
A
Nilüfer’de ‘Giymiyorsan Giydir’ dayanışması büyüyor

Nilüfer Belediyesi’nin hayata geçirdiği "Giymiyorsan Giydir" uygulamasıyla, vatandaşların bağışladığı ikinci el giysi ve eşyalar üniversite öğrencileri ve ihtiyaç sahipleriyle buluşturuluyor. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, uygulamadan 2025 yılında 2 bin 492 hanenin yararlandığını belirterek, sistemin daha da yaygınlaştırılacağını söyledi.


Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, vatandaşların kullanılmayan giysi ve eşyaları belediyeye ait merkezlere ya da mahallelere yerleştirilen bağış kutularına bıraktığını ifade etti. Toplanan ürünlerin titizlikle ayrıştırıldığını belirten Özdemir, "Bu ürünleri yıkıyor, ütülüyor ve kullanıma hazır hale getirerek merkezlerimize taşıyoruz. Üniversite öğrencileri öğrenci kartlarıyla gelip ihtiyaç duydukları ürünleri ücretsiz olarak alabiliyor" dedi.


Uygulamanın öncelikli hedef kitlesinin öğrenciler olduğunu vurgulayan Özdemir, kullanılabilir durumda olmayan eşyaların ise geri dönüşüm sistemine dahil edildiğini kaydetti.


Başkan Özdemir, "Giymiyorsan Giydir" marketlerinde yalnızca kıyafet değil, gelinlikten takım elbiseye, ayakkabıdan oyuncağa, hatta ev eşyalarına kadar geniş bir ürün yelpazesi bulunduğunu belirterek, "İhsaniye’deki merkezimizde hem öğrenciler hem de ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız bu hizmetten faydalanabiliyor" diye konuştu.


Uygulamanın daha dinamik hale getirileceğini dile getiren Özdemir, yeni iletişim kanalları ve yeni bağış noktaları oluşturacaklarını söyledi. Özdemir, "Nilüfer, dayanışma kültürünün güçlü olduğu bir ilçe. Evlerimizde raflarda, depolarda duran ama kullanılmayan ne varsa bunları ihtiyaç sahipleriyle buluşturmak istiyoruz. Büyük eşyalar için belediye olarak araç desteği de sağlıyoruz" ifadelerini kullandı.


Nilüfer halkına çağrıda bulunan Başkan Özdemir, "Dayanışmayı büyütelim. Kullanmadığınız giysi, oyuncak, ev eşyası ne varsa belediyemizle iletişime geçin. Biz alalım, ihtiyaç duyanlarla buluşturalım" dedi.



Nilüfer’de ‘Giymiyorsan Giydir’ dayanışması büyüyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Çiçek gibi İzmir İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Balkon ve Bahçe Bitkileri Festivali’nde Kültürpark rengârenk çiçeklerle doldu, üreticiyle vatandaş buluştu. Başkan Cemil Tugay, "İnsanlar doğayla iç içe yaşasın istiyoruz" dedi, festival alanını mis gibi bahar kokusu sardı. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından üçüncü kez düzenlenen İzmir Balkon ve Bahçe Bitkileri Festivali, ikinci gününde de binlerce ziyaretçiye ev sahipliği yaptı. İzmir tarımını güçlendirmek ve balkon bahçeciliğini yaygınlaştırmak amacıyla Kültürpark’ta gerçekleştirilen program hem üreticilerde hem tüketicilerde memnuniyet oluşturdu Alanda yoğun ilgiyle karşılaşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Halit Çelik eşlik etti. "İzmirliler doğayı sever" Başkan Tugay, festival alanındaki değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: "Balkon ve bahçe bitkilerini üreticiyle birlikte şehrin merkezine taşımak çok değerli. İnsanlar burada her zaman ulaşamayacakları bitki ve çiçek türlerini bulabiliyor. Üreticiler kendi yetiştirdikleri ürünleri doğrudan vatandaşlarla buluşturuyor. Kırsal bölgelerden gelen üreticiler için de önemli bir fırsat oluyor. Stantları tamamen ücretsiz tahsis ediyoruz. İnsanların doğayla, çiçeklerle, ağaçlarla iç içe yaşamasını istiyoruz. Evlerinde, bahçelerinde ve balkonlarında ne kadar çok bitki olursa insanların mutluluğu da şehrimizin güzelliği de o kadar artar." İzmir’in doğayla barışık bir şehir olduğunu da belirten Tugay, "İzmirliler doğayı sever. Kent merkezinde daha fazla park, yeşil alan, bitki ve çiçek olması için çalışıyoruz. Belediyeye ait alanlarda bu çalışmaları sürdürüyoruz ama vatandaşlarımızın evleri ve bahçeleri de güzelleşsin istiyoruz. Tek amacımız bu. İnsanların mutlu olduğunu görüyorum. Onları mutlu görünce biz de mutlu oluyoruz. Sonbaharda ve ilkbaharda festivalimizi düzenlemeye devam edeceğiz" dedi. "Üreticilere destek oluyor" Bayındır Canlı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi bünyesinde çalışan Veli Umutlu, festivalin memnuniyet oluşturduğunu belirtirken, "Önümüzdeki senelerde daha da iyi olacak. Vatandaşlarımıza daha ucuz çiçekler ulaştırmak istiyoruz. En büyük faydası bu. Cemil Tugay Başkan’ımızı her daim destekliyoruz. Bütün üreticilere destek oluyor. Vatandaşı düşünen insan da milletine faydalı olur" ifadelerini kullandı. Girişimci Aynur Arabacı, "Hem üretiyoruz hem tedarikçiyiz. Bu festivalden dolayı mutluyuz" dedi. "Her şey çok güzel" Fuarı ziyaret eden Soner Kurt ise, "Geçen sene de gelmiştik, çeşitli çiçekler aldık. Fuarda bütün festivalleri takip ediyoruz. Her sene gelmeye çalışıyoruz. Bu sene de bir sürü çiçek aldık. Üreticiyle halkın direkt buluşması çok güzel. Çocuklar için de etkinlikler yapılıyor. Böyle etkinliklerin kültürel anlamda devam etmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. İzmirli esnaf Kemal Yıldırım da, "Festivale daha önce geldim. Böyle bir festivalimiz olduğu için çok mutluyuz. Alışverişimizi yaptık. Başkanımıza teşekkür ederiz. Her şey çok güzel" dedi. İzmir’i mis gibi koku sardı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin önderliğinde yapılan festivale kooperatiflerle birlikte toplam 54 üretici katıldı. Festivalde stant açan 45 yerli üretici ve 9 kooperatif İzmir’i rengarenk hale getirdi. Baharın coşkusunu yaşatan festivalde çocuklar için boyama etkinlik alanları oluşturuldu. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ilgili daire başkanlıklarının stantlarıyla yer aldığı festival kapsamında 15 bin ücretsiz fide dağıtılması hedeflendi. İzmir’i çiçek gibi açtıran organizasyonun son gününde de konuklar ağırlanacak. Çiçek ve bitki satış stantları, peyzaj ve balkon düzenleme önerileri, atölyeler, söyleşiler, konserler ve çocuk etkinlikleriyle capcanlı bir şekilde hayata geçecek festivale İzmirlilerin yoğun ilgi göstermesi bekleniyor. 10 Mayıs tarihindeki son gün etkinlikleri kapsamında saat 15.00’ten itibaren konser yer alacak.
Sivas Onlarcası arasından kendi annelerini koklayarak buldular Anneler gününde Sivas’ta bulunan Ulaş Tarım İşletmesi Müdürlüğü (TİGEM), insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da annenin önem ve kıymetini gözler önüne seren renkli görüntülere sahne oldu. Ulaş ilçesindeki Ulaş Tarım İşletmesi Müdürlüğü (TİGEM) ağıllarında baharla doğan kuzular, belirli büyüklüğe ulaştı. Yavru kuzular her gün anneleri ile bir araya gelip annelerinden süt emerek yine ağıllarına dönüyor. Onlarca kuzu, koyun sürüsü içerisinde kendi annesini kokusundan tanıyarak buluyor. İnsanlarda olduğunu gibi hayvanlarda da anne ile çocuk arasındaki bağı gözler önüne seren bu doğa olayı Anneler gününde de yinelendi. Kuzuların bulunduğu ağılın kapısının açılmasında onlarca kuzu dışarıda otlamakta olan koyun sürüsünün arasına daldı. Yavru kuzular koyunların arasında koklayarak kendi annelerini buldu ve sütlerini içtiler. Bu anlar havadan da görüntülendi. 71 bin dekar alanda tarımsal faaliyet yapılıyor İşletme hakkında bilgiler veren Ulaş TİGEM İşletmesi Hayvancılık Şubesi Şube Şefi Ziraat Mühendisi İbrahim Vefa Durdu, toplam 71 bin dekar tarım arazisinin 45 bin dekarı tarla faaliyetleri için diğer kısmının ise kültür dışı ve mera alanı olarak kullanıldığını belirterek, "İşletmemiz Sivas ilinin güneydoğusunda Sivas-Malatya karayolu üzerinde 1944 yılında kurulmuş ve 1984 yılından itibaren Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı olarak Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü bünyesinde tarımsal üretim faaliyetlerini sürdürmektedir. Yaklaşık 71 bin dekar arazi varlığı olan işletmede bu alanın 45 dekarı ekilebilir arazi olup kalan arazi mera ve kültür dışı arazilerdir. İşletmede sertifikalı tohum üretimi amacıyla; tritikale, yonca, fiğ, korunga ile hayvancılığın ihtiyacı olan kaba yem üretimleri yapılmaktadır. Ülkemiz gen kaynaklarının korunması ve yaşatılması adına işletmede Kangal Çoban Köpeği yetiştiriciliği yapılmaktadır. İşletmede Kangal Akkaraman ırkı ile koyunculuk faaliyeti sürdürülmektedir. Kangal Koyunu, Akkaraman ırkının lokal bir tipidir. Akkaraman Koyun Irkının cüsse, ağırlık ve yükseklik olarak en büyük olan tipidir. Bu tip özellikle etçi özellik gösterip kuzularda memnun edici canlı ağırlık artışlarını sağlamaktadır" dedi. 20 bin küçük baş bulunuyor Durdu, işletmelerinde 20 bin küçük baş hayvan yetiştirildiğini ifade ederek, "İşletmemizde 8 bin ana başlık bir üretim faaliyeti olmakla birlikte günümüz itibari ile hayvan sayısı toplamda 20 bin baş civarındadır. Kangal Akkaraman Koyunu özellikle bölge halkı tarafından sevilen ve yetiştiriciliği benimsenen bir ırk olup yörenin iklim, Mera ve arazi şartlarına optimum uyum sağlamış, soğuk iklimlere dayanıklı bir koyun ırkıdır" şeklinde konuştu.
Adana Başından ve sırtından vurulmuştu, 5 gün sonra hayatını kaybetti Adana’da çalıştığı avize dükkanında uğradığı silahlı saldırıda ağır yaralanan 34 yaşındaki Nizamettin Alban, tedavi gördüğü hastanede 5 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti. Olayla ilgili tutuklanan 3 şüphelinin cezaevine gönderildiği öğrenildi. Olay, 5 Mayıs günü saat 13.30 sıralarında Seyhan ilçesine bağlı Kocavezir Mahallesi’ndeki bir iş merkezinde meydana geldi. İddiaya göre, otomobille iş merkezine gelen Y. M. (24) ile E.S. (20), pasaja girerek avize dükkanında çalışan Nizamettin Alban’a tabancalarla ateş açtı. Başına ve sırtına isabet eden kurşunlarla ağır yaralanan Alban, kanlar içinde yere yığılırken, şüpheliler geldikleri araçla olay yerinden kaçtı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri tarafından hastaneye kaldırılan Alban yoğun bakımda tedavi altına alınarak entübe edildi. Olayın ardından çalışma başlatan Adana Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, yaklaşık 500 saatlik güvenlik kamerası görüntüsünü inceleyerek şüphelilerin saklandıkları adresi belirledi. Sarıçam ilçesi Gültepe Mahallesi’nde saklandıkları adrese düzenlenen operasyonda iki şüphelinin yanı sıra şüphelilere yardım ettiği öne sürülen Y. K.’de gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen 3 şüpheli, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Nizamettin Alban, doktorların tüm müdahalesine rağmen 5 gün sonra hayatını kaybetti.
Gaziantep Görme engelli oğlunun eğitimi için Braille alfabesini öğrendi Gaziantep’te yaşayan Leyla Durmuş, 21 yaşındaki görme engelli oğlu Mehmet Can Durmuş’un hem akademik hem de hafızlık eğitimini tamamlayıp üniversiteye yerleşmesine kadar üzerinden desteğini hiç çekmedi. Ev hanımı Leyla Durmuş ile markette işçi olarak çalışan Bahtiyar Durmuş’un en büyük çocukları olan 21 yaşındaki Mehmet Can Durmuş, 2005 yılında görme engelli olarak doğdu. Mehmet Can’ın 3 aylıkken rutin kontrol için götürüldüğü hastanede görme engelli olduğunu öğrenen ve büyük üzüntü yaşayan anne Leyla Durmuş, oğlunun maddi ve manevi eğitimi için büyük bir gayret gösterdi. Doğduğu günden beri oğlunun elini hiç bırakmayan ve bakımından eğitimine kadar oğlunun her şeyini üstlenen anne Durmuş, hayatını oğluna adadı. Hayatını oğluna adadı Oğlunun sosyal hayatı başta olmak üzere eğitim hayatında da her türlü fedakarlığı gösteren ve oğlu için hiçbir engel tanımayan anne Durmuş, ilkokul mezunu olmasına rağmen oğlunun akademi eğitimi ve hafızlık sürecindeki eğitimleri için Braille alfabesini de öğrendi. İlkokul ve ortaokul eğitimini GAP Görme Engelliler Ortaokulu’nda, lise eğitimini Şehitkamil Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde okul birincisi olarak tamamlayan oğlunun eğitimdeki başarısının mimarlarından olan anne Durmuş, akademi eğitim ile birlikte hafızlık eğitimi alan oğlunun bir yıl gibi kısa sürede hafız olmasında da büyük emeği oldu. "Oğlum gururumuz oldu" Oğlunun gözlerinin hiç göremeyeceğini öğrendiğinde çok üzüldüğünü ve daha sonra yaşamını oğluna adamaya karar verdiğini belirten Durmuş, "Mehmet Can 2005’te doğdu. İkisi kız, birisi de erkek üç çocuğumuz var. İlk çocuğumuz Mehmet Can, bana ilk anneliği tattıran, hissettiren, annelik duygusuyla tanıştıran çocuğum oldu. Mehmet Can, iyi ki benim oğlum, iyi ki dünyaya gelmiş. Mehmet Can, benim ilk göz bebeğim. Mehmet Can, 3 aylıkken görme engelli olduğunun farkına vardık. O gün büyük bir burukluk geçirdik. Çok zorluklar geçirdik ama çok şükür oğlum gururumuz oldu" dedi. "Her zaman oğlumun yanında oldum" Oğlunun eğitim hayatını tamamlaması için büyük bir gayret gösterdiğini belirten Durmuş, "Mehmet Can, ikinci sınıftayken ezberinin kuvvetli olduğunun farkına vardık. Yedinci sınıfta Muammer hocamız vardı. Oğlumu hafızlık kursuna yönlendirdi. Hoşgör Kur’an Kursunda da Ahmet Mansur hocamız vardı. Oğlumun elinden tutup bugünlere getirdi, Allah razı olsun. Oğlum sekizinci sınıfta hafızlığına başladı. Dokuzuncu sınıfta lise birinci sınıf öğrencisiyken hafızlığını tamamladı. Her zaman oğlumun yanında oldum. Oğlum için elimden geleni yaptım. İlkokul mezunuydum ama oğlum için her şeyi öğrendim. Hayatı beraber öğrendik. Her şeyi oğlumla beraber yaptık" ifadelerini kullandı. "Anne olmak, fedakarlık ve emek ister" Anneliğin çok kutsal olduğunu vurgulayan Durmuş, "Anne olmak, fedakarlık ve emek ister. Anne olmak, ömrünü çocuklarına adamak demek. Ben oğluma ömrümü adadım. Kızlarım Allah’a şükürler olsun görüyor. Fakat Mehmet Can, görme engelli ve onun bana daha çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Her zaman oğlumun yanında oldum. Oğlum üniversitede hoca olarak kalmak istiyor. Biz de zaman yanındayız. Oğlumun akademisyen olacağına inanıyorum. Oğlumun akademisyen olabilmesi için elimde gelen her şeyi yapacağım" şeklinde konuştu. "İlk öğretmenim annemdir" Eğitim hayatında annesinin yerinin ayrı olduğunu ve annesinin desteği sayesinde başarılı olduğunu söyleyen Mehmet Can Durmuş ise, "Annem ve babamın eğitimimde yadsınamaz bir katkısı var. Fakat benim ilk öğretmeniniz anneniz, daha sonra ise babanızdır. İlk okula gittiğinizde öğretmeniniz, branş öğretmenlerinizdir. Ama ilk öğretmeniniz ve ömür boyunca hayatınızda yanınızda duracak olan kişi annenizdir. Anneniz sizin her şeyinizi takip eder, her şeyinizle ilgilenir. İlkokuldayken itibaren hep beraber okula giderdik. Akşam geri gelirdim, ders yapardık. Beni hep çalıştırırdı, hep soruları beraber çözerdik. Ortaokula geçtiğimde soruları bana okumaya başladı. Annemle beraber sınava hazırlandım. Hafızlık sürecinde yine annem bana destek oldu. Yine YKS sürecinde, üniversite sürecimde annem ve babam bana çok büyük maddi-manevi destekte bulundu, Allah onlardan razı olsun. Bir annenin hakkı ödenmez. Başta annem olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Gününü kutluyorum. Umarım annelerimize hayırlı birer evlat olabiliriz" diye konuştu.
Gaziantep Kursiyer olarak girdi eğitmen olarak çıktı Katıldığı sergide ilgi duyduğu ve hobi olarak öğrendiği çini sanatını meslek haline getiren Özlem Karabüber, halk eğitim merkezlerinde katıldığı kursların ardından girdiği eğitimlerde sertifikalarını alarak usta öğretici oldu. 2006 yılında memleketi Manisa’da mahallelerindeki halk eğitim merkezindeki çeşitli kurslara giden ve merkezde çeşitli eğitimler alarak, boş zamanlarını değerlendirmeye başladı. Merkezde çini sanatına ilgi duymaya başlayan 39 yaşındaki Özlem Karabüber, çini sanatı eğitimlerinin verildiği kursa katıldı. Zamanla kendisini geliştirerek hobisini mesleğe dönüştüren Karabüber, eğitim gördüğü kurslarda da usta öğretici olarak görev yapmaya başladı. Karabüber, bin bir emek ve zahmetle hazırladığı el emeği ürünleriyle hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kendi atölyesini de kurarak girişimci kadınlara örnek oluyor. Şahinbey Millet Camii ve Külliyesi içinde halk eğitim merkezi ile Şahinbey Belediyesi’nin işbirliğinde açılan kursta da eğitmenlik yapan Karabüber, halk eğitim merkezlerinin çeşitli kurslarına katıldığı dönemde çini sanatı kursuna başladığını ve sonrasında eğitim alarak kendini geliştirdiğini söyledi. Çini sanatıyla ilk tanışmasının 20 yıl önce başladığını belirten Karabüber, "Kursiyer olduğum yıllarda tanıştığım çini sanatını 20 yıldan beri sürdürüyorum. Bu sanatı hiç bırakmadım. Hiçbir zamanda şartlar değişmezse sanatımı sürdüreceğim" dedi. "Çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım" Sanatını çok sevdiğini belirten Karabüber, "Çini sanatıyla 2006 yılında tanıştım. Gittiğim halk eğitim merkezinde çini sanatı kursu vardı. Kursa giderek çini sanatını öğrenmeye başladım. Bana çini sanatını Aycan hocam öğretti, bu konuda bana çok desteği oldu. Bana bu sanatı sevdiren Aycan hocam oldu. Bu sanatla onun sayesinde tanıştım. Halen de sanatımı devam ettiriyorum. Ben aslında halk eğitim merkezindeki farklı kurslara gidiyordum. Yılsonunda sergilerimiz oluyordu. Ben aynı binadayım ama çini sanatı kursunu hiç görmemişim. Çok garip ki sergide çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım. Çini sanatıyla yapılan serler çok güzeldi ve çini sanatı beni çok cezbetti. Hocamın da çini sanatını bana sevdirmesiyle bu sanata başladım" dedi. "Ben bu sanatla hayata tutundum" Hobisini mesleğe dönüştürdüğü için çok mutlu olduğunu dile getiren Karabüber, "3 yıl önce kalp krizi sonucu eşimi kaybettim. Bu sanat olmasaydı galiba yaşama gibi bir duygum olmayabilirdi. Yanlış bir örnek vermek istemem ama ben bu sanatla hayata tutundum. Önce çocuklarım, daha sonra ise çini sanatı benim hayata tutunmama vesile oldu. Çünkü bir şeyler üretmek ve bir şeyler ortaya çıkarmak, kursiyerlere bu sanatı bunu sevdirmek, onlarla birlikte eser yapmak beni hep mutlu etti. Kursiyerlerim ile birlikte, beraberlik içerisinde sanatımızı devam ettirdik" ifadelerini kullandı. "Çini sanatını çok severek yapmaya başladım" Osmanlı dönemine ait çini motifleri üzerine eserler yaptığını belirten Karabüber, "Günümüzde çini sanatçıları modern çalışmayı çok seviyor ama ben daha çok geleneksel ve klasikçiyim. Daha çok klasik çalışmayı tercih ediyorum. Kursiyerlerime de geleneksel ve klasik çalışmayı öğretiyorum. 2006 yılında kursiyer olarak başladığım bu sanatımda kendimi iyice geliştirdikten sonra usta öğretici olmaya karar verdim. Çini sanatını çok severek yapmaya başladım ve baktım ki bu sanatın içinden de çıkamıyorum. Çünkü insanı kendine çekiyor. Ben de eğitmen olmaya karar verdim. Ustalık ve usta öğreticilik belgesi için çeşitli eğitimlere katıldım. Daha sonra halk eğitim merkezlerinde görev almaya başladım. Hocamız ‘siz de kendi atölyenizi açabilirsiniz, siz de bu kursların eğitmeni olabilirsiniz’ dediğinde bana hayal gibi gelmişti. Fakat şimdi ben de kursiyerlerim için aynı ifadeleri kullanıyorum" diye konuştu.
İstanbul İnsansız kara aracı BARKAN 3, önümüzdeki aylarda TSK envanterine girecek HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı BARKAN 3, ilk kez sergilendi. HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler" dedi. İnsansız kara araçları ailesinin en yeni ve gelişmiş üyesi olan BARKAN 3’ü ilk defa SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarında sergilendi. Uzaktan kontrol ve otonom görev yetenekleri ile donatılmış BARKAN sistemi savaş sahasında, askeri birliklere ve güvenlik kuvvetlerine yakın görev desteği sağlıyor. BARKAN 3 modern sahasının ihtiyaçlarına yönelik yeni yetenekleriyle ön plana çıkıyor. Operasyonlarda askerin yükünü hafifletecek. Asker operasyon alanına girmeden BARKAN’la bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek. Ayrıca üzerinde taşıdığı mühimmatla da müdahale de edebilecek. "İnsan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" BARKAN 3’ün önceki versiyonlarına göre daha fazla gelişmiş bir sistem olduğunu belirten HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "2019 yılında Savunma Sanayii Başkanlığı’mızın "Orta Sınıf 1. Seviye İnsansız Kara Aracı" projesiyle başladı Barkan. O zaman sahaya çıkardığımız ürünü belli bölgelerde Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte test ettik. Test ettikten sonra ihtiyaçlar doğrultusunda bu araç biraz daha evrildi. Hem bölge şartlarına hem kuvvetin isterlerine göre farklı bir araç ortaya çıktı. Şuanda geldiğimiz aşamada da BARKAN’ın son versiyonu olan BARKAN 3 aracı çıktı. Savunma Sanayii Başkanlığımızla bir seri üretim sözleşmesi imzaladık. Şuanda ilk defa burada sergiliyoruz. Sahanın isterlerine hitap edebilecek farklı bir noktaya çıktı. Hareket kabiliyeti daha yüksek ve üzerinde farklı tip faydalı yükler taşıyabilen bir yapıya kavuştu. Otonom kabiliyetler daha fazla olan Hem sensör, hem radar, hem de kamera açısından yeni sistemler entegre edildi. Önceki versiyonlara göre çok daha fazla sensör ve kameraya sahip bir platform ortaya çıktı. Yaklaşık insan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" diye konuştu. "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak" Ataoğlu, BARKAN 3’ün envantere ne zaman gireceği hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Daha sonra diğer araçları üretmeye başlayacağız. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut görev yaptığı bölgelerde, birliklerle birlikte görev icra edecek. Daha fazla faydalı yük taşıyabilen, daha çok sensörlere sahip bir araç ortaya çıktı. Sahada komuta kontrol merkezinden koordinatlar verilirken kendi kendine görev yapabilen bir araç ortaya çıktı. Siber güvenlik anlamında da yeni şeyler sunmuş oluyoruz. Yazılım kabiliyeti olduğu sürece bunları da geliştirmeye devam edeceğiz. Bire bir kuvvetle bölgede olduğumuz için her an değişen şartlara değişen isterlere anlık olarak araçlara aktarabiliyoruz". " İnsan faktörü arka planda kaldı" BARKAN 3’ün her türlü görevi yapabileceğini ifade eden Ataoğlu, "Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler olacak. Biz de buna insansız sistemler diyoruz. BARKAN da artık insansız sistemlerin öncü araçlarından biridir. Faydalı yükleri de entegre edebiliyoruz. Bu da kuvvetin isterine göre değişiyor. Sahada kullanılan BARKAN İKA’lardan gelen geri bildirimlerle son aracımız ortaya çıktı. İlk aşamada yine belli adetlerde seri üretim yapılıyor olacak, ancak sahanın ihtiyacına göre bu sayı farklı adetlere de çıkabilir" ifadelerini kullandı.