KÜLTÜR SANAT - 25 Eylül 2023 Pazartesi 09:18

Kemer köyünde 350 yıllık Osmanlı Hamamı bulundu

A
A
A
Kemer köyünde 350 yıllık Osmanlı Hamamı bulundu

Çanakkale Biga ilçesine bağlı Kemer köyünde 2 bin 700 yıllık geçmişe sahip olup, Roma İmparatorluk döneminde önemli bir liman kenti konumunda olan Parion Antik Kenti’nde kazı çalışmalarına devam eden kazı ekibi tarafından 350 yıllık Osmanlı Hamamı gün yüzüne çıkarıldı. Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Parion Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Kasapoğlu, “Antik kentin konumlandığı coğrafyanın günümüzdeki devamlılığı niteliğindeki Kemer Köyü’ndeki modern yapılar arasında saklı kalmış ve bu köydeki 350 yıl öncesine uzanan Osmanlı-Türk varlığının korunagelmiş en belirgin mimari tek yapısı” dedi.



Biga ilçesine bağlı Kemer köyü sınırlarındaki 2 bin 700 yıllık liman şehri Parion’da, 2005 yılında kurtarma kazısıyla başlayan çalışmalar, 2015 yılından itibaren Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Keleş başkanlığındaki ekip ile sürdürülüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izniyle, Türk Tarih Kurumu ve İÇDAŞ A.Ş. resmi sponsorluğunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 4 yıl önceki kararıyla kazı çalışmalarının 12 aya çıkarıldığı antik kentler arasında yer alan Parion’da, çalışmalar Haziran ayında başladı. 2023 yılı kazı çalışmaları Samsun, Atatürk, Hitit, Ankara Üniversitesi ile Rusya High school University Arkeoloji Departmanı’ndan katılan 55 kişilik ekiple Tiyatro, Agora, Dükkanlar, Yamaç Hamamı, Odeion, Güney-Tavşandere Nekropolisi ile Kemer Köyü’nde yakın dönemi mimarisinin olduğu hamamda çalışmalar gerçekleştirildi.



350 yıllık Osmanlı Hamamı gün yüzüne çıkarıldı.


Biga ilçesine bağlı Kemer köyünde 2 bin 700 yıllık geçmişe sahip Roma İmparatorluğu’nun liman kenti Parion Antik Kenti’nde kazı çalışmalarına devam eden kazı ekibi tarafından 350 yıllık Osmanlı Hamamı gün yüzüne çıkarıldı. Hamamın bulunduğu bölgede çevre temizliği yapıldı. Hamamın içi geçici olarak çelik konstrüksiyon ile güçlendirildi.


Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Parion Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Hasan Kasapoğlu, “2023 yılı çalışmalarındaki yeni vizyon projelerimizden biri de Kemer köyünün içerisinde yer alan ve aslında köydeki mevcut haliyle korunagelmiş Osmanlı dönemi tek yapısı olan bu Osmanlı Hamamı’nda bir çalışma gerçekleştirildi. Köydeki Osmanlı dönemi verilerine dahil daha önceki dönemlerde kazı heyet üyelerimizden, sanat tarihçilerinin yaptığı araştırmalarla mezar taşları üzerinde 1700’lere tarihlenen iki örnekte hamamcı ve yardımcısı olarak nitelendirebileceğimiz iki kişiden bahsediliyordu. İki kişinin mezar taşı vardı. Ondan çıkan veriler sonrası bu yapı da bir çalışma gerçekleştirildi ve buranın bir hamam olduğu ortaya çıkarıldı. Aslında Türk-İslam Arkeolojisi yada Osmanlı Arkeolojisi anlamında yeni bir vizyon projesi olarak da değerlendirilebilir. Bu yıl bu yapının bulunduğu alandaki moloz ve çöp yığını tamamen temizlenip, genel hatlarıyla yapı belirginleştirildi ve Sanat Tarihi ekibi ve Restorasyon ekibi tarafından iç kısımda geçici bir çelik konstrüksiyon ile konsolidasyonu sağlandı. Önümüzdeki yıllarda Türk-İslam arkeolojisi yada Osmanlı arkeolojisi vizyonuyla köydeki en erken tarihli bu Osmanlı dönemi yapısının restorasyonuyla daha korunabilir ve gezilebilir hale getirilmesini planlamaktayız. Bu Osmanlı hamamı 1700’lü yıllara tarihleniyor. Günümüzden ortalama 300-350 yıl öncesine tarihlenen yani köydeki ortalama 350 yıl önceki Osmanlı-Türk varlığının korunagelmiş en belirgin mimari tek yapısı. Dolayısıyla bu anlamda da önemli bir yere sahip. Parion Antik Kenti’nde 2700 yıl öncesinden itibaren varlığını bildiğimiz kültürel geçmişin devamlılığının Milattan Sonra 1700’lerde de burada aktif olarak sürdürüldüğünün ve bunun devamında da modern dönemde devam ettiğini yani aslında bölgedeki 2700 yıllık kültürel devamlılığın aralıksız günümüze kadar gelebileceğini gösteren önemli verilerden biri ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz” dedi.




Kemer köyünde 350 yıllık Osmanlı Hamamı bulundu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Tokat Uzmanı uyardı: "Kar örtüsü keneleri yok etmiyor" Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış mevsiminin uzun ve sert geçmesinin keneleri tamamen ortadan kaldırmadığını, bazı türlerin düşük sıcaklıklarda dahi aktif kalabildiğini söyledi. Tokat’ta nisan ayında etkili olan kar yağışı, kene popülasyonunun azalacağı yönündeki beklentileri yeniden gündeme getirdi. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin, kış şartlarının keneler üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı değerlendirmede Türkiye’de zaman zaman görülen aşırı yağışların ’iklim düzensizliği’ olarak nitelendirildiğini ve bu durumun kene popülasyonlarını doğrudan etkileyebileceğini belirtti. Keskin, toplumda yaygın olan ’kış uzun sürerse yazın kene azalır’ düşüncesinin ise her kene türü için geçerli olmadığını ifade etti. "Bazı kene türleri kış ve sonbaharda da aktif olabiliyor" Kışın sert geçmesi ve kar örtüsünün bulunmasının kenelerin tamamen yok olduğu anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Keskin, "Hava sıcaklığının yaklaşık 4 derece olduğu dönemlerde dahi kene toplayabiliyoruz. Özellikle soğuğa dayanıklı bazı türler, kış ve sonbahar aylarında da aktif olabiliyor. Bazı kene türleri larva evresinde eksi 20 derecenin altındaki sıcaklıklarda dahi uzun süre hayatta kalabiliyor. Keneler, aşırı soğukta doğrudan yüzeyde kalmak yerine daha korunaklı alanlara yönelir. Toprak altı, taş altı ve yaprak döküntülerinin bulunduğu alanlar, kışın dış ortama göre daha sıcak olduğu için keneler buralarda yaşamlarını sürdürebilir" dedi. "Keneler antifriz proteinleri sayesinde soğuğa dirençli" Kenelerin biyolojik olarak da oldukça dayanıklı canlılar olduğuna dikkat çeken Keskin, bu canlıların antifriz proteinleri sayesinde düşük sıcaklıklara karşı direnç geliştirdiğini belirterek, "Bazı kene türleri kışı yumurta, bazıları ise larva halinde geçirir. Kene yumurtalarının da çevresel tehditlere karşı koruma mekanizmaları vardır. Keneler, yumurtalarını ‘Gené’s organı’ adı verilen yapıdan salgılanan bir sıvıyla kaplayarak kuruma, bakteri ve mantarlara karşı koruyabilir. Kene popülasyonlarının ciddi şekilde azalması için uzun süreli ve çok düşük sıcaklıkların etkili olması gerekir. Bunun dışında keneler, kışı dinlenme halinde geçirerek varlıklarını sürdürebilir" ifadelerini kullandı.
Mersin Cennet Obruğu’ndan 13 yıl sonra su çıktı Mersin’in önemli turizm noktaları arasında yer alan ’Cennet ve Cehennem’ obruklarından Cennet Obruğu’nun derinliklerinden 13 yıl sonra su kaynamaya başladı. Doğanın sürprizi mağaranın atmosferini değiştirdi. Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Narlıkuyu Mahallesi’nde yer alan ve her yıl yaklaşık 400 bin kişiyi ağırlayan 452 basamaklı Cennet ve Cehennem obruklarında yeni sezon öncesi ilginç bir durum yaşandı. Obruklardan Cennet ismiyle bilinen yerin zemininden 13 yıl sonra su kaynamaya başladı. Bu yıl kış mevsiminin yağışlı geçmesinden kaynaklı olduğu değerlendirilen durum nedeniyle yoğun olarak kaynayan su ilk günlerde obruğun belirli kısmını doldurdu. Doğal gider gözlerin açılmasıyla su akar yolunu buldu. Şu anda iki kaya parçasının altından kaynayan su izleyenlere keyif veren bir akarsu oluşturdu. "13 yıl önce kaybolmuştu" Narlıkuyu Mahallesi Muhtarı İrfan Aydın, "Mahallemizde bulunan Cennet-Cehennem obruklarındayız. Şu anda Cennet Obruğu’nun içerisindeyiz. 452 basamakla iniliyor. İçeride büyük bir su kaynağı var. Bu su kaynağı 13 yıl önce kaybolmuştu. Bu sene yağış çok aldığımız için şu anda kayaların altından yine kaynamaya başladı" dedi. Aydın, "Çok güzel, muhteşem bir görüntüsü var. Yani daha önceki gelen ziyaretçilerimiz ’Hiçbir şey yok, bomboş bir mağara’ diyorlardı ama su kaynamaya başlayınca herkes ’Çok güzel, çok muhteşem, gelip görmeye, gezmeye değer bir yer’ diyorlar" ifadelerini kullandı.
Ankara Palandöken: "Esnaf sayısı 2,5 milyona yaklaştı, lokantacılık zirvede" Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, ülke genelinde esnaf ve sanatkâr sayısının mart ayında 2 milyon 263 bin 674’e yükseldiğini ve lokanta sektörünün zirvede olduğunu söyledi. Türkiye genelinde esnaf ve sanatkâr sayısı mart ayı itibarıyla 2 milyon 263 bin 674’e, toplam iş yeri sayısı ise 2 milyon 553 bin 165’e ulaştı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Yılın ilk çeyreğinde yaklaşık 75 bin esnaf iş yeri açtı. Bu arada 34 bin iş yeri de kapanmış oldu. Ülkemizdeki hem ekonomik sıkıntılar, aynı şekilde çevremizdeki savaş nedeniyle bu üç aylık periyot zamanında bile esnaf sayısındaki artış çok önemli. Bundan lokantacılık sektörü yani hizmet sektörü ilk başta, ondan sonra sırasıyla büfecilik, bakkallık, kahvecilik, aynı şekilde kıraathane, motorlu taşıtlar, nakliye sektörü gibi sektörler geliyor" dedi. 2026 yılının ilk üç ayında iş yeri açılış ve kapanış verilerini de değerlendiren Palandöken, "Bilindiği üzere TESK’in 2,5 milyona yakın esnaf sanatkarının iş yeriyle birlikte üyesi mevcut. Bunun tabii en önemli bölümlerinden biri de bilindiği üzere esnaf sanatkarın geleneksel hayatın vazgeçilmezi. Bu arada hizmet sektöründeki bu yapılmış olan sayısal rakamlara göre terk edilen mesleklerinde de yine tabii genel konjonktürdeki insanların bu değişken ekonomideki sıkıntılarından kaynaklanan. Buna rağmen 439 bin kadın üyesiyle Türkiye’deki sivil toplum kuruluşu içerisinde sayısal büyüklüğe sahip ticari işletmeler. Böylelikle kadın üyeleri de pozitif ayrımcılık yapmak suretiyle kadınların iş hayatındaki çalışma alanlarının genişletmesiyle ilgili de periyodik hizmet içi eğitimler TESK tarafından veriliyor. Yine aynı şekilde Avrupa Birliği projelerine de öncülük yapan TESK, bu yılki ilk üç aydaki olumsuzluklara rağmen ticari hayata atılan esnaf sayısında da gerçekten büyük bir ivme kazanmış oldu" ifadelerini kullandı.