MAGAZİN - 29 Ocak 2022 Cumartesi 12:21

Eksi 6 derece soğuk havada termal havuzun keyfini çıkardılar

A
A
A
Eksi 6 derece soğuk havada termal havuzun keyfini çıkardılar

Denizli’nin Sarayköy ilçesinde termal otellerde tatil yapan yerli ve yabancı turistler, karlı havanın ardından eksi 6 derece soğuk havada yaklaşık 40 derece sıcaklığındaki havuzda yüzdüler.

Denizli’nin Sarayköy ilçesinde termal otellerde tatil yapan yerli ve yabancı turistler, karlı havanın ardından eksi 6 derece soğuk havada yaklaşık 40 derece sıcaklığındaki havuzda yüzdüler.




Denizli’nin Sarayköy ilçesi Tekke Mahallesi’nde bölgede yaklaşık 3 bin metre derinlikten doğal yollarla kendi halinde yüzeye çıkan şifalı termal su birçok hastalığın tedavisine kullanılıyor. Bölgede kurulan termal otellerde yerli ve yabancı turistler her mevsim konaklamak için geliyor. Özel açılan sondaj kuyulardan çıkartılan 180 derece sıcaklığındaki termal sulardan ise elektrik enerjisi de üretiliyor. Antalya’dan arkadaşlarının yanına gezmeye gelen Veli Güler, eksi 6 derecede termal havuz keyfi yaşamayı tercih ettiğini belirterek; “Antalya’dan arkadaşlarımın yanına geldim ve burası soğuk olmasına rağmen sıcak su çok güzel. Su şifalı olduğu için herkese tavsiye ederim, hem rahatlatıyor. Dışarısı eksi 6, suyu içerisi galiba 50-60 derece bu duygu çok güzel bir şey” dedi.



“Eksi 6 derece ve kar içerisinde termal havuza giriliyor”


Açık havada termal havuzda yüzmenin daha güzel olduğunu buna klimaterapi olarak adlandırdıklarını belirten termal otel sahibi Mustafa Şen; “15 senede ilk defa bir kar yağdı, şuanda eksi 6 derece ve kar içerisinde termal havuza giriliyor. Açık havuz olduğu için içerisinde 1-2 saat durabilirsin, klimaterapi havuz diyoruz. Kapalı havuzlarda ise bu kadar duramazsınız ama şu soğukta, şu karın altında bu termal havuzların keyfi daha da güzel. Kar ve yağmur yağarken havuzun tadı daha da güzel olur. Suyun özelliği kükürtlü, sülfatlı ve mineralli olmasıdır. Suyun çıkışları da doğal çıkışlı bir kaynaktır. Kuyulardan çıkmıyor, sondajlı bir su değil, hiçbir kimyasal olmadan direk depolara depolardan da havuzlara geliyor. Tabi çıkışta yaz aylarında suyun sıcaklığı 90-95 derece, şuanda ise soğuğun etkisi ile 80-75 derece arasındadır. Havuza verdiğimiz suyun sıcaklığı ise 38-40 derece bir sudur. Bu suda rahatça yüzebiliyorsun, bu soğukta eksi 5 ile 6 derecenin altında soğuk havalarda bu havuzun tadı termal havuzda yüzmek daha da güzel oluyor” diye konuştu.



“Yoğun bir dış turizmi yok”


Turistlerin çok fazla olmadığını ancak Pamukkale bölgesinden sonrada gelen olduğunu anlatan Şen; “Turistlerin yoğunluğu bu yörede biraz, Pamukkale’nin oluşumu ve burada bir tarihi eser olmayınca turistler nadir gelirler. Bazen Almanya, İngiltere ve Janponya’dan gelenlerde oluyor. Yoğun bir dış turizmi yok” şeklinde konuştu.



“Dışarının soğukluğunu hiç hissetmiyoruz, eğleniyoruz”


Arkadaşlarıyla soğuk havayı fırsata çevirerek termal havuzda yüzen Yunus Emre Bulut; “Buraya gezmeye geldik, gayet sıcak bir su var. Yani dışarısı eksi 6 derece olmasına rağmen suyun içerisinde çok rahat 40 derecede sıcaklık var. Dışarının soğukluğunu hiç hissetmiyoruz, eğleniyoruz çok keyifli herkese tavsiye ederim. Kışın burada yüzmek enteresan bir duygu çünkü çok soğuk olmasına rağmen havuzun içerisi çok sıcak rahatlıkla yüzülüyor. Hiç üşümüyoruz bu sayede, gayet keyifli gerçekten” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muş Muş Ovası’nda baharın habercisi leylekler kuluçkaya hazırlanıyor Muş Ovası’na bahar mevsimiyle dönen leylekler yumurtlamaya başlayarak, yaklaşık 35 gün sürecek kuluçka dönemine hazırlanıyor. Bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte Muş Ovası’na göç eden leylekler, yuvalarını hazırlayıp yumurtlamaya başladı. Kış aylarını daha sıcak bölgelerde geçiren leylekler, havaların ısınmasıyla birlikte Muş’a geri döndü. Elektrik direkleri, ağaçlar ve yüksek noktalarda kurdukları yuvalarda hazırlıklarını tamamlayan leylekler, yumurtlama dönemine girdi. Yaklaşık 35 gün sürecek kuluçka sürecinde dişi ve erkek leylekler dönüşümlü olarak yumurtaların başında bekliyor. Vatandaşlar tarafından ilgiyle takip edilen leylekler, baharın gelişinin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul ediliyor. Merada hayvanlarını otlatan besici Maşallah Yalçın, leyleklerin baharın müjdecisi olduğunu, karların erimesiyle birlikte bölgeye geldiklerini ve bu durumun baharın başladığını gösterdiğini ifade ederek, "Leylekler, baharın müjdesidir. Normalde karlar eridiğinde leylekler gelir, o zaman artık baharın geldiğini anlarız. Leylekler geldikten sonra yuvalarını yaparlar. Genellikle yuvaları yüksek yerlerde olur. Yüksek yerlerde olduğu için hemen hemen her leylek, her yıl yine aynı yuvasına geri döner. Oraya gelip yuvasını hazırladıktan sonra yumurtlar. Genelde 3-4 tane yumurta bırakırlar ve ardından yavrularını çıkarırlar. Bildiğim kadarıyla, büyüklerimizden duyduğumuza göre, 3-4 yavru çıktıktan sonra, diğer yavrular zarar görmesin diye en zayıf olanı yuvadan atarlar. Yaklaşık bir ay kadar bölgede kaldıktan sonra, kışa doğru leylekler tekrar bu memleketi terk eder. Onlar gittiğinde ise kışın geldiğine inanırız" dedi.
Samsun Tiyatro tutkunları Atakum’da buluştu Samsun’un Atakum Belediyesi ve Karadeniz Tiyatrolar Birliği iş birliği ile Dünya Tiyatrolar Günü dolayısıyla düzenlenen tiyatro günleri, unutulmaz anlara sahne oldu. Ata Sahne Sanat Merkezi’nde Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının ve tiyatro topluluklarının ağırlandığı organizasyon, küçük-büyük tiyatro tutkunlarının buluşma noktası oldu. 26-31 Mart tarihleri arasında çocuklara ve yetişkinlere yönelik sahnelenen birbirinden özel eserler, merkezde sanat şöleni yaşattı. Çocuklara yönelik Mutluluğa Giden Son Tren, Anneler Firarda, Renkli Bavullar Ülkesi minik tiyatroseverlere renkli sanat yolculuğu sunarken Albayın Karısı, Dedem Korkut, Aşkımızın Gemisi Fındık Kabuğu, Renkli Bavullar Ülkesi, Öp Babanın Elini adlı eserler seyirciler tarafından ilgiyle izlendi. Festival tadında geçen tiyatro günlerinde sanatçıların performansları büyük beğeni toplarken, eserler seyirciler tarafından uzun süre alkışlandı. "Emeklerinize sağlık" Atakum Belediye Başkanı Serhat Türkel, Atakum Belediyesi Tiyatro Topluluğunun programın son gününde sahnelediği ’Öp Babanın Elini’ adlı oyunu seyircilerle izledi. Gösteri sonrası konuşma yapan Başkan Türkel, Atakum’un Türkiye’nin önde gelen sanat ve kültür merkezi haline geldiğine dikkat çekerek, "Büyük kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ’Sanatsız kalan bir toplumun, hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’ Ben bir belediye başkanı olarak sanatın, sanatçının peşinden hiç ayrılmayacağıma ve her zaman en büyük destekçisi olacağıma söz veriyorum. Tiyatroya ve sanatçılarımıza sahip çıktığınız için kendinizi de, koca yürekli sanatçılarımızı da alkışlayın. Emeklerinize sağlık. İyi ki, Atakum Belediyesinde buluştuk. Bugün sizleri izliyor olmak, bizleri çok mutlu etti" dedi. Sanata tam destek Atakum Belediye Başkan Yardımcısı Suat Yıldız ise "Ata Sahne’de bütün tiyatro kulüplerini, gruplarını ağırlamak Atakum halkına zevk veriyor. Büyük mutluluk duyuyoruz. Merkezimizde sahnelenecek daha fazla tiyatro eseriyle, hep bir arada olacağız" derken, Atakum Belediyesi Kültür Sanat ve Sosyal İşler Müdürü Deniz Gömeç de desteğinden ötürü Başkan Türkel’e teşekkür ederek, "Düşünmek, yapmak güzel ama arkamızda duran bir yönetimin olması çok güzel. Bu anlamda Başkanımız Serhat Türkel’e, bir kez daha teşekkür ediyorum. Şükranlarımızı sunuyoruz. Müzik, tiyatro ve tüm sanatsal çalışmalarımızda her zaman destek oldunuz" ifadelerini kullandı. Sanatseverlerden eğitime katkı Tiyatroseverler, her gösteri için bir kitap getirerek hem muhteşem tiyatro eserlerini izledi hem de Atakum Belediyesinin düzenlediği ’Kitabın Biletin Olsun’ kampanyasına destek oldu. ’Kitabını Getir Biletini Al’, ’Kitaplar Yeni Okuyucusuyla Buluşurken Sanat da İzleyicisiyle Buluşuyor’ sloganlarıyla düzenlenen organizasyona, yoğun katılım gerçekleşirken öğrencilerin eğitim hayatına da katkı sağlandı. Kitap kumbaralarında toplanan kitaplar, kent sınırları içerisindeki talep eden okullara ve kütüphanelere teslim ediliyor. Atakum Belediyesi kampanyayla, okullara ve kütüphanelere bugüne kadar on binlerce kitap desteğinde bulundu.
Eskişehir ESOGÜ Gündem programında ulaşım sorunları ve çözüm önerileri ele alındı Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Gündem programında konuşan Prof. Dr. Murat Karacasu, "İnsanlarımız gittikleri yerlere tamamıyla özel araçlarıyla; evinin otoparkından gittiği dükkanın önüne kadar araçlarıyla gitmek istiyor. En büyük sorun da burada" dedi. ESOGÜ Kurumsal İletişim Uygulama ve Araştırma Merkezi, Medya Birimi tarafından hazırlanan video içeriği ESOGÜ Gündem’de bu hafta ESOGÜ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Karacasu, Türkiye’de ve Eskişehir’de yaşanan ulaşım sorunlarını ele aldı. Kent içi trafik yoğunluğunun en önemli sebeplerinden birinin özel araç kullanımındaki artış olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Karacasu, toplu taşıma araçlarının daha verimli alan kullanımı sağladığını belirtti. Özel araçların kişi başına düşen yol işgalinin toplu taşımaya kıyasla yaklaşık 10 kat daha fazla olduğunu vurgulayan Karacasu, bisiklet yolları ve yaya öncelikli ulaşım politikalarının önemine değinerek, bisiklet sürücülerine ve yayalara trafikte saygı gösterilmesinin önemine vurgu yaptı. Prof. Dr. Murat Karacasu ayrıca, Türkiye’de araç sahipliğinin artış eğiliminde olduğu ve önümüzdeki 5-10 yıl içerisinde trafik sorunlarının daha da büyüyebileceğini ifade etti. "Özel araçlarla toplu taşıma aracı kullanmamız arasında 10 katı alan farkı var" Prof. Dr. Murat Karacasu, ESOGÜ Gündem’de yaptığı değerlendirmede, "İnsanlarımız trafik içerisinde gittikleri yerlere tamamıyla özel araçlarıyla evinin otoparkından gittiği dükkanın önüne kadar araçlarıyla gitmek istiyor. En büyük sorun da burada. Özel araçların boyutlarını düşünün 2,5 metreye 4 metre. İçinde 2 kişi olduğu zaman bu kişi başına trafikte 5 metrekare yer işgal ediyor anlamına gelir. Toplu taşıma araçlarını kullandığınız zaman yine 2,5 metreye 12 metrelik bir otobüs düşünün, içinde 60 kişi olduğu zaman siz burada kişi başına 0,5 metrekarelik bir yol işgal etmiş oluyorsunuz. Bu da demek oluyor ki, özel araçlarla toplu taşıma aracı kullanmamız arasında 10 katı alan farkı var. Kent içlerindeki trafik problemleri daha çok özel araç kullanımından kaynaklanıyor" dedi. "Kentlerimizdeki en büyük sorunlardan biri de merkezi iş alanları" 5 ila 10 yıl içinde trafik sorunlarının daha çok artacağını belirten Karacasu, "Bizim kentlerimizde problemlerimiz daha oluşmadı. Çünkü Amerika’da bin kişinin 850’sinde özel araç var. Avrupa’ya baktığınız zaman bin kişinin 700’inde araç var. Bizim ülkemizde Eskişehir ortalamalarını düşünürsek, bin kişiden şu anda 400 kişinin aracı var. Yani bizim problemlerimiz 5-10 yılda çok daha fazla artacak. Kent Merkezlerine alternatif yaşam merkezleri, uydu kentler oluşturmak gerekiyor. Kentlerimizdeki en büyük sorunlardan biri de merkezi iş alanları. Yabancı kaynaklarda bunu Central Business District (CBD) şeklinde görebilirsiniz. Bu ne demektir? Merkezi iş alanı. İnsanların sosyo-kültürel ihtiyaçlarının karşılandığı, eğlence hayatının karşılandığı, devlet işlerinin karşılandığı yerlerin bir arada toplandığı yerlere diyoruz. Bizim de Eskişehir özelinde örneğin Köprübaşı merkezi iş alanıdır. Peki ulaştırma planlamasında eğer kent merkezinde bu sorun varsa biz bunu nasıl çözebiliriz? Öncelikle bizim bu kent merkezindeki trafiği yoğunluğunu azaltmamız gerekiyor. Bunun için de şehrin dışında yeni yerleşim merkezleri, uydu kentler oluşturmamız gerekiyor. Ama bu uydu kentleri de oluştururken tabii ki insanların sosyo-kültürel ihtiyaçlarını, günlük ihtiyaçları karşılayacağı market, eğlence hayatı, okul, banka gibi yerleri de o uydu merkezlerinde mutlaka koymamız gerekiyor. Yani insanların şehir merkezine gelmelerini engelleyecek şekilde ihtiyaçlarını o bölgelerde karşılamak gerekiyor. Bu merkezleri de planladığınız zaman önce altyapısını, yollarını oluşturacaksınız. Sonradan bu yolların altyapısı oluşturulmuş yere gerektiği kadar insanı göndereceksiniz" ifadelerini kullandı. "Bisiklet yolları insanların gelişmişlik seviyesini gösterir" Trafik bakımından geleceğe yönelik bir planlama yapılmadığına dikkat çeken Karacasu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Günübirlik çözümler düşünülüyor. Oysa ulaştırma planlamasında kısa vadede 20 yıl, uzun vadede 40 yıl gibi süreçler için çözümleri görüp buna göre planlamalarımızı yapmamız gerekiyor. Bisiklet yolları insanların gelişmişlik seviyesini gösterir. Son günlerde biliyorsunuz ülkemizde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının da etkisiyle bisiklet yollarımız oluştu. Ayrıca tüm dünyada insanların yaya olarak dolaştığı meydanlar görüyorsunuz. Bisiklet yolları görüyorsunuz. Bu bisiklet yolları dikkat ettiyseniz taşıt trafiğiyle ayrı bir şekilde değil. Hem zemin olarak aynı seviyededir. Bu insanların gelişmişlik seviyesini de gösteriyor aslında. Bizim Eskişehir’imizde örneğin bisiklet yolları için bu banketler yüksek oldu diye bazı yorumlar oldu ama öncelikle aynı seviyede yapıldı. Sürücüler bu bisiklet yollarına park ettiler. Yüzeyindeki boyaların kalkmasına sebep oldu. Sonradan delinatörler yapıldı. Delinatörler yapıldıktan sonra da insanlar o delinatörlerle beraber park etmeye başladı. Tabii ki belediyede de, bizim üniversitemizde de söz konusu bisiklet yollarında mecburen sert tedbirler uygulanmak zorunda kalındı. Tüm dünyada yaya ve bisikletlere çok büyük saygı vardır. Biz de yaya ve bisikletlilere saygı göstermeli, öncelikleri onlara vermeliyiz. Lütfen yaya geçitlerinde ve bisiklet yollarında birazcık frenleyerek daha kontrollü bir şekilde geçelim."
Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde ’81 İlde Kitap Okuyoruz’ etkinliği düzenlendi Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı tarafından 62’nci Kütüphane Haftası etkinlikleri kapsamında, kitap okuma alışkanlığını teşvik etmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla ’81 İlde Kitap Okuyoruz’ etkinliği gerçekleştirildi. Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı Necmettin Oğur, etkinliğin açılış konuşmasında, "Her yıl mart ayının son pazartesi günüyle birlikte başlayan hafta, ülkemizde ‘Kütüphane Haftası’ olarak kutlanıyor. Kütüphaneler, yalnızca raflar arasında dizilmiş kitapların muhafaza edildiği mekânlar değil; bilginin izini süren zihinlere yol açan, merakı besleyen ve sorgulayan bireylerin yetişmesine zemin hazırlayan canlı merkezler olarak hayatımızda yer alıyor. Üniversitemiz öğrencileri ve çalışanlarımız çok şanslı çünkü kütüphanemiz, ülkemizin, bölgemizin ve şehrimizin en önemli kütüphanelerinden biridir. Kütüphanemiz, basılı ve elektronik kaynaklar açısından zengin bir kaynağa sahiptir. Kullanıcılarımıza veri tabanları, e-dergiler ve diğer elektronik kaynaklar aracılığıyla zaman ve mekân kavramından bağımsız olarak erişim sunuluyor. Kütüphane bünyesinde yürütülen özel projelerle Osmanlıca kitaplar, yerel gazeteler, el yazması eserler ve nadir basmalar dijital ortama aktarılıyor. Bu sayede fiziksel olarak yıpranmaya açık tarihi belgeler korunurken, araştırmacılar bu nadir kaynaklara dünyanın her yerinden ulaşabiliyor. Kullanıcıların bilgi okuryazarlık becerilerini artırmak ve kütüphaneden maksimum verim almalarını sağlamak amacıyla tanıtım faaliyetlerimiz sürüyor. Kütüphaneler sadece ders kitaplarının olduğu yerler değildir. Bu nedenle size önerimiz kütüphanede ders çalışın, sınavlara hazırlanın, fakat kitapların büyülü dünyasından da uzak durmayın" dedi. "Her kitap bir sonrakine yol açar" Etkinlikte konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Erdemir ise, şu ifadeleri kullandı: "Bütün kitaplar, bir sonraki okuyacağınız kitabı daha iyi anlamak için okunur. Çünkü her kitap, diğer kitaplara giden bir yol haritası sunar. Kütüphaneler, bilgiyi öğrenmek isteyenlerin en önemli adresi olmaya devam edecektir. Biz de kütüphanemizi geleceğe hazırlıyor, yeni nesillere nasıl daha faydalı olabiliriz sorusuna yanıt arıyoruz." Anadolu Üniversitesi’nde en fazla ödünç kitap alan üç personel ve üç öğrenciye hediye takdim edildi. Toplu kitap okunması ile sona eren programa Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Erkan Erdemir ve Prof. Dr. Köksal Büyük, Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı Necmettin Oğur ile çok sayıda akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.
Samsun Samsun’daki kazada kolu kopan öğrenciyle ilgili sevindirici gelişme: "Ameliyat başarılı geçti" Samsun’da öğrencileri taşıyan servis aracının karıştığı trafik kazasında sağ kolu kopan 16 yaşındaki öğrenci, Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı ameliyatla yeniden hayata tutundu. Yaklaşık 11 saat süren operasyonun ardından kopan uzuvda kan dolaşımı sağlanırken, hastanın genel durumunun stabil olduğu bildirildi. Kaza, İlkadım ilçesi Kıran Mahallesi çevre yolunda meydana geldi. İstanbul’daki robot yarışmasından dönen Ünye Fen Lisesi öğrencilerini taşıyan Ünye Belediyesi’ne ait midibüsün devrilmesi sonucu 15 kişi yaralandı. Yaralılar çevredeki hastanelerde tedavi altına alınırken, öğrencilerden birinin kolu koptu. Ağır yaralanan 16 yaşındaki A.M.E., OMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ameliyata alındı. "Ameliyat 11 saat sürdü, canlılık kazandı" Hastaneden yapılan açıklamada, "Hastanın acil serviste yapılan ilk değerlendirmelerinin ardından, kopan uzvun mikrocerrahi teknikle onarılması amacıyla Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı ile Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı ekiplerinin koordinasyonunda acil ameliyata alınmasına karar verilmiştir. Ortopedik kırıkların onarımı Doç. Dr. İsmail Büyükceran ve ekibi tarafından gerçekleştirilmiş; takiben Plastik Cerrahi olarak; Prof. Dr. Ahmet Demir, Doç. Dr. Murat Sinan Engin ve ekibi tarafından mikrocerrahi yöntemlerle damar, sinir ve yumuşak doku onarımları başarıyla yapılmıştır. Gerçekleştirilen cerrahi girişim sonucunda uzuvda yeniden kan dolaşımı sağlanarak canlılık elde edilmiştir. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı’nın eşliğinde yaklaşık 11 saat süren ameliyat sonrasında hasta, yakın takip amacıyla yoğun bakım ünitesine alınmıştır. Hastanın tedavi ve izlem süreci, ilgili cerrahi branşlar ile yoğun bakım ekibi tarafından multidisipliner yaklaşımla sürdürülmektedir. Mevcut durumda hastanın genel durumu ve uzvun dolaşımı stabil seyretmektedir. Büyük uzuv kopmalarında klinik sonuçlar; yaralanmanın tipi, süresi ve eşlik eden faktörlere bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Bu tür olgularda özellikle ilk bir haftalık dönem kritik öneme sahip olup, hastanın yakın takibi titizlikle devam ettirilmektedir" denildi