Dünyada 15 yaş altında 3.5 milyon çocuğun AIDS olduğu bildirildi.
Denizli Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferzan Göncü, 1 Aralık Dünya AIDS Günü dolayısıyla AIDS/HIV hastalığı hakkında açıklama yaptı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde 34 milyon kişinin HIV ile yaşadığını belirten Göncü, bunların 30,1 milyonunun yetişkin, 16,8 milyonunun kadın ve 3,4 milyonunun 15 yaş altından oluştuğunu belirtti. 2010 yılında dünya genelinde 1,8 milyon kişinin AIDS nedeniyle yaşamını kaybettiğini ve bu kişilerin 1,5 milyonunun yetişkin, 250 bininin
ise 15 yaş altı çocuk olduğunu söyledi. AIDS’in vücudun bağışıklık sistemini çökerten, bulaşıcı bir hastalık olduğunu, bu sistemin çöküşü ile AIDS hastalarının normal şartlarda kolaylıkla mücadele edebileceği mikroplara karşı direnemeyecek duruma geldiğini belirten Ferzan Göncü, "AIDS oluşumuna neden olan virüse HIV adı veriliyor. Ve bu virüs, AIDS hastalarının basit bir enfeksiyon karşısında bile hayatlarını kaybetmelerine neden olur. HIV vücuda girdiğinde bu kişiye ’HIV bulaşmış’ ya da ’HIV pozitif’
deniliyor. Bu kişiler tamamen sağlıklı görünebilirler. Gözlemlenen hiçbir hastalık belirtisi olmamasına rağmen bu kişiler hastalığı başkalarına bulaştırırlar. Bu aşamada hastalık bulaşıp bulaşmadığı sadece kan tahlili ile anlaşılabilir. HIV bulaşan kişiler genellikle 1-2 yıl içinde hastalık belirtisi gösterirler. Bazı kişilerde hastalık belirtisi görülmesi 10 ya da daha uzun yılları da bulabiliyor" dedi.
AŞIRI KİLO KAYBI VE UZUN SÜRELİ YÜKSEK ATEŞE DİKKAT
Dr. Ferzan Göncü, AIDS hastalığında göze çarpan belirtilere dikkat çekerek, "Sürekli seyreden ve hem fiziksel hem de zihinsel aktiviteleri etkileyen yorgunluk, diyet ya da zayıflamak için herhangi bir aktivite yapmadan iki aydan kısa bir sürede vücut ağırlığının yüzde 10’undan fazla kilo kaybı, bir aydan uzun süren ateş ve ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması, uyku sırasında aşırı terleme, ısrarla bir aydan uzun süren ishal, herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve
bir aydan uzun süren kuru öksürük, özellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığı, kaşıntılı vücut döküntüleri, sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması, tüm vücutta uçuklar, ağız ve boğazda aftlar göze çarpan belirtilerdir" dedi.
HIV enfeksiyonunun en önemli bulaşma yolunun cinsel temas olduğunu belirten Göncü, "HIV/AIDS’in meni ya da kanla temasa neden olabilecek her türlü cinsel etkinlikte bulaşma riski vardır. Bulaşma için HIV taşıyıcısıyla yapılan tek bir cinsel temas bile yeterli olmakta, ancak cinsel temas sayısı arttıkça bulaşma riski artmaktadır. Korunmasız cinsel ilişkiden kaçınarak ya da enfekte olmayan eşle monogamik bir ilişki sürdürerek HIV enfeksiyonunun bulaşması önlenebilmektedir" ifadelerini kullandı.
Virüsü taşıyan kişilerden alınmış kan ve kan ürünleri ile de hastalığın bulaşabildiğini, Türkiye’de 1987 yılından beri tüm kan ve kan ürünlerine ELISA yöntemi ile antikor saptandıktan sonra hastaya verildiğini belirten Dr. Ferzan Göncü, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hastalığın pencere döneminin olması, acil durumlarda test yapılmadan kan ve kan ürünlerinin kullanılabilmesi nedenleri ile oranı çok azda olsa bu yolla geçiş bildirilmektedir. Damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, kullanılıyorsa ortak enjektör kullanımı risklerinin anlatılması bu grup hastalarda HIV bulaş riskini azaltmaktadır."
HIV/AIDS virüsünü taşıyan annenin gebelik süresinde, doğum sırasında ve doğum sonrası dönemde ya da emzirmekle taşıdığı virüsün bebeğe geçebileceğini kaydeden Göncü, bu oranın yüzde 20-30 olduğunu belirterek, "Gebe annenin tedavisi ile bu oran yüzde 7’ye düşmektedir. Sütle geçme oranı fazla olmamakla birlikte, HIV pozitif annelere emzirme önerilmez. Gebe kalmayı düşünen kadınlar, yıllar önce bile olsa HIV kapma açısından en küçük bir şüpheleri varsa, gebe kalmadan önce kan tahlili yaptırmaları uygundur"
dedi.








