GÜNDEM - 04 Mart 2026 Çarşamba 11:08

Boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü, 7 yaşındaki çocuğun velayeti, raporlara rağmen babaya verildi

A
A
A
Boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü, 7 yaşındaki çocuğun velayeti, raporlara rağmen babaya verildi

Diyarbakır’da bir kadın, boşanma aşamasında olduğu eşine karşı yürütülen velayet davasında mahkemenin bilirkişi raporlarına rağmen 7 yaşındaki E.K.’nin geçici velayetini babaya verdiğini belirterek, sürecin uzamasına tepki gösterdi.


Diyarbakır’da Ö.K (29) ile eşi arasında devam eden boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü. Dosya kapsamında 3 ayrı bilirkişi raporu temin edildi. Dosyaya sunulan 3 ayrı bilirkişi raporunun tamamında 7 yaşındaki E.K.’nin velayetinin anneye verilmesinin çocuğun üstün yararına uygun olacağı belirtilirken, annenin çocuğun bakım, eğitim ve gelişim ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha yeterli olduğu ifade edildi. Altıncı ve yedinci celselerde dava ertelendi. Son celsede ise mahkeme çocuğun geçici velayetini babaya verdi.


Ö.K., çocuğun halen halası tarafından bakıldığını iddia etti. Ö.K., "Depremden önce kızım çölyak hastasıydı. Ben tek başıma kızımı hastanelere götürdüm. Tanılarını falan hep tek başıma mücadele ederek yaptırdım. Sonra biyopsi yaptıktan sonra çölyak tanısı koyuldu. Bu süreçte hiçbir şekilde kimse yanımızda yoktu. Her aşamada ben tek başıma bir kadın olarak bunu yürüttüm. Kızıma biyopsi yapıldıktan sonra, çölyak raporunu aldıktan sonra glutensiz diyet uygulamam gerekiyordu. Kimse maddi olarak destek sunmadı. Her seferinde kendi ailemden para istiyordum. Çölyak ürünleri çok pahalı, glutensiz ürünler çok pahalı. Ona rağmen hiçbir şeyini eksik etmemeye çalışıyordum. Alıyordum ve çok şükür değerlerini biraz düşürdüm. Kızımın durumu biraz iyiye gitti ve gelişimi düzeldi" dedi.



6 Şubat depremlerinde kızıyla tek kaldığını ve kendi ailesine sığındığını anlatan Ö.K., şu ifadeleri kullandı:


’’Deprem gördük. Biz kızımla birlikte depremde yalnız evdeydik. Babayı aradım, sabah saat 5-6 gibi babaya hiçbir şekilde ulaşamadım. Cebimde sadece 5 lira vardı ve ben sokakta kalmıştım. Baba hiçbir şekilde bize maddi destek göndermedi. Bu olanlar birikti ve ben artık boşanma kararını verdim. Depremden bu yana ben boşanma davasını açtım. Kızımın okul düzeni de sağlığı da bir tık da olsa iyiydi. 3 tane uzman raporu anneden yana rapor çıkarmasına rağmen son duruşmada kızımın velayeti babaya verildi. Baba kendisi dile getiriyor, ben inşaatta çalışıyorum, şehir dışında kalıyorum, kızım halasında kalacak, halası bakacak diyor. Bir kadın olarak ne yapacağımı bilmiyorum ve sesimi bir şekilde duyurmak istiyorum. Tek istediğim şey kızımın sağlıklı ve huzurlu bir ortamda büyümesi, ne sağlığından ne eğitimden mahrum kalmaması. Kızım sağlıklı bir ortamda, huzurlu bir ortamda büyüsün istiyorum. Ne okulundan ne de sağlığından mahrum kalsın istemiyorum. Ben adaletin yerini bulmasını istiyorum.’’



Dava 3 yıldır sürüyor


Ö.K.’nın avukatı Elif Göçtürk ise davanın yaklaşık 3 yıldır sürdüğünü ve son 1 yıldır yapılan üç celsede de dosyanın tekemmül etmesine rağmen, dosyada herhangi bir eksiklik bulunmamasına rağmen duruşmaların sürekli ertelendiğini söyledi. Göçtürk, "Müvekkilimin anayasada güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkını açık bir şekilde ihlal etmektedir. Öte yandan dosya kapsamında geçici velayete ilişkin 3 ayrı inceleme raporu ve uzmanlık raporu alındı. Bu raporlarda çocuğun üstün yararı gereği velayetin müvekkilime verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bunlar pedagojik ve bilimsel açıklamalara, yani gerekçelere dayanarak belirtilmiştir. Zaten yargılamanın da her safhasında davalı baba çocuğa fiilen bakamayacağını, sürekli şehir dışında çalıştığını belirtmektedir. Ancak buna rağmen velayet davalı babaya verildi. Bu durum çocuğun sürekli üçüncü kişilerle yaşamak zorunda kaldığını, riskli bir sosyal çevrede yaşamak zorunda bırakıldığını göstermektedir. Bu da ileride çocuğun kişisel yaşamını ve kişisel gelişimini ciddi bir şekilde etkilemektedir. Son olarak şunu belirtmek istiyorum, velayet sadece çocuğun bakma yetkisinin davanın taraflarına verilmesi değildir. Velayet aynı zamanda çocuğun eğitim hayatının sürdürülmesi, çocuğun kişisel gelişiminin sağlıklı bir biçimde sürdürülmesi ve çocuğun güvenliğinin temin edilmesini kapsamaktadır’’ şeklinde konuştu.


İlk 6 duruşmanın tanık dinletilmesi ya da eksik hususlar, bilirkişi raporları ve inceleme raporları gibi nedenlerle ertelendiğini aktaran Göçtürk, şu ifadeleri kullandı:


’’Ancak son 3 duruşmada herhangi bir gerekçe gösterilmeden duruşmaların ertelendiğini görüyoruz. İlk duruşmadan beridir biz şunu belirtiyoruz; çocuğun velayetinin anneye verilmesi gerekiyor. Nitekim dosyaya giren inceleme raporları ve uzmanlık raporları da davacı müvekkilimin, çocuğun üstün yararı gereği velayetinin annede kalması gerektiğini belirtmiştir. Ancak bunların dikkate alınmadığını görüyoruz maalesef."



Boşanma ve velayet davası 3 yıl sürdü, 7 yaşındaki çocuğun velayeti, raporlara rağmen babaya verildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Başkan Acar: "Aliağa’mızın en iyisini isteme hakkı vardır çünkü üreten bir şehirdir" Aliağa Belediyesi mart ayı meclis toplantısında konuşan Belediye Başkanı Serkan Acar, ilçenin tam teşekküllü bir hastaneye ihtiyacı olduğunu ifade ederek, "Çaltılıdere’deki hastanenin bir an önce faaliyete geçmesi için elimizden gelen mücadeyi vereceğiz. Sağlık hizmetleri hepimizin konusu, belediye olarak bizim de asli konumuz ve asli mücadelemizdir" dedi. Meclis toplantısı Belediye Başkanı Serkan Acar başkanlığında gerçekleştirildi. Başkan Acar, tüm vatandaşların sağlık, huzur, birlik ve beraberlik içerisinde bir Ramazan geçirmesi temennisinde bulundu. Toplantıda, Değirmendere Spor Tesisi’nin adının ‘Yavuz Güral Değirmendere Spor Tesisi’ olması, Çıtak Mahallesi’nde Aliağa Belediyesi tarafından projelendirilen ve yapımına başlanacak olan spor tesisinin adının ‘Çıtak Memduh Aydın Spor Tesisi’ olması ve Avcı Ramadan Çocuk Oyun ve Rekreasyon Alanında bulunan basketbol sahalarına da "Julide Oytun Sonat Spor Parkı" isminin verilmesi kararlaştırıldı. Gündemdeki maddelerin oylanmasının ardından meclise hitap eden Başkan Acar, sağlık hizmetleri ilgili açıklamada bulundu. Başkan Serkan Acar, "Aliağa’mızın en iyisini isteme hakkı vardır çünkü üreten bir şehirdir. Sağlık anlamında da en iyisine layıktır. Aliağa’mızda tam teşekküllü bir hastanenin yapılması gerekmektedir. Hepimiz aynı mücadelenin içindeyiz. Mevcut hastanemize de haksızlık etmemek lazım. Hem yönetim hem de sağlık çalışanları özveriyle çalışıyorlar. Eksiklikleri de tamamlama çalışması içindeler. En kısa sürede tamamlayacaklardır. Çaltılıdere’deki hastanenin bir an önce faaliyete geçmesi için elimizden geldiğince mücadelemizi vereceğiz. Sağlık hizmetleri hepimizin konusu, belediye olarak bizim de asli konumuz ve asli mücadelemizdir" ifadelerini kullandı.
Samsun "Bebeklerde işitme kaybının geç fark edilmesi dil gelişimini olumsuz etkiliyor" Bebeklerde işitme kaybının zamanında teşhis edilmesinin, erken müdahale açısından önemli olduğuna dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Yunus Karadavut, "İşitme kaybının tanısı geç konduğunda bebek ve çocukların optimal gelişimi ve kişisel başarıları olumsuz etkilenmektedir. Çünkü dil ve iletişim becerileri çocuğun normal gelişimi için önemli rol oynamaktadır. Bu becerilerin kazanımındaki gecikme okuma-yazmayı, akademik başarıyı ve kişisel-sosyal gelişimi etkilemektedir" dedi. Liv Hospital Samsun Kulak, Burun, Boğaz Hastalıkları Kliniği’nden Opr. Dr. Yunus Karadavut, 3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü dolayısıyla bilgilendirmelerde bulunarak bebeklerde işitme kaybının geç fark edilmesinin dil gelişimini olumsuz etkilediğini söyledi. "Kişisel başarılar olumsuz etkilenebilir" İşitme kaybının belirlenmesinin, erken müdahale hizmetlerinin sağlanması açısından önemli olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Karadavut, "İşitme kaybının tanısı geç konduğunda bebek ve çocukların optimal gelişimi ve kişisel başarıları olumsuz etkilenmektedir. Çünkü dil ve iletişim becerileri, çocuğun normal gelişimi için önemli rol oynamaktadır. Bu becerilerin kazanımındaki gecikme okuma-yazmayı, akademik başarıyı ve kişisel-sosyal gelişimi etkilemektedir. Bu nedenle hem Türkiye’de hem de dünyada yeni doğan, çocukluk ve okul dönemlerindeki çocuklarda işitme taramalarına önem verilmektedir" diye konuştu. "Okul çağındaki çocuklar risk altında" Okul çağı çocuklarının risk altında olduğunu da sözlerine ekleyen Opr. Dr. Karadavut, "Alerjiler, üst solunum yolu enfeksiyonları, geniz eti ve bademcik enfeksiyonları ve buna bağlı orta kulakta sıvı birikmesi durumu, dış ve orta kulak enfeksiyonları, buşon (kulak kiri), travma, kulak içine yabancı cisim kaçması gibi durumlar ve genetik hastalıklar işitme kaybına neden olabilir. İşitme eğitim ve iletişim için en önemli bileşendir. Okul döneminde daha da önemli hale gelmektedir. Kalıcı işitme kaybı yaygınlığının okul çağındaki çocuklarda binde 9’a yükseldiği bildirilmektedir. Bir ya da iki kulakta kalıcı ya da geçici işitme kaybı, okul-yaşı çocuklarının yüzde 14’ten fazlasını etkilemektedir. Tek taraflı işitme kayıplarında bile sınıf tekrar oranı yüzde 37 olarak bildirilmektedir. İşitme kaybı dikkat, öğrenme ve sosyal işlevlerdeki sıkıntıları artırmaktadır. Çocuklardaki işitme kaybı yaygınlığı eğer gerekli tıbbi ve eğitim desteği sağlanamazsa, okul başarısını olumsuz etkileyerek bireylerde önemli sosyal ve ülke açısından ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Sonuç olarak okul çağı çocuklarında işitme kaybı ihmal edilmemeli ve en yakın uzman hekime başvurulmalıdır" şeklinde konuştu.