- 09 Mayıs 2022 Pazartesi 18:16

Balkanlarla ilgili yeni dijital arşiv araştırmacıların hizmetine sunulacak

A
A
A
Balkanlarla ilgili yeni dijital arşiv araştırmacıların hizmetine sunulacak

Türkiye’de Balkan araştırmaları konusunda ilk ve tek enstitü olma özelliğini taşıyan Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü, araştırmacılara Balkanlar’daki Osmanlı mimarisi ile buluşma fırsatı sunmaya hazırlanıyor.

Türkiye’de Balkan araştırmaları konusunda ilk ve tek enstitü olma özelliğini taşıyan Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü, araştırmacılara Balkanlar’daki Osmanlı mimarisi ile buluşma fırsatı sunmaya hazırlanıyor.


Balkan Araştırma Enstitüsü bünyesinde hayata geçirilecek dijital arşivin, Balkanlar’daki Türk varlığı ile ilgili büyük bir boşluğu doldurması ve Balkan araştırmacılarına zengin bir arşiv malzemesi sunması bekleniyor. Arşivden Balkanlarla ilgili dil, tarih, kültür, coğrafya, edebiyat, sanat ve daha pek çok konuda çalışan tüm araştırmacılar yararlanabilecek.


Trakya Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu Salonu’nda gerçekleşen ziyarete, Balkan Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. İbrahim Kelağa Ahmet, Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Ali Hüseyinoğlu, Rodos, İstanköy ve Oniki Ada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Panelist Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, dernek üyesi Mehmet Tokmakoğlu ile diğer panelistler Doç. Dr. Nilüfer Erdem ve Dr. Neval Konuk Halaçoğlu katıldı.


Ziyaret esnasında Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu ile Marmara Üniversitesinde görevli Sanat Tarihçisi Dr. Neval Konuk Halaçoğlu arasında, Trakya Üniversitesine Balkanlar’daki Osmanlı mimarisine ilişkin geniş bir fotoğraf arşivi kazandıracak protokolün imza töreni gerçekleşti.


Törende konuşan Dr. Neval Konuk Halaçoğlu, çalışmasının 22 yıl gibi uzun uğraşlar ve emekler sonucu ortaya çıktığını belirterek, bu değerli çalışmayı Balkanlar konusunda Türkiye’nin en önde gelen eğitim ve araştırma kurumu olan Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü ile paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğunu kaydetti. Balkanlar’da ve bilhassa Bulgaristan ve Yunanistan’daki Türk varlığı konusunda her alandan araştırmacının istifade edebileceği bir arşiv sunacakları bilgisini paylaşan Dr. Neval Konuk Halaçoğlu, “Arşivde, Yunanistan ve Bulgaristan ağırlıklı olmak üzere bugün varlığını sürdüren Osmanlı mimari eserleri ile şehir görüntüleri ve günümüzde ayakta olmayan ancak yerleri tespit edilen yapılar yer alıyor. Araştırmalarım sırasında ulaşacağım yeni fotoğraflarla zenginleşmeye devam edecek arşivde, ilk etapta 400 bin fotoğraf yer alacak. Yıl sonuna kadar bu sayıyı 1 milyona taşımayı hedefliyoruz. Fotoğraf ve kartpostalları içeren arşivin, her alandan araştırmacıya önemli bir katkı sunmasını ve beklentilerini karşılamasını bekliyoruz. Bu anlamda kültürel mirasımızın sergilenmesi, tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda önemli katkılar sunan, bu işe sahip çıkan Trakya Üniversitesine teşekkür ediyorum. Trakya Üniversitesi, Türkiye’nin en önemli arşivlerinden birine sahip olacak” dedi.


Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu da Balkan Araştırma Enstitüsü’nün, Trakya Üniversitesi’nin Balkanlar alanında öncü ve en gözde birimlerinden biri olduğunu ifade ederek “Trakya Üniversitesi Balkanlar’a hizmet etmeyi kendine misyon edinmiş bir üniversite. Balkan Üniversiteler Birliği’nin de (BUA) Daimi Yönetim Kurulu Üyeliği ve Kalıcı Genel Sekreterliği görevini yürütüyor. 5200 uluslararası öğrencisinin 4 bin 500’ü Balkanlı öğrencilerden oluşan, Türkiye’de en çok Balkanlı öğrencinin öğrenim gördüğü eğitim kurumu. Balkanlar için ne yapabiliriz diye sürekli düşünen ve çalışmalarını bu anlayış ile gerçekleştiren bir üniversiteyiz. Balkan coğrafyasını sürekli gezerek oradaki üniversiteler, üst düzey devlet kurumları ve ricaliyle bir araya geliyoruz. Bu doğrultuda Trakya Üniversitesi, Balkanlar’da emeği ve çalışmalarıyla uluslararası saygınlığı olan, değer gören bir üniversite. Balkanlarla olan ilişkilerin geliştirilmesinde bir bölge üniversitesi olarak hareket etmeyi vazife biliyoruz” dedi.


Birbirinden değerli konukları ve katılımcıları aynı amaç doğrultusunda Trakya Üniversitesinde görmekten büyük bir memnuniyet duyduğunu da ifade eden Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Dr. Neval Konuk Halaçoğlu’na çalışmalarının övgüye değer olduğunu belirterek teşekkür etti.


Söz konusu arşivin, Trakya Üniversitesi ve Balkan Araştırma Enstitüsüne büyük değer katacağına inandığını söyleyen Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, dijital arşiv hizmetlerinde de söz sahibi bir üniversite olma yolunda kararlılıkla ilerlediklerini söyledi. Panele konuşmacı olarak katılan konuklara da teşekkür eden Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, güzel bir panel olması dileğinde bulunarak konuşmasını sonlandırdı.


Balkan Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. İbrahim Kelağa Ahmet de arşivin çok kısa bir süre içerisinde araştırmacılarla buluşacağını belirterek, bilim dünyasına hayırlı olması dileğinde bulundu.


Rodos, İstanköy ve Oniki Ada Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı ise derneğin çalışmaları hakkında bilgiler vererek dernek yayınlarından çıkan, editörlüğünü ve yazarlığını yaptığı kitapları Rektör Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’na takdim etti.


Ziyaret, günün anısına karşılıklı hediye takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muş Muş Ovası’nda yağış sonrası menderesler güzel manzaralar sundu Muş Ovası’nda etkili olan yağışların ardından su seviyesi yükselen menderesler, doğada eşsiz görüntüler oluştururken koyun ve mandaların su kenarında otlanması görsel şölen sundu. Muş’ta son günlerde etkili olan yağışlar, Muş Ovası’nda doğayı adeta yeniden canlandırdı. Yağışların ardından su seviyesi yükselen menderesler, kıvrılarak uzanan yapısıyla dikkat çekerken ortaya güzel manzaralar çıktı. Ovada oluşan su birikintileri ve dolup taşan menderesler, bölgeye ayrı bir güzellik kattı. Muş Ovası, yağış sonrası sunduğu bu eşsiz görüntülerle göz kamaştırdı. Hayvanlarını merada otlatan Mesut Güler, Muş Ovası’nda mendereslerin kıvrım kıvrım aktığını söyleyerek, "Ben Muş’un Karağaç beldesinde çobanlık yapıyorum. Bu yıl çok fazla kar ve yağmur yağdı. Her yerde su birikintileri oluştu. Muş Ovası’nda menderesler kıvrım kıvrım akıyor. İnsanlar gelip bu menderesleri izliyor. Gerçekten çok güzel görüntüler ortaya çıkıyor" dedi. Merada hayvan otlatan amcası Mesut Gülen’e çay getiren Cennet Gülen ise "Bizim buralar çok güzel, menderesler çok güzel. Bugün hava da çok güzel. Her gün yağan yağmur Allah’ın bereketi. Menderesler kıvrıla kıvrıla akıyor, gidip geri geliyor. Aslında anlatmaya gerek yok; gözlerinizle görüyorsunuz. Biz de görüyor, şahit oluyor ve mutlu oluyoruz. Allah’ın bereketine ve yağan her yağmura şükürler olsun" ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.