EKONOMİ
Bakan Bolat, Bursa’da iş adamlarıyla bir araya geldi 28 Nisan 2026 Salı - 23:02:10 Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Nisan ayı meclis toplantısında iş adamlarıyla bir araya geldi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Nisan ayı meclis toplantısı BTSO Ana Hizmet Binası’nda Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, meclis üyeleri, sanayici ve iş adamlarının katılımıyla gerçekleşti. Bursa’nın ekonomisine yön veren sanayicilere ve iş adamlarına seslenen Bolat, "Bursa, üretim gücüyle Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biridir. Tarım, turizm, ticaret, teknoloji ve sanayiyi bir arada barındıran nadir şehirlerimizden biridir. Bu yönüyle ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır" dedi. Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çeken Bolat, "Ülkemiz, bulunduğu coğrafyada güvenilir bir liman, üretim ve lojistik merkezi olarak öne çıkmaktadır. Özellikle küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar Türkiye’nin önemini daha da artırmıştır. Küresel zorluklara rağmen Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor. Önümüzdeki dönemde jeopolitik risklerin azalmasıyla birlikte daha güçlü bir büyüme süreci yaşayacağımıza inanıyoruz. Enflasyonla mücadelede önemli mesafe kat edildi. Enflasyon oranını yüzde 80’lerin üzerinden yüzde 30 bandına indirmeyi başardık. Ancak finansmana erişim ve maliyetler konusunda çalışmalarımız devam ediyor" diye konuştu. İhracatçılara yönelik desteklerin sürdüğünü ifade eden Bolat, "Amacımız üretimi, istihdamı ve ihracatı daha da güçlendirmektir. Bursa’nın ihracatı geçen yıl yaklaşık yüzde 10 artarak 20 milyar dolara ulaştı. Bu yıl da artış eğiliminin devam ettiğini görüyoruz" şeklinde konuştu. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay ise, "Türkiye’nin sahadaki caydırıcı askeri varlığı ve siyasi iradesiyle, bu zorlu coğrafyada oyun kurucu bir güç olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yükselen bu kararlı duruş, Türkiye’yi bölgesel bir aktör olmaktan çıkarıp küresel sistemin merkezine yerleştirmiştir. Bu stratejik çerçevede, Ticaret Bakanlığımızın liderliğinizde yürüttüğü çalışmalar; sahadaki siyasi ve askeri kazanımlarımızı kalıcı bir ekonomik yapıya kavuşturmak adına çok önemli bir temel teşkil etmektedir. Özellikle Irak ile hayata geçirilen Kalkınma Yolu Projesi, Ukrayna’nın yeniden inşa sürecinde Türk müteahhitlik sektörüne açılan kapılar ve komşularımızla artan ticaret hacmi, bu vizyonun sahadaki en somut yansımalarıdır. Zorlu küresel tabloya rağmen sergilediğimiz direnç ve performans hepimiz için büyük bir övünç kaynağıdır. Geçtiğimiz yıl ekonomimiz yüzde 3,6 oranında büyüme yakalarken; mal ve hizmet ihracatında ise 396 milyar dolarlık rekor performans yakaladık. Bursa iş dünyası olarak bizler de bu tarihi yükselişin en güçlü parçalarından biriyiz" dedi. Burkay, "20 milyar doların üzerindeki ihracatımız ve 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmimizle, ülkemizin küresel rekabet gücünün sürükleyici gücü konumundayız. Ürettiğimiz mal ve hizmeti dünyanın 200’den fazla ülkesine ve gümrük bölgesine taşırken, 120’den fazla ülkeyi ardımızda bırakan bir ihracat performansına sahibiz. Üstelik bunu; yüksek enflasyon, finansmana erişim zorlukları ve küresel ticarette artan korumacılığa rağmen başardık. Rekor ihracat rakamlarımızın arkasında firmalarımızın azmi kadar, Ticaret Bakanlığı’nın da sağladığı desteklerin de büyük payı var. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak, ’kendine inan, ülkene güven’ anlayışıyla üretim ve ihracat ekosistemimizi dünya pazarlarına açıyoruz" diye konuştu.
28 Nisan 2026 Salı - 20:51 Zafer Kalkınma Ajansının yönetim kurulu toplantısı Uşak’ta yapıldı Zafer Kalkınma Ajansı’nın yönetim kurulu toplantısı Uşak’ta gerçekleştirildi. Zafer Kalkınma Ajansı’nın yönetim Kurulu Toplantısı Kütahya Valisi ve Zafer Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Musa Işın başkanlığında Uşak’ta gerçekleştirildi. Toplantıya, Kütahya Valisi ve Zafer Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Musa Işın, Afyonkarahisar Valisi Naci Aktaş, Uşak Valisi Serdar Kartal, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, Uşak Belediye Başkan Vekili Hatice Terekeci Özkan, Kütahya İl Genel Meclisi Başkanı Muammer Özcura, Uşak İl Genel Meclisi Başkanı Aynur Yurtsever, Afyonkarahisar İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Siper, Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hüsnü Serteser, Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Selim Kandemir ve Zafer Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Kutlu Eser katıldı. Açılış konuşmasını gerçekleştiren Yönetim Kurulu Başkanı Musa Işın; "Cam ve Plastik Geri Dönüşüm Araştırma Sonuçları, bölgemizin yeşil dönüşüm vizyonu için kritik bir çalışmadır. Atıkları bir çöp değil sanayimiz için değerli bir ham madde ve enerji kaynağı olarak görmeliyiz. Bu araştırma, döngüsel ekonomi modeline geçişte tesislerimizin kapasite artışından yerel yönetimlerimizin stratejilerine kadar farklı alanlarda çeşitli öneriler sunacaktır." dedi. KOBİ’lere faizsiz kredi desteğiyle yeşil dönüşümü hızlandırmayı hedeflediklerini dile getiren Işın; "En stratejik adımlarımızdan biri olarak, 25 Mart’ta ilan ettiğimiz 315 Milyon TL bütçeli SoGreen Projesi ile imalat ve turizm sektöründeki KOBİ’lerimize can suyu olacak büyük bir finansman desteği başlattık. 7,5 Milyon TL üst limitli ve faizsiz bu kredi desteği, bölgemizin yeşil dönüşümüne ivme kazandıracaktır. Sosyal kapsayıcılığı merkeze alan bu programla mayıs ayındaki başvuru süreci sonrasında yatırımların hızla hayata geçmesini bekliyoruz." dedi. Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı devam etti.
28 Nisan 2026 Salı - 19:44 Başkan Gülsoy: "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar ülkemizi ve her bir sanayicimizi etkiliyor" Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Nisan Ayı Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında, "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar ülkemizi ve her bir sanayicimizi etkiliyor" dedi. KTO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantıya, KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yönetim kurulu üyeleri ve oda üyeleri katıldı. Küresel ekonominin çağın en büyük sınavlarından birini verdiğini söyleyen Başkan Gülsoy, "İçinde bulunduğumuz dönemde küresel ekonomi, belki de modern çağın en çetin sınavlarından birini veriyor. Artık öyle bir noktadayız ki; bir iş insanı olarak sabah uyandığınızda sadece döviz kurlarına, enflasyon verilerine veya merkez bankalarının faiz kararlarına bakmanız ne yazık ki yetmiyor. Bugün artık haritayı önümüze açıp, jeopolitik dengeleri de titizlikle analiz etmek ve dünyadaki güç savaşlarını yakından izlemek zorundayız. Özellikle Orta Doğu’da aylardır süren ve hepimizi kaygılandıran gerginlik, bizlere bir gerçeği çok sert ve çıplak bir şekilde hatırlattı: Huzurun olmadığı yerde, hesap da tutmuyor. Küresel ölçekte yaşanan bu tür gelişmeler, ekonomideki belirsizliği maalesef daha da derinleştiriyor. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim ki; bugün dünya ekonomisinin önündeki en büyük engel ’belirsizliktir.’ Küresel ölçekte karar alıcılar dahi ertesi gün neyle karşılaşacaklarını öngörmekte zorlanıyor. Bu öngörülemezlik durumu sadece siyaseti değil, sermaye hareketlerinden tedarik zincirlerine kadar tüm piyasaları doğrudan ve derinden etkiliyor. Ortadoğu’da yaşanan sıcak gelişmeler ve devam eden ateşkes süreçleri, piyasalar tarafından son derece temkinli bir şekilde takip ediliyor. Özellikle petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar; enflasyon rakamları ve üretim maliyetlerimiz üzerinde en belirleyici unsur olmaya devam ediyor. Petrolün 100 dolar seviyesinin üzerine çıkması, tüm maliyet zincirimizi kırarak enflasyonu tetiklerken; bu seviyenin altında kalması küresel ekonomiye bir nebze olsun nefes aldıracaktır. Ancak mesele sadece matematiksel bir veri meselesi değildir. Rakamların bu denli savrulmasının ardında yatan asıl neden; küresel sistemin koruyucusu olduğunu iddia eden ABD gibi güçlerin, uluslararası kural ve kaideleri hiçe sayan keyfi tavırlarıdır. Bu tavırlar, maalesef uluslararası ticaretin güven zeminini yerle bir etmiştir. Artık karşımızda hukukun üstünlüğüyle işleyen bir piyasa değil; ’güçlü olanın kuralı o an yazdığı’, jeopolitik çıkarlar uğruna küresel refahın feda edildiği kaotik bir düzen vardır. Öte yandan, çoğumuz enerji krizini sadece ’akaryakıt zammı’ ya da ’ısınma maliyeti’ olarak görüyoruz. Oysa bu kriz, kullandığımız yapay zekayı ve içinde bulunduğumuz dijital dünyayı da doğrudan vuruyor. Bugün devasa veri merkezleri o kadar yüksek enerji tüketiyor ki, enerji fiyatlarındaki her artış dijital işlem maliyetlerimizi de sessizce yukarı çekiyor. Yani kriz sadece fabrikamızdaki çarkları değil, cebimizdeki telefonun işlem gücünü dahi derinden etkiliyor. Bölgesel gerginlikler; mutfağımızdaki enerji maliyetinden, finansal varlıklarımıza kadar hayatın her alanına sirayet etmiş durumdadır" dedi. Başkan Gülsoy, savaşların bitmediğini sadece duraksadığını söyleyerek, "Peki, bu devasa küresel dalgalanma Türkiye’ye nasıl yansıyor? Bugün yaşananlar bize şunu açıkça gösteriyor: Savaşlar bitmiş değil, sadece duraksamış durumda. Enflasyon ise henüz tamamen kontrol altına alınmış değil; şu an yaşadığımız sadece geçici bir dengelenme sürecidir. Bu nedenle hem küresel hem de ulusal ölçekte gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmeli, her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmalıyız. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak, küresel petrol ve gaz fiyatlarındaki her kuruşluk artış; dış ticaret dengemizi ve enflasyonla mücadelemizi doğrudan zorlaştırıyor. Ancak Türkiye, bu süreci sadece kenardan izleyen değil, aktif şekilde ’yöneten’ bir aktör olmak zorundadır. Sahip olduğumuz esneklik ve stratejik avantajlara odaklanmalıyız. Türkiye ekonomisi tam 22 çeyrektir aralıksız büyüyor; kuşkusuz bu önemli bir başarıdır. Ancak 2026 yılında bu ivmeyi sürdürmek çok daha büyük bir çaba gerektiriyor. Bölgedeki savaş ve gerginlikler, büyüme yolumuzu ciddi anlamda ’engebeli’ hale getirmiştir. Bu yılki büyümenin kalıcılığı; tamamen krizlerin süresine ve bizim dış şoklara vereceğimiz tepkiye bağlıdır. Bu fırtınayı hasarsız atlatmanın tek yolu; gerçekçi bir ekonomi yönetimidir. Küresel türbülansın etkilerini asgariye indirmek için; sıkı para politikasının kararlılıkla sürdürülmesi ve mali disiplinden asla taviz verilmemesi, dış dünyaya karşı güvenilirliğimizin en büyük teminatıdır. Riskler büyük olsa da elimizde çok güçlü enstrümanlar var. Dünya enerji yolları krizlerle boğuşurken Türkiye; boru hatları ve lojistik altyapısıyla ’güvenli liman’ ve ’enerji merkezi’ olma vizyonunu her zamankinden daha güçlü bir şekilde ortaya koymalıdır. Aynı şekilde savunma sanayiimiz de artık sadece bir güvenlik meselesi değil; yüksek teknoloji üreten ve ihraç eden devasa bir ekonomik güce dönüşmüştür. Bu sektör, Türkiye’ye küresel masada çok stratejik bir ’diplomatik kaldıraç’ ve ciddi bir döviz girdisi sağlamaktadır. Bununla birlikte, Uzak Doğu’dan gelen lojistik hatlarının riskli hale gelmesi, Avrupalı dev markalar için ülkemizi vazgeçilmez bir merkez kılmaktadır. Lojistikte yaşanan aksamalar, birçok sektörde Türkiye’yi Avrupa’nın en büyük ve en hızlı üretim alternatifi haline getirebilir. Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Enerji fiyatlarındaki artışın sadece ulaşım ve ısınma maliyetlerimizi etkilediğini düşünmek büyük bir yanılgı olur. Bu kriz aslında dijital dünyayı ve geleceği de derinden sarsıyor. Bugün devasa veri merkezlerinin yıllık enerji tüketimi, bazı orta ölçekli ülkelerin toplam tüketimini aşmış durumdadır. Bu yüzden enerji güvenliği, aynı zamanda dijital güvenliğimiz ve teknolojik geleceğimiz demektir" ifadelerini kullandı. Ekonomideki dalgalanmaların hem Türkiye’yi hem de her iş insanını doğrudan etkilediğini söyleyen Ömer Gülsoy, "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar, kuşkusuz ülkemizi ve her bir sanayicimizi doğrudan etkiliyor. Ancak bu noktada bir gerçeğin altını özellikle çizmek istiyorum: Bizim sanayicimiz, bu zorlu süreçte gerçekten büyük bir direnç ve feraset gösteriyor. Küresel ticaretin zayıfladığı, belirsizliklerin her geçen gün derinleştiği böylesine bir fırtınalı ortamda; çarkları döndüren her tesis, yapılan her üretim ve gerçekleştirilen her kuruşluk ihracat, ülkemiz ekonomisinin en büyük, en sağlam kalesidir. İş dünyamızın temsilcileri olan sizler, sadece ticaret yapmıyor; aynı zamanda bu ülkenin ekonomik bağımsızlığı için birer nefer gibi sahada mücadele ediyorsunuz. Bu zorlu süreçte reel sektörü, yani üreten elleri destekleyecek her adım, hayata geçirilecek her kolaylaştırıcı düzenleme hayati derecede kıymetlidir. Bizler de Odamız olarak, bu mücadelenizde her zaman yanınızda olmaya, sesinizi gür bir şekilde duyurmaya ve üretimin önündeki engelleri kaldırmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Tam da bu noktada; geçtiğimiz Cuma günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" ve beraberinde gelen yeni vergi düzenlemeleri, iş dünyamızda çok güçlü bir yankı uyandırmış, adeta yeni bir şahlanış döneminin müjdecisi olmuştur. Bildiğiniz üzere biz iş dünyası temsilcilerinin en büyük arzusu; öngörülebilir bir ekonomi, üretim üzerindeki yüklerin hafifletilmesi ve küresel rekabette elimizi güçlendirecek teşviklerdir. Cumhurbaşkanımızın açıkladığı bu program; imalatçımızdan ihracatçımıza, teknoloji odaklı girişimlerimizden dev sanayi tesislerimize kadar hepimizi kapsayan, üretim odaklı bir vizyonu ortaya koymaktadır. Bu tarihi adımı esasen üç temel boyutta değerlendirmek gerekiyor. Birincisi, doğrudan yatırım çekmek için atılan radikal adımlardır. İstanbul Finans Merkezi’ni odak noktasına alan bu düzenlemeyle; küresel şirketler bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye getirip İstanbul Finans Merkezi’nde açarlarsa, yurt dışı kazançlarında 20 yıl boyunca tam vergi muafiyeti sağlayabilecekler. Ayrıca "Tek Durak" sistemiyle bürokrasinin tek merkezde toplanması, yabancı yatırımcı için en büyük engel olan zaman kaybını ortadan kaldıracaktır. İkincisi, üretim ve ihracatçımıza kazandırılacak güçlü ivmedir. Yeni düzenlemeyle imalatçı-ihracatçılarımız için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, sadece imalatçılarımız için ise yüzde 14’e indirilmesi öngörülmektedir. Bu durum, kendi üretimini ihraç eden firmalarımız için muazzam bir destek anlamına gelmektedir. Hizmet ihracatında ise mimarlık, mühendislik ve yazılım gibi alanlarda vergi indirimi yüzde 100’e çıkarılmaktadır. Üçüncüsü ise terse göçü ve fon girişini teşvik eden vizyondur. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın birikimlerini ve tecrübelerini ülkemize getirmesi için sağlanan 20 yıllık vergi muafiyeti, sermaye girişine büyük bir dinamizm katacaktır" dedi. Açıklanan reform paketinin ekonomik dayanıklılığını arttıracağını söyleyen Gülsoy, sözlerine şu şekilde devam etti: "Tabii bir noktayı da gerçekçi bir şekilde meclisimizde dile getirmeliyiz. Bugün küresel konjonktür nedeniyle kârlılığı düşük olan, maliyetine yakın fiyatlarla dünyaya mal satan ihracatçılarımız var. Bu firmalarımız için vergi indirimlerinin beklenen yüksek faydayı sağlayabilmesi adına; bu desteklerin mutlaka sanayi reformu ve işletme sermayesinin korunması gibi yapısal adımlarla perçinlenmesi gerektiğine inanıyoruz. İş dünyası temsilcileri olarak bizlerin en çok ihtiyaç duyduğu bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi yönündeki bu güçlü irade, Kayseri gibi üretim iştahı yüksek şehirler için yeni bir yatırım iklimi demektir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde açıklanan bu reform paketi; sanayicimizin önünü açacak, sürdürülebilir büyüme hedefimizi güçlendirecek ve ekonomimizin dayanıklılığını artıracaktır. Ülkemizi yatırımın merkezi yapma hedefiyle açıklanan bu paketin, Kayseri’mizin bereketli topraklarında yeni yatırımlara ve yeni istihdam kapılarına vesile olmasını temenni ediyorum. İş dünyası olarak el ele vererek, bu destekleri üretime ve ihracata dönüştürme vaktidir. Bu vesileyle; her zaman sanayicimizin, tüccarımızın ve üretenin yanında durarak bizlere bu vizyonu sunan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şahsım, Odamız ve tüm üyelerimiz adına şükranlarımı sunuyorum. Yeni ekonomi paketinin şehrimize ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Açıklanan bu değerli paketi bir başlangıç kabul ediyor, ancak içinden geçtiğimiz bu fırtınalı dönemde daha ileri adımlara ihtiyaç duyduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Özellikle bölgemizdeki savaşların ve jeopolitik gerilimlerin küresel dengeleri altüst ettiği bu yeni dönemde, ekonomik programımızın "reel sektör odaklı" bir revizyonla daha da güçlendirilmesini bekliyoruz. Bölgesel çatışmaların ticaret rotalarını ve enerji maliyetlerini doğrudan etkilediği bu süreçte, sanayicimizi bu şoklara karşı koruyacak "esnek ve dinamik" bir destek kalkanı oluşturulmalıdır. Vergi indirimleri kadar, artan maliyetler altında eriyen işletme sermayelerini takviye edecek; uygun maliyetli ve uzun vadeli finansman kanalları yeniden yapılandırılmalıdır. Bu noktada reel sektörümüzün beklediği en acil ve somut adımlardan biri de Merkez Bankası’nın "Döviz Dönüşüm Desteği" uygulamasıdır. Bildiğiniz üzere bu destek 30 Nisan’da sona ermektedir. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde; bu desteğin en az bir yıl daha uzatılmasına, mevcut yüzde 3’lük oranın piyasa gerçeklerine göre artırılmasına ve uygulama şartlarının sanayicimiz için daha sade ve erişilebilir hale getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Ekonomik programımız, sadece bugünün değil, yarının değişen dünya şartlarına göre güncellenmeli; teşvik sistemi sektörel ve bölgesel ihtiyaçlara göre daha spesifik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bilinmelidir ki; sanayicinin derdi sadece kâr etmek değil, bu ülkenin üretim çarklarını her şartta ayakta tutmaktır. Bu nedenle, ekonomik programda yapılacak her "reel sektör dokunuşu", Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını daha da perçinleyecektir. Bizim beklentimiz; büyümenin lokomotifi olan imalat sanayimizin, bu yeni dönemde ekonomik programın tam merkezine yerleştirilerek desteklerin bu eksende güncellenmesidir." Başkan Gülsoy, iklim değişikliğinin sadece bir çevre sorunu olarak görülmesinin artık bırakılması gerektiğini söyleyerek, "Değinmemiz gereken bir diğer hayati başlık ise; artık kapımıza dayanan, hatta içeri giren İklim Değişikliği konusudur. Bugün küresel ısınmayı ve iklim krizini durdurmak için çaba göstermek, bizler için bir tercihten öte, kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Şunu hepimiz kabul etmeliyiz ki; iklim değişikliği artık geleceğin bir öngörüsü değil, bugünün yakıcı bir sorunudur. Bu süreç, sadece çevresel bir değişim değil; aynı zamanda ekonomik, sınai ve ticari yapılarımızı kökten değiştirecek bir dönüşümdür. Bizler Kayseri iş dünyası olarak bu değişime en üst düzeyde hazırlıklı olmak zorundayız. Üretim süreçlerimizden lojistik ağlarımıza, enerji kullanımımızdan atık yönetimimize kadar her alanda sürdürülebilir yöntemlere hızla geçmeliyiz. Aksi takdirde; küresel ölçekte rekabet gücümüzü kaybetme ve özellikle Avrupa gibi en büyük pazarlarımıza erişimde ciddi engellerle, ek vergilerle karşılaşma riskimiz bulunmaktadır. İklim değişikliğini sadece bir çevre sorunu olarak görmeyi artık bırakmalıyız. Bu konu, geleceğimizin temel ekonomik şartıdır. Buradan tüm işletmelerimizi; şimdiden önlem almaya, verimliliğinizi yükseltecek olan yeşil dönüşüme ve yapay zekaya yatırım yapmaya ve sürdürülebilir büyüme yolunda bizlerle birlikte ilerlemeye davet ediyorum. Unutmayalım ki; tarihin her döneminde değişime direnenler değil, değişimi doğru analiz edip yönetenler kazanmıştır" ifadelerini kullandı.
Uluslararası Resort Turizm Kongresi gerçekleştirildi
20 Kasım 2025 Perşembe - 16:14 Uluslararası Resort Turizm Kongresi gerçekleştirildi 15. Uluslararası Resort Turizm Kongresi, Türkiye İş Bankası’nın ana sponsorluğunda Antalya’da gerçekleştirildi. Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (AKTOB) tarafından, "yeni stratejilerle farklılık dizayn et" temasıyla bu yıl 15.’si düzenlenen Uluslararası Resort Turizm Kongresi, Türkiye İş Bankası’nın ana sponsorluğunda Antalya’da gerçekleştirildi. Kongrenin açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ünal Üstel, Antalya Valisi Hulusi Şahin, İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz, AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir ve Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Erkan Yağcı katıldı. Antalya Valisi Hulusi Şahin Antalya’nın turizm gelirlerinden yatak kapasitesine, milli park sayısından antik kentlere her alanda zirveyi temsil ettiğini belirterek, "Bununla övünüyoruz ama bu bize bir konfor alanı sunmamalı. Turizm çok rekabetçi sektör. Yeni rekabet alanları, yeni destinasyonlar geliyor. Bu rekabete hazır olmamız lazım. Aksi takdirde sektörden silinme riskiyle karşı karşıya kalıyorsunuz" dedi. Krizlerin aynı zamanda fırsatları da getirdiğine işaret eden Şahin, "Pandemi bir tünelse girişinde neredeydik nerelere geldik? Rakiplerimizin önüne geçtik. Bu başarı, akıllı stratejilerle yeni hikayeler yazarak, ön alarak oldu. Önümüzde yeni krizler, zorluklar var. Örneğin sürdürülebilirlik hususunda ön almazsak pandemi benzeri bir tünele girip çıkışında geride kalma riskiyle karşı karşıya kalırız" diye konuştu. "Turizm, Türkiye ekonomisinin stratejik kaldıraçlarından biri" İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Yılmaz da konuşmasında, bu yılki kongre için belirlenmiş olan "yeni stratejilerle farklılık dizayn et" temasının sadece turizm sektörü için değil, aslında tüm ekonomi için kritik bir yol haritası sunduğunu vurguladı. Sadece bir sektör olarak değil Türkiye ekonomisinin stratejik kaldıraçlarından biri olarak ele aldıkları turizmde dönüşümün ekonomik etkisine, küresel değişimler ışığında yeni stratejilere duyulan ihtiyaca dikkat çeken Yılmaz, "Turizm, Türkiye için bir gelir kalemi olmanın çok ötesinde cari açığın daraltılmasında, döviz girişinin sürdürülebilirliğinde, hizmet ihracatının büyümesinde, istihdamın geniş tabana yayılmasında, bölgesel kalkınmanın hızlanmasında anahtar rol oynayan stratejik bir alandır" dedi. Sektöre dair bazı önemli verileri aktaran Yılmaz, banka ve kredi kartları harcamalarında turizme ilişkin kalemlerde Temmuz-Ekim döneminde yüzde 12,8’lik büyüme gözlemlenmiş olmasının yanı sıra havayolu harcamalarının yüzde 61,3, seyahat acenteleri harcamalarının yüzde 81,6, konaklama harcamalarının ise yüzde 53,2 seviyesinde arttığını söyledi. "Turizmde dönüşümle fark oluşturulabilir" Turizm gelirlerinin cari açığı telafi ettiği bir ekonomide enflasyonun yüksek seyrettiği bir dönemde döviz kazandırıcı gücü olan sektörün öneminin arttığını vurgulayan Yılmaz, tüm verilerin, turizmin artık ülkemizde ekonomik aktivitenin direnç noktası haline geldiğini gösterdiğini belirtti. Sezgin Yılmaz, turizmde dönüşümle fark oluşturulabileceğine dikkat çeken kongrenin bu yılki "yeni stratejilerle farklılık dizayn et" temasının İş Bankası’nda süregelen bir anlayış olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti: "Değişen dünya düzeninde geleceğe yönelik öngörü ile hareket ederek oyunda kalmanın ötesinde oyunun kurallarını belirliyoruz. Biliyoruz ki yapay zekanın, ileri teknolojinin başrolü aldığı günümüz dünyasında varlığımızın daim olması için daha ileri teknolojiyle evrilmeye devam ediyoruz. Bu bakış açısıyla iş yapıyor olmanın ülkeye katma değerle döneceğini biliyoruz. İşte tam da böyle bir öngörüyle turizmde de bir dönüşümden bahsetmek istiyorsak, böyle bir dönüşümde rol almak istiyorsak bilmeliyiz ki daha nitelikli turist, daha yüksek kişi başı harcama, daha uzun konaklama süresi, daha çeşitli destinasyonlar, daha düşük karbon ayak izi, daha yüksek dijital deneyim standartlarına erişmeliyiz." 2023 Kasım ayında yine AKTOB Kongresi’nde "sektöre 2 yıl içinde ilave 1 milyar dolar kaynak aktaracaklarına" yönelik verdikleri sözü 2 yıl dolmadan yerine getirdiklerini ifade eden Yılmaz, bu kaynağın yüzde 33’lük kısmını Antalya’ya aktardıklarını söyledi. "Antalya’da her 5 TL krediden 1 TL’si İş Bankası tarafından finanse ediliyor" Sezgin Yılmaz, Antalya’da tüm ticari kredilerin yüzde 45’inin turizm kredilerinden oluştuğunu, turizm kredilerinde özel bankalar içerisinde her 5 TL krediden 1 TL’sinin İş Bankası tarafından finanse edildiğini vurgulayarak şöyle devam etti: "İş Bankası, turizm camiasının sadece bir finansörü olmak adına değil değer üreten, dijitalleşmeyi hızlandıran, sürdürülebilirliği destekleyen bir iş ortağınız olmak adına hareket ediyor. Sizlerin ihtiyaçlarından yola çıkarak kendi dijital dünyamız, inovasyon hareketlerimizle size yepyeni sürdürülebilirliği olan çözümler sunmaya devam edeceğiz. Varlığımızı, gücümüzü bu ülkeden alıyorken ülkemizin hikâyesini dünyaya anlatan en güçlü sahnelerden biri olan turizm ile bu gücü katma değerle ülkemize taşıyor olacağız. Çünkü biliyoruz ki bu sahnenin değeri kültürel zenginliğimiz kadar ekonomimizin stratejik dayanıklılığıdır." "Turizmcilerle uzun maraton koşmaya varız" 2026 yılı sonuna kadar turizm sektöründe gerçekleşmesi beklenen yeni otel yatırımlarının bütçesinin 2,38 milyar dolar olduğunu, bu bütçenin yüzde 31’lik kısmına denk gelen yaklaşık 800 milyon dolarlık yatırımın Antalya’daki otel projelerinden oluştuğunu belirten Yılmaz, "Biz Antalya’da bunların tamamını finanse etmeye, fizibilitesine uygun bir şekilde destek vermeye hazır olduğumuzu tekrar vurgulamak istiyorum. Sadece finansman boyutunda değil diğer konularda da turizmcilerin yanında olmaya, onlarla uzun maraton koşmaya varız." AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu ise turizm sektörünün büyük bir dönüşümden geçtiğini, seyahat nedenlerinin, beklentilerin, misafir profilinin değiştiğini; sürdürülebilirlik beklentileri ve dijital dönüşümün de sektöre her zamankinden daha fazla yenilikçi olmaya zorladığını söyledi. 2025 yılının ilk 9 ayında geceleme sayılarının yüzde 60’tan fazlasının Antalya’da gerçekleştiğine işaret eden Kavaloğlu, önümüzdeki dönemlerde Antalya konaklama sektörü olarak üç temel önceliklerinin sürdürülebilir ve yüksek nitelikli turizm, dijital dönüşüm ve veri odaklı yönetim, pazar çeşitliliği ve yenilikçi tanıtım olacağını belirtti. Kavaloğlu, "Bu üç başlık, turizmin hem ekonomik hem ekolojik geleceğini belirleyecek. Bu vizyonun hayata geçmesi için kamu ve özel sektörün el ele çalışması, yerel yönetimlerin destek vermesi ve sektör paydaşlarının ortak sorumluluk üstlenmesi gerekiyor" dedi. WTTC verilerine göre, 2024 yılında seyahat ve turizm sektörünün küresel ekonomiye 11,1 trilyon dolar katkı sağlayarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını belirten Kavaloğlu, önümüzdeki dönemde öne çıkan başlıca eğilimleri yapay zekâ ve akıllı destinasyonlar, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm, finansal esneklik ve erişilebilir lüks, krize dayanıklılık ve iklim bilinci, sezon dengesizliğini yönetme, dijital göçebelik, deneyimsel ve amaç odaklı seyahat ile oyun, spor ve e-spor turizmi olarak sıraladı. Antalya Büyükşehir Başkan Vekili Büşra Özdemir ise sonuna yaklaştığımız 2025 yılı turizm sezonunun, 2024 yılı rakamlarına paralel kapanacak gibi göründüğünü belirterek, çevremizde devam eden savaşlar, çatışmalar dikkate alındığında bu bir başarı olsa da uluslararası alanda rekabet ettiğimiz destinasyonlarda ciddi büyüme gerçekleştiğini, bu durumun geleceğimiz için önemli bir uyarı olarak dikkate alınması gerektiğini söyledi. Başarının sadece ağırlanan misafir sayısı ile ölçülmemesi gerektiğini, Antalyalıların mutluluğunun da büyük önem taşıdığını söyleyen Özdemir, "Bu nedenle yerel esnafın kazandığı, çiftçinin ürününe değer kattığı, gençlerin sektörde iş bulabildiği ve emeğinin karşılığını alabildiği bir modeli hep birlikte oluşturmalıyız. Antalya turizmi büyürken Antalya halkının refahı da büyümelidir" dedi. TÜROFED Başkanı Dr. Erkan Yağcı da konuşmasında, 2025 yılında dünyada turizm sektörü büyüklüğünün 2 trilyon 200 milyar dolara ulaşmasının, ortalama yüzde 3-5 aralığında büyümesinin beklendiğini belirtti. Sıra dışı bir gelişme olmadığı takdirde bu büyüme oranının önümüzdeki yıllarda da devam etmesinin, 2030 yılına gelindiğinde seyahat eden kişi sayısının 2 milyarı bulmasının öngörüldüğüne işaret eden Yağcı, Türkiye’nin gelirde 7. destinasyon olduğunu, önümüzdeki dönemde hedefin ilk 5’e girmek olacağını söyledi. Turizmde önümüzdeki dönemde hem dünyada hem de ülkemizde insan kaynağı eksikliğinin önemli bir sorun olacağını söyleyen Yağcı, bu alanda yeni politikalar geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Sektörün stratejik bir dönüşüm dönemine girdiğini vurgulayan Yağcı, "Bu dönüşümü hep beraber yapmamız lazım. En başta zihinlerimizde bir dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor. Sonra ürünlerimizi dönüştüreceğiz ve tamamıyla transformasyon dediğimiz dönüşümü oluşturarak önümüzdeki 5 yılı çok daha sağlıklı geçireceğimizi düşünüyorum" diye konuştu.
Erzurum Büyükşehir Belediyesi Halk Pazarı’nın dokuzuncu şubesini açtı
20 Kasım 2025 Perşembe - 16:07 Erzurum Büyükşehir Belediyesi Halk Pazarı’nın dokuzuncu şubesini açtı Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin önemli sosyal sorumluluk projelerinden biri olan Halk Pazarı’nın dokuzuncu şubesi Abdurrahman Gazi TOKİ’lerde düzenlenen törenle açıldı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği törenin açılış konuşmasını yapan Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Murat Altundağ, " Bu pazar; vatandaşlarımızın kaliteli ürüne uygun fiyatla ulaşabilmesi için kurulmuş olan, sosyal bir hizmet ve sosyal bir sorumluluk projesidir" dedi. Genel Sekreter Zafer Aynalı da, " Başta Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanımız Mehmet Sekmen Bey olmak üzere emeği geçen bütün mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyorum" diye konuştu. Palandöken Belediye Başkan Vekili Vakur Alemdar "Kaliteli ve ucuzluğun adresi Halk Pazarı projesini hayata geçiren Başkanımız Mehmet Sekmen teşekkürü bir borç biliyoruz" dedi. "Vatandaşa en güzel hizmetleri veriyoruz" MHP Erzurum İl Başkanı Vekili Seyfettin Liman, "Bu eser 3 ayda ortaya çıktı. Gurur duyuyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Cumhur İttifakı olarak bu güzel yatırımların her zaman destekçisiyiz" diye konuştu. AK Parti Erzurum İl Başkanı Av. İbrahim Küçükoğlu ise " 2001’den beri bugüne kadar partimizin kuruluşuyla 2015’ten bugüne kadar da Cumhur İttifakımızla beraber milletimize hizmet etme noktasında birlik ve beraberlik içerisinde yol yürüyoruz. Erzurum’umuza ve ülkemize ne kadar hizmet etsek azdır. Bu yatırımlarımız da halkımızın verdiği destekle ortaya çıkmaktadır" dedi. Erzurum Vali Yardımcısı Didem Dinç Özay’da açılışı yapılan halk pazarının mahalle sakinlerine hayırlı olmasını diledi. Sekmen; "Halk pazarlarımızın amacı çok nettir" "Bugün bir hizmet anlayışını, bir sosyal belediyecilik modelini, vatandaş odaklı bir yaklaşımı daha mahallemizle buluşturuyoruz" diyen Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, "Hepinizin bildiği üzere Erzurum Büyükşehir Belediyesi olarak bugüne kadar şehrimizin değişik noktalarında 8 halk pazarını hizmete açmıştık. Elhamdülillah bugün de 9’uncu halk pazarımızı Abdurrahmangazi Mahallemizde açıyoruz. Bugün gördüğünüz bu modern, düzenli, güvenli pazar yeri; hem vatandaşımızın hem esnafımızın hem de üreticimizin yüzünü güldürecek. Biz biliyoruz ki bir şehrin bereketi pazardan başlar. Esnafın duasıyla bereket bulur. Vatandaşın memnuniyetiyle güçlenir. Pazar, sadece alışverişin yapıldığı yer değildir; aynı zamanda mahalle kültürünün yaşadığı, insanların selamlaştığı, sohbet ettiği, kardeşlik bağlarının tazelendiği bir mekândır. O nedenle halk pazarlarımız bizim için çok önemli bakınız, halk pazarlarımızın amacı çok nettir: Vatandaşımız kaliteli ürüne uygun fiyatla ulaşsın. Esnafımız daha düzenli ve güvenli bir ortamda satış yapsın. Üreticimiz ürününü aracısız olarak halka sunabilsin. Mahalle ekonomisi canlansın, sokak hareketlensin, sosyal yaşam güçlensin. Kısacası halk pazarları, belediyecilikte hem sosyal hem ekonomik bir denge unsurudur. Bugün burada bunun en güzel örneklerinden birini hizmete alıyoruz" dedi. Konuşmaların ardından dualarla halk pazarının açılışı yapıldı.
Denizlili ev tekstili üreticileri Los Angeles’ta yeni ticaret köprüleri kuruyor
20 Kasım 2025 Perşembe - 14:57 Denizlili ev tekstili üreticileri Los Angeles’ta yeni ticaret köprüleri kuruyor Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB), ABD’nin önemli ticaret merkezlerinden Los Angeles’ta ev tekstili sektörüne yönelik bir sektörel ticaret heyeti programı düzenledi. Program çerçevesinde, Denizli’den 16 firmanın temsilcileri, 19 Kasım tarihinde ABD’li yabancı firma yetkilileriyle gerçekleştirecekleri ikili iş görüşmeleriyle ürünlerini tanıtacak, bölgedeki talep yapısını değerlendirecek ve yeni iş bağlantıları kurma fırsatı yakalayacak. Heyet kapsamında gerçekleştirilen temaslar çerçevesinde, DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, Los Angeles Başkonsolosu Menekşe Onuk’u ziyaret ederek Denizli’nin ev tekstili başta olmak üzere diğer sektörlerdeki ihracat potansiyeli, pazar çeşitliliği ve ABD ile ticarette iş birliği imkanlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ziyarette ayrıca, Los Angeles’ın ticari potansiyeli ve bölge özelinde sektörel talep yapısı üzerine görüş alışverişi gerçekleştirildi. Heyet programına ilişkin değerlendirmelerde bulunan DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu şunları ifade etti: "ABD gerek ölçeği gerekse tüketim gücüyle Denizli ihracatımız için stratejik bir konumda yer alıyor. 2024 yılında ABD’ye yüzde 2,1 artışla 408,2 milyon dolar ihracat gerçekleştirmiştik. 2025 yılının Ocak-Ekim aylarını kapsayan 10 aylık dönemde ise ilimizden ABD’ye yapılan ihracat yüzde 4,1 artışla 360 milyon dolara ulaştı. ABD, yıl genelinde ilimizin en güçlü ikinci pazarı olmayı sürdürüyor. Tekstil ve konfeksiyon ürünlerimiz açısından da ABD önemli bir merkez. Sektör ihracatımız 2025 yılının 10 aylık döneminde yüzde 6,5 artışla 182 milyon dolar seviyesine ulaşmış durumda. ABD’ye yıllık yüzde 16 pay ile 200 milyon dolar üzerinde seyreden sektör ihracatımız bu pazardaki hareketliliğin somut göstergesi. ABD artık Denizli ihracatında 2. sıradaki yerini çok uzun yıllardır sergilediği performansla güçlendirdi. Denizli olarak havlu özelinde ise 2024 yılında 412 milyon dolarlık toplam ihracatla ülke çapında liderliğimizi koruduk. 2025 yılının 10 aylık döneminde 345,4 milyon dolar değerinde ilimizden havlu ihracatı gerçekleştirdik. Bu dönemde ABD’ye havlu ihracatımız yüzde 33 pay ve yüzde 4,5 artışla 113 milyon dolara ulaştı. Yılsonunda ABD’ye olan havlu ihracatımızın 130 milyon doların üzerinde seyretmesi bekleniyor. Los Angeles’ta düzenlediğimiz bu programın, firmalarımızın ABD pazarındaki konumunu güçlendireceğine ve yeni iş birliklerine kapı aralayacağına inanıyoruz." Turkish Towels: ABD Pazarında Güçlü Bir Marka Konumlandırması DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, ABD’de uzun süredir güçlü bir kalite algısına sahip olan Türk havlusunun marka değerini artırmaya yönelik çalışmalara da değinerek, " "Turkish Towels markamızla 2015’ten bu yana ABD’de hem bilinirliği hem de kalite algısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Bu çerçevede hedefimiz, havlu ihracatımızın sürdürülebilirliğini sağlamak, markamızı daha görünür kılmak ve ABD’deki katma değerli talebe daha güçlü şekilde cevap verebilmek. Hava yolları firmalarıyla yürütülen iş birliği neticesinde, Turkish Towels markamızın nihai tüketiciye ulaşması amaçlanıyor. Bu doğrultuda, ABD pazarına yönelik iletişim faaliyetlerimiz planlı bir şekilde devam edecek. Los Angeles heyetimiz, firmalarımızın pazardaki yerini sağlamlaştırmaları açısından önemli bir zemin oluşturuyor. Programın tüm katılımcılar için yeni iş fırsatları oluşturmasını temenni ediyorum" dedi.
Bu markette para geçmiyor: Aile ekonomisine dev katkı
20 Kasım 2025 Perşembe - 14:40 Bu markette para geçmiyor: Aile ekonomisine dev katkı Canik Sıfır Atık Marketi ile geri dönüştürülebilir atıkların yeniden kazanımlarını sağladıklarını ve aile ekonomisine katkı sunduklarını ifade eden Başkan İbrahim Sandıkçı, "Canik’imizde sıfır atık konusunda farkındalık oluşturuyor, aile ekonomisine katkı sunuyoruz" dedi. Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, sıfır atık, geri dönüşüm ve sağlıklı çevre konularında farkındalık oluşturan projelere yenilerini eklemeyi sürdürdüklerini kaydetti. 7’den 70’e her yaştan vatandaşı, sıfır atık ve enerji verimliliği konularında uygulamalı eğitimlerle buluşturdukları Namiye Mümin Erol Canik Orman Okulu ve Canik Sıfır Atık Köyü’nün ardından Canik Sıfır Atık Marketi’ni de hayata geçirdiklerini dile getiren Başkan İbrahim Sandıkçı, Canik Sıfır Atık Marketi ile sıfır atık ve sürdürülebilir gelecek konularında farkındalık oluştururken, aynı zamanda aile ekonomisine katkıda bulunduklarını belirtti. Ailelerin, evlerinde ayrı bir şekilde biriktirdikleri geri dönüştürülebilir atıklar karşılığında Canik Sıfır Atık Marketi’nden alışveriş yapabildiklerini söyleyen Başkan İbrahim Sandıkçı, "Canik Sıfır Atık Marketimizle aile ekonomisine katkılar sunuyoruz" ifadelerinde bulundu. Başkan İbrahim Sandıkçı, ayrıca Canik Mobil Sıfır Atık Aracı’nda yakında Canik sokaklarında vatandaşlarla buluşacağını söyledi. Para geçmiyor Canik Sıfır Atık Marketi’nde temel gıda, temizlik ve glütensiz gıda reyonlarının yer aldığını belirten Başkan İbrahim Sandıkçı, "Canik’imizde hayata geçirdiğimiz Canik Sıfır Atık Marketimizle aile ekonomisine katkılar sunuyor, sıfır atık bilincinin daha yaygın bir hale gelmesine katkılar sunuyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın değerli eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde sürdürülen sıfır atık projeleri, tüm dünya ülkelerinde yaşanılabilir gelecek konusunda önemli bir farkındalık oluşturdu. İlçemizde hizmete sunduğumuz Canik Sıfır Atık Marketimiz bu farkındalığın artmasına vesile olurken, ayrıca ailelerimize, evlerinde ayrı bir şekilde sınıflandırdığı geri dönüştürülebilir atıklar karşılığında alışveriş yapabilme imkânı sunuyor. Cam, metal, plastik ve alüminyum atıklar üzerinde kilo bazlı puanlama sistemiyle gerçekleştirilen alışveriş işlemleriyle ailelerimiz, temel gıda, temizlik ve glütensiz gıda reyonlarımızdan dilediği ürünleri alabiliyor" diye konuştu. Başkan Sandıkçı’dan bir müjde daha Aile ekonomisine destek olmayı hedefleyen çalışmalara yenilerini eklemeyi sürdürdüklerini kaydeden Başkan İbrahim Sandıkçı, Canik Sıfır Atık Marketi’nin ardından Canik Mobil Sıfır Atık Aracı’nda ilçede hizmete sunacaklarını belirterek, "Aile ekonomisine katkılar sunacak bir projeyi daha uygulamaya alıyoruz. Canik Mobil Sıfır Atık Aracımızla hem doğru atık yönetimi konusunda bilinç oluşturacak, hem de aile ekonomisine destek olacağız. Belirli program dâhiline mahallelerimizde sürekli hareket halinde olacak olan aracımız, vatandaşlarımızdan geri dönüştürülebilir atıkları alarak tasnifleyecek. Canik Mobil Sıfır Atık Aracımızda kayıt işlemlerinin ardından vatandaşlarımıza alışveriş kartı tanımlayacağız. Vatandaşlarımız, geri dönüştürülebilir atıklarla karta puan yüklemesi yapabilecek. Atık türü ve kilo bazlı puan sistemiyle kartına puanları toplayan hemşehrilerimiz, biriktirdikleri puanlar ile Canik Sıfır Atık Marketimizden ve belirli marketlerden alışveriş işlemlerini gerçekleştirebilecek. Sıfır atık, geri dönüşüm ve atık yönetimi konusunda toplumsal farkındalığın artmasına katkı sunacağımız bu projemizle, aile ekonomisine destek olacağız" şeklinde konuştu.
Yuntdağı’na hizmeti hızlandıracak yeni şantiye
20 Kasım 2025 Perşembe - 14:12 Yuntdağı’na hizmeti hızlandıracak yeni şantiye Yunusemre Belediyesi, Yuntdağı mahallelerine daha hızlı ve ekonomik hizmet sunmak için Osmancalı’da 10 bin metrekarelik yeni bir şantiye kurmak için çalışmalara başladı. Proje ile zamandan ve yakıttan önemli ölçüde tasarruf sağlanacağı öğrenildi. Yunusemre Belediyesi, Yuntdağı bölgesindeki mahallelere daha hızlı ve ekonomik hizmet verebilmek amacıyla Osmancalı Mahallesi’nde yeni bir şantiye kuruyor. 10 bin metrekare alanda inşa edilecek şantiye ile belediyenin zaman ve yakıt tasarrufu sağlaması hedefleniyor. Çalışmalar başladı Yunusemre Belediyesi, Yuntdağı’ndaki hizmetlerde kullanılan iş makineleri ve kamyonların bugüne kadar Muradiye’deki şantiyeden bölgeye gönderildiğini, yeni şantiye ile bu gerekliliğin ortadan kalkacağını belirtti. Osmancalı’da saha düzleme çalışmaları sürerken, araçların her gün Muradiye’ye gidip gelmesinden kaynaklanan zaman ve yakıt kaybının önüne geçilecek. "Daha iyiyi daha ekonomik yapacağız" Belediyenin kaynaklarını en doğru şekilde kullanmayı öncelediklerini söyleyen Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, yeni şantiyenin kırsal mahallelere hizmeti hızlandıracağını vurguladı. Başkan Balaban, "Yuntdağı bizim için emeğiyle üreten, ülkemize değer katan insanların yaşadığı bir bölge. Osmancalı’da çalışmalarına başladığımız şantiyemiz ile bölgenin ihtiyaçlarını hızlı ve ekonomik şekilde karşılayacağız." dedi. Osmancalı Şantiyesi hakkında 10 bin metrekarelik alana kurulacak şantiyede 1.600 metrekare parke taşı alanı, 3 adet ofis amaçlı konteyner ile müdürlükler için açık ve yarı açık depolama alanları yer alacak.
Bakan Yardımcısı Ünüvar açıkladı:"Türkiye, denizcilikte dünyanın en büyük 10. filosuna sahip oldu"
20 Kasım 2025 Perşembe - 14:09 Bakan Yardımcısı Ünüvar açıkladı:"Türkiye, denizcilikte dünyanın en büyük 10. filosuna sahip oldu" Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, Türkiye’nin denizcilik alanındaki stratejik konumunu değerlendirdi. Türkiye’nin dünyanın en büyük 10. filosuna sahip olduğunu açıklayan Ünüvar, Türk boğazlarından yılda 40 binden fazla geminin geçtiği kritik konumun altını çizdi. Ayrıca Ünüvar, Türkiye’nin 61 yeni gemi siparişi ile dünya 9’uncusu, mega yat inşasında ise 2’nciliği elde ettiğini belirtti. Düzce Üniversitesi, denizlerin ve okyanusların sürdürülebilir yönetimine yönelik düzenlenen 1. Uluslararası Deniz Hukuku ve Teknolojileri Sempozyumu’na (IMLTech 2025) ev sahipliği yapıyor. Bugün başlayan sempozyum, 22 Kasım’a kadar sürecek. Sempozyuma, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Düzce Valiliği, TÜBİTAK MAM, HAVELSAN, TÜRKSAT ve Düzce Belediyesi başka olmak üzere birçok kamu ve özel sektör kuruluşları da destek veriyor. Alanında uzman akademisyen, araştırmacı ve uygulayıcıları bir araya getiren sempozyumda; "Mavi Ekonomi", "Limancılık Stratejisi" ve "Türk Denizciliğinin Pusulası: Tehditler, Teknolojiler ve Yeni Ufuklar" gibi konular ele alınacak. Prof. Dr. Sözbir: "Yapay zeka odaklı çalışmaları çok yönlü ele alacağız" Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir, deniz hukuku ve teknoloji alanlarının akademik ve stratejik yönlerini bir araya getireceklerini ifade ederek, "Denizcilik ulusal güvenliğin en kritik noktalarından birisidir. Deniz hukuku üzerine yürütülen çalışmalar sadece akademik değil, ülkemizin stratejik geleceğine dair önemli bir yol kat etmiştir. Mavi vatan vizyonunu, insansız sistemler, yapay zeka odaklı çalışmaları çok yönlü ele alacağız. Sektörün önde gelen kurumlar, akademisyenler çeşitli konuları ele alacaklar. Üniversite olarak amacımız bilimsel birikimin sahadaki imkanlarla buluştuğu akademik zemin hazırlamaktır. Ülkemizin denizcilik politikalarına anlamlı katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi. Başkan Özlü: "Sanayi, teknoloji ve üretim ile ilgili çok sayıda projeye imza atıldı" Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü, Türkiye’nin denizcilik potansiyelini ve sanayi atılımlarını değerlendirdi. Özlü, "Sanayi, teknoloji ve üretim ile ilgili çok sayıda projeye imza atıldı. TOGG’dan, Antartika Bilim Üstüne, KOSGEB desteklerinden mega endüstri bölgelerine kadar büyük atılımlar başlatıldı. Bilim merkezi, teknoloji üstü, ileri sanayiye sahip olan Türkiye hedeflendi. Bilim ve teknoloji ile büyüyen Türkiye hedeflendi" diye konuştu. "Ülkemiz denizcilik potansiyelinden yeterince pay alamıyor" Türkiye’nin denizcilik potansiyelinden yeterince pay alamadığı görüşünde olduğunu aktaran Özlü, şunları kaydetti: "Ülkemiz kara taşımacılığında bir köprü olduğu kadar, deniz taşımacılığında da önemli rotada yer almaktadır. Bizim bütün çabamız bu coğrafi avantajı stratejik bir bakış açısı ile pekiştirmek olmalıdır. Deniz taşımacılığı daha ucuzdur. Denizcilik yük ve yolsa taşımanın ötesine gemi sanayi gibi önemli katkılar sunar. Dış ticaretimizin büyük bölümü deniz yolu ile gerçekleştirilmektedir. Deniz ticaretimizin büyümesi için atılacak her adım, ihracata ve üretime katkı sunacaktır." "İki önemli projeyi hayata geçirdik" Özlü, bu doğrultuda başlatılan iki önemli projeyi hatırlattı. Bunların, Türk Koster Filosu’nun yenilenmesi projesi ve mega endüstri bölgeleri projesi olduğunu belirten Başkan Faruk Özlü, "Türkiye’de o tarihte 790 Türk sahipli koster vardı. Bunların ortalama yaşı 26’ydı. Biz bunları modernize etmeyi düşündük. Sayın başbakanımızında imzasının olduğu protokol imzaladık. Yüzde 49’u Sanayi ve Teknoloji Bakalığından verilecek bir pay vardı. Yüzde 51’i ise özel sektör katılımı olacaktı. Bu projedeki amacımız bu envanterde bulunan ortalama yapı 26 olan kosterleri yenilemekti. Yaklaşık 10 yıl süre ile Türk tersanelerine iş olacaktı. Gemi inşası yan sanayisine iş çıkacaktı. Akdeniz ve Karadeniz Türk gölü haline gelecekti. Etrafımızdaki ülkelerde yaklaşık 2 bin adet koster vardı. Bu kosterleri de Türkiye modernize edecekti. Bu son derece önemli bir projeydi. Bu projeyi sayın başbakanımızın liderliğinde başlattık. Mega endüstri bölgeleri. Bugün OSB’ler var. Sayıları 370’i buldu. Türkiye’nin sıçrama yapması için OSB ölceğinden büyük mega endüstri bölgelerine ihtiyacımız var." Vali Aslan: "Denizler önemli" Düzce Valisi Selçuk Aslan, küresel ticarette denizlerin taşıdığı kritik role dikkat çekti. Yaptığı açıklamada Aslan, Türk milletinin denizcilik tarihindeki yerine atıfta bulunarak, "Türk milleti olarak her ne kadar karaların sultanı olmuş olsak da, tarihi bin yıl geriye gidecek şekilde dünyanın 3 denizine hükmetmiş ataların evladı olarak, ticaretin 4’te 3’ünün denizlerde döndüğünü düşünürsek denizler önemlidir" diye konuştu. Bakan Yardımcısı Ünüvar: "Anlaşmanın hükümlerini eksiksiz yerine getiriyoruz" Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, küresel deniz yolunun canlı bir organizma olduğunu belirterek, Türkiye’nin denizcilik alanındaki stratejik konumunu ve başarılarını açıkladı. Bakan Yardımcısı Ünüvar, 2024 yılında 12,6 milyar ton yükün deniz yolu ile taşındığını kaydetti. Türkiye’nin 10 bin 940 kilometre kıyı uzunluğunun bulunduğunu ve boğazlardan yılda 40 binden fazla geminin geçtiği kritik noktalardan biri olduğunu vurgulayan Ünüvar, şöyle konuştu: "Boğazlarımızdan 1 milyar tonun üzerinde yük geçti. Türk boğazları deyince, Montrö’de imzalanan Türk Boğazları anlaşması var. Anlaşmanın hükümlerini eksiksiz yerine getiriyoruz. Filomuzu güçlendirmek, Türk gemi insanının uluslarası tercih edinirliliğini artırmak istiyoruz." "Türkiye, dünyanın en büyük 10’uncu filosuna sahip oldu" Türkiye’nin 1999 yılından bu yana IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü) Konsey üyesi olduğunu hatırlatan Bakan Yardımcısı Ünüvar, 50 ülke ile 64 denizcilik anlaşması bulunduğunu belirtti. Durmuş Ünüvar, "3 deniz girişimine stratejik ortaklığımız gerçekleşti. Konumumuzu daha da güçlendirdi. Bugün 50 ülke ile 64 denizcilik anlaşmamız var. Bu alan daha da genişliyor. Türkiye Doğu Akdeniz’de, Hin Okyanusunda ortaklıklarını güçlendiriyor. Türkiye, dünyanın en büyük 10’uncu filosuna sahip oldu. Çok daha fazlasını yapacak insan gücümüz ve altyapımız var" şeklinde konuştu. Türkiye’nin 61 yeni gemi siparişi ile dünya 9’uncusu olduğunu aktaran Ünüvar, tonajda 0,6 milyon CGT ile 11’inci, mega yat inşasında ise 2’nciliği elde ettiğini belirtti. Binali Yıldırım: "Denizlere hakim olan cihana hakim olur" 27. Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım ise konuşmasının başında, etkinliğin Düzce’de yapılmasının iki nedenini; Akçakoca açıklarındaki Sakarya/Akçakoca doğalgaz sahalarını ve Rektör Nedim Sözbir’in denizcilik geçmişini gösterdiğini belirtti. Barbaros Hayrettin Paşa’nın "Denizlere hakim olan cihana hakim olur" sözünü hatırlatan Yıldırım, dünya taşımacılığının yüzde 90’ının denizler üzerinden yapıldığını vurguladı. "Taraf değiliz ama sözleşmenin birçok hükmünü uyguluyoruz" Sempozyumun ana başlıklarından Uluslararası Deniz Hukuku’na değinen Yıldırım, 1982 tarihli sözleşmeye Türkiye’nin taraf olmama nedenini açıkladı: "Bu sözleşmeye ABD de taraf değil, Türk devleti de taraf değil. ABD imzalamış ama taraf olmamış. Denizin dibinde çok büyük kaynaklar var, nadir elementler var. ABD bunları kendi mülkü gördüğü için, paylaşmak istemediği için taraf olmamış. Bizde taraf değiliz. Bizim hassasiyetimiz nedir? Bizim hassasiyetimiz adalar denizidir. Adalar denizi, öyle bir yapıya sahipki deniz hukuku sistemine göre bu anlaşmaya taraf olsak, İstanbul’dan Çanakkale’den çıkıp, Fethiye’ye giderken hep uluslarası sulardan geçmemiz lazım. Kendi deniz sahamız kalmıyor. Adaların denizle iç içe bulunduğu bir coğrafyadayız. Bu coğrafyaya sahip başka ülkelerde var. Başka yerlerde de yaklaşık 15 ülke bu hukuka taraf değil. Sözleşme yürürlükte. Bu sözleşme olmasa, uluslararası deniz düzeni, denizcilik faaliyetlerinde sıkıntı yaşanırdı. Biz taraf olmamamıza rağmen teamüller açısından, sözleşmenin birçok hükmünü uyguluyoruz." "Bizim için en büyük sorun adalar denizi ve Kıbrıs meselesidir" Yıldırım, şöyle devam etti: "Açık deniz serbestliğini sahipleniyoruz. Açık denizler aslında herkesin malıdır. Herhangi bir ülke tek başına hak iddia edemiyor. Transit geçişler, masum geçişler... bununla ilgili deniz hukuku sözleşmesine tabiyiz. Boğazlar, Montrö sözleşmesine göre ve oradaki maddeler çok farklı. Deniz hukuku yokken bizim boğazların kullanılmasının rejimi farklı. En son Ukrayna-Rusya savaşı yaşanırken uyguladık. Boğazların özel geçiş şartları var. Bunu tüm dünya kabulleniş durumda. Deniz hukuku sözleşmesinin uygulanmasında bizim için en büyük sorun adalar denizi ve Kıbrıs meselesidir. Yunanistan ile bizim tezimiz farklı. Biz sözleşmeye taraf değiliz, burada yapılacak dayatmalar bizi bağlamaz diyoruz. Sözleşme hükümleri denizcilik teamülüdür. ’Taraf olsa da olmasa herkes uymak zorundadır’ diyor. Adalar bize birkaç mil, Yunanistan’a 300-500 mil mesafede. Nizam var, ölçü var. Deniz hukukunda çok su götürecek mevzular var. Denizlerdeki kaynakların kullanılması, su yüzüne çıkarılması gibi konularda kısa vadede uzlaşma olacağı kanaatinde değilim." "Aliağa’da dünyanın en büyük gemi söküm tesisine sahibiz" Türkiye’nin denizicilik alanında kat ettiği başarıları anlatan Binali Yıldırım, "Yat üretiminde dünya 2’ncisiyiz. Her türlü gemiyi özellikle özel maksatlı gemileri yapmakta 1 numarayız. Gemi bozma veya dönüşüm denildi. Biz ona ’gemi sökümü’ diyoruz. Aliağa’da dünyanın en büyük gemi söküm tesisine sahibiz. İmal ediyoruz, çalıştırıyoruz ve söküyoruz. İşi bilen denizcileri göreve getirdik. Biz 2002 yılında iktidar olduğumuzda denizcilik müsteşarlığı vardı ama denizci yoktu. Vahim durumdaydı. Önceliğimiz, denizcilik müsteşarlığını denizcilerle tanıştırmak oldu" dedi. Deniz madenciliği ve nadir elementlere dikkat çeken Yıldırım, bu elementlerin elektrik motorları, mıknatıslar, dronelar, güdüm sistemleri, termal kameralar, elektrikli araç bataryaları ve enerji depolama sistemleri dahil olmak üzere savunma sanayi, tıp ve ileri teknolojide kullanıldığını ifade etti. "Eskişehir Beylikova’da dünyanın 2. nadir element rezervi var" Yıldırım, bu elementlerin üretiminin yüzde 60’ının Çin tarafından yapıldığını belirterek, Türkiye’deki potansiyele değindi: "Bizde var ama kullanamıyoruz. Eskişehir Beylikova’da dünyanın 2. nadir element rezervi var. 700 milyon ton rezerv var. Burada 10 element çıkarılabilir. Eti Maden bu toprak elementlerini çıkarmak için oluşum başlattı. Derin deniz madenciliğinde İSA ruhsatını almamız gerekiyor" diye konuştu. Ayrıca sempozyuma, 65. Dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 26. Başkanı İsmet Yılmaz, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir de katıldı.
Bakan Kacır: ’’2030’a dek 10 milyar dolarlık veri merkezi ve yapay zeka yatırımını harekete geçireceğiz’’
20 Kasım 2025 Perşembe - 13:45 Bakan Kacır: ’’2030’a dek 10 milyar dolarlık veri merkezi ve yapay zeka yatırımını harekete geçireceğiz’’ Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, ‘‘Türkiye’nin yapay zeka ekosistemini dünya ölçeğinde söz sahibi bir konuma taşımayı hedefliyoruz. Hedefler doğrultusunda desteklerimizin hızlandırıcı etkisiyle 2030’a dek 10 milyar dolar veri merkezi ve yapay zeka yatırımını harekete geçireceğiz’’ dedi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Google Cloud Day Türkiye etkinliğine katıldı. Bakan Kacır etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada dijitalleşmenin bilgiye erişimden ekonomiye, yönetimden sosyal yaşama kadar farklı alanlarda derin ve çok katmanlı etkiler oluşturduğunu söyledi. Dijitalleşmenin önemine ilişkin açıklamalarda bulunan Bakan Kacır, ‘‘Dijital dönüşümde atılan adımların hiçbiri, dijital dünyanın kıymetli kaynağı veriyi yeni dönemin stratejik sermayesi olarak gören bir yaklaşımla ele almadan kalıcı ve sürdürülebilir olamaz. Nitekim veriyi ekonomik değere dönüştürme kapasitesinin teknoloji firmalarının piyasa değerlerini belirleyen kritik bir unsur hâline geldiğine hepimiz şahidiz’’ dedi. Kacır, yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte verinin sahipliği, konumu ve işlenme amaçlarına dair değerlendirmede bulundu. Kacır, "Teknoloji odaklı büyümeyi benimseyen bizim gibi ülkeler adına bu kararlar sadece ekonomik tercihler değil, doğrudan dijital egemenlik ve milli güvenlik ile ilgilidir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde teknoloji geliştirme ve üretiminde kaydettiğimiz büyük ilerleme, veri politikalarımızın önemini daha da artırıyor. Savunma sanayisi, uzay teknolojileri ve otomotiv dahil pek çok alanda ülkemizi küresel bir aktör haline getirdik. Güçlü, rekabetçi ve çevik üretim altyapımızla Avrupa değer zincirlerinin merkezinde yer alıyoruz" ifadelerini kullandı. Kacır, 2002 yılında Türkiye genelinde yalnızca 2 teknopark bulunduğunu hatırlatarak, "Bugün 60 ilimizde, 113 teknoparkta faaliyet gösteren 12 binden fazla firma AR-GE ve inovasyon odaklı çalışmalar yürütüyor. 1700’ü aşkın Ar-Ge ve tasarım merkezinde girişimcilerimiz ve mühendislerimiz yenilikçi ürünler geliştiriyor" dedi. Türkiye’nin, toplumun tüm kesimlerini teknoloji geliştirme sürecine dahil eden özgün bir modele sahip olduğuna dikkat çeken Kacır, Türkiye’nin teknoloji girişimlerini başlatmak, büyütmek ve küresel pazarlara taşımak için en uygun ülkelerden biri haline geldiğini belirtti. Kacır, Türkiye’nin teknoloji girişimciliğinde Avrupa’nın yükselen yıldızı olarak gösterildiğini ifade ederek, "Girişimcilik ekosisteminin başarısı açısından önemli göstergelerden biri, milyar dolarlık değerlemeyi aşan teknoloji girişimlerinin yani unicorn sayısının artmasıdır. 2019’da ülkemizde bu unvana sahip tek bir girişim yokken, bugün 7 unicorn’umuz yani bizim ifademizle 7 Turcorn’umuz bulunuyor" açıklamasında bulundu. 2030’a kadar Türkiye’den 100 bin teknoloji girişiminin ortaya çıkmasını hedeflediklerini belirten Kacır, şöyle devam etti: "Turcorn’larımızın toplam değerlemesinin 100 milyar dolar seviyesini aşmasını stratejik bir hedef olarak belirledik. Ülkemizdeki yenilikçi girişimlerin sahip olduğu verinin sınırlarımız içerisinde işlenmesi ve 86 milyon için yüksek katma değer üretmesiyle daha müreffeh ve tam bağımsız bir Türkiye inşa edebiliriz. Küresel şampiyonlar ligini hedefleyen bir ülke olarak, veri işleme ve yüksek başarımlı hesaplama kapasitemizi artıracak adımları kararlılıkla atıyoruz. 80 binden fazla işlemci çekirdeği, 504 GPU kartı ve 14,5 petabayt depolama kapasitesine sahip ARF hesaplama kümemizi hizmete sunduk." Kacır, kamu, özel sektör ve üniversitelerin ihtiyaç duyduğu yüksek performanslı hesaplama kapasitesini büyütmek için önemli adımlar attıklarını vurgulayarak, "EuroHPC Ortak Girişimine katılarak Avrupa genelinde kurulan yüksek başarımlı hesaplama altyapılarını araştırmacılarımızın erişimine açtık. Teknoloji girişimlerimiz, Dijital Avrupa EuroHPC Ortak Girişimi süper bilgisayarlarını yapay zeka çözümleri için ücretsiz kullanabiliyor. Ayrıca dünyanın en güçlü 20 süper bilgisayarından biri olan MareNostrum 5’in işlemci kapasitesinden yararlanabiliyor" dedi. "2030’a dek 10 milyar dolarlık veri merkezi ve yapay zeka yatırımını harekete geçireceğiz" Dijitalleşme ve yapay zeka alanlarındaki hedeflere de değinen Bakan Kacır, "Bulut tabanlı altyapıların ülkemizde kurulmasını hızlandırmaya dönük 1,6 milyar dolar bütçeli HIT-Yapay Zeka Çağrımızla, Türkiye’nin yapay zeka ekosistemini dünya ölçeğinde söz sahibi bir konuma taşımayı, sanayiden sağlığa, finanstan kamu hizmetlerine kadar tüm alanlarda dijital dönüşümü hızlandırmayı hedefliyoruz. Bu desteklerimizin hızlandırıcı etkisiyle 2030’a dek 10 milyar dolarlık veri merkezi ve yapay zeka yatırımını harekete geçireceğiz. HIT-Kuantum Çağrımızla da klasik hesaplama sınırlarını aşan ve geleceğin teknolojisi olarak görülen kuantum teknolojilerinde altyapımızı oluşturmayı amaçlıyoruz. Tüm bu çalışmalarla veri işleme ve depolamada ülkemizi bölgesel merkez konumuna taşımayı, yapay zekanın sunduğu çok yönlü fırsatlardan en üst düzeyde yararlanmayı arzuluyoruz" açıklamasında bulundu. Kacır, Google Cloud ve Turkcell işbirliğinin Türkiye’nin vizyonuna hizmet eden önemli bir adım olduğunu dile getirerek, Turkcell Genel Müdürü Ali Taha Koç’tan projeye ilişkin tarih aldığını; yatırımın 2026 yılının ilk yarısında hayata geçeceğini belirtti. Bu yatırımların kazanımlarına ilişkin de bilgi paylaşan Kacır, "Bu yatırım, küresel teknoloji liderlerinin Türkiye’ye duyduğu güvenin bir göstergesidir. Artık işletmelerimiz, girişimcilerimiz, kamu kurumlarımız ve araştırmacılarımız dünya standartlarında hiper ölçekli bulut altyapısına erişebilecek. Yüksek performanslı, düşük gecikmeli ve güvenli dijital çözümler Türkiye’den dünyaya sunulabilecek. Bu ülkenin inovasyon kapasitesini ve dijital altyapısını güçlendiren önemli bir kazanım’’ sözlerini ifade etti. "Türkiye’ye özgü mevzuat düzenlemelerini yapmaya devam edeceğiz" Kacır, Türkiye’nin üç kıtanın kesişim noktasında bulunduğunu belirterek, "Nitelikli insan kaynağı, yatırımcı ve girişimci dostu mevzuatı ve yüksek teknoloji odaklı büyüme modelini destekleyen altyapı adımlarıyla küresel teknoloji yatırımları için cazibe merkezi olmaya devam edeceğiz" dedi. Türkiye’nin geleceğe dönük fiber altyapısı hedeflerine de değinen Kacır, "Genişletilmiş fiber altyapımız, 5G yatırımları, yerli ve milli siber güvenlik çözümlerimiz, bulut sistemler ve veri merkezi yatırımlarıyla şirketlerimizin dijital ekonomiye entegrasyonunu hızlandıracağız. Gençlerimizi geleceğin becerileriyle donatmayı sürdüreceğiz" diye konuştu. Kacır, yapay zeka gibi öncü alanlardaki inovasyon fırsatlarını Türkiye’nin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş, risk temelli ve dengeli bir düzenleyici çerçeveyle tamamen açık tutacaklarını vurguladı. Diğer ülkelerin ve uluslararası kuruluşların mevzuat çalışmalarını yakından takip ettiklerini belirten Kacır, "Türkiye’nin kendi ihtiyaçlarını, fırsatlarını ve imkanlarını dikkate alan bir anlayışla Türkiye’ye özgü mevzuat düzenlemelerini sürdüreceğiz" dedi.
Kayserililere ulaşımda uygun çözüm: "Abonman kart"
20 Kasım 2025 Perşembe - 13:24 Kayserililere ulaşımda uygun çözüm: "Abonman kart" Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından hizmete sunulan abonman kart hizmeti ile hem öğrenciler hem de diğer vatandaşlar daha uygun yolculuk yapıyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından vatandaşların kullanımına sunulan abonman kart ile kentte yaşayan vatandaşlar şehir içinde daha uygun ve bütçe dostu seyahat ediyor. Aylık bin 450 TL karşılığında alınan tam abonman kart 150 biniş olarak kullanılırken, normal fiyatı 31,25 TL’den 9,66 TL’ye düşüyor. Aylık 500 TL’ye alınan indirimli abonmanda ise yine 150 biniş hakkı sunuluyor. İndirimli abonmanda da bilet fiyatı 17,20 TL’den 3,33 TL’ye düşüyor. Konuyla ilgili bilgiler veren Kayseri Büyükşehir Belediyesi Ulaşım A.Ş. Ulaşım Sistemleri Müdürü Muhammet Biçimveren, "Kayseri’de büyükşehirler olarak değerlendirdiğimiz tam entegre ulaşım sistemimiz mevcut. Raylı sistem ve hafif raylı sistem otobüslerimiz de bunların tamamıyla birlikte entegre olacak şekilde toplu ulaşım sistemi sağlamaktayız. Geleneksel olarak kullanılan tam kart ve öğrenci indirimli kartlarımız bulunmakta. Hem öğrenci gruplarımız için hem de tam gruplarımız için avantajlı abonman tarifelerimiz bulunmakta. 30 büyükşehir ile kıyaslamak çok daha doğru olacaktır. Kayseri büyük ve kalabalık bir şehir biz de entegre ulaşım ağı sunuyoruz. 30 büyükşehir içerisinde yalnızca 9 büyükşehirde tam abonman uygulaması var. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nde uygun fiyatlı tam abonman kartı sunan 5. büyükşehir. 30 büyükşehrin 19’unda öğrenci abonman kart uygulaması bulunmakta ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi olarak en uygun fiyatlı 7. öğrenci abonman kart uygulamasını sunmaktayız. 1 öğrenci abonmanının biniş maliyeti 3 TL 33 kuruşa tekabül etmekle, tam abonman uygulamasının 1 binişi 9 TL 66 kuruşa gelmektedir. Bu ücretler karşılığında Kayseri’nin bir ucundan bir ucuna ulaşım sağlayabiliyorsunuz. 68 bin tane öğrenci kardeşimiz öğrenci abonman kart kullanmakta. Öğrenci arkadaşlarımızın yapmış olduğu 3 milyon 600 bin yolculuk öğrenci abonman kartları ile sağlanıyor. Kayseri’de yaklaşık 12 bin civarında tam abonman kullanan vatandaşımız var. Bu da 1 milyon 200 bin adet yolcunun tam abonman ile yolculuğuna karşılık geliyor. Ulaşımı mümkün olduğunca ekonomik hale getirebilmek için abonman kartlarının kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Abonman kartların erişimini kolaylaştırmak adına birçok gelişme yaptık. Otomatik dolum cihazlarımızdan ya da şehirde belirtilen noktalarımızda vize işlemlerini vatandaşlar kolaylık sağlayabilir. Kayseri şehri genelinde 120 noktada öğrenci ve tam abonman kartlarımızın vize işlemleri yapılabilmektedir. Bu sayede yoğunluk olmadan abonman kartlarına kolay erişim sağlamaktayız ve vatandaşlarımızı abonman kart kullanımına davet ediyoruz" dedi. Abonman kart kullanımından memnun olduğunu dile getiren Mehmet Emin Cihan isimli vatandaş ise, "Önceden tam kart kullanıyordum tam kartın biniş fiyatı 31 TL 25 kuruş daha sonra tam abonmana geçtim. Bu geçiş sayesinde 1 binişe olan fiyatım düştü. Gün içinde aktif olarak kullandığım için 2 biniş kesinlikle yapıyorum. Hem ekonomik olarak hem de ulaşım kolaylığı açısından tam abonmana karta geçmek benim için avantaj sağladı. Aylık 150 binişi bin 450 TL karşılığında ve bana yetiyor. Hatta 150 binişin tamamını kullanmıyorum. Bu tarz imkanları bize sunduğu için hem öğrenci hem de tam abonman kartları için Büyükşehir Belediye’mize teşekkür ederim" ifadelerini kullandı.
"Türkiye, denizcilikte dünyanın en büyük 10. filosuna sahip oldu"
20 Kasım 2025 Perşembe - 13:13 "Türkiye, denizcilikte dünyanın en büyük 10. filosuna sahip oldu" Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, dünyanın en büyük 10. filosuna sahip olan Türkiye’nin 61 yeni gemi siparişi ile dünya 9’uncusu, mega yat inşasında ise 2’ncisi olduğunu belirtti. Ünüvar ayrıca, boğazlardan yılda 40 binden fazla geminin geçtiğini söyledi. Düzce Üniversitesi, denizlerin ve okyanusların sürdürülebilir yönetimine yönelik düzenlenen 1. Uluslararası Deniz Hukuku ve Teknolojileri Sempozyumu’na (IMLTech 2025) ev sahipliği yapıyor. Bugün başlayan ve 22 Kasım’a kadar sürecek olan sempozyuma Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Düzce Valiliği, TÜBİTAK MAM, HAVELSAN, TÜRKSAT ve Düzce Belediyesi başta olmak üzere birçok kamu ve özel sektör kuruluşları destek veriyor. Alanında uzman akademisyen, araştırmacı ve uygulayıcıları bir araya getiren sempozyumda "Mavi Ekonomi", "Limancılık Stratejisi" ve "Türk Denizciliğinin Pusulası: Tehditler, Teknolojiler ve Yeni Ufuklar" konuları ele alınacak. Prof. Dr. Sözbir: "Yapay zeka odaklı çalışmaları çok yönlü ele alacağız" Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir, deniz hukuku ve teknoloji alanlarının akademik ve stratejik yönlerini bir araya getireceklerini ifade ederek, "Denizcilik ulusal güvenliğin en kritik noktalarından birisidir. Deniz hukuku üzerine yürütülen çalışmalar sadece akademik değil, ülkemizin stratejik geleceğine dair önemli bir yol kat etmiştir. Mavi vatan vizyonunu, insansız sistemler, yapay zeka odaklı çalışmaları çok yönlü ele alacağız. Sektörün önde gelen kurumlar, akademisyenler çeşitli konuları ele alacaklar. Üniversite olarak amacımız bilimsel birikimin sahadaki imkanlarla buluştuğu akademik zemin hazırlamaktır. Ülkemizin denizcilik politikalarına anlamlı katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi. Başkan Özlü: "Sanayi, teknoloji ve üretimle ilgili çok sayıda projeye imza atıldı" Düzce Belediye Başkanı Faruk Özlü, Türkiye’nin denizcilik potansiyelini ve sanayi atılımlarını değerlendirdi. Özlü, "Sanayi, teknoloji ve üretimle ilgili çok sayıda projeye imza atıldı. Togg’dan Antartika Bilim Üssü’ne, KOSGEB desteklerinden mega endüstri bölgelerine kadar büyük atılımlar başlatıldı. Bilim merkezi, teknoloji üstü, ileri sanayiye sahip olan Türkiye hedeflendi. Bilim ve teknoloji ile büyüyen Türkiye hedeflendi" diye konuştu. "Ülkemiz denizcilik potansiyelinden yeterince pay alamıyor" Türkiye’nin denizcilik potansiyelinden yeterince pay alamadığı görüşünde olduğunu aktaran Özlü, şunları kaydetti: "Ülkemiz kara taşımacılığında bir köprü olduğu kadar, deniz taşımacılığında da önemli bir rotada yer almaktadır. Bizim bütün çabamız bu coğrafi avantajı stratejik bir bakış açısı ile pekiştirmek olmalıdır. Deniz taşımacılığı daha ucuzdur. Denizcilik yük ve yolsa taşımanın ötesine gemi sanayi gibi önemli katkılar sunar. Dış ticaretimizin büyük bölümü deniz yolu ile gerçekleştirilmektedir. Deniz ticaretimizin büyümesi için atılacak her adım, ihracata ve üretime katkı sunacaktır." "İki önemli projeyi hayata geçirdik" Özlü, bu doğrultuda başlatılan iki önemli projeyi hatırlattı. Bunların Türk Koster Filosu’nun yenilenmesi projesi ve mega endüstri bölgeleri projesi olduğunu belirten Özlü, "Türkiye’de o tarihte 790 Türk sahipli koster vardı. Bunların ortalama yaşı 26’ydı. Biz bunları modernize etmeyi düşündük. Sayın başbakanımızın da imzasının olduğu protokol imzaladık. Yüzde 49’u Sanayi ve Teknoloji Bakalığından verilecek bir pay vardı. Yüzde 51’i ise özel sektör katılımı olacaktı. Bu projedeki amacımız bu envanterde bulunan ortalama yapı 26 olan kosterleri yenilemekti. Yaklaşık 10 yıl süreyle Türk tersanelerine iş olacaktı. Gemi inşası yan sanayisine iş çıkacaktı. Akdeniz ve Karadeniz Türk gölü haline gelecekti. Etrafımızdaki ülkelerde yaklaşık 2 bin adet koster vardı. Bu kosterleri de Türkiye modernize edecekti. Bu son derece önemli bir projeydi. Bu projeyi sayın başbakanımızın liderliğinde başlattık. Mega endüstri bölgeleri. Bugün OSB’ler var. Sayıları 370’i buldu. Türkiye’nin sıçrama yapması için OSB ölceğinden büyük mega endüstri bölgelerine ihtiyacımız var" dedi. Vali Aslan: "Denizler önemli" Düzce Valisi Selçuk Aslan, küresel ticarette denizlerin taşıdığı kritik role dikkat çekti. Aslan, Türk milletinin denizcilik tarihindeki yerine atıfta bulunarak, "Türk milleti olarak her ne kadar karaların sultanı olmuş olsak da, tarihi bin yıl geriye gidecek şekilde dünyanın üç denizine hükmetmiş ataların evladı olarak, ticaretin 4’te 3’ünün denizlerde döndüğünü düşünürsek denizler önemlidir" diye konuştu. Bakan Yardımcısı Ünüvar: "Anlaşmanın hükümlerini eksiksiz yerine getiriyoruz" Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, küresel deniz yolunun canlı bir organizma olduğunu belirterek, Türkiye’nin denizcilik alanındaki stratejik konumuna ve başarılarına değindi. Ünüvar, 2024 yılında 12,6 milyar ton yükün deniz yolu ile taşındığını kaydetti. Türkiye’nin 10 bin 940 kilometre kıyı uzunluğunun bulunduğunu ve boğazlardan yılda 40 binden fazla geminin geçtiği kritik noktalardan biri olduğunu vurgulayan Ünüvar, şöyle konuştu: "Boğazlarımızdan 1 milyar tonun üzerinde yük geçti. Türk boğazları deyince, Montrö’de imzalanan Türk boğazları anlaşması var. Anlaşmanın hükümlerini eksiksiz yerine getiriyoruz. Filomuzu güçlendirmek, Türk gemi insanının uluslarası tercih edinirliliğini artırmak istiyoruz." "Türkiye, dünyanın en büyük 10’uncu filosuna sahip oldu" Türkiye’nin 1999 yılından bu yana Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Konsey üyesi olduğunu hatırlatan Bakan Yardımcısı Ünüvar, 50 ülke ile 64 denizcilik anlaşması bulunduğunu belirtti. Ünüvar, "Üç deniz girişimine stratejik ortaklığımız gerçekleşti. Konumumuzu daha da güçlendirdi. Bugün 50 ülke ile 64 denizcilik anlaşmamız var. Bu alan daha da genişliyor. Türkiye Doğu Akdeniz’de, Hin Okyanusu’nda ortaklıklarını güçlendiriyor. Türkiye, dünyanın en büyük 10’uncu filosuna sahip oldu. Çok daha fazlasını yapacak insan gücümüz ve altyapımız var" şeklinde konuştu. Türkiye’nin 61 yeni gemi siparişi ile dünya 9’uncusu olduğunu aktaran Ünüvar, tonajda 0,6 milyon CGT ile 11’inci, mega yat inşasında ise 2’nciliği elde ettiğini belirtti. Binali Yıldırım: "Denizlere hakim olan cihana hakim olur" 27. Başbakan ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım ise, konuşmasının başında etkinliğin Düzce’de yapılmasının iki nedeninin Akçakoca açıklarındaki Sakarya/Akçakoca doğalgaz sahaları ve Rektör Nedim Sözbir’in denizcilik geçmişi olduğunu belirtti. Barbaros Hayrettin Paşa’nın "Denizlere hakim olan cihana hakim olur" sözünü hatırlatan Yıldırım, dünya taşımacılığının yüzde 90’ının denizler üzerinden yapıldığını vurguladı. "Taraf değiliz ama sözleşmenin birçok hükmünü uyguluyoruz" Sempozyumun ana başlıklarından uluslararası deniz hukukuna değinen Yıldırım, 1982 tarihli sözleşmeye Türkiye’nin taraf olmama nedenini ise şöyle açıkladı: "Bu sözleşmeye ABD de taraf değil, Türk devleti de taraf değil. ABD imzalamış ama taraf olmamış. Denizin dibinde çok büyük kaynaklar var, nadir elementler var. ABD bunları kendi mülkü gördüğü için, paylaşmak istemediği için taraf olmamış. Biz de taraf değiliz. Bizim hassasiyetimiz nedir? Bizim hassasiyetimiz adalar denizidir. Adalar denizi, öyle bir yapıya sahipki deniz hukuku sistemine göre bu anlaşmaya taraf olsak, İstanbul’dan Çanakkale’den çıkıp, Fethiye’ye giderken hep uluslarası sulardan geçmemiz lazım. Kendi deniz sahamız kalmıyor. Adaların denizle iç içe bulunduğu bir coğrafyadayız. Bu coğrafyaya sahip başka ülkeler de var. Başka yerlerde de yaklaşık 15 ülke bu hukuka taraf değil. Sözleşme yürürlükte. Bu sözleşme olmasa, uluslararası deniz düzeni, denizcilik faaliyetlerinde sıkıntı yaşanırdı. Biz taraf olmamamıza rağmen teamüller açısından sözleşmenin birçok hükmünü uyguluyoruz." "Bizim için en büyük sorun adalar denizi ve Kıbrıs meselesidir" Yıldırım, şöyle devam etti: "Açık deniz serbestliğini sahipleniyoruz. Açık denizler aslında herkesin malıdır. Herhangi bir ülke tek başına hak iddia edemiyor. Transit geçişler, masum geçişler. Bununla ilgili deniz hukuku sözleşmesine tabiyiz. Boğazlar, Montrö Sözleşmesi’ne göre ve oradaki maddeler çok farklı. Deniz hukuku yokken bizim boğazların kullanılmasının rejimi farklı. En son Ukrayna-Rusya savaşı yaşanırken uyguladık. Boğazların özel geçiş şartları var. Bunu tüm dünya kabulleniş durumda. Deniz hukuku sözleşmesinin uygulanmasında bizim için en büyük sorun adalar denizi ve Kıbrıs meselesidir. Yunanistan ile bizim tezimiz farklı. Biz sözleşmeye taraf değiliz, burada yapılacak dayatmalar bizi bağlamaz diyoruz. Sözleşme hükümleri denizcilik teamülüdür. ’Taraf olsa da olmasa herkes uymak zorundadır’ diyor. Adalar bize birkaç mil, Yunanistan’a 300-500 mil mesafede. Nizam var, ölçü var. Deniz hukukunda çok su götürecek mevzular var. Denizlerdeki kaynakların kullanılması, su yüzüne çıkarılması gibi konularda kısa vadede uzlaşma olacağı kanaatinde değilim." "Aliağa’da dünyanın en büyük gemi söküm tesisine sahibiz" Türkiye’nin denizicilik alanında kat ettiği başarıları anlatan Binali Yıldırım, "Yat üretiminde dünya 2’ncisiyiz. Her türlü gemiyi özellikle özel maksatlı gemileri yapmakta 1 numarayız. Gemi bozma veya dönüşüm denildi. Biz ona ’gemi sökümü’ diyoruz. Aliağa’da dünyanın en büyük gemi söküm tesisine sahibiz. İmal ediyoruz, çalıştırıyoruz ve söküyoruz. İşi bilen denizcileri göreve getirdik. Biz 2002 yılında iktidar olduğumuzda denizcilik müsteşarlığı vardı ama denizci yoktu. Vahim durumdaydı. Önceliğimiz, denizcilik müsteşarlığını denizcilerle tanıştırmak oldu" dedi. Deniz madenciliği ve nadir elementlere dikkat çeken Yıldırım, bu elementlerin elektrik motorları, mıknatıslar, dronlar, güdüm sistemleri, termal kameralar, elektrikli araç bataryaları ve enerji depolama sistemleri dahil olmak üzere savunma sanayii, tıp ve ileri teknolojide kullanıldığını ifade etti. "Eskişehir Beylikova’da dünyanın 2. nadir element rezervi var" Yıldırım, bu elementlerin üretiminin yüzde 60’ının Çin tarafından yapıldığını belirterek, Türkiye’deki potansiyeli şöyle anlattı: "Bizde var ama kullanamıyoruz. Eskişehir Beylikova’da dünyanın 2. nadir element rezervi var. 700 milyon ton rezerv var. Burada 10 element çıkarılabilir. Eti Maden bu toprak elementlerini çıkarmak için oluşum başlattı. Derin deniz madenciliğinde İSA ruhsatını almamız gerekiyor" diye konuştu. Sempozyuma 65. dönem Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 26. Başkanı İsmet Yılmaz, AK Parti Düzce Milletvekili Ayşe Keşir de katıldı.