EKONOMİ
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:02 Bilecik’te konaklama sektörü durma noktasına geldi Bilecik’te otel işletmecileri, yangın güvenliği raporu alma sürecinde Bilecik Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü’nün ’imar mevzuatı’ engeline takıldıklarını belirterek, duruma tepki gösterdi. Bilecik’te faaliyet gösteren oteller, itfaiye uygunluk raporu alamadıkları için kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduklarını belirtti. Türkiye’nin diğer illerinde yangın güvenliği odaklı yapılan denetimlerin Bilecik’te imar mevzuatı üzerinden yürütüldüğünü savunan işletmeciler, bu durumun hem şehir ekonomisini hem de istihdamı tehdit ettiğini açıkladı. Ortak bir bildiri yayımlayan otelciler, acil çözüm bekliyor. "Bilecik’te uygulanan bu farklı ve katı yaklaşım, ilimizdeki otelleri adeta kapanmaya zorlayan bir sürece dönüşmüştür" Bilecik’te otel işletmeciliği yapan Serkan Işık, "Yangın güvenliği tedbirleri kapsamında otellerin 31 Mayıs tarihine kadar ibraz etmesi gereken itfaiye uygunluk raporunu almak için yapılan başvurular sonucunda Bilecik Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü tarafından yürütülen denetimler nedeniyle ilimizdeki otellerin büyük bölümü rapor alamaz hale gelmiştir. Birçok işletme yangın güvenliğiyle ilgili tüm eksiklerini gidermek için ciddi yatırımlar yapmış, gerekli tedbirleri almış ve mevzuata uyum sağlamak için büyük maliyetlere katlanmıştır. Buna rağmen denetimlerin yangın güvenliğinden ziyade imar mevzuatı üzerinden yürütülmesi nedeniyle işletmelere itfaiye uygunluk raporu verilmemektedir. Türkiye’nin birçok ilinde ve Bilecik’e bağlı ilçelerde yapılan uygulamalarda itfaiye denetimleri öncelikli olarak yangın güvenliği kapsamında yapılmakta, işletmelerin eksikleri giderildikten sonra gerekli raporlar verilmektedir. Ancak Bilecik’te uygulanan bu farklı ve katı yaklaşım, ilimizdeki otelleri adeta kapanmaya zorlayan bir sürece dönüşmüştür. Bugün gelinen noktada Bilecik’te faaliyet gösteren ve sayısı zaten sınırlı olan otellerin büyük kısmı işletme ruhsatlarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu durum yalnızca işletmecileri değil, otellerde çalışan onlarca kişiyi, Bilecik’e gelen misafirleri, turizm faaliyetlerini ve şehir ekonomisini doğrudan tehdit etmektedir" dedi. "Eğer mevcut uygulama bu şekilde devam ederse Bilecik’teki konaklama sektörünün büyük ölçüde kapanması kaçınılmaz olacaktır" Işık, "Yangın güvenliği elbette herkes için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Ancak yangın güvenliği tedbirlerini yerine getiren işletmelere dahi rapor verilmemesi, uygulamanın amacını aşan ve işletmeleri tamamen faaliyet dışı bırakabilecek bir noktaya ulaşmıştır. Aynı mevzuatın Türkiye’nin farklı şehirlerinde farklı şekillerde uygulanması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu uygulama hukukun temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesini zedelemekte ve Bilecik’teki işletmeleri haksız bir mağduriyetle karşı karşıya bırakmaktadır. Eğer mevcut uygulama bu şekilde devam ederse Bilecik’teki konaklama sektörünün büyük ölçüde kapanması kaçınılmaz olacaktır. Bunun sonucu olarak hem çalışanlar işsiz kalacak hem de Bilecik’in turizm ve ekonomik hayatı ciddi zarar görecektir. Bilecik’te faaliyet gösteren otel işletmecileri olarak yetkili kurumları bu soruna acilen çözüm bulmaya davet ediyor, yangın güvenliği açısından gerekli tedbirleri yerine getiren işletmelerin mağdur edilmemesi gerektiğini kamuoyunun dikkatine saygıyla sunuyoruz" ifadelerini kullandı.
01 Mayıs 2026 Cuma - 15:01 HAK-İŞ Başkanı Arslan: "Türkiye’nin bütün meydanları Taksim Meydanı’dır" Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Türkiye’nin bütün meydanları Taksim Meydanı’dır. Taksim’e sıkıştırılmış copların, TOMA’ların, gazların kullanıldığı bir 1 Mayıs bizim için 1 Mayıs olamaz" dedi HAK-İŞ Konfederasyonu 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü; Bursa ili Gökdere Meydanı’nda kutladı. 1 Mayıs temasını "Birlik, Mücadele, Dayanışma ve Savaşa Hayır" olarak belirleyen HAK-İŞ’in kutlama programına Bursa başta olmak üzere, Yalova, Bilecik, Kocaeli, Sakarya, İstanbul, Balıkesir, Düzce, Eskişehir, Kütahya, Çanakkale, Bolu, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Karabük illerinden katılım sağlandı. Yaklaşık 15 bin kişinin katılım sağladığı programda vergide adalet, hayat pahalılığıyla mücadele, sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması, mevsimlik-geçici ve kampanya işçilerinin sorunlarının çözümü, mutlak iş güvencesi ve adil bir emeklilik sistemi gibi birçok konu ele alındı. Ayrıca Gazze başta olmak üzere İran, Sudan ve Lübnan’da sivillerin hedef alındığı saldırılar da kınandı. HAK-İŞ’in 1 Mayıs kutlamalarına Sudan İşçi Sendikaları Federasyonu (SWTUF) Genel Başkanı Abdülkadir Sırrulhatme de katılım sağladı. Bu çerçevede, Sudan halkının egemenlik haklarına ilişkin birlik ve dayanışma mesajları verildi. Program, belediye işçilerinden oluşan müzik grubu olan ’Grup Şantiye’ tarafından verilen konser ile başladı. "Sudan’ın mücadelesini, SWTUF mücadelesini güçlü bir şekilde destekliyoruz" Programda bir konuşma gerçekleştiren HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, HAK-İŞ’in uluslararası bir sivil toplum örgütü olduğunu belirterek, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada haksızlığa uğrayan insanların yanında olduklarının altını çizdi. Bu çerçevede Sudan’daki iç savaşa değinen Arslan, Hızlı Destek Kuvvetleri adlı örgütün Sudan halkına soykırım uyguladığını ve sivil halka karşı katliam gerçekleştirdiğini dile getirdi. Arslan, "Bugün yaşananlara karşı sesimizi yükseltmezsek bu hainler, bu emperyalist güçler üstümüze üstümüze geliyor. Onun için SWTUF ile beraber yaklaşık 8 yıldır darbecilere karşı mücadele ettik. SWTUF’un genel merkezinin yeniden açılması için destek olduk. Sudanlı kardeşlerimiz 15 Temmuz’dan sonra ülkemize gelip Ankara Kızılay’daki mitingimize katıldı. Abdulkadir bey de bu mitinge katılarak Türkiye’nin yanında olduğunu ifade ettiler. Bir taraftan ülkeyi emperyalistlere peşkeş çeken alçaklar varken bir tarafta bizimle beraber yürüyen Sudan halkı vardı. Onun için bu meydandan Sudan’ın mücadelesini, SWTUF mücadelesini güçlü bir şekilde desteklediğimizi ifade edelim" şeklinde konuştu. "İkinci Sumud inşallah Gazze’nin kurtuluşunun habercisi olacak" Arslan, HAK-İŞ olarak Gazze ile bağlarını koparmadıklarını da söyleyerek, bu çerçevede Gazze ve Filistin için mücadeleye davam edeceklerini bildirdi. Bu kapsamda Gazze’ye yardım için yola çıkan Sumud Filosu’na selam gönderen Arslan, "Gazze’deki zulümlerin dünya tarafından yakından görülebilmesi için insani yardımların rahat gidebilmesi için yola çıkan Sumud Filosu’nda bizim de bir kardeşimiz o mücadelenin içinde yer alıyor. Fatma Zengin kardeşimize buradan bir kez daha selam gönderiyoruz. Allah onun yardımcısı olsun. Sumud bizim hayallerimizi temsil ediyor. Sumud Gazze’nin ufuklarında yeni bir güneş doğmasını temsil ediyor. Sumud ateşkesin gerçekten sağlanmasını, barışın mutlaka gelmesini, başkenti Kudüs olan bağımsız özgür bütün dünyanın tanıdığı bir Filistin Devleti kurulması için önemli bir meşale yaktı. Birinci Sumud ile Filistin’de, Gazze’de ateşkesi şeklen de olsa başardık. İkinci Sumud inşallah Gazze’nin kurtuluşunun habercisi olacak" ifadelerine yer verdi. "Bursa’ya gelişimiz HAK-İŞ’in kararıdır" HAK-İŞ olarak 2020 yılında 1 Mayıs kutlamalarını Bursa’da gerçekleştirmek istediklerini fakat pandemi nedeniyle bunu gerçekleştiremediklerinin altını çizen Arslan, "Bursa’ya borcumuz vardı. Bu meydanları doldurup Bursa’yla kucaklaşmak, Bursa’yla beraber yola devam etmek istiyorduk. Onun için 6 yıl geç olsa da ocak ayındaki yönetim kurulumuz Bursa’da 1 Mayıs etkinliklerinin yapılmasına karar verdi. Ocak ayında, yaklaşık 5 ay önce 1 Mayıs’ı Bursa’da kutlama kararı aldık. Bazı çevreler başka şeyler arıyorlar. Aramayın boşuna. HAK-İŞ bağımsız, özgür bir kuruluştur. Hiçbir kararını hiçbir yerin etkisinde kalmadan vermektedir. Onun için Bursa’ya gelişimiz HAK-İŞ’in kararıdır. İyi ki bu kararı verdik ve iyi ki buradayız" açıklamasında bulundu. Arslan, 1 Mayıs kutlamalarının sadece bir güne sığdırılamayacağını aktararak, HAK-İŞ olarak 1 Mayıs kutlamalarını 1 haftaya yaydıklarını ve çeşitli etkinlik ve programlara kutlamaya devam edeceklerini söyledi. "Türkiye’nin bütün meydanları Taksim Meydanı’dır" HAK-İŞ’in 1 Mayıs’ı ideolojik yaklaşımlara taşıyanlara karşı mücadele başlattığını söyleyen Arslan, sözlerine şu şekilde devam etti: "Türkiye’nin bütün alanları 1 Mayıs alanı. Türkiye’nin bütün meydanları Taksim Meydanı’dır. Onun için biz yaklaşık 15 yıldır Türkiye’nin her bölgesinde birlik, mücadele, dayanışma gününü kutlamaya devam ediyoruz. Taksim’e sıkıştırılmış copların, TOMA’ların, gazların kullanıldığı bir 1 Mayıs bizim için 1 Mayıs olamaz. Biz sorunlarımızı meydanlarda yüksek sesle konuşacağız. Taleplerimizi ifade edeceğiz. Birliğimizi güçlendireceğiz. Ama polisle, jandarmayla, güvenlik güçleriyle çatışarak ülkeyi kaosa götürme oyunlarını sizin sayenizde bozduk Allah’a şükür. Bugün Türkiye’nin pek çok meydanında birlik, beraberlik, kardeşlik ruhu içerisinde 1 Mayıs etkinliklerini gerçekleştiriyoruz. Ama üzüntülerimiz var. 1977 yılında 1 Mayıs’ta Taksim’deki provokasyonlarla 37 emekçi kardeşimizin çoğu ezilerek öldü, 1977 katliamının hesabı hala sorulamadı. Komisyonlar kuruldu, araştırmalar yapıldı ama ne yazık ki 1 Mayıs 77’nin failleri bulunamadı. Buradan tekrar sesleniyoruz. Bu karanlık güçler yakalanmalı." "Daha güçlü bir sendika için mutlaka iş güvencesini gerçek anlamda ülkemize kazandırmamız gerekiyor" Arslan, 1 Mayıs’taki mottolarının sorunlarını yüksek sesle ve anlaşılır bir dilde ifade etmek olduğunu kaydederek, "Buraya katılan sendikacı kardeşlerimiz mücadelesini bayraklaştırmış bugün bu meydana anlam katan değerli emekçilerimiz sorunlarımız var. Bu sorunların çözümü için taleplerimizi buradan sıralıyoruz. Sendikal örgütlenmenin önündeki en büyük engelin iş güvencesinin olmamasıdır. Onun için sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kalkarken önce gerçek anlamda bir iş güvencesi istiyoruz. Bugünkü iş güvencesi bizi tatmin etmiyor. Bizim sorunlarımızı çözmeye yetmiyor. 17 milyon işçinin olduğu bu ülkede 2 buçuk milyon sendikalı işçi bunu hak etmiyor. Emekçiler hak etmiyor. Daha fazlasına ihtiyacımız var. Daha güçlü bir sendika için, daha güçlü bir emek hareketi için mutlaka iş güvencesini gerçek anlamda ülkemize kazandırmamız gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. "Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınan bir sisteme itiraz ediyoruz" Vergi sistemine yönelik eleştirilerde de bulunan Arslan, sistemin değişmesi gerektiğine vurgu yaparak, "Vergide çok kazanandan ne yazık ki az, az kazanandan çok vergi alan bir yanlış gerçekten makul olmayan bir düzen var. Bu vergi sistemine itiraz ediyoruz. Bu sistem bizim taleplerimizi karşılamıyor. Düşünebiliyor musunuz? Almanya’daki bir işçi evliyse evlilik her çocuk için vergi indirimi sağlarken bizim ülkemizde ne yazık ki bunlar olmuyor. Almanya’daki bir işçi temel tüketim malları için harcadığı kalemleri vergiden düşerken ne yazık ki bizde bunlar sağlanmıyor. Aile yükümlülüklerimiz ne yazık ki dikkate alınmıyor. Önceden sekizinci ayda, dokuzuncu ayda yüzde 20’lik dilime girerken şimdi ne yazık ki dördüncü ayda yüzde 20, yedinci ayda yüzde 27’lik dilimlere giriyoruz ve bu yüzde 40’lara kadar gidiyor. Böyle bir vergi sistemine itiraz ediyoruz. Bunun değişmesi için gerçek anlamda bir vergi sistemine Türkiye’nin acilen kavuşmasını istiyoruz" ifadelerini kullandı. "Emeklilik sisteminin bu şekilde devam etmesine asla izin vermemeliyiz" Arslan, emeklilik sisteminde sorunlar olduğunu kaydederek, "Dünyanın hiçbir ülkesinde sistemde daha fazla kalarak daha az maaş alan başka bir emekli grubu yok. Bu bizim ülkemize has ne yazık ki. Hazine ve Maliye Bakanı’na gittik. Çalışma Bakanı’na gittik. Cumhurbaşkanı Yardımcısı’na gittik. Partilerin grup başkanlarına gittik. Dedik ki ’bu adaletsizliği görün.’ Görüyorlar ve çözmüyorlar. Bunun bir an evvel sonuçlanması için vergi sisteminin nasıl ki değişmesini istiyorsak emeklilik sisteminin de bu şekilde devam etmesine asla izin vermemeliyiz" dedi. "Asgari ücret tespit yapısının mutlaka değişmesi gerekiyor" Asgari Ücret Tespit Komisyonu yapısının değişmesi gerektiğini kaydeden Arslan, hükümetle beraber işverenler ve işçilerin olduğu Asgari Ücret Tespit Komisyonu yapısının misyonunu tamamladığını belirtti. Mevcut asgari ücret tespit yapısının yanlış olduğunu daha önce de dile getirdiklerini ifade eden Arslan, "Dünyadaki örneklerden yola çıkalım. Asgari ücret tespit komisyonunu oluşturalım. Buna göre asgari ücret belirleyelim. Ne yazık ki hükümet Bakanımıza ifade etmemize rağmen hükümetimiz ne yazık ki Asgari Ücret Tespit Komisyonu konusunda adım atmadı. Ve işverenlerle hükümet asgari ücreti belirledi. Türkiye’ye bu yakışmıyor. HAK-İŞ olarak bunu kabul edemiyoruz. Bu yapının mutlaka değişmesi gerekiyor. İşverenlerin ve hükümetin belirlediği asgari ücret bizim asgari ücretimiz olamaz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Buradan bir kez daha sesleniyorum; ’Sayın Bakanımız geliniz Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nu beraber oluşturalım, yeni bir yapı kuralım. Asgari ücret gerçek asgari ücret olarak belirlensin’" çağrısında bulundu. "125 bin ev işçisini sendikalarımıza üye yaptık" Arslan, Türkiye’deki kayıt dışı istihdam verilerine de değinerek, kayıt dışı istihdamda bulunan işçilerin sayısının fazla olduğunu ve bu durumun kayıtlı işletmelere karşı haksızlık doğurduğunu kaydetti. Kayıt dışı istihdama karşı harekete geçtiklerini ifade eden Arslan, "Bunun için HAK-İŞ olarak Türkiye’de 1 milyon 500 bin olan ev işçilerinin örgütlenmesi için yola çıktık. Aslında bunu devletimizin yapması gerekiyor. Kayıt dışıyla mücadeleyi devlet birinci görev yapmalı. Ama biz de yapmaya çalışıyoruz. Türkiye’deki 1 buçuk milyon kayıt dışı çalışan ev işçilerinin kayıt altına alınması için, iş kanunu kapsamına alınmaları için onların sendikalarına üye yapıyoruz. 125 bin ev işçisini sendikalarımıza üye yaptık. Bunları devam ettireceğiz" dedi. "12 Eylül 1980 öncesi kıdem tazminatımıza geri dönmek istiyoruz" Arslan, 1980 yılındaki askeri darbe sonucu sendikaların kapatılmaya zorlandığını ve birçok kazanımın geri alındığını söyledi. Alınan haklardan birinin de kıdem tazminatının yapısı olduğunu söyleyen Arslan, "Bugün biz 12 Eylül 1980 öncesi kıdem tazminatımıza geri dönmek istiyoruz. Şu hale bakın 50 yıl geçmiş kıdem tazminatımızı 50 yıl öncesinde arıyoruz. Bu gerçekten Türkiye’ye yakışmıyor" şeklinde konuştu. "Ara buluculuk sisteminin külliyen kaldırılmasını istiyoruz" Ara buluculuk sistemiyle işçilerin haklarının gasp edildiğini belirten Arslan, buna karşı olduklarını dile getirerek, "Ara buluculuk marifetiyle haklarımızın gasp edildiği bir dönem yaşıyoruz. O nedenle bugün sistemde olan ara buluculuk sisteminin külliyen kaldırılmasını istiyoruz. Haklarımızın gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz" açıklamasında bulundu. Arslan, özelleştirmelerin artmasının konuşulduğu bir dönemde sayısı 2 milyona yakın taşeron işçiye kadro verilmesinden ötürü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti. Staj ve çıraklık mağdurlarının sorunlarının giderilmesi gerektiğinin altını çizen Arslan, HAK-İŞ olarak bu konuda desteklerine devam edeceklerini kaydetti. Arslan, Türkiye’de emek hareketinin gelişiminin durduğunu söyleyerek, "Ülkemizin geleceği için bu ülkenin kaynaklarının imkanlarının potansiyelin olduğuna inanıyoruz. Ülkemizden umudumuzu kesersek başkalarının yaşadıklarını yaşarız. Biz Türkiye’nin ekonomik gücünün Türkiye’nin imkanlarının Türkiye’nin fırsatlarının emekçilerin inançlı çalışkanlığıyla Türk milletinin bu konudaki gerçekten mücadelesiyle bu sorunları aşacağımıza inanıyoruz" dedi.
KUZKA’nın desteğiyle kurulan mısır kurutma tesisi ile çiftçiler ürünlerini değerinde satabilecek
16 Kasım 2025 Pazar - 13:33 KUZKA’nın desteğiyle kurulan mısır kurutma tesisi ile çiftçiler ürünlerini değerinde satabilecek Kastamonu’nun Taşköprü ilçesine bağlı Çetmi köyünde Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’nın (KUZKA) desteğiyle kurulan mısır kurutma tesisiyle çiftçiler, ürünlerini artık değerinde satabilecek. Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) kapsamında desteklenen proje, 2 milyon 72 bin TL bütçeyle hayata geçirildi. Bu bütçenin 1 milyon 450 bin TL’si KUZKA tarafından karşılandı. 18 aylık uygulama sürecinde Çetmi köyünde trafo, silo ve kurutma makinesi yatırımlarıyla modern bir kurutma tesisi kuruldu. S.S. Kastamonu Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği (Köy Koop) tarafından işletilen tesis, hem tarımsal üretimi teşvik etmeyi hem de bölge ekonomisine katkı sağlamayı hedefliyor. Yıllık 850 ton kurutulmuş mısır üretim kapasitesi hedefleniyor Tesisin faaliyete geçmesiyle birlikte Kastamonu’da yıllık 850 ton kurutulmuş mısır üretim kapasitesine ulaşılması hedefleniyor. İlk etapta 168 kooperatif ortağının kullanımına sunulan tesisten çevredeki yaklaşık 250 çiftçinin yararlanması planlanıyor. Bölgedeki 10 köye hizmet verecek tesis, tarım sektöründe yeni bir istihdam alanı da oluşturacak. Üreticiye eğitim, bölgeye istihdam sağlayacak Tesis bünyesinde dört kişilik istihdam sağlanacak; bir ziraat mühendisi ve bir teknik personel sürekli görev yapacak. Proje kapsamında ayrıca "mısır kurutmanın püf noktaları" ve "küf oluşumunun sakıncaları" konularında düzenlenen eğitimlerle yaklaşık 250 çiftçiye bilgi desteği verildi. Doğal kurutma yerine modern yöntem kullanılacak Kastamonu’da mısır üretiminin sınırlı kalmasının en önemli nedeni, yüksek nem oranına sahip mısırın pazarlanmasının zor olmasıydı. Hasat sırasında nem oranı yüzde 25’e kadar çıkan mısırın uzun süre saklanabilmesi için bu oranın yüzde 14’ün altına düşürülmesi gerekiyor. Yeni tesis, küf ve bozulma riskini ortadan kaldırarak ürün kalitesini koruyacak ve çiftçilere önemli bir avantaj sağlayacak. Mısır kurutma tesisinde yüzde 25’lerde olan nem oranı, yüzde 12’lere kadar düşürülerek daha uzun süreli saklanabilmesine imkan sağlıyor. Bu sayede çiftçiler, ürünlerini il dışına getirmeden daha uygun imkanlarla ürünlerini kurutarak saklayabiliyor. "20 bin tonda 23-25 civarında olan nemi mısır kurutma tesisinde 14-15’lere kadar düşürüyoruz" S.S. Kastamonu Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatifler Birliği’nde teknik destek personeli olarak görev yapan Sefa Akgün, "Bu tesis, Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı tarafından buraya hibe desteği ile kuruldu. Burada mısır ve tahıl ürünlerini kurutuyoruz. Çiftçilerimize daha iyi hizmet verebilmek için bu tesisi çalıştırıyoruz. Kapasitesi ilk depolamada 20 ton ürün alıyor. Onun harici gelen mısırları silolarımıza alıyoruz, silolarda bekletiyoruz. Kuruttuktan sonra kurutan malzemeyi vatandaşa teslim ediyoruz. Sonra silodan tekrar çekiyoruz. Gelen mısırın ilk önce nemine bakıyoruz. Almadan önce ortalaması şu an için 22-23 nemde geliyor. Daha sonra kurutup bunu 14-15’lere kadar düşürüyoruz. Burası kurulmadan önce diğer illerde Karabük, Vezirköprü taraflarında oralarda birkaç tesis var ama faal durumda değil, çalışır durumda değil yani şu an için. Buraya şimdi vatandaşlar geliyordu, tacirlere satıyordu, mısırı oradan gidiyordu, depolama olmuyordu ama şu an için biz, nemini düşürdüğümüz için tuttuğumuz için vatandaş kendisi depolayabilir. Artık mısırın nemine göre fiyat alımı var. Nemine göre fiyatını da belirliyorlar. Şu an için ortalaması atıyorum. 20 bin tonda nem 23-25 nem oluyor. Mısır Kurutma Tesisinde bu nemi 14-15’lere kadar düşürüyoruz" dedi. "Buğday, arpa, mısır gibi ürünlerini burada kurutup, yıl boyunca saklayabiliyor" Tesisin yeni çalışmaya başladığını söyleyen Akgün, "Mısır kabulüne yeni başladık. Yaklaşık olarak iki hafta kadar oldu, 40 ton kadar kuruttuk, teslim ettik ve şu an için hiçbir sıkıntı yok. Şu an için arayan soran çok maliyet de düşünüyorlar. Tabi maliyeti hesapladık. Biz vatandaşlara uygun gelirse kurutacaklar. Çiftçimiz kendisi ürünü getirip buraya döküp kendisi burada bekliyor. Kuruttuktan sonra alıp gidiyor. Nakliye ücreti vesaire bir şey yok, yol masrafı yok, dışarıda illere kamyon bulacak hiçbir şey yok. Buraya mısırı getiriyor, döküyor, kurutup tekrar traktörüne yükleyip gidiyor. Yaklaşık olarak 23 nem olarak geliyor, bir saatte falan düşüyor yaklaşık olarak 20 tonda buradan aldıkları ürün 14-10 neme kadar düşüyor. Biz, bunu daha önce bu mısır kurutma tesisi çok araştırdık. Buralarda Kastamonu ilinde hiç yok, olmadığı için de vatandaşın bunu ihtiyacı olduğunu düşündük. Buğdaydır, arpadır, mısırdır. Bunları kurutamadığı için saklayamıyor, onun için sürekli satıp yenisini yani kurusunu alıyor, bu da maliyet gerektiriyordu. Biz de araştırdık. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı’ndan hibe desteği alarak bu tesisi kurduk. Mısır kurutmayı yapmamızda ki amaç çiftçilerimizin mısırı veya diğer ürünleri saklayabilmelerine imkan sağlamak. Şimdi biz, bu tesisi kurduktan sonra mısırı saklanabilir derecede olan 13-14 neme kadar düşürdüğümüz için çiftçimiz bunu alıyor. Sonra kendisi depoluyor. Bunu yıl boyunca hayvanlarına yem olarak yediriyor" diye konuştu.
Çankırı’da Ekim ayında 318 adet konut satıldı
16 Kasım 2025 Pazar - 12:55 Çankırı’da Ekim ayında 318 adet konut satıldı Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre, Çankırı’da Ekim ayında 318 konut satıldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılı Ekim ayı konut satış istatistiklerini açıkladı. Ekim ayında Çankırı genelinde konut satışları 318 adet oldu. Konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre 67 adet azaldı. Ekim ayında Çankırı genelinde ipotekli konut satışları 39 adet olarak açıklandı. İpotekli konut satışlarının geçen yılın aynı ayına göre 3 adet arttığı görüldü. İpotekli satılan konutların toplam konut satışları içindeki payı yüzde 12,3 olarak gerçekleşti. İpotekli satılan konutların 8 tanesi ilk defa satılan konutlardan oluşurken diğer 31 tanesi ise ikinci el satış oldu. Diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı ayına göre 70 adet azalarak 279 adet oldu. Ekim ayında diğer satışların toplam konut satışları içindeki payı yüzde 87,7 oldu. Ekim ayında Çankırı genelinde ilk el satılan konut sayısı bir önceki yılın aynı ayına göre 31 adet azalarak 109 adet oldu. İlk kez satılan konutların toplam konut satışları içindeki payı yüzde 34,3 oldu. Çankırı genelinde ikinci el konut satışları bir önceki yılın aynı ayına göre 36 adet azalarak 209 adet oldu. Çankırı’daki toplam konut satışları içinde ikinci el satışların payı yüzde 65,7 oldu.
Spilkent projesinde çalışmalar hızlandı
16 Kasım 2025 Pazar - 12:44 Spilkent projesinde çalışmalar hızlandı Manisa’da son yıllarda atılan en önemli şehircilik adımlarından biri olan ve klasik toplu konut mantığının ötesine geçerek mahalle ölçekli bir şehir oluşturulması planlanan Spilkent’te çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Projenin ilk etabında blokların kaba inşaatı tamamlanırken, çalışmaların hedeflenenden önde ilerlediği açıklandı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, kentin konut ihtiyacına çözüm üretmesi hedeflenen Spilkent Toplu Konut, Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi’nin Turgut Özal Mahallesi’ndeki şantiye alanını ziyaret ederek çalışmaları yerinde inceledi. Yapımı süren örnek daire ve bloklarda yetkililerden bilgi alan Başkan Dutlulu, Spilkent’in Manisa’da konut sorununa yönelik hayata geçirilen en kapsamlı ve örnek projelerden biri olduğunu vurguladı. Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen Spilkent Toplu Konut Projesi’nde inşaat faaliyetleri planlanan takvimin önünde ilerliyor. Bölgeye modern, güvenli ve nitelikli yaşam alanları sunmayı amaçlayan proje, uygun fiyatlı konut ihtiyacına da önemli katkı sağlayacak. Şantiyedeki incelemeleri sırasında konuşan Başkan Dutlulu, konut üretiminin Manisa’nın en acil ihtiyaçlarından biri olduğunu belirterek, "Örnek konutu da yerinde gördük. Hem şehir planlamasına uygunluğu hem de yaşam kalitesini artıracak yapısıyla çok nitelikli bir proje ortaya çıkıyor. Hak sahiplerimize konutlarını zamanında teslim etmek için var gücümüzle çalışıyoruz" dedi. Projede görev alan personele teşekkür eden Başkan Dutlulu, Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak konut sorununa kalıcı çözümler üreten projeleri hayata geçirmeye devam edeceklerini söyledi. Şehzadeler ilçesi Turgut Özal Mahallesi sınırlarında 177 hektarlık geniş bir alanda planlanan Spilkent Projesinin tamamında yaklaşık 15 bin konutluk bir yapılaşma hedefleniyor. Etap etap ilerleyecek olan projenin ilk etabında 832 daire, 2. etabında ise 624 daire inşa edilmesi planlanıyor.
İran’dan gelen kivi fiyatları ucuzlatıyor
16 Kasım 2025 Pazar - 12:04 İran’dan gelen kivi fiyatları ucuzlatıyor Trabzon’da hasada başlayan kivi üreticileri, özellikle İran’dan gelen kivinin fiyatları ucuzlattığını belirttiler. Trabzon’da fındık bahçelerini söküp kivi bahçesine dönüştüren üreticiler, kivi hasadına başladı. Kivinin fındıktan çok daha fazla gelir getirdiğini ifade eden üreticiler, bu yıl kivi üretim rekoltesinin Yalova bölgesine göre biraz düşük olduğunu, ama yine de hasattan memnun olduklarını, özellikle bahçede kokarca zararlısının görülmemesinin memnuniyetlerini artırdığını söylediler. Üreticiler, İran kivisinın daha ucuz olduğu için büyük tüccarlar tarafından tercih edildiğini de belirttiler. Ortahisar ilçesi Yeniköy Mahallesi’nde kivi üreticiliği yapan Mustafa Köroğlu, İran kivisi nedeniyle bu yıl pazar konusunda sıkıntı yaşadıklarını kaydetti. Fındık ağaçlarını sökerek yerine kivi ektiğini belirten Köroğlu, "Kivi bahçemiz 17 yaşında. Yaklaşık 6-7 yıl organik tarım yaptım ancak organik tarımdan yeterli verim alamadığım ve yeterli müşteri bulamadığım için organik üretimi bırakarak normal tarıma geçtim. Bahçemdeki fındık ağaçlarını sökerek kivi dikmiştim ve kivinin getirisi fındığa kıyasla daha yüksek. Bu yıl fındık olmadığı için değeri epeyce arttı. Normal şartlarda fındığa göre geliri en az iki, üç kat daha fazla. Pazar konusunda bu yıl biraz sıkıntı yaşanıyor. Özellikle İran’dan gelen kivi piyasayı olumsuz etkiledi. İran kivisinin raf ömrü uzun olmadığından ve daha ucuz fiyatlarla geldiğinden büyük tüccarlar şu anda İran kivisini tercih ediyor. Ancak İran kivisi en fazla bir ay dayanabiliyor. Bizim ürettiğimiz kivi ise soğuk hava deposunda 3-4 ay rahatlıkla muhafaza edilebildiği için vatandaşların ihtiyacını daha uzun süre karşılayabiliyor" şeklinde konuştu. Kuşlar kivinin hasadında belirleyici oluyor Kuşların kivinin hasat zamanında belirleyici olduğunu anlatan Köroğlu, "Kivi yılda bir kez hasat ediliyor. Genellikle kasım ayının 10-15’i gibi, şeker oranı 7-7,5 seviyelerine geldiğinde hasat başlıyor. Şu anda da şeker oranı bu seviyelerde. Hatta dallardaki kuşların yemesi bizim için bir ölçü oluyor. Kuşların gagalama yaptığı dönem kivinin olgunlaştığını gösteriyor. Ölçüm cihazıyla yaptığımız kontrollerde de şeker oranının yeterli olduğunu görüyoruz. Hasat ettiğimiz kivileri sınıflandırıp pazara indireceğiz. Alıcı tüccarlarla anlaşmalar yapıldı ancak İran kivisi geldiğinden istediğimiz fiyatlara satış yapmak zorlaştı. Kiviyi uzun süre bekletme imkânı olmadığından fındık gibi piyasayı kollayamıyoruz. Daldan en fazla bir ay kadar bekletebiliyoruz; ondan sonra hepsi aynı anda olgunlaşıyor ve elde kalırsa tamamen zarar oluyor. Bu yıl İran’dan gelen ürün bizi oldukça etkiledi ancak yine de genel olarak memnunuz" diye konuştu. Kokarca kiviye bulaşmadı Özellikle fındığı önemli ölçüde zarar veren kokarcanın kiviye zarar vermediğini kaydeden Köroğlu, "Kivinin hasadı çok keyifli. Komşularımız bile sırf zevkine hasada katılmak istiyor. Fındık gibi tozu toprağı yok, zahmeti de az. Ürün verimi iyiyse bazen hiç sınıflandırma yapmadan, tümünü tek sınıf halinde kasalara doldurup pazara götürebiliyoruz. Şu anda dört dönüm arazimiz kivi bahçesi durumunda. Bu, yaklaşık on dönüm fındığa denk geliyor. Fındık ağaçlarını kesip kiviye döndük. Bu yılki beklentimiz 8-9 ton civarında. Yalova taraflarına göre rekoltemiz biraz daha düşük olsa da kokarca zararlısı kiviye hiç bulaşmadı, kivide kayıp yok. Bu açıdan oldukça memnunuz" dedi. Babasına hasatta yardımcı olan 11 yaşındaki Ahmet Erdem Köroğlu, kivinin fındığa göre toplanmasının daha kolay olduğunu belirterek, "Ortaokula gidiyorum. Toplaması zor değil, fındıktan daha kolay. Kivi yetiştirme konusunda ileride kendimi geliştirmeye çalışacağım" diye konuştu. Mehmet Emre Köroğlu da, "Babama her sene yardım ediyorum. Okulumdan geldikten sonra özellikle hafta sonları babama yardım ediyorum. Yaklaşık 5-6 senedir kivi topluyorum. Hasadı fındığa göre pek zor değil. Kivinin toplanması bir iki günde bitiyor, fındık ise bir iki hafta kadar sürüyor. Kivi toplaması daha kolay" ifadelerini kullandı.
Organik tarıma mavi ve sarı yapışkan tuzak desteği
16 Kasım 2025 Pazar - 11:36 Organik tarıma mavi ve sarı yapışkan tuzak desteği Antalya Büyükşehir Belediyesi, örtü altı üretimde bitki zararlılarıyla mücadele ve organik tarımı desteklemek amacıyla 2 bin 400 adet mavi ve sarı yapışkan tuzak desteği sağladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi, yerelden kalkınma hedefleri doğrultusunda örtü altı üretim yapan çiftçilere desteklerini sürdürüyor. Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, tripsler ve beyaz sinek gibi bitki zararlılarıyla mücadele amacıyla sera üretimi yapılan bölgelerde üreticilere yapışkan tuzak desteği vermeye devam ediyor. Kaş ilçesinde 80 çiftçiye 2 bin 400 tuzağın dağıtımı yapıldı. Ziraat mühendisleri koordinesinde sürdürülen çalışmalarda çiftçilere tuzakların kullanımı, hastalık ve zararlılarla mücadele eğitimi de verildi. Sera ve bahçelerde incelemelerde bulunan ekipler, tuzakların kullanım şekillerini ve hangi ürünlerde kullanılması gerektiğini anlattı. Organik tarım için de tercih edilen yapışkan tuzak desteklerinden üreticiler memnun olduklarını dile getirdiler. Seralarda kimyasal ürün kullanımı azalıyor Yapışkan tuzak destekleri ile ilgili bilgi veren Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda görevli Ziraat Mühendisi Mehmet Özer "Örtü altı sera üreticiliğinin yoğun olduğu Kaş ilçemizde 80 üreticimize tripsler, beyaz sinek ve zararlılar için tuzak dağıtımı yaptık. Bu desteklemelerimizle örtü altı üreticilerimizin biyoteknik mücadeleye önem vermesini istiyoruz. Seralarda kimyasal kullanımını azaltarak, girdi maliyetlerini azaltmaya, çiftçilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz" dedi.
Adana’da kazan operatörü eğitim ve sınav merkezi kurulacak
16 Kasım 2025 Pazar - 11:30 Adana’da kazan operatörü eğitim ve sınav merkezi kurulacak Adana Sanayi Odası (ADASO) bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Adana Sanayi Kampüsü Mesleki Eğitim Merkezi ile Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Derneği (KBSD) arasında, Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) belgeli kazan operatörü eğitim ve sınav merkezinin Adana’da kurulmasına yönelik iş birliği protokolü imzalandı. Protokol, Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç ile Kazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Derneği Başkanı Hamdi Hoplamaz tarafından imzalandı. İş birliği kapsamında, Adana Sanayi Kampüsü’nde sıcak su kazanı operatörü, buhar kazanı operatörü ve kızgın yağ kazanı operatörü alanlarında mesleki yeterlilik sınav alanları oluşturulacak. İmza töreninde konuşan Kıvanç, mesleki eğitimin sanayi için önemine vurgu yaparak, "Sanayimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştirmek ve sektörlerimizin rekabet gücünü artırmak için mesleki eğitime büyük önem veriyoruz. Bu iş birliği sayesinde bölgemizde önemli bir eksikliği gidermiş olacağız. Adana’yı, kazan operatörlüğü alanında yetkin personelin yetiştirildiği bir merkez haline getirmekten büyük memnuniyet duyuyoruz" dedi. . Hoplamaz ise merkezin sektöre sağlayacağı katkılara dikkat çekerek, "Adana’da kurulacak olan bu merkez, hem sektörümüzün standartlarını yükseltecek hem de operatörlerin belgeye erişimini kolaylaştıracak. Türkiye’de üçüncü merkez olması da bölgesel açıdan büyük bir avantaj. ADASO ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinin tüm sanayi camiasına fayda sağlayacağına inanıyoruz" diye konuştu. Yeni kurulacak bu merkez; İstanbul ve Konya’dan sonra Türkiye’deki 3. merkez olma niteliğini taşıyor. Bölgesel bir ihtiyacı karşılayacak olan merkez, özellikle Güneydoğu ve Akdeniz Bölgelerindeki operatörlere ulusal düzeyde hizmet sunarak belge alım süreçlerini kolaylaştıracak. Bunun yanı sıra, sektörde nitelikli ve belgeli personel sayısının artırılmasına önemli katkı sağlayacak.
ASO Başkanı Ardıç: "Ankara savunma sanayimizin kalbidir"
16 Kasım 2025 Pazar - 11:29 ASO Başkanı Ardıç: "Ankara savunma sanayimizin kalbidir" Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, "Dünya devi bu firmalarımız ve onların tedarikçisi olan işletmelerimizle Ankara’mız, ülkemiz savunma sanayiinin kalbidir" dedi. Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç, TOBB ETÜ Mezunlar Derneği’nin, ‘İnovasyonun İnsan Yüzü: Savunma Sanayiinde Yeteneğin Rolü’ temasıyla düzenlediği ‘Savunma Sanayiinde İnsan Kaynakları Zirvesi’ne katıldı. TOBB ETÜ’de gerçekleşen etkinliğe Rektör Prof. Dr. Yusuf Sarınay, ASO Genel Sekreteri Prof. Dr. Mehmet Cansız, TOBB ETÜ Mezunlar Derneği üyeleri ve çok sayıda üniversite öğrencisi katıldı. ASO Başkanı Ardıç, zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin son 20 yılda savunma sanayiinde bir paradigma değişimi yaşadığını belirterek, "Bugün toplam hacmi 100 milyar doları aşan bin 400’e yakın proje yürüten ve yaklaşık 100 bin kişiye doğrudan istihdam sağlayan büyük bir ekosisteme dönüştük. 2020’de 2,3 milyar dolar olan savunma sanayii ihracatımızı, 2025 itibarıyla 8,5 milyar dolar civarına yükselttik. Kilogram başı fiyatı 50 bin dolar değere ulaşan ürünleri ihraç etmeyi hedef koyduk" ifadelerini kullandı. "Küresel rekabette oyun kuran bir ülkeyiz" Savunma sanayii sektöründe faaliyet gösteren 3 bin 500’ün üzerinde firmanın yaklaşık bin 600’ünün 180’den fazla ülkeye ihracat yaptığına dikkati çeken Ardıç, "Yerlilik oranımız yüzde 80’in üzerine çıktı. Savunma sanayiinde artık tasarlayan, geliştiren, üreten, ihraç eden, küresel rekabette oyun kuran bir ülkeyiz" şeklinde konuştu. "Ankara savunma sanayimizin kalbidir" Ardıç, ASELSAN, TUSAŞ, Roketsan, ASFAT ve MKE’nin dünyanın en büyük 100 savunma sanayii firması arasında yer aldığını ve bu büyük kuruluşların tamamının Ankara’da faaliyet gösterdiğini belirterek, "Dünya devi bu firmalarımız ve onların tedarikçisi olan işletmelerimizle Ankara’mız, ülkemiz savunma sanayiinin kalbidir. Bu etkin ve yenilikçi üretim kapasitesinin bir yansıması olarak 2025 yılı Eylül ayı itibarıyla yıllık 8,4 milyar dolar olan Savunma sanayi ihracatımızın yaklaşık yüzde 60’ı Ankara’mızdan yapılıyor. Ayrıca, savunma sanayimizin 20 milyar dolar olan cirosunun da tahminimizce 14 milyarı şehrimize ait. Savunma sanayinin temel ürünleri olan silah ve mühimmat ihracatımızın da yüzde 55’ini Başkentimizden yapıyoruz. Bu rakamlar Ankara’mızın savunma sanayii ekosisteminde yakaladığı ivme ve başarıyı açık bir şekilde göstermektedir" değerlendirmesinde bulundu. "Teknoloji üreten toplumlar tarih yazar" Tüm bu başarıların yanında kat edilmesi gereken uzun bir yol olduğunu da vurgulayan Başkan Ardıç, "Teknoloji üreten toplumlar tarih yazar; teknoloji satın alanlar ise o tarihi okur" ifadelerini kullandı. Başkan Ardıç, Türkiye’nin teknoloji liginde üst sıralara çıkmaya çalıştığını belirterek, "O üst lige çıkmanın anahtarı ise sadece daha çok kaynak ayırmak değil; o kaynağı doğru insanlarla, doğru projelerde buluşturmaktan geçiyor" diye konuştu. Konuşmasında Ar-Ge ve inovasyonun stratejik önemine dikkati çeken Ardıç, Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranının yüzde 1,46’ya yükseldiğini ancak bu seviyenin henüz yeterli olmadığını söyledi. Başkan Ardıç, savunma sanayiinin oluşturmuş olduğu pozitif dışsallıklar sayesinde ikiz dönüşüm sürecinin ve yüksek katma değerli üretim gücünün ivme kazanacağına işaret ederek, "Bugün savunmada kazandığımız kabiliyet, yarın rekabette kazandığımız güçtür" diye konuştu. Stratejik bir teknoloji ve yetkinlik üretim merkezi Ankara Sanayi Odası olarak savunma sanayiini yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda stratejik bir teknoloji ve yetkinlik üretim merkezi olarak gördüklerinin altını çizen Başkan Ardıç, şunları söyledi: "Bu merkezi güçlendirmek için insan kaynağımıza yatırım yapmak zorundayız. Bu noktada, üniversite-sanayi iş birliğini savunma odaklı, derinlemesine ve sonuç odaklı bir modele çevirmemiz gerekiyor. Büyük savunma şirketlerimizin teknoparklarda ve üniversite kampüslerinde Ar-Ge merkezleri açması, ortak projeler yürütmesi çok değerli; ancak bu modeli daha da derinleştirmemiz gerekiyor. Savunma sanayiimizdeki gelişmenin arkasında sadece şirketler değil; savunma sanayiini ulusal prestij ve yüksek teknoloji laboratuvarı olarak gören bir toplumsal algı da var. Gençlerimiz bu sektörü artık ‘ilerlemenin vitrinlerinden biri’ olarak görüyor." Ankara Sanayi Odası olarak savunma sanayiini sadece ürünleriyle değil, yetiştirdiği insanlarla, oluşturduğu kurum kültürüyle, kurduğu tedarik ve değer zinciriyle, ortaya koyduğu değerlerle dünya sahnesine taşıma kararlılığında olduklarını vurgulayan Ardıç, "Türkiye, savunma sanayiinde artık ‘takip eden’ değil, ‘takip edilen’ ülkelerden biridir. Bu çizgiyi sürdürebilmek için de inovasyonun insan yüzünü, yetenekleri, hayalleri merkeze almamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Finike’de portakal sezonu başladı, 250 bin ton rekolte bekleniyor
16 Kasım 2025 Pazar - 11:27 Finike’de portakal sezonu başladı, 250 bin ton rekolte bekleniyor Antalya’nın Finike ilçesinde narenciye hasadı başladı. Bu yıl yaklaşık 250 bin ton rekolte beklenen ve büyüklüğüne göre kilogramı dalında 22 ile 30 lira arasında değişen portakallar hem iç pazara hem de dış pazara gönderilirken İstanbul, Ankara ve Bursa başta olmak üzere Türkiye’nin birçok ilindeki marketlere de ürün sevkiyatı yapılıyor. Portakalın belli bir bölümün ise Rusya ve Balkan ülkelerine ihraç ediliyor. Finikeli üretici Ömer Bilal, 150 dekar alanda narenciye üretimi gerçekleştiriyor. Bilal, Portakal üretiminin yoğun olduğu 60 dekar portakal bahçesinde ilk hasatın başladığını söyledi. Sezona güçlü bir başlangıç yaptıklarını belirten üretici Ömer Bilal, " Bugün sezonun ilk hasat günü. 17 kişilik ekibimizle günlük bir kamyon kesim yapıyoruz. Bu da yaklaşık 20 tona tekabül ediyor. Hasat bir ay boyunca devam edecek" dedi. Ürünler iç pazarda ve Rusya’da Üretilen portakalların hem iç pazara hem de dış pazara gönderildiğini vurgulayan Ömer Bilal, İstanbul, Ankara ve Bursa başta olmak üzere Türkiye’nin birçok ilindeki marketlere ürün gönderdiklerini, belli bir bölümün ise Rusya ve Balkan ülkelerine ihraç edildiğini söyledi. 750 ton rekolte hedefi Bu yıl Finike’de iyi bir sezon beklediklerini kaydeden Bilal, sadece kendi bahçelerinde 750 ton rekolte hedeflediklerini belirtti. Ürünlerin dalında kilogram fiyatlarının büyüklüğe göre değiştiğini hatırlatan Bilal, "2.0’dan 5.0’a kadar ürün büyüklüğü var. Fiyatlarımız şu anda 22 TL ile 30 TL arasında dalında işlem görüyor" şeklinde konuştu. "Bu sene güzel bir sezon geçiriyoruz, fiyatlar tatmin edici" Son yıllarda narenciye fiyatlarının düşük seyretmesi nedeniyle birçok çiftçinin zorlandığını dile getiren Bilal, "Güzel bir sezon geçiriyoruz rakamlar tatmin edici derecede bu seneye kadar rakamlar düşük gidiyordu. Hükümetimizin de desteği ile bu rakamların biraz daha yükselmesi gerekiyor maliyetlerimiz çok yüksek" diye belirtti. - Narenciye bahçeleri imara açılıyor Ömer Bilal, bölgede her yıl 100–150 dekar narenciye alanının imara açıldığını veya farklı bahçe türlerine dönüştürüldüğünü söyleyerek önemli bir uyarıda bulundu: "Portakalın fiyatları düşük, maliyetler yüksek olduğu için insanlar bahçelerini kesiyor. Eğer bu sezon başlayan fiyatlar bu şekilde devam ederse Finike’de narenciye üretimi sürer. Finike dünyanın en güzel portakalını yetiştiriyor. Bu bahçelerin otellere ve villalara dönüşmesi hepimize zarar verir." Bilal, narenciye üretiminin bölge için stratejik önem taşıdığını vurgulayarak, üretimin korunması gerektiğini belirtti.
Dron ve hava saldırılarına karşı yerli ve milli ‘TOLGA Yakın Hava Savunma Sistemi’
16 Kasım 2025 Pazar - 11:08 Dron ve hava saldırılarına karşı yerli ve milli ‘TOLGA Yakın Hava Savunma Sistemi’ Son dönemlerde artan teknoloji ile beraber tüm dünyada gündem haline gelen dron saldırılarına karşı Makine ve Kimya Endüstrisi’nin (MKE) geliştirdiği ‘TOLGA Yakın Hava Savunma Sistemi’nin tanıtımı Konya’da yapıldı. Geliştirilen TOLGA Yakın Hava Savunma Sistemi, komuta kontrol, radar, elektro-optik, elektronik karıştırıcı, silah sistemleri ve özel geliştirilen anti-dron mühimmatı gibi Soft-Kill ve Hard-Kill çözümlerle birlikte çalışıyor. Makine ve Kimya Endüstrisi tarafından, son dönemlerde artan mini, mikro İHA ve taktik dron tehditlerine, seyir füzelerine ve akıllı mühimmatlara karşı, geliştirilen yerli ‘TOLGA Yakın Hava Savunma Sistemi’nin atış gösterimi Konya’da bulunan Karapınar Atış, Test ve Değerlendirme Grup Komutanlığında yapıldı. Geliştirilen sistem ile tespit, teşhis ve önleme katmanında radar, elektro-optik ve elektronik karıştırma sistemleriyle 10 km’ye kadar Soft-Kill müdahalesi sağlıyor. Hard-Kill müdahalede ise üretimi gerçekleştirilen 12.7 mm, 20 mm, 35 mm silah sistemleri ve özel olarak geliştirilen mühimmat kullanılıyor. Sistem uzaktan kumanda ile yerine getirebilen komuta kontrol ünitesi manuel, yarı otonom ve tam otonom seçenekleriyle de görev yürütebiliyor. "Çelik kubbenin alt katmanı yani 3 bin metre ve daha altı katmandaki hava savunma dron savunma altyapısı TOLGA sistemiyle kurulmuş oldu" Geliştirilen sistemin amacını anlatan Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Genel Müdürü İlhami Keleş, "Türkiye’nin ilan ettiği çelik kubbenin alt katmanı yani 3 bin metre ve daha altı katmandaki hava savunma dron savunma altyapısı TOLGA sistemiyle kurulmuş oldu. Bunun da burada hep beraber canlı örneklerini görmüş olduk. Aynı zamanda bu sistemler şu anda dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu, çünkü dron tehditleri çok önemli bir tehdit olarak artık bütün ülkelerin üzerine çalıştığı bir konu. Dronsavar sistemleri özellikle ‘hard-kill’ dediğimiz yani vurarak düşürme şu an başarılması çok zor bir iş ama Makine Kimya’nın burada avantajı hem uçtan uca silah yapma imkanına sahip bir firma hem mühimmata çok hakim bir firma, dolayısıyla silah ve mühimmat eşlemesini burada düzgün bir şekilde yaparak hedefe gitme konusunda da en şanslı firmayız. Biz de bütün bu birikimlerimizi kullanarak hem ülkemiz için çok ciddi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan bu problemi çözmüş olduk hem de uluslararası arenada da ciddi bir pazar payına talip olma fırsatı bulduk" dedi. "Hızlı bir şekilde seri üretime de geçebilecek durumdayız" Sistemin seri üretimi için hazır olduklarını aktaran MKE Genel Müdürü İlhami Keleş, "Bu ay içerisinde pek çok ülkeye gösterileri yapıyor olacağız. Aynı zamanda Türkiye’deki askeri ataşeleri de davet etmek suretiyle bu yeteneklerimizi bütün dünyaya sergilemiş olacağız. Bugün burada öngörülen senaryoların tamamının aksaksız ve başarılı bir şekilde hedeflerin çok az mühimmat sarfıyla, hatta atılan 3-4 mermide hedeflerin bertaraf edilmesi çok ciddi bir başarı oldu. Ve bu da ciddi bir özgüven kazandırdı. İnşallah bu özgüvenle hem bunun seri üretim tarafında da altyapı çalışmalarını tamamladık, hızlı bir şekilde seri üretime de geçebilecek durumdayız. Hem işin mühimmat tarafında hem silah tarafında seri üretime geçebilecek durumdayız" şeklinde konuştu. "Güçlü iş birliğinin somut bir örneğini sizlere sunuyor olacağız" MKE Amerika-Avrupa Bölge Müdürü Ödül Öden, "Bugün burada sadece bir sistem göstermeyeceğiz. Türkiye’nin savunma sanayi alanındaki milli kabiliyetlerinin, mühendislik kapasitesinin ve kurumlarımız arasındaki güçlü iş birliğinin somut bir örneğini sizlere sunuyor olacağız. Yaklaşık 600 yıldır faaliyetlerine devam eden MKE’nin tecrübesinin ve mühendisliğini günümüzün değişen tehditlerine karşı nasıl evrildiğini konuşacağız" ifadelerini kullandı.