GÜNDEM - 15 Ağustos 2025 Cuma 12:38

Elazığ Bölge Veterinerler Odası Başkanı Bulut: "Şap hastası olan hayvanın kesilmesinde bir sakınca yoktur"

A
A
A
Elazığ Bölge Veterinerler Odası Başkanı Bulut: "Şap hastası olan hayvanın kesilmesinde bir sakınca yoktur"

Elazığ Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Cazim Bulut, şap hastalığı hakkında açıklamalarda bulunarak şap hastalığına yakalanan hayvanların kesilmesinde bir sakınca olmadığını belirtti.



Elazığ Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Cazim Bulut, son zamanlarda artan şap hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu.


Şap hastalığının çiftlik hayvanları ve çift tırnaklı hayvanların viral bir hastalığı olduğunu belirten Başkan Cazim Bulut "7 tane serotipi olan A, O, C, Asya1, Asya2, Asya3 ve SAT1’den oluşan bir hastalıktır. Tüm Türkiye’de olduğu gibi Elazığ’da da 1 aya yakındır bütün illerde hayvan pazarları kapatıldı. Aynı zamanda şap hastalığının göründüğü bölgede karantina uygulaması yapılarak hastalığın bir an önce söndürülmesi amaçlanıyor. İlimizde de bazı ova köyleri Tadım, Maden’in bazı köyleri Bermaz Ovası ve Kovancılar’ın Karaçor ve Büyükçaltı, Küçükçaltı ve Gemtepe gibi köylerde henüz söndürülmemiştir fakat çalışmalar devam etmektedir. Viral hastalıklarda spesifik bir tedavi olmadığı için özellikle de destekleyici yani hayvanın direncini arttıran tedavilere yönelmektedir. Şap hastalığı sığırlarda farklı koyun ve keçilerde farklı olmaktadır. Koyun ve keçilerde daha hafif seyrederken sığırlarda daha ağır seyrediyor. Yüksek ateşle başlar, depresyon ve bir gün sonra ağız salyasının akması ve içi su dolu keseciklerin oluşması bu kesecikler patladıktan sonra yerine yaraların şekillenmesi, tırnak bölgesinde ve dişi hayvanlarda meme bölgesinde benzer belirtiler gösterir" dedi.



Hayvanların şap hastalığına yakalanma oranımın son derece yüksek olduğunu aktaran Bulut, "Hızlı ilerler birçok bulaşıcı yolları vardır. Bakıcıların rolü, ahırların birbirlerine yakın olması ve aynı merada otluyor olmaları şap hastalığının yayılmasında çok önemli faktörlerdir. Şap virüsünü çevre ısısı ve şartlarına dayanıklı olması hastalığın söndürülmemesinde de olumsuz etkileri olmaktadır. Özellikle yüksek ısılarda çabuk denatüre olurken, kış mevsiminde daha uzun yaşam süresi olabilmektedir. Özellikle sosyal medyada son günlerde ölümle sonuçlanan vakaları sıklıkla görmekteyiz. Bunun ana sebebi yaz mevsimine denk gelmesi ve hayvanların yaz stresinde olmasıdır. Bundan dolayı da ölüm oranları bir miktar artmaktadır. Oysa gerek sığırlarda gerekse de koyun ve keçilerde ölüm oranı son derece düşüktür. Daha çok, ekonomik değer açısından hastalığa bakmak gerekiyor" diye konuştu.



Bulut, "Şap hastalığının bir diğer özelliği de şap hastalığına karşı yapılan aşılama programlarında virüsün bir tipine karşı yapmış olduğumuz aşılama, diğer virüs tipine yani çapraz bağışıklık desteklenmediği için bir başka suşa karşı bağışıklık şekillenmez. Dolayısıyla yeni bir suşanın ortaya çıkmasıyla hastalık tekrar oluşabilir. Önceki yıllarda A ve O tipine karşı yapılan aşılama programları farklı tiplerin görülmesiyle giderek artmaktadır. Trivalan ve Tetrevalan ve Pentevalan aşılar, piyasaya sürüldü. Dolayısıyla daha çok ekonomik açıdan bakmak lazım. Şap hastalığının bir diğer özelliği de özellikle genç hayvanlar buzağı ve kuzuda kalp kasına virüs yerleştiği için ölüm kaçınılmaz oluyor. Şap hastası olan hayvanın kesilmesinde bir sakınca yoktur. Her ne kadar literatürlerde zeolotik bir hastalık olduğu söylense de bizim sahada ki deneyimimiz ve saha çalışmalarımız şapın insana bulaştığına dair çok ciddi olmadığı tespit edilmiştir. Bazen ellerde ve sığırların ağzında görülen lezyonlar ufak tefek görülse de çok olumsuz sonuçlar doğurmamaktadır. Dolayısıyla şapa yakalanmış bir hastanın etinin tüketiminde de insan sağlığını tehdit etmediği için olumsuz bir sonuç olmayacaktır. Alınan bütün tedbirler daha çok hayvanı şapa karşı korumada ve hastalığı söndürmek için alınana tedbirlerdir. Yani insan sağlığını olumsuz etkilediğinden dolayı alınan tedbirler değildir" ifadelerini kullandı.



Elazığ Bölge Veterinerler Odası Başkanı Bulut: "Şap hastası olan hayvanın kesilmesinde bir sakınca yoktur"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Kasktan ceza yememek için plakasını kapattı, yediği cezayı görünce hayatının pişmanlığını yaşadı Antalya’nın Manavgat ilçesinde trafik polisinin durdurduğu plakası kağıtla kapatılmış motosikletin sürücüsüne 140 bin TL para cezası uygulanırken, motosiklet 30 günlüğüne trafikten men edildi. Kaskının çalındığını ve ceza yememek için kapattığını belirten motosiklet sürücüsü, "Plakanızı kapatmayın, kasktan cezanızı yiyin" nasihatinde bulundu. Aşağı Hisar Mahallesi Gülveren Caddesi üzerinde devriye görevi yapan Manavgat Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Büro Amirliği’ne bağlı Şahin ekibi, plakası beyaz bir kağıtla kapatılmış olan motosikleti durdurdu. 07 BDL 674 plakalı motosikleti kullanan Dilek Yıldız’a ’Araç plakasının farklı okunmasına veya okunamamasına bilerek neden olacak şekilde plakasında değişiklik yapmak suçundan’ 140 bin TL idari para cezası uygulanırken motosikleti otuz gün süre ile trafikten men edilerek yediemin otoparkına çekildi. "Vallahi bugün kaskım çalındı" Kaskını çaldırdığını belirten motosiklet sürücüsü Dilek Yıldız, trafiğin arkadan ceza yazmaması için plakayı kapattığını belirterek, "Benim yaptığımı başkaları yapmasın" dedi. Yıldız "Vallahi bugün kaskım çalındı. Ehliyetim, muayenem her şeyim tam. Kasktan ceza yemeyeyim diye, ergenlere uydum, ergenler kapatıyor ya plakayı. Ceza 150 bin lira. Plakanızı kapatmayın, kasktan cezanızı yiyin" derken gülmeyi de ihmal etmedi.
Sivas Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz" Ramazan ayında bilinçsiz ve ani yemek tüketiminin sindirim sistemini zorladığına dikkat çeken Sivas Medicana Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça, geçmişinde mide rahatsızlığı bulunan kişilerin mide kanaması riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Ramazan ayında değişen beslenme düzeni, sindirim sistemi üzerinde önemli etkiler oluşturuyor. Gün boyu süren açlığın ardından iftar sofralarında birden ve fazla miktarda yemek tüketilmesi mide ve bağırsak sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Özellikle sahurun atlanması durumunda, uzun süre aç kalan mideye bir anda yüklenilmesi ciddi sindirim problemlerine neden olabiliyor. Uzmanlar, işlenmiş ve ağır yağlı gıdaların özellikle iftar sofralarında sınırlandırılması gerektiğini ve bunun yerine sebze ağırlıklı ve hafif beslenmenin sindirim sistemini rahatlattığı aktarıyor. İftar ile sahur arasında su tüketiminin kademeli olarak artırılması da önem taşıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça eğer oruç tutan hastanın geçmişinde mide rahatsızlıkları varsa iftar zamanı yemek yerken dikkat etmesi gerektiğini söyleyerek, "Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir" dedi. "Ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır" İftarda yemek yerken hafif gıdalar ile başlanması gerektiğini söyleyen Kurtça, "Şu anda on bir ayın sultanı Ramazan ayının içerisindeyiz. Bu ayda da dikkat etmemiz gereken hususlar var. Çünkü yaşam tarzımız ve beslenme alışkanlıklarımız değişmektedir. Burada da uzun süre aç kalmaktayız. Özellikle sahur yapılmadığı dönemlerde oruç tutan hastalarımızda ciddi sindirim problemleri oluşmaktadır. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. Uzun süre aç kalıp daha sonra birden yemek yenildiği zaman midenin de bir sindirim hacmi bulunuyor. Eğer bu hacminin üzerinden fazla bir giriş olursa da sindirim problemleriyle karşılaşmaktayız. Bunu açısından da önce bir ılık bir çorba içilmesi, su içmeyi unutmamak çok önemli. Hafif bir yemekle başlanmalı, ağır bir yağlı yiyecek, kızartmalardan da uzak durmamız gerekiyor. Ön planda kızartma yediğimiz zaman mide olduğundan aşırı bir tepki vermektedir. Bununla beraberde midedeki asit salgısı artmaktadır. Bu da hasta tarafından, oruç tutanlar tarafından aşırı bir yanma, hazımsızlık, şişkinlik rahatsızlık hissi oluşturmaktadır. Özellikle böyle işlenmiş gıdalar, yağlı gıdalar, kızartılmış besinlerden uzak durulması gerekiyor" dedi. "Kanamaya yol açabilir" Bol miktarda su tüketilmesi gerektiğini belirten Kurtça, "Ramazan ayı boyunca sahuru olabildiğince yapmamız gerekiyor. Çünkü en azından iki öğün yemiş oluyoruz. Bununla beraber de bol miktarda su tüketilmeli. Yani bizim iftar zamanımızdan başlayıp sahur zamanımıza kadar kademeli olarak su tüketmemiz gerekiyor. Yeşil gıdalar ile beslenip, hafif şeyler tüketmemiz gerekiyor. Bir de elimizden geldiğince bir hareket katmalıyız. Eğer oruç tutuyoruz diye hiç hareket etmezsek bu sefer kendi vücut metabolizmamız da yavaşlar ve sindirim sistemimiz de yavaşlar. Eğer hastanın altta bir mide rahatsızlığı varsa özellikle bir reflüsü, mide fıtığı dediğimiz ya da bir ülseri varsa asit salgısı da attığı zaman hem semptomlarımızı arttırır hem de ülsere sebep olup ülserin de bir komplikasyonu olan kanamaya yol açabilir. Sahurda da böyle çok hızlı yemek yemeden, suyumuzu tüketerek, sıvı gıdamızı alarak bir kendimize de sindirim zamanı sağlamamız açısından da çok önemli. Bu süre zarfında susuz kalmaktayız. O onun için su alma miktarımız da saatimizi de ne kadar arttırırsak vücudumuzun sindirim sistemine de o kadar yardımcı oluruz" diye konuştu.