GENEL - 28 Şubat 2012 Salı 17:12

KADİR İNANIR`IN KANSER OLDUĞU İDDİALARINA İLİŞKİN DOKTORUNDAN AÇIKLAMA

A
A
A
KADİR İNANIR`IN KANSER OLDUĞU İDDİALARINA İLİŞKİN DOKTORUNDAN AÇIKLAMA

Bel fıtığı ameliyatı geçiren oyuncu Kadir İnanır’ın doktoru Prof. Dr. Yunus Aydın, ünlü oyuncunun akciğer kanseri olduğu iddialarına ilişkin yaptığı açıklamada, "Buna hemen kanser demek doğru değil. Nispeten iyi huylu bir şey çıktı. Akciğer kanseri olsaydı zaten bu ameliyatı yapamazdık" dedi.
Türk sinemasının ünlü isimlerinden Kadir İnanır, Memorial Hastanesi’nde bel fıtığı ameliyatı geçirdi. 2 saat süren ameliyatın başarılı geçtiği belirtilirken, İnanır’ın sağlık durumuna ilişkin doktoru Prof. Dr. Yunus Aydın bir açıklama yaptı. Aydın, "Ben Kadir Bey’in hem arkadaşı, hem doktoruyum. Kadir Bey 2-3 haftadır akciğer enfeksiyonu geçirmişti. Öteden beri bizim takip ettiğimiz bir bel problemi vardı. Bel fıtığı dediğimiz olay. Aynı zamanda kanal darlığıyla birlikte ayak bileğinde güçsüzlüğe neden
olunca akciğerdeki enfeksiyonu da kontrol ettikten sonra bir ameliyat kararına vardık. Akciğerdeki olay araştırıldı, çok önemli olmadığına karar verince benim ameliyatı yapmama izin verildi. Bu sabah 2 saat süren bir ameliyat yaptık. Hem bel fıtığını temizlemiş olduk, hem de kanalını açtık ve buraya gelmeden 5 dakika önce de kendisini kaldırdım, yürüttüm" diye konuştu.
Ameliyatın başarılı geçtiğini ve herhangi bir problem olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Aydın, "Bu ameliyatlar mikro cerrahi yöntemiyle yapılıyor. O yüzden ameliyattan 2-3 saat sonra hastayı kaldırmamız, 4-5 saat sonra da göndermemiz mümkün. Kendisinin tansiyon problemi olduğu için hemen göndermeyeceğiz, bir gün tutacağız burada" şeklinde konuştu.
"ABARTILDIĞI GİBİ BİR PROBLEM YOK"
Prof. Dr. Yunus Aydın, İnanır’ın cuma günü ameliyat olacağı yönündeki iddiaları hatırlatan basın mensuplarına, "Akciğerindeki olayın bir şey olup olmadığını anlamak için sadece biyopsi yapıldı, o bir ameliyat değil. Akciğeriyle ilgili küçük bir operasyon yapılacak. Akciğerde çok büyük bir olay yok. Abartıldığı kadar bir problem yok" dedi.
"Buna hemen kanser demek doğru değil" diyen Aydın, şunları söyledi:
"Nispeten iyi huylu bir şey çıktı. Yoksa benim bu ameliyatı yapmama izin vermezlerdi. Akciğer kanseri olsaydı zaten bu ameliyatı yapamazdık. Çok minik bir şey bulundu. O yüzden biz bu ameliyatı yaptık. Daha sonra da akciğerdekini, büyük bir ameliyatla değil endoskopik olarak alacak Kamil Kaynak Bey."
Aydın, şu anda herhangi bir risk olmadığını ifade ederek, "Aynı bildiğiniz eski Kadir İnanır. Yine setlere kısa sürede dönecek, hiç merak etmeyin" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Yunus Aydın, anjiyo yapıldığı iddialarına ilişkin olarak da, "Ameliyat öncesi anjiyoyu yaptık. Çünkü onun daha önceden bir problemi vardı. Bu ameliyatı yapabilmek için emniyete almak adına, anestezi vereceğimiz insanların genel sağlık durumlarını kontrol etmek istiyoruz. En ufak bir risk almamak adına anjiyografi yaptık dün ve her
şey pırıl pırıl olduğu için bugün ameliyatımızı yaptık" dedi.
Basın mensuplarının, "Hastanede kaç gün kalacak?" sorusuna ise Aydın, "Bizim ameliyatla ilgili bir gün. Sanıyorum Kamil Bey’in bakacağı duruma göre 1-2 gün daha tutulabilir" şeklinde yanıt verdi. Prof. Dr. Aydın, bir basın mensubunun "Kanser denilebilir mi?" sorusuna da, "Hayır. Akciğerin korkulan küçük hücreli kanseri vardır, öyle bir şey olmadığını anlamış olduk. Onunla ilgili çok memnun olduk. Zaten akciğerin bazı kanserlerine hiç ameliyat dahi yapılmaz. Küçük bir şey ve çıkartılacak. Bir problem yok.
Genel anlamda biz tümör kelimesini kullanıyoruz. Orada bir şişlik var. Çok küçük, etrafa yayılmamış" yanıtını verdi.
ORHAN GENCEBAY: "MORALİ ÇOK YÜKSEK"
Tedavisi süren Kadir İnanır’ı oyuncu arkadaşları da yalnız bırakmadı. Orhan Gencebay ve Ahu Tuğba ile Yılmaz Ulusoy, İnanır’ı ziyaret ederek sağlık durumuna ilişkin doktorlarından bilgi aldı. Hastane önünde basın mensuplarına açıklama yapan Orhan Gencebay, "Şu anda çok iyi. Sohbet ettik. Fıkralar da anlattık. Bir süre burada kalacak. İnşallah daha sonra daha iyi olarak çıkacak. Şu an morali falan çok yüksek. Herhangi bir sıkıntısının olmadığını görüyoruz. Bu da bir ameliyat neticede. Bel fıtığı ameliyatı
da çok sıkıntılıdır" dedi.
İnanır’ın kanser olduğu yönünde çıkan haberlerin hatırlatılması üzerine Gencebay, "Ben de sizin gibi televizyondan duydum. Katiyen konuşmadık bile. Böyle bir olasılığından bile bahsetmedik. Her kafadan bir ses çıkabilir, inanmamak lazım. Kadir kardeşim çok iyi, sağlıklı" diye konuştu.
İnanır’ı ziyaret ettikten sonra bir açıklama yapan Ahu Tuğba da, "Çok güzel gülüyordu. Onun gözlerinin ışığı yeter zaten" dedi. Tuğba, bir basın mensubunun, "Kanser olup olmadığını sordunuz mu?" sorusu üzerine de, "Tövbe deyin. Ona yakışmayan bir kelime bu. Ameliyattan çıkmış, çok güçlü. Morali bomba gibi" yanıtını verdi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bitlis Bitlis’te nisanda kara kış: 84 köy yolu ulaşıma kapandı Bitlis’te baharda kış şartları etkisini sürdürürken, kar kalınlığı ise 15 santimetreyi buldu. Nisan ayının ortalarına yaklaşılırken kentte gece saatlerinde başlayan kar yağışı, kısa sürede etkisini artırarak cadde ve sokakları beyaza bürüdü. Bitlis ve çevresinde iki gündür aralıklarla devam eden kar yağışı, özellikle yüksek kesimlerde etkisini daha fazla gösterirken Bitlis İl Özel İdaresinden yapılan açıklamada ise il genelinde 84 köy yolunun ulaşıma kapandığı belirtildi. Yüksek bölgelerde kar kalınlığının 35 santimetreye kadar ulaştığı, yağışların hafta sonuna kadar aralıklarla devam etmesinin beklendiği bildirildi. Meteoroloji yetkilileri, sürücüleri buzlanma ve görüş mesafesinde yaşanabilecek düşüşlere karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Kar yağışının ardından kent genelinde ekipler harekete geçti. Ana arterlerde karayolları ekipleri çalışmalarını sürdürürken, mahalle aralarında ise belediye ekipleri kar temizleme çalışmalarına başladı. Sabah saatlerinde yoğun kar nedeniyle araçların ve evlerin kar altında kaldığı kentte, vatandaşlar işlerine gitmekte zorlandı. Nisan ayının ortasında kar sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, araçlarının üzerini temizleyerek güne başladı. Öte yandan, etkili olan kar yağışı nedeniyle kent genelinde birçok köy yolunun ulaşıma kapandığı, il özel idaresi ekiplerinin kapalı yolların yeniden ulaşıma açılması için çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü belirtildi.
Erzurum 114 Yıllık "Sıla Hasreti" belgesi gün yüzüne çıktı: Bir askerin kalbinde taşınan memleket Balkan Savaşları’nın yalnızca cephede verilen bir mücadele olmadığı, aynı zamanda insan ruhunun en derin sınavlarından biri olduğu, ortaya çıkan çarpıcı bir belgeyle bir kez daha gözler önüne serildi. Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir tarafından paylaşılan 114 yıllık belge, Erzurumlu bir Osmanlı askerinin "sıla hasreti" nedeniyle hastaneye düştüğünü ve tedavi için memleketine gönderilmesinin önerildiğini ortaya koyuyor. Savaşın görünmeyen yüzü: "Darüssıla" hastalığı Belgede, cephe gerisindeki bir askeri hastanenin 9. koğuşunda yatan Erzurumlu Hasan oğlu Mehmet Hüsnü Çavuş’un durumu ayrıntılı biçimde yer alıyor. Yapılan muayenelerde, askerin fiziksel bir yarasının bulunmadığı; buna karşılık dönemin tıbbi literatüründe "darüssıla" olarak adlandırılan ağır bir memleket hasreti yaşadığı tespit ediliyor. Askerî tabipler, bu durumun sıradan bir moral bozukluğu olmadığını; doğrudan tedavi gerektiren bir ruhsal çöküntü hali olduğunu değerlendiriyor. Bu nedenle Mehmet Hüsnü Çavuş için ilaç ya da klasik tedavi yöntemleri yerine oldukça dikkat çekici bir karar alınıyor: Kısa süreli izin verilerek memleketine gönderilmesi. Bu karar, Osmanlı askeri tıbbının yalnızca fiziksel yaralara değil, askerlerin psikolojik durumlarına da duyarlı olduğunu açıkça gösteriyor. Hastalığın ilacı: Sıla Belgede yer alan ifadeler, dönemin anlayışını net biçimde ortaya koyuyor. Mehmet Hüsnü Çavuş’un iyileşmesi için en uygun tedavinin "memleketine kavuşması" olduğu belirtiliyor. Bu doğrultuda kendisine 5 ila 10 gün arasında bir "mezuniyet" (izin) verilmesi öneriliyor. Bu yaklaşım, modern psikolojide "travma", "bağlanma" ve "aidiyet duygusu" kavramlarıyla açıklanan durumların, Osmanlı döneminde sezgisel olarak tanımlandığını gösteriyor. Özdemir: "Bu belge bir insanlık tanıklığıdır" Belgeyi kamuoyuyla paylaşan Taner Özdemir, Balkan Savaşları’nın yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal ve psikolojik bir yıkım olduğuna dikkat çekti: "1912-1913 yılları, Osmanlı için adeta bir kırılma dönemidir. Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler, hiç bilmedikleri coğrafyalarda, çok ağır şartlar altında savaşmak zorunda kaldılar. Bu belge bize şunu gösteriyor: Savaş sadece cephede yaşanmıyor. Asıl savaş, bazen insanın kendi içinde yaşanıyor." Özdemir’e göre bu belge, Osmanlı ordusunun askerine bakış açısını da ortaya koyuyor: "En zor şartlarda bile askerinin ruh halini dikkate alan bir anlayış var. ‘Sıla hasreti’ bir hastalık olarak kabul ediliyor ve tedavi yöntemi olarak memlekete gönderilmesi öneriliyor. Bu, son derece insani ve ileri bir yaklaşımdır." Erzurum’dan Balkanlara Uzanan Hasret Erzurum’dan yola çıkan Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesi, aslında binlerce askerin ortak geleceğini temsil ediyor. Anadolu’nun köylerinden koparılan gençler; ailelerinden, sevdiklerinden ve alıştıkları hayattan uzak, bilinmezlik içinde bir mücadeleye sürüklenmişti. Soğuk, açlık, hastalık ve yetersiz lojistik şartlar kadar; anne kokusu, baba duası ve çocuk sesine duyulan özlem de bir yük haline gelmişti. Bu belge, işte o görünmeyen yükü somutlaştırıyor. Uzmanlara göre belge, üç açıdan büyük önem taşıyor: Askeri tarih açısından: Osmanlı ordusunda psikolojik durumların nasıl ele alındığını gösteriyor. Tıp tarihi açısından: "Darüssıla" kavramı, erken dönem psikiyatrik tanımlamalara örnek teşkil ediyor. Sosyal tarih açısından: Savaşın insani boyutunu ve askerlerin duygusal dünyasını ortaya koyuyor. İsimsiz kahramanlara açılan bir pencere Özdemir, Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesinin, yalnızca bir askerin dramı olmadığını dile getirerek "Balkan coğrafyasında savaşan binlerce Osmanlı askerinin ortak hikâyesidir. Bu belge sayesinde, tarih kitaplarında çoğu zaman sayılarla ifade edilen kayıpların ardındaki insan hikâyeleri yeniden görünür hale geliyor. Ve belki de en çarpıcı gerçek şu: Bazı yaralar kurşunla değil, hasretle açılıyor" dedi.