SAĞLIK - 10 Nisan 2026 Cuma 10:23

Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor"

A
A
A
Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor"

İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Düriye Sıla Karagöz Özen, "Amerikan tarzı beslenme ve yaşam" alışkanlıklarının Türkiye’de yaygınlaşmasının, obeziteyi giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline getirdiğini söyledi.


Medicana International Samsun Hastanesi’nden Doç. Dr. Özen, hareketsiz yaşam, fast food tüketimi ve ekran bağımlılığının artmasının obezite oranlarını yükselttiğine dikkat çekti. Türkiye’nin obezite sıralamasında Avrupa’da ilk sırada yer aldığını ifade eden Dr. Özen, erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 25 ila 45’inin obezite sınırının üzerinde olduğunu, bu durumun, sokakta her 100 kişiden yaklaşık 40’ının risk altında olduğu anlamına geldiğini vurguladı.


"Türkiye’nin yüzde 40’ı obezite sınırının üzerinde"


Büyük bir halk sağlığı sorunu haline gelen obezite görülme sıklığına dikkat çeken Doç. Dr. Özen, "Obezite metabolik bir durumdur. Tüm dünya için ciddi bir halk sağlığı problemidir ve pandemi halini almıştır. Hem yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerde hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sorundur. Ülkemiz için de bu geçerlidir. Obezite, bir kişideki yağ kütlesinin olması gerekenden fazla olması durumudur. Vücut kitle indeksi, kilonun boyun karesine bölünmesiyle elde edilir. Otuzun üzeri obezite, kırkın üzeri ise ciddi obezite olarak değerlendirilir. Ne yazık ki Türkiye, pek çok metabolik sorunda olduğu gibi obezitede de Avrupa’da birinci sıradadır. Türkiye’de erişkinler arasında obezite prevalansının yüzde 25 ile 45 arasında olduğu görülmektedir. Bu da sokakta 100 kişiden yaklaşık 40’ının obezite sınırının üzerinde olduğu anlamına gelmektedir. Obezite; diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom ve kardiyovasküler hastalıklar gibi birçok hastalık için risk faktörüdür. Bu nedenle obezitenin önlenmesi ve uygun şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşımaktadır" dedi.


"Türkler de artık Amerikalılar gibi beslenip yaşıyor"


Amerikan toplumundaki olumsuz yaşam alışkanlıklarının Türk toplumunda da yaygınlaştığına işaret eden Özen, "Obezitenin Amerika’da yaygın olmasının başlıca nedeni fast food ile beslenmedir. İşlenmiş gıdaların fazla tüketilmesi, yüksek karbonhidratlı ve glisemik indeksi yüksek gıdaların tercih edilmesi ile egzersiz eksikliği bu duruma yol açmaktadır. Ne yazık ki biz de artık benzer şekilde besleniyoruz. Paketli ve yüksek kalorili gıdaların tüketimi ile ekran başında geçirilen sürenin artması hem yetişkinlerde hem de çocuklarda obeziteyi artırmaktadır. Egzersizin azalması, günlük yaşamın daha çok ofis ve ekran başında geçmesi, çocukların açık alanlarda daha az vakit geçirmesi ve fast food tüketiminin artması obezite için en önemli risk faktörleridir. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde protein yerine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin yaygın olması ve paketli gıdaların daha ulaşılabilir olması da bu durumu etkileyen faktörler arasındadır" diye konuştu.


"Bel çevresi kadınlarda 90, erkeklerde 100 santimin üzeri obezite"


Herkesin kendi ölçümlerini yaparak obezite riskini değerlendirebileceğini belirten Doç. Dr. Özen, "Herkes boyunu ve kilosunu bilmeli. Vücut kitle indeksi bu değerlerle hesaplanır. Örneğin 160 cm boyundaki bir kadının yaklaşık 70 kilonun, bir erkeğin ise 75 kilonun üzerinde olmaması beklenir. Ancak burada önemli olan yağ kütlesidir. Sporcularda kas kütlesine bağlı olarak vücut kitle indeksi yüksek çıkabilir. Bu nedenle bel çevresi ölçümü de önemlidir. Mezura ile kolayca ölçülebilir. Türkiye için kabul edilen normal değerler; kadınlarda 80 santim, erkeklerde 90 santimin altıdır. Kadınlarda 90 santimin, erkeklerde ise 100 santimin üzeri obezite olarak değerlendirilir. Ayrıca bel çevresinin boya oranının 0,5’in üzerinde olması da risk göstergesidir. Bel-kalça oranı ise erkeklerde 0,9’un, kadınlarda 0,8’in üzerinde olduğunda fazla kiloya işaret eder. Tüm bu ölçümler bireyler tarafından kolaylıkla yapılabilir" şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ağrı Ağrı’da Leyla davası 11 Haziran tarihine ertelendi Ağrı’da kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla’nın ölümüne ilişkin görülen davada duruşma 11 Haziran tarihine ertelendi. Ağrı’da 2018 yılında kaybolduktan 18 gün sonra dere kenarında ölü bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in davasında Yargıtay 1. Ceza Dairesi, verilen beraat kararlarını bozmuştu. Bozma ilamı doğrultusunda yürütülen yargılamada, ilk celsede sanık amca tutuklanmıştı. Duruşma sonunda Sanık Yusuf Aydemir hakkında kuvvetli suç şüphesinin devam ettiği kanaatine varılarak, kaçma şüphesi nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar verilirken Türkiye’ye dönen anne Şükran Aydemir’in yeniden dinlenmesine, bir sonraki celsede dinlenmesine karar verildi. Tanık AFAD personeli Ahmet Erdoğan; "Olaydan önce de sonra da burada değildim, Ardahan’daydım. İfademde her şey mevcut. Olayla yakından ya da uzaktan herhangi bir alakam yoktur. Ses kaydındaki kişinin ben olmadığını özellikle belirtmek isterim. Muhammed Erdoğan kurumdan arkadaşımdır, aynı odada kalıyorduk ve aramızda herhangi bir husumet bulunmamaktadır. Ses kaydındaki konuşmalar bana ait değildir. ‘Ses çıkarmayın, öldürür’ diyen kişi de ben değilim. Sohbet esnasında, belki gerçekler ortaya çıkar düşüncesiyle konuşmalar yapılmış olabilir. Olayla ilgili bildiğim bir şey yoktur, aileyi de tanımıyorum." dedi. Yusuf Aydemir’in oğlu Umeyir Aydemir ise "Babam için geldim. Soruları cevaplayarak ona yardımcı olmak istiyorum. Olayın yaşandığı zamanı hatırlamıyorum, çünkü o dönem 3 yaşındaydım. Bana kimse bir şey söylemem ya da konuşmam için baskı yapmadı. Evimizde de Leyla ile ilgili herhangi bir konuşma geçmedi" dedi. Tutuklu sanık Yusuf Aydemir ise "Çobanın bahsettiği olayda, Leyla’nın bulunduğunu söyledikleri yerin yukarısına doğru gidiyordum. Çobanın evinin oradan çıkınca Serhat isimli bir çocuğu aldım traktöre. Baktığımda herkesin aşağıya doğru gittiğini gördüm. Jandarmaya ‘sağ mı’ diye sordum, bana ‘ölmüş’ dediler. Ben ise o sırada sağ olduğunu sanıyordum. Telefon meselesine gelince, üzerinden yaklaşık 8 yıl geçtiği için tam hatırlamıyorum. O dönemde Ağrı’ya gelmiştim, telefonum bozulmuştu ve tamire vermiştim. Bu süreçte tuşlu telefon kullandım. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum, suçsuzum." şeklinde ifade verdi. Diğer sanıklar Ayşe Artam, Besim Sürdün, Hatun Dursun ve Yıldırım Artam ise mağdur olduklarını söylediler. Mehmet Ali Aydemir ifadesinde "18 ay cezaevinde kaldım, suçsuz yere yattım. Adalet istiyorum, hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum" dedi. Musa Aydemir ise duruşmaya katılmadı. Duruşma sonunda Sanık Yusuf Aydemir hakkında kuvvetli suç şüphesinin devam ettiği kanaatine varılarak, kaçma şüphesi nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar verildi. Türkiye’ye dönen anne Şükran Aydemir’in yeniden dinlenmesine, bir sonraki celsede dinlenmesine karar verildi.