YEREL HABERLER - 07 Mart 2012 Çarşamba 14:29

ESKİDEN İRFAN MEKTEBİYDİLER… (ÖZEL HABER)

A
A
A
ESKİDEN İRFAN MEKTEBİYDİLER… (ÖZEL HABER)

Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Yrd. Doç. Dr. Lüfi Seen, Erzurum’da kahvehane kültürünü araştırdı. Kahvehanelerin tarihte irfan mektepleri olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Sezen, şimdilerde kahvehanelerin bu işlevini ve geçmişteki dokusunu kaybettiği belirtti.
Anadolu da ilk kahvehanelerin biri Halepli, diğeri de Şamlı iki kişi tarafından açıldığını anlatan Yrd. Doç. Dr. Sezen, “Kanuni Sultan Süleyman döneminde “İrfan Meclisi” dedikleri kahvehanelerde halkın anlayacağı dilden edebi, sosyal konular ve anonim tarihler okutturulması konusunda tedbirler aldırtmıştır. Bakıldığı zaman kahvehaneler birer kıraathane (okuma evi) mahiyetindeydiler ve şehirlerin kültürünü besleyen mekânlardılar” dedi.
“Erzurum da kahvehaneler, Evliya Çelebi’nin ‘’Seyahatnamesinde’’ ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘’Beş Şehir’’ adlı eserlerinde; güzel çayların içildiği, hikâyelerin, efsanelerin anlatıldığı, âşıkların atıştıkları, hoş sohbetlerin yapıldığı yerler olarak anlatılmıştır” diyen Sezen, daha sonra şunları kaydetti;
“Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Erzurum’da bulunan ve Tanpınar, o dönemde Tebrizkapı da ki ‘’Aynalı Kahveyi’’ Beş Şehir adlı eserinde şöyle anlatıyor;
‘’Kış gecelerinde Tebrizkapıda ki Aynalı Kahve’de toplanan halka Âşık Kerem, Battalgâzi hikâyeleri okunur, Geyikli Destanı anlatılırdı. Halk; geçtiği yolları, gurbet duygularını anlatan şairlerin, hikâyecilerin etrafında toplanırdı.’’
O dönerlerde yani 1900’lü yılların başlarında kahvehanede çay istenince, kahveci ‘’hangi çay’’ diye sorardı. Çünkü karanfil çayı, tarçın çayı ve havlıcan çayı vardı. Ve hemen herkes bir değil, birkaç çay içerdi.
Bundan 40-50 yıl önce Erzurum’da bugün çok rastlayamadığımız sâkinlerine ve işlevlerine göre altı çeşit kahvehane bulunuyordu. Bunlar; Sıradan halk kahveleri, Kıraathane mahiyetindeki kahveler, Aşıkların atıştıkları ve hikâye anlatılan kahveler, çalgılı kahveler ve dini eserlerin okunduğu kahveler. Günümüz Erzurum’un da bahsettiğimiz bu kahvehanelerin birçoğuna rastlayamıyoruz. Genç nüfusun işsizlik sorunu ve iş imkânlarının yetersizliğine bir de emekliler dalgası eklenince, her gün biraz daha çoğalan kahvehanelerimiz; kâğıt, tavla, domino vb. oyunların oynandığı, zaman geçirmek, amaçsızca oyalanmak üzere yeniden anlamlandırılmış, eski kimliğini ve işlevlerini kaybetmiş mekânlar haline geldi. Nadir de olsa Âşıklık geleneğimizin ayakta tutulmaya çalışıldığı kahvehanelerimiz olsa da, beş asır önce ‘’İrfan Meclisi’’ diye adlandırdığımız bu mekanlarımız, günümüzde artık geçmişin izlerini bile taşımıyor.“
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Para Atletizm Milli Takımından tarihi başarı Türkiye Para Atletizm Milli Takımı, 10-13 Şubat 2026 tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen 17. Dubai World Para Athletics Grand Prix organizasyonunda tarihi bir başarıya imza attı. Toplamda 3 sporcu ile katıldığımız bu prestijli organizasyonda millilerimiz; 3 Altın, 1 Gümüş ve 1 Bronz madalya kazanarak Dubai’de İstiklal Marşımızı üç kez dinlettiler. Pistte ve Sahada Engel Tanımadık Hamide Doğangün (T53): 400 metre yarışında Altın Madalyanın sahibi olurken, 100 metrede de Gümüş Madalya kazandı. Hamid Haydari (F57): Hem Cirit Atma hem de Gülle Atma branşlarında rakiplerini geride bırakarak çifte Altın Madalya ile organizasyona damga vurdu. Zübeyde Süpürgeci (T54): 100 metrede sergilediği hırslı mücadeleyle Bronz Madalyayı ülkemize kazandırdı. Federasyon Başkanı Karadağ, "Dubai’de gücümüzü gösterdik" Başkan Ahmet Karadağ şampiyona sonrası yaptığı açıklamada, "Dünya Şampiyonası sonrası ilk önemli sınavımızda gücümüzü gösterdik. Sezonun başlangıcı olması nedeniyle performansların henüz gelişim aşamasında olmasına rağmen elde ettiğimiz 5 madalya, doğru yolda olduğumuzu göstermektedir. Mevcut performans düzeyimizi sezon başı için normal ve ümit verici görüyoruz. İnanıyorum ki olimpiyat kotası sürecinde, önümüzdeki müsabakalarda çok daha yüksek derecelerle halkımızı gururlandırmaya devam edeceğiz. Potansiyelimize güvenimiz tamdır" diyerek sporcuları tebrik etti.
İstanbul Uykuda tekme atmanın sebebi her zaman masum olmayabilir Uyku sırasında ya da uyanıkken istemsizce meydana gelen bacak hareketlerinin altında sadece uyku sorunları yatmayabilir. Hatta masum gibi görünse de bazen beyin tümörü ya da beyin kanaması belirtisi bile olabiliyor. Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, uyku bozukluklarının da etkilerinin olabileceği ’Dans Eden Bacaklar Sendromu’ hakkında bilgi verdi. Medicana Ataköy Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen bazı nörolojik hareket bozukluklarına dikkat çekerek, "Halk arasında ’Dans eden bacaklar sendromu’ olarak tarif edilen bu durum, farklı hastalıkların ortak bir dışavurumu olabilir" dedi. REM uykusunda görülebilir Uykuda ortaya çıkan istemsiz bacak hareketlerinin farklı nedenlerle ortaya çıkabildiğini ifade eden Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, "Genellikle huzursuz bacak sendromu ile ilişkili olan bu durum, uykuda yarı ritmik ve tekrarlayıcı bacak hareketleriyle seyreder. Kişi çoğu zaman bunu fark etmez, şikâyet genellikle yatak partneri tarafından dile getirilir. Bazen de REM uykusunda davranış bozukluğu kaynaklı bu durum ortaya çıkabilir. Daha kaba, sert ve geniş hareketlerle seyreden bu tabloda kişi rüyalarını adeta yaşar. Tekme atma, vurma gibi davranışlar görülebilir. Bu durumun altında Parkinson hastalığı veya bazı demans türleri gibi nörodejeneratif hastalıklar bulunabilir" şeklinde konuştu. Uyku apnesinde de bacak sorunları görülebilir Uyku apne sendorumu sonucunda da Dans Eden Bacaklar Sendromunun görülebildiğini söyleyen Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, "Uykuda nefes durması, horlama, gündüz aşırı yorgunluk ve uyuklama ile seyreden uyku apnesi, istemsiz bacak hareketlerinin sık nedenlerinden biridir. Tedavi edilmediğinde inme, hipertansiyon, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir" şeklinde görüş verdi. Beyin hastalıkları kaynaklı olabilir Ancak uyanıkken bu tür durumların görülmesinin altında ciddi sorunlar olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Yalın, "Uyanıklık halinde görülen istemsiz, kıvranıcı ve dans eder gibi hareketler genellikle daha ciddi nörolojik hastalıkların habercisi olabilir. Bunlar arasında Huntington hastalığı ile beyin damar hastalıkları ve tümörler sayılabilir. Genetik geçişli, ilerleyici ve yıkıcı bir nörolojik hastalık olan Huntington, istemsiz dans benzeri hareketlerle kendini gösterebiliyor. Tedavi seçeneklerinin sınırlı olması ve ilerleyici doğası nedeniyle tanı koyulması hekimler için de oldukça zorlayıcı bir süreçtir. Ayrıca beyin damar tıkanıklıkları, kanamalar veya beyin tümörleri de nadiren benzer istemsiz hareketlere yol açabilmektedir" dedi. Her zaman masum olmayabilir Doç. Dr. Osman Özgür Yalın Yalın, istemsiz bacak hareketlerinin "önemsiz" olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu: "Bu hareketler bazen masum bir uyku bozukluğu, bazen de ciddi ve ilerleyici nörolojik hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Erken tanı, hem altta yatan hastalığın kontrol altına alınması hem de hastanın yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır."
Erzurum Günderen, TDED Hanım Komisyonu Başkanı oldu Eğitimci Filiz Günderen, Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Hanım Komisyonu Başkanı oldu. EBB Dil ve Edebiyat Konağı’nda yapılan toplantıda TDED Erzurum Kadın Komisyonu Başkanı seçilmesi münasebetiyle bir açıklama yapan Filiz Günderen bir milletin ruhunun o milletin diliyle inşa edildiğini ifade ederek TDED Erzurum Kadın Komisyonu olarak Türkçemizin en duru, en bozulmamış halini asırlardır annelerimizin, kadınlarımızın bugüne kadar taşıdığının bilincinde olduklarını ve bu bilinçle birbirinden önemli etkinlikler, programlar yaparak dil, kültür ve milli kimlik konularında toplumsal farkındalığa katkı sunmak istediklerini söyledi. TDED Erzurum Şubesi Kadın Komisyonu Başkanı Filiz Günderen açıklamalarına şöyle devam etti: "Beni bu göreve lâyık gören TDED Erzurum Şube Başkanımız Murat Ertaş’a, şube yönetim kurulumuzun ve kadın komisyonumuzun kıymetli üyelerine teşekkür ediyorum. Komisyon olarak derneğimizin kuruluş amaçları doğrultusunda dil ve kültür bilinci noktasında toplumumuza faydalı olacak çalışmalar ortaya koyacağız inşallah. Dil bir milletin ruhudur. Milleti millet yapan tüm unsurları kapsar dil. Kelimelerimiz atalarımızdan bize birer kültür taşıyıcıları olarak mirastır ve biz kelimelerimizdeki sesi, musikiyi, ilmi, irfanı, inancı, hayat algısını, büsbütün Türk milletini görüyoruz. Dilimizi de en iyi koruyan kadınlarımız olmuştur. Dilimizi kadınlarımız, annelerimiz, ninelerimiz tınısı ve ahenk unsurlarıyla beraber ninni, ağıt, türkü, ilahi, mani, dua, bilmece, masal olarak yaşatmış ve bugünlere kadar getirmişlerdir. Biz de anne sütü gibi ak Türkçemizi yaşadığımız çağda tüm bozulmalara karşı korumak için elimizden geleni yapıp konuyla ilgili yapacağımız faaliyetlerle farkındalık oluşturmaya çalışacağız. Çocuklarımızı, gençlerimizi milli kültür üzere yetiştirmek istiyorsak evvela dil bayrağımıza sahip çıkmalıyız. Dilini kaybeden milletlerin tarih sahnesinden silindiğini biliyoruz. Dil, edebiyat, kültür sahasında şehrimizdeki ve ülkemizdeki kadın kuruluşlarıyla, STK’lerle, üniversitelerle, eğitim camiasıyla ve diğer paydaşlarla kıymetli çalışmalara imza atmak istiyoruz. TDED Erzurum Kadın Komisyonumuzun yeni yönetimi hepimiz için hayırlı olsun."