YEREL HABERLER - 15 Mart 2012 Perşembe 11:22

BGC`DE "KADIN VE ŞİDDET" TARTIŞILDI

A
A
A
BGC`DE "KADIN VE ŞİDDET" TARTIŞILDI

Prof. Dr. Binnaz Toprak ile gazeteci yazar Zeynep Oral “Günümüz Toplumunda Kadın ve Şiddet”i tartıştı.
Nilüfer Belediyesi, Uludağ Üniversitesi ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin birlikte düzenlediği Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri Prof. Dr. Binnaz Toprak ile gazeteci yazar Zeynep Oral’ın günümüz toplumunda kadın ve şiddet sorununu değerlendirdikleri söyleşi ile sürdü. Zeynep Oral, günümüz toplumunda kadının yerini değerlendirerek başladığı konuşmasında, “Türkiye’de kadın, hayata geç başlayan, o uğraşta sürekli çelmelerle ve engellerle karşılaşandır. Türkiye’de kadın, sevincini sokakta belli edemeyendir. Türkiye’de kadın bollukta aile için saçını süpürge etmesi, kıtlıkta ‘ben zaten toktum’ diye sofradan ilk kalkan olması beklenendir. Türkiye’de kadın bir işe en son alınıp ilk kovulandır. Türkiye’de kadın aile meclisi kararıyla boğazlanandır. Türkiye’de kadın, tecavüz suçunda bile ‘haksız tahrik’e neden olandır. Türkiye’de kadın kendi bedenine sahip olmayan, kendi bedeni üzerinde hakkı olmayandır” dedi.
Kadına karşı şiddetin genel şiddetin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini de ifade eden Oral, “Türkiye’de, dünyanın her yerinde, ama özellikle Türkiye’de kadına dönük şiddet, içinde yaşadığımız genel şiddet ortamının doğrudan uzantısıdır, onun bir parçasıdır. Bugün Sivas davası zaman aşımı nedeniyle düştü. Bu, karşılaştığımız en büyük şiddettir. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in hapishaneden tahliye edilmeleri bu şiddetin üzerimizde yol açtığı sarsıntıyı bir parça yumuşatmak, bizi bir parça avutmak içindir. Bir bilim kadını olan Büşra Ersanlı’yı cezaevinde ziyarete gittim. 600 kişilik cezaevinde 1.200 kadın tutuklu ve hükümlü barındırılıyor. İki kadına bir yatak düşüyor bu cezaevinde. Bu açıkça Büşra Ersanlı’ya ve ötekilere şiddettir, gerçek bir şiddettir” diye konuştu.
Konuşmasını, kadınların toplum içindeki durumunu gösteren istatistik verilerle sürdüren Oral, dünyada okuma yazma bilmeyen 1 milyar insanın bulunduğunu, bunların üçte ikisini kadınların oluşturduğunu söyledi. Türkiye’de okuma yazma bilmeyenlerin genel nüfusa oranının yüzde 20 olmakla birlikte, okuma yazma bilmeyenler arasında kadınların oranının yüzde 80’e ulaştığını söyleyen Oral, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de demokrasimizi bir erkek demokrasisi olarak tanımlamak hiç yanlış olmaz. Demokrasi mi değil mi o da tartışılır, ama eğer demokrasi ise, bir erkek demokrasisidir! Öyle olduğunun en açık kanıtı siyasi partilerin yönetiminde, devlet ve hükümet yönetiminde, şirketlerin yönetiminde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadınların yalnızca nadiren bulunmasıdır. Türkiye’de iç acıtıcı bir durum: 5.5 milyon çocuk gelin! Erkek demokrasisinin kabul ettiği (4+4+4)’ten sonra bu çocuk gelinlere yenileri eklenecek. Bugünkü iktidar bunun da ötesinde, karşı devrim dediğim bir söylem ve eylem geliştirmiştir. Kadını değil aileyi, bireyi değil cemaati kollamanın peşindeler. Bunu da ne kadar canla başla yaptıkları çok belli oluyor.”
ANNEM AĞIR CEZA YARGICIYDI
Prof. Dr. Binnaz Toprak, Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin öteki kurucularının, kadının toplumdaki yeri konusunda, sonra gelen yöneticilerden çok daha fazla duyarlı ve dikkatli olduklarını söyledi. Cumhuriyet’in kuruluşunun hemen ardından başlatılan eğitim öğretim seferberliğinin kadın erkek ayırmadan tüm nüfusa yönelik olarak planlanıp uygulandığına dikkat çeken Toprak, şöyle konuştu:
“Medeni Kanun’un İsveç’ten, Ceza Kanunu’nun İtalya’dan alınması gibi önemli eksikliklerine rağmen, Cumhuriyet’in ilk 20-30 yılında izlenen kadınlara ilişkin politikalar, Türkiye’de kadının toplum içindeki yerini iyileştirdi ve yükseltti. Bir İslam ülkesinde ilk kez kadın ve erkek yasa karşısında eşitlendi. Kadın, haklar, özgürlükler, en önemlisi de onur bakımından toplumun eşit bir bireyi haline geldi. Cumhuriyet okullarında eğitim gören annem yargıç oldu. Ağır Ceza Hakimliği yaptı Anadolu’nun birçok kentinde. Mesela Amerikalılar için bu inanılmaz bir durumdur. Orada, günümüzde bile bir kadını ağır ceza hakimi yapmazlar. Ne yazık ki, sonrasında büyük bir ihmal dönemi yaşadık. Kadın hareketi ve örgütlülüğü bakımından da böyle olduğu söylenebilir. 1960’lı, 1970’li yıllarda biraz kıpırdanma oldu bu alanda, ama yeterli değildi. Sonrasında 80’lerde gelişmeye başlayan feminist hareketle birlikte yeni bir canlanma dönemi başladı. Bunun çok olumlu sonuçları da kısa zamanda görüldü. Gene de, günümüzde kadın hareketinin ve örgütlülüğünün iyi olduğunu söylemenin uzağındayız yazık ki".
SİVAS DAVASINDA ZAMAN AŞIMI OLMAMALI
Kadına karşı şiddetin genel şiddetin bir devamı olarak görülmesi gerektiği konusunda Oral’ın söylediklerine katıldığını belirten Toprak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sivas’ta çok korkunç olaylar yaşandı; her bakımdan korkunç ve her bakımdan vahim olaylar! Kadını toplumun eşit bireyi görmemenin, hem yönetim hem de olayların failleri bakımından bu korkunç olaylarla yakın bir ilgisi var. Şimdi orada, o korkunç olaylarda etkin olmuş adamlar, ortaya çıkıp hiçbir şey olmamış gibi aramızda dolaşacaklar. Neymiş efendim; aradan on yıl geçmişmiş. Sivas faciasının izleri değil on yılda yüz yılda geçmez, geçemez! Sivas’taki gibi bir insanlık suçunu, bir toplu katliamı bir tarafa bırakalım, 50 yıl önce işlenmiş sıradan cinayetler bile yeniden ele alınıp fail veya faillerinin bulunmasına çalışılıyor dünyada. Örneğin, ABD’de bunun için yetiştirilip görevlendirilmiş özel birimler var. Bunlar, cinayetleri aydınlatmada yeni teknolojilerin sunduğu imkanlardan yararlanarak çok eskiden işlenmiş, dosyası kapatılmış cinayetlerin izini sürüp suçluyu ortaya çıkarıyor, yargıçlar da onları cezaevine gönderiyor. Sivas gibi olaylarda zaman aşımı akıl alacak bir şey değil. Evet, diyorlar, ‘orada insanları yaktılar, bu bir gerçek, ama örgüt yok!’. Hirant Dink’in katiline 20 yıl, bu cinayeti yazan Nedim Şener’e 35 yıl ceza istiyorlar. Çünkü örgüt yok.”
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Aksaray Polise önce yalvardı sonra küfürler edip kaçtı: O anlar kamerada Aksaray’da helezonu kesik ve camları filmli araçla polisin uygulamasına takılan genç, ceza kesileceğini öğrenince polis memurlarına önce yalvardı sonra da küfürler yağdırdı. Olayı görüntüleyen basın mensubunu da burnunu kırmakla tehdit eden genç, küfretmeyi sürdürerek olay yerinden yaya olarak kaçtı. Anbean kameralara yansıyan kovalama sonrası yakalanan genç gözaltına alındı. Olay, Taşpazar Mahallesi Ebulfeyz Elçibey Caddesi Tiyatro Kavşağında yaşandı. Edinilen bilgiye göre, cadde üzerinde uygulama yapan İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şubesi ekipleri helezon yayı kesik ve camlarında film bulunan 35 EB 8575 plakalı otomobili durdurdu. Y.Ö. (19) isimli kadın sürücüyü ehliyet ve ruhsat kontrolünden geçiren polis memurları araçta yaptığı incelemede helezon yaylarının kesik ve camlarda film olduğunu tespit etti. Bunun üzerine ceza işlemi başlatırken, araçta yolcu konumunda olan H.E.Ö. (18) ceza yazılacağını öğrenince polis memurlarından görmezden gelmelerini istedi. Bir süre polis memurlarına dil döken ve "Abi kız arkadaşımın yanında beni bozma" diye konuşan genç, polis memurlarının işlemi sürdürmesi üzerine sinirlenerek küfürler yağdırmaya başladı. "Yazmazsanız, bağlamazsanız" diye peş peşe küfürler ederek refüje çıkan H.E.Ö., burada da olayı görüntüleyen gazeteciyi "Çekme lan, senin burnunu kırarım bak" diyerek defalarca tehdit etti. Bekçiler tarafından sakinleştirilmeye çalışılan gencin yanına gelen Y.Ö. isimli kız arkadaşı gencin ensesinden tutup iterek uzaklaştırdı. Genç kız, polis memurlarından da özür diledi. Genç ise, her şeye rağmen küfür ve tehditlerini sürdürünce polis memuru genci küfrettiği için yanına çağırdı. Bunun üzerine şahıs yine küfürler ederek yaya olarak kaçmaya başladı. Polis memurları da yaya olarak H.E.Ö.’nün peşine düşerken, şahıs ile polis arasında kovalamaca başladı. 10 dakika süren kovalamaca sonrası genç çok kaçamadan aynı mahallede yakalandı. Yakalanınca da olayı görüntülemek isteyen gazeteciye tepki gösteren H.E.Ö. polis aracına bindirilmek istendi. Polis memurlarına direnen ve polis aracına binmek istemeyen şahıs ekiplere güçlük çıkarırken, bir süre sonra polis aracına bindirilerek gözaltına alındı. Sürücüye, kesik helezon ve cam filminden 7 bin 716 lira para cezası kesilirken, trafikten men edilen araç ise çekici marifeti ile otoparka alındı. H.E.Ö. isimli şahıs hakkında adli işlem başlatıldı.
Hatay Araçla birlikte köprüden düşerek akıntıya kapılan 19 ve 20 yaşındaki 2 genç kayboldu Hatay’da etkili olan yağış sonrasında Antakya ile Samandağ’ı birbirine bağlayan köprü tek taraflı yıkıldı ve akıntıya kapılan araçtaki 2 kişi kayboldu. Suya kapılarak kaybolan 19 ve 20 yaşındaki 2 genci arama çalışmaları devam ediyor.Meteorolojinin şiddetli yağış uyarısında bulunduğu Hatay’da dün akşam saatlerinden itibaren şiddetli yağış etkili oldu. Kentte caddeler göle dönerken, sel ve heyelan afeti yaşandı. Aşırı yağışların etkili olduğu Samandağ ilçesi Karaçay Mahallesi’nde bulunan Karaçay nehri, yağış sonrası taştı. Taşan Karaçay nehri, Samandağ ile Antakya ilçelerini birbirine bağlayan Karaçay köprüsünün Samandağ’a gidiş yönünü çökertti. Çökme esnasında köprünün üzerinde ilerleyen araçtaki 20 yaşındaki Musa Paşa ve 19 yaşındaki Deniz Hoşgel kayboldu. Olay yerine sevk edilen AFAD, Hatay Büyükşehir Belediyesi Su altı Arama ve Kurtarma ekipleri başta olmak üzere çok sayıda ekip arama çalışmalarını sürdürüyor. Öte yandan gençlerim akıntıya kapıldığı araçsa ekipler tarafından hurdaya dönmüş halde bulundu.Selden dolayı yıkılan köprüden düşen şahısların kaybolduğunu ifade eden muhtar Cemil Gültekin, "Gece kuvvetli bir yağış oldu. Aniden gelen taşkınla Karaçay nehri doldu taştı. Nehir taşınca Antakya ile Samandağ ilçelerini bağlayan köprünün tek tarafı yıkıldı. Kaybolan kişi Antakya’dan gelirken bazı vatandaşların dur ikazına uymadan devam ettiği için arabasıyla yıkılan köprüden aşağıya düştü. Nehre düşüp akıntıya kapılınca kayboldu. Arabası bulundu ama kendisinden henüz haber yok. Sahil Güvenlik, jandarma, AFAD bütün ekipler seferber oldu. Allah devletimizden razı olsun. Gece boyunca yağış hiç durmadı" ifadelerini kullandı.
Ankara 14 yaşındaki Güner’in öldüğü kazaya ilişkin davada sanık 4 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı Ankara’da 19 Şubat’ta aracıyla 14 yaşındaki Elif Güner’e çarparak ölümüne neden olduğu iddiasıyla "bilinçli taksirle ölüme neden olma" suçundan yargılanan tutuklu sanık, 4 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırılarak tahliye edildi. Ankara 68. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanık Yasin Aloğlu, maktule Güner’in annesi Tuğba Güner, babası Dündar Güner ve kardeşi Arda Güner ile taraf avukatları katıldı. Mahkeme hakimi, duruşma salonunun yetersizliği sebebiyle basın mensupları ve izleyicilerin salona alınmayacağını ifade etti. Söz alan sanık Aloğlu, istemeden böyle bir kazaya sebep olduğunu belirterek mahkemeden tahliyesini istedi. Güner ailesi ise sanığın en üst sınırdan cezalandırılmasını talep etti. Beyanların ardından kararı açıklayan mahkeme, sanık Aloğlu’nun "Bilinçli taksirle ölüme neden olma" suçundan 4 yıl 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vererek, tahliyesine hükmetti. Olayın geçmişi Ankara’nın Çankaya ilçesinde 19 Şubat’ta saat 20.00 sıralarında Turan Güneş Bulvarı’nda yolun karşısına geçmeye çalışan 14 yaşındaki Elif Güner’e, iddiaya göre yüksek hızla ve makas atarak ilerleyen Yasin Aloğlu idaresindeki otomobil çarpmıştı. Çarpmanın etkisiyle ağır yaralanan Güner, olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerince yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın ardından Güner’in hayatını kaybetmesine ilişkin Aloğlu hakkında "bilinçli taksirle ölüme sebep olma" suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame hazırlamıştı. İddianame, Ankara 68. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti.