YEREL HABERLER - 02 Nisan 2012 Pazartesi 10:54

TİCARET BORSASI MİLLİ EОİTİM MÜDÜRÜ`NÜ ZİYARET ETTİ

A
A
A
TİCARET BORSASI MİLLİ EОİTİM MÜDÜRÜ`NÜ ZİYARET ETTİ

Sivas Ticaret Borsası yönetimi, İl Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar`ı ziyaret etti.
Ziyarette konuşan Ticaret Borsası Başkanı Abdulkadir Hastaoğlu, borsanın çalışmaları hakkında bilgiler vererek, "Sayın Akpınar`ın eğitimin içinden gelen donanım ve birikimi ile Sivas`a en düzeyde hizmet sunacağından ve başarısından kuşkumuz yoktur." dedi.
Milli Eğitim Müdürü Turan Akpınar ise, Sivas Ticaret Borsası yönetiminin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek insanlara hizmet etmenin birinci önceliği olduğunu vurguladı. Akpınar ``Hedefimiz bilgi teknolojileri kullanan, girişimcilik becerisi gelişmiş, iletim yönü kuvvetli problem çözme, araştırma, sorgulama ve eleştirel düşünme becerisine sahip, iyi insan, iyi vatandaş, iyi bir meslek sahibi olmak için gerekli temel beceri, davranış ve alışkanlıkları kazanmış milli ve evrensel değerlere sahip başarılı öğrenciler yetiştirmektir. Bu hedefimize ulaşmak için Sivas`ta sivil toplum örgütleri dahil eğitime gönül vermiş tüm bileşenlerle mesai mefhumu gözetmeksizin bütün enerjimizi sarf edeceğiz.`` diye konuştu.
Ziyarette Sivas Ticaret Borsası Başkanı Abdulkadir Hastaoğlu`nun yanı sıra yönetim kurulu üyeleri Tarık Günhan, Ahmet Terzioğlu ve Hilmi Gül de hazır bulundu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep 3 gün enkazda kalan aile depremi unutamıyor Kahramanmaraş merkezli depremlere Hatay’da yakalanan Demirkıran ailesi, 3 gün boyunca enkaz altında kaldıkları sürede birbirlerinin sesinden güç alarak hayata tutundu. Gaziantep’te yaşayan Cengiz ve Gülşen Demirkıran çifti, yüzyılın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlere büyük yıkımlar ve kayıpların yaşandığı Hatay’da yakalandı. Kızları Melis Demirkıran ile birlikte Hatay’ın Antakya ilçesi General Şükrü Kanatlı Mahallesi Fevzi Paşa Caddesi’nde bulunan İncesu Apartmanı’nın yıkılması sonucunda enkaz altında kalan Cengiz ve Gülşen Demirkıran çifti, 3 gün boyunca kurtarılmayı bekledi. İstanbul’da üniversite öğrencisi olan oğlu Müslüm Demirkıran’ın (28) Hatay’a gelmesiyle yerleri tespit edilen Demirkıran ailesi, 72 saat sonra enkaz altından kurtarıldı. Depreme eşi Gülşen (53) ve kızı Melis (22) ile birlikte yakalanan Polis Memuru Cengiz Demirkıran (55), depremde sol ayağını bilek kısmından itibaren kaybetti. Enkaz altından çıkarıldıktan sonra yaklaşık 9 ay boyunca hastanede tedavi gören Cengiz Demirkıran, yıllardır severek yaptığı mesleğinden de ayrılmak zorunda kaldı. Emekli olan Cengiz Demirkıran, tedavisinin ardından ailesiyle birlikte memleketi Gaziantep’e yerleşti. Çocukları ile birlikte yaşadıkları iki büyük depreme rağmen hayata tutunmayı başaran, yeni bir yaşam için mücadele eden Demirkıran çifti, 3 gün sonra çıkarıldıkları enkazın altında yaşadıklarını anlatırken duygu dolu anlar yaşadı. Kendilerinde derin ve unutulmaz iz bırakan bu büyük afetin izlerini birbirlerine destek olarak silmeye çalışan Demirkıran çifti, enkaz altında sürekli dua ettiklerini ve halüsinasyonlar gördüklerini anlattı. Birbirlerinin sesinden güç alarak tutundukları ikinci hayatlarında felaketin izlerini birlikte sildiklerini belirten Cengiz Demirkıran, deprem sırasında hiç hareket edemediğini ve bir süre sonra da tavanın ayaklarının üzerine düştüğünü söyledi. Enkazın altında eşinin ve kızının seslerini duyarak güç aldığını belirten Demirkıran, deprem sırasında kıyametin koptuğunu düşündüğünü söyledi. Deprem anını anlatan Demirkıran, "Ben 6 Şubat 2023 depreminde Hatay’da ikamet ediyordum. Hatay’da gece yatarken sabaha karşı olan depremde ben, eşim, kızım sarsıntının sesiyle uyandık. Kaçmak için çalışıyorduk. Tam kapıdan kaçmak isterken evimiz yıkıldı. Ben kızıma sarıldım. Kızım, eşim ve ben, ellerimiz havada aşağıya doğru düştük. Benim sol ayağım betonun arasında kalmıştı. Sağ ayağımın üzerine kızım düşmüştü. Kızımın yan tarafına da annesi düşmüştü. Üç gün göçük altında kaldık. Sesimizi ilk başta duyuramıyorduk. Öleceğiz diyorduk. Kızım ‘baba ölmek istemiyorum. Baba yaşamak istiyorum. Ben daha yaşım çok genç, ölmek istemiyorum" şeklinde çığlık atıyordu. O çığlıklar beni çok kötü etmişti. Göçük altında kendimden çok çocuğumu düşündüm. ‘İnşallah sesimizi duyarlar. İnşallah bizi kurtarırlar’ şeklinde hep dua ettim. Kızımın o çığlıkları hiç gözümün önünden gitmiyor" dedi. Enkaz altında 72 saat sonra ailesiyle birlikte kurtulduğunu belirten Demirkıran, "Allah’ıma şükürler olsun. Bize yeni bir hayat verdi. 3 günün sonunda yani 72 saat sonra sesimizi duyurduk. Sabah 05.00’te kurtarma çalışmalarına başladılar. Akşam 22.00’da ancak bizi çıkartabildiler. Yerimiz çok kötü bir yerdeydi. Çok kötü sıkışmıştık. Ben sol ayağımı kaybettim. Sol ayağım topuk kısmından kesildi. Sağ ayağımda kaslar zedelenmişti. Kızım 7-8 defa ayağından ameliyat oldu ve çok şükür ayağı kesilmedi. Ona bile seviniyorum. Can kaybımızın olmamasına daha çok seviniyorum. 9 ay hastanede yattık. Bir ayını yoğun bakımda geçirdim. Böbreklerim iflas etmişti. Çok şükür ayağa kalktım. Artık ihtiyaçlarımı giderebiliyorum. Alışverişimi de yapabiliyorum. Ailemin başında da olduğum için ve ailemle birlikte olduğum için çok mutluyum. Allah bir daha böyle bir felaketi kimsenin başına vermesin" şeklinde konuştu. İşini bırakmak zorunda kaldı Yıllardır severek yaptığı mesleğini bırakmak zorunda kaldığını belirten Demirkıran, "Meslekten ayrı kalmam çok zoruma gitti. Mesleğime devam etseydim, enkazdan sağlam olarak çıksaydım, yaralılara yardım etseydim, keşke gece-gündüz çalışsaydım da bu duruma düşmeseydim. Çok büyük faydam da olurdu. Canı gönülden çalışırdım. O felaketi gördüğüm için ben daha çok çalışırdım. Bundan dolayı çok üzgünüm. Fakat yine buna da seviniyorum. Allah’ıma şükürler olsun. Enkaz altında kalan eşimin ve kızımın sesinden güç alarak hayata tutundum. Komşularımızdan, yakın arkadaşlarımızdan çok vefat edenler oldu. Komşularımızın yarısından fazlası vefat etti. Onlara çok üzüldük" ifadelerini kullandı. Deprem anını ve sonrasında yaşadıklarını hiç unutamadığını belirten Gülşen Demirkıran ise "O anları hiçbir zaman unutamayacağız. Çünkü çok kötüydü. Çok şükür bir kaybımız olmadı. Komşularımızdan kayıplarımız çok oldu. Eşim ayağını kaybetti. Kızım ayağından ameliyatlar oldu. Çok şükür ki hayattalar ve Allah o günleri kimseye yaşatmasın. Oğlum şehir dışındaydı. O gelip sesimizi duydu. Çünkü kimse kimseye yardımcı olamıyor. Ben hala depremde yaşadıklarımı atlatamadım. Oturduğum yerde ‘şu an yine sallanacağız ya da sallanıyoruz’ diyorum. Küçük bir sarsıntı bile beni hala tedirgin ediyor. Çünkü o günler çok zordu. 72 saat enkazın altında kaldık. Enkaz altında halüsinasyonlar görüyorduk" diye konuştu.
Bitlis Eksi 25 derecede kaplıca keyfi Bitlis’in Güroymak ilçesine bağlı Budaklı köyünde bulan doğal kaplıcalar, havaların eksi derecelerde seyrettiği kış aylarında hem insanlara hem de bölgedeki hayvanlara keyifli anlar yaşatıyor. Budaklı köyünde dağ yamacındaki sazlık alanda bulunan doğal kaplıcalar, hava sıcaklığının eksi 25 dereceye kadar düştüğü kış günlerinde hem vatandaşlara hem de bölgedeki hayvanlara sıcak bir sığınak sunuyor. İl genelinde kar kalınlığının yer yer 1 metreyi bulduğu bölgede, bembeyaz kar örtüsüyle çevrili kaplıcanın 35-40 dereceyi bulan sıcak suyu dikkat çekici görüntüler oluşturuyor. Dondurucu havaya rağmen sıcak suyun rahatlatıcı etkisiyle yüzmenin tadını çıkaran ziyaretçiler, kışın ortasında adeta doğal bir spa deneyimi yaşıyor. Kaplıcanın çevresinde toplanan hayvanların da sıcak sudan faydalanması ise doğayla iç içe tabloyu daha da dikkat çekici hale getiriyor. Bazı vatandaşlar sıcak sudan çıktıktan sonra kar banyosu yaparak yeniden kaplıcaya girerken, bu sıra dışı deneyim hem heyecanlı hem de keyifli anlara sahne oluyor. Dondurucu soğuğa rağmen kaplıcaya girerek sıcak suyun tadını çıkaran vatandaşlar ve mandalar kar manzarası eşliğinde yüzmenin keyfini sonuna kadar yaşıyor. Kaplıcaya girenlerden Gülmehmet Yavuz, yaz aylarında sık sık bölgeye geldiğini ancak kışın ilk kez kaplıca deneyimi yaşadığını belirterek, "Dışarıda her yer karla kaplı ve hava oldukça soğuk. Buna rağmen suyun sıcaklığı sayesinde üşümeden keyifli vakit geçirdik. Karın ortasında sıcak kaplıcaya girmek gerçekten farklı bir his. Herkese tavsiye ederim" dedi. Mehmet Okay ise kışın kaplıcaya girmenin ayrı bir güzelliği olduğunu vurgulayarak, "Soğuk hava ile sıcak suyun buluşması insana büyük bir rahatlık veriyor. Doğal bir ortamda, bu manzara eşliğinde yüzmek hem dinlendirici hem de keyifli. Böyle bir imkânın bölgemizde olması büyük şans" ifadelerini kullandı. Kış şartlarının çetin geçtiği Bitlis’te Budaklı köyü kaplıcaları, doğa ve sağlık turizmi açısından her mevsim ziyaretçilerine farklı bir deneyim sunmaya devam ediyor.
İstanbul Tuzla Mekan Palmiye yenilenen yüzüyle hizmete açıldı Tuzla Belediyesi tarafından baştan sona yenilenen Tuzla Mekan Palmiye, Mercan sahilinde düzenlenen törenle vatandaşların kullanımına açıldı. Açılışta konuşan Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, "Halkın parasını yine halk için harcıyoruz. Uygun fiyat, kaliteli hizmet anlayışından bir adım geri atmıyoruz" dedi. Mercan sahilinde yürütülen düzenleme çalışmaları kapsamında bölgede yer alan Halk Plajı’nın yeniden hizmete açılması ve iskele çevresinde yapılan çevre düzenlemeleriyle sahil hattının sosyal ve kamusal değeri artırılmıştı. Sahil şeridinde yürütülen dönüşümün önemli halkalarından biri olan Tuzla Mekan Palmiye de modern mimarisi, güçlendirilen yapısı ve yenilenen hizmet anlayışıyla yeniden hizmete açıldı. Tesiste balık ürünleri uygun fiyatlarla vatandaşların beğenisine sunulurken, menüde balık çorbasından uskumruya, karides salatasından istavrite kadar çeşitli deniz ürünleri yer alıyor. "Bu bölgeyi sadece bir tesis olarak görmüyoruz" Açılışta konuşan Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, Palmiye’nin yalnızca bir restoran değil, sahil hattında yürütülen bütüncül dönüşümün önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Bingöl, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "Biz bu bölgeye sadece bir tesis gözüyle bakmıyoruz. Burası Tuzla’nın nefes aldığı, komşularımızın denizle buluştuğu, ailelerin vakit geçirdiği bir yaşam alanı. Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren çok net bir yaklaşımımız var: Tuzla’da hiçbir kamusal alan terk edilmeyecek, hiçbir değer ‘idare eder’ anlayışıyla bırakılmayacak, komşularımızın kullandığı her alan bu kente yakışır bir niteliğe kavuşacak." Yıpranmış yapı baştan sona yenilendi Palmiye Sosyal Tesisi’nin yıllar içinde ciddi biçimde yıprandığını hatırlatan Bingöl, yapının hem çalışanlar hem de vatandaşlar açısından risk oluşturan bir noktaya geldiğini belirtti. Konuyla ilgili olarak Bingöl, "Yıllar içinde fiziki şartları yıpranmış, kapasitesi yetersiz hale gelmiş, özellikle mutfak ve servis alanları artık çağdaş hijyen ve güvenlik standartlarını karşılamakta zorlanan bir yapıya dönüşmüştü. Çatısı çökmüş, depreme karşı dayanıklılığını yitirmiş, kapasite anlamında yeterliliğini kaybetmişti. Biz de bu nedenle burada kapsamlı bir yenileme süreci başlattık" dedi. "Sahil hattında başlattığımız dönüşüm yalnızca Palmiye ile sınırlı değil" Yapılan çalışmalarla Palmiye’nin baştan sona ele alındığını ifade eden Başkan Bingöl, tesisin yeni haliyle çok daha geniş bir kesime hizmet vereceğini söyledi. Bingöl, şunları kaydetti: "Açılışını yaptığımız Tuzla Mekan Palmiye; iç ve dış mekanı modern mimari anlayışla yeniden düzenlenmiş, oturma alanları daha ferah ve ergonomik hale getirilmiş, kapasitesi artırılmış bir sosyal tesis olarak komşularımızın hizmetine giriyor. Aydınlatma sistemi tamamen yenilendi, estetik ve dayanıklı malzemeler tercih edildi. En önemlisi hijyen standartlarını yükselttik, mutfak ve servis alanlarını güncel sağlık ve güvenlik kriterlerine uygun şekilde modernize ettik. Ayrıca erişilebilirlik düzenlemeleriyle herkesin rahatça faydalanabileceği bir yapıya kavuşturduk. Çünkü biz şuna inanıyoruz; kamusal hizmet, ayrıntıda ciddiyet ister. Kalite, herkesin hakkıdır. Bir sosyal tesisin, özel bir işletmeden geri kalır yanı olmamalıdır. Ama bu sahil hattında başlattığımız dönüşüm yalnızca Palmiye ile sınırlı değil. Burada daha büyük bir bütünün parçasını konuşuyoruz." Mercan Sahili’nde bütüncül dönüşüm Mercan sahilinde yürütülen çalışmaların Palmiye ile sınırlı olmadığını vurgulayan Bingöl, Halk Plajı ve İskele Kafe’ye ilişkin de bilgi verdi. Bingöl, sahil hattında kamusal kullanımın güçlendirildiğini belirterek şunları aktardı: "Bu bölgede yaptığımız yatırımlarla Mercan sahilini yaşayan bir kamusal alan haline getirdik. Halk Plajı’nı yeniden hizmete açarak her gün ortalama bin 500 komşumuzun güvenle ve konforla faydalanabildiği bir sosyal alan oluşturduk. Konfor, hijyen, güvenlik ve erişilebilirlik esas alındı. İskele ve çevresindeki düzenlemelerle hem günlük kullanım hem de nikah hizmetleri gibi özel anlar için nitelikli alanlar kazandırdık." "Halkın parasını yine halk için harcıyoruz" Sosyal tesislerde uygulanan uygun fiyat politikasına da değinen Başkan Bingöl, "Kamusal hizmet ayrıntıda ciddiyet ister, kalite herkesin hakkıdır. Bir sosyal tesisin özel bir işletmeden geri kalır yanı olmamalıdır. Tuzla Belediyesi’nin tüm sosyal tesislerinde Tuzlalı emeklilerimiz çayı 3 liraya içebiliyor. Emeklilerimize her yıl 15 bin lira Emekli Pazar Desteği sağlıyoruz, Komşu Berber uygulamamızla ücretsiz saç kesimi hizmeti veriyoruz. Biz Tuzla’da şunu yapıyoruz; halkın parasını yine halk için harcıyoruz. Uygun fiyat, kaliteli hizmet anlayışından bir adım geri atmıyoruz" ifadelerine yer verdi. "Kapasitesini artırdık, yangın önlemlerini aldık ve depreme dayanıklı hale getirdik" Son olarak Tuzlalı vatandaşlardan yenilenen Mekan Palmiye’yle ilgili pek çok olumlu geri dönüş aldıklarını dile getiren Başkan Bingöl, "Burası önemli bir tesis. Çok da güzel ve yoğunluğu olan bir yerdi ancak göreve geldiğimizde hem kolonları deforme olmuştu hem de kapasitesi yetersizdi; insanlar soğukta sırada bekliyordu. Bu nedenle komple yıktık ve yeniledik. Hem kapasitesini artırdık hem yangın önlemlerini aldık hem de depreme dayanıklı hale getirdik. Mutfağını da büyüttük ki bir afet anında tüm vatandaşlarımıza hizmet edebilelim diye. Çok güzel bir tesisi Tuzlalılara kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz" ifadelerini kullandı.
Kayseri Dikkat kaynana çıkabilir Avukat Tevfik İmamoğlu, evlilik birliğinde ailelerin müdahalesinin boşanma sebebi ya da kusur sayılabildiğini belirterek, ailesinin müdahalesine sessiz kalıp destekleyen eşin de tazminat ödeyebileceğini söyledi. Evlilik birliğine ailelerin müdahalesinin boşanma sebebi sayılabildiğini söyleyen Avukat Tevfik İmamoğlu, "Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği, eşler arasında kurulan özel bir hukuki birliktir. Ancak eşler arasında olan bu birlik zaman zaman ailelerin müdahalelerle farklı yerlere gidebiliyor. Yargıtay’ın içtihatlarına göre de eşler arasında olan bu birliğe ailelerin müdahalesi kimi zaman boşanma sebebi kimi zaman da kusur sayılıyor davalarda. Yargıtay’ın emsal kararlarında kayınpederin, kayınvalidenin veya diğer aile bireylerinin eşlere olan müdahalesi, hakaret, baskı ve aşağılama evlilik düzenine müdahale boyutuna ulaştığında bu bir boşanma sebebi hatta evlilik birliğinin temelden sarsılma sebebiyle boşanma davasına konu olabiliyor. Yargıtay’ın istikrarlı uygulamalarına göre eşin ailesi karşısında diğer eşi desteklememesi, yalnız bırakması veya aile ile birlikte yaşamaya zorlaması evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle boşanma davalarına konu olabiliyor" dedi. İmamoğlu, aile müdahalesine sessiz kalan eşin tazminat ödeyebileceğini söyleyerek, "Hatta bu müdahaleler sessiz kalan veya hatta destekleyen eş boşanma davası sonunda tazminat ödemeye veya yoksulluk nafakası ödemeye mahkum edilebiliyor. Burada da işte ağır kusur sayılabiliyor veya eşit kusur sayılabiliyor. Sonuç olarak Yargıtay içtihatları ve mahkeme kararları evlilik birliğinin korunması noktasında eşlere ortak bir yükümlülük addediyor. Eşlerin aile ilişkilerinde evlilik birliğini zedeleyen davranışlara karşı aktif bir tutum sergilemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu noktada vatandaşlarımız evlilik birliğinde bu sorumlulukları yerine getirirlerse böyle hukuki sorunlarla karşılaşmayacaklardır" ifadelerini kullandı.
Samsun ‘Gece terlemesi’ ciddi hastalıkların habercisi olabilir İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Turgut Sezgin, gece terlemesinin çoğu zaman göz ardı edildiğini ancak önemli sağlık sorunlarının işareti olabileceğini söyledi. Gece uykusundan sonra sabahları yastık kılıfları ve çarşafları ıslatacak kadar yoğun terlemenin basit bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Büyük Anadolu Samsun Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Yasemin Turgut Sezgin, gece terlemesinin uyunan ortamdan bağımsız olarak ortaya çıkan aşırı terleme şeklinde tanımlandığını dile getirdi. Dr. Sezgin, "Gece terlemesi; uyunan odanın fiziksel koşullarından bağımsız olarak kişinin kıyafetlerini değiştirecek, yastık ve yatak kılıflarını ıslatacak kadar fazla terleme şeklinde olmasıdır. Uyku bozuklukları ve kullanılan bazı ilaçların gece terlemesine yol açabileceği gibi; lösemi ve lenfoma gibi kanser hastalıkları, verem ve brusella gibi enfeksiyon hastalıkları, kan şekerinin aşırı düşmesi veya yükselmesi, tiroit bezinin hızlı çalışması, böbrek üstü bezi tümörleri, menopoz ve diğer hormonal değişiklikler gece terlemesinin altında yatan nedenler arasında yer almaktadır. Gece terlemesi, uyku sırasında kişinin uykusunu bölecek kadar yoğun terleme ile kendini göstermektedir. Uzun süredir devam eden, tekrarlayan veya ateş, kilo kaybı, halsizlik gibi başka şikâyetlerle birlikte görülen gece terlemelerinin ihmal edilmemesi gerekmektedir. Tek başına bir hastalık olmayan gece terlemelerinin altta yatan nedenin doğru şekilde tespit edilmelidir. Basit ortam düzenlemeleri yeterli olmayabilir. Uzun süredir devam eden veya başka şikâyetlerle birlikte görülen gece terlemelerinde mutlaka uzman hekime başvurulmalıdır" dedi.