GÜNDEM - 25 Temmuz 2023 Salı 19:01

EBYÜ ev sahipliğinde “Yükseköğretimde Kalite Kültürü ve Akreditasyon” konferansı gerçekleştirildi

A
A
A
EBYÜ ev sahipliğinde “Yükseköğretimde Kalite Kültürü ve Akreditasyon” konferansı gerçekleştirildi

Dünya Akreditasyon Günü amacıyla “Yükseköğretimde Kalite Kültürü ve Akreditasyon” konulu konferans, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Prof. Dr. Erdoğan Büyük Kasap Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.


Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “Yükseköğretimde Kalite Kültürü ve Akreditasyon” konulu konferansa Yüksek Öğretim Kalite Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Çufalı, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Akın Levent, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ali Ercan Ekinci, Prof. Dr. Adem Başıbüyük, Prof. Dr. Çağrı Çırak, ilgili fakülte dekanları ve üniversitenin akreditasyon derneklerinin temsilcileri katıldı.


Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından üniversite tanıtımının yer aldığı kısa filmin sunumuyla başlayan konferans programı Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Levent Ünlü, Öğretim Görevlisi İlhan Akdeniz ve Ceren Sarıkaya’nın hazırladığı müzik dinletisi ile devam etti.


Dünya Akreditasyon Günü kapsamında YÖKAK Kalite Elçisi ve Akreditasyon Elçileri Kulübü Üyesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2. sınıf öğrencisi Esra İnan “Akredite olan bir bölümün öğrencisi olarak kalite kavramının eğitim başta olmak üzere hayatımızın her alanında önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Yazılmamışsa yapılmamıştır, kaydedilmemişse kaybolmuştur anlayışı ile kalite ve akreditasyon konularında bizleri hem teorik hem de pratik çalışmalarımızda aydınlatan değerli hocalarımıza teşekkür ediyorum” diyerek konuşmasını sonlandırdı.


Konferansın açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Akreditasyon Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Nadiye Özer, kurumsal yapısı ile kalite güvence sistemini geliştirime, kurumsal ve program akreditasyonuna teşvik etmede itici bir güç olan Yüksek Öğretim Kalite Kuruluna ve YÖKAK Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Çufalı’ya şükranlarını ileterek konuşmasına başladı.


Dekan Özer daha sonra, “Kalite güvence sistemini güçlendirme de bir araç olan program akreditasyonu için çıktığımız yolculukta her zaman bize güç veren Rektörümüz Prof. Dr. Akın Levent başta olmak üzere Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ali Ercan Ekinci, Prof. Dr. Adem Başıbüyük, Prof. Dr. Çağrı Çırak ve Genel Sekreterimiz Doç. Dr. Mehmet Cihat Özgenel’e teşekkürü bir borç biliriz” dedi. Kalitenin uzun soluklu bir yol olduğunu ifade eden Dekan Özer, katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.


Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi’nin kalite konusunda yaptığı çalışmaları anlatmak üzere konuşmasına başlayan Rektör Yardımcısı ve Kalite Koordinatörü Prof. Dr. Ali Ercan Ekinci, üniversitenin Anadolu da bir dünya üniversitesi olma öz ülküsüne sadık kalarak 2015 yılından bu zamana kadar Kalite Komisyonu ve Strateji Geliştirme Daire Başkanlığının yaptığı çalışmaları aktardı. EBYÜ’nün 2018 yılında YÖKAK tarafından Kurumsal Dış Değerlendirme Programına dahil edilmesinin ardından değerlendirme takımı tarafından hazırlanan Kurumsal Geri Bildirim Raporu doğrultusunda yapılan iyileştirme çalışmalarından bahseden Rektör Yardımcısı Ekinci, üniversitenin 2021 yılında YÖKAK tarafından Kurumsal İzleme Programına dahil edildiğini ve 2023 yılında da üniversite senatosu tarafından alınan kararla Kurumsal Akreditasyon Programına başvurunun yapıldığını belirterek nihai sonucun da yakın bir zamanda açıklanacağını ifade etti. Kalite konusunda yapılan çalışmalarda emeği olan üniversitenin akademik ve idari personellerine de teşekkürlerini ileten Rektör Yardımcısı Ekinci katılımcılara teşekkürlerini ileterek konuşmasını sonlandırdı.


Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Akın Levent ise Dünya Akreditasyon Günü’nde üniversitenin düzenlemiş olduğu konferansa katılım gösteren Yüksek Öğretim Kalite Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Çufalı’ya teşekkürlerini iletti. Rektör Levent, YÖKAK Kalite Elçisi ve Akreditasyon Elçileri Kulübü Üyesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 2. sınıf öğrencisi Esra İnan’ın konuşması sırasında yaşadığı heyecana ithafen “Üniversitemizin akademik ve idari personeliyle beraber öğrencilerimizin de yaşadığı heyecanı görmek kalite konusunda olumlu işler yaptığımızın göstergesidir” dedi.


Kaliteye ulaşmada EBYÜ’nün tüm birimlerinin senkronize bir şekilde çalıştığını ifade eden Rektör Levent, YÖKAK’ın belirlemiş olduğu standartlar konusunda üniversitenin ilgili birimleri olarak oldukça titiz ve hassas bir çalışma içerisinde olunduğunu belirtti. Üniversite bünyesinde akredite olan tüm fakülte ve programlara teşekkürlerini ileten Rektör Levent, YÖKAK Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Çufalı’ya katılımlarından dolayı hediye takdiminde bulunarak konuşmasını sonlandırdı.


Konferans çerçevesinde üniversitede bulunan Yüksek Öğretim Kalite Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Mustafa Çufalı, konuşmasında ilk olarak YÖKAK Kalite Elçisi ve Akreditasyon Elçileri Kulübü Üyesi öğrencimizin “yazılmamışsa yapılmamıştır, kaydedilmemişse kaybolmuştur” söyleminin kalite için anahtar bir ifade olduğunu belirtti.


Başkan Vekili Çufalı, Yüksek Öğretimde Kalite ve Akreditasyon, YÖKAK’a kısa bir bakış, YÖKAK Değerlendirme Süreçleri ve üniversitelerin durumu hakkında genel bir sunum yaptı. Kaliteye ulaşma konusunda iyi bir lider, etkileşimli bir yönetişim, güçlü organizasyon ve süreklilik konularının önemine değinen Başkan Vekili Çufalı, genç üniversiteler arasında yer alan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinin beş sene gibi kısa bir sürede Kurumsal Akreditasyon Programına başvurabilecek donanıma sahip olmasının büyük bir başarı olduğunu ifade etti. Üniversitelerin değerlendirme süreçlerine ve olgunluk puanları hakkında önemli detaylar aktaran Başkan Vekili Çufalı, konferansın düzenlenmesinde emeği geçen Rektör Prof. Dr. Akın Levent ve akreditasyon derneklerinin temsilcilerine teşekkürlerini ileterek konuşmasını sonlandırdı.


Konuşmaların ardından Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi’nde program akreditasyonuna öncülük eden ve Yüksek Öğretim Kalite Kurulu tarafından yetkilendirilmiş akreditasyon derneklerinin değerlendirmesi sonrası 2022-2023 eğitim öğretim yılı bahar döneminde akredite olan bölümlere belgeleri takdim edildi.


Eczacılık Fakültesi Program Akreditasyon Belgesini Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Öztekin Algül, Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Program Akreditasyon Belgesini Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nadiye Özer, Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı Program Akreditasyon Belgesini Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mücahit Kağan ile Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ragıp Özpolat, Eğitim Fakültesi Resim İş Eğitimi Anabilim Dalı Program Akreditasyon Belgesini Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selma Taşkesen, Eğitim Fakültesi Sınıf Eğitimi Anabilim Dalı Program Akreditasyon Belgesini Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şükran Calp ve Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Anabilim Dalı Program Akreditasyon Belgesini Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. İhsan Ünlü, akreditasyon belgelerini alarak konferans sona erdi.


Konferansın ardından “Akreditasyonun Eğitimin İyileştirme Sürecine Katkısı” paneli düzenlendi. Panel moderatörü ve Hemşirelik Eğitim Programları Akreditasyon Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gülseren Kocaman’ın moderatörlüğünde düzenlenen program, konuşmacılar Prof. Dr. Dilek Özmen, Prof. Dr. Seçkin Özden ve Prof. Dr. Dinçay Köksal’ın sunumlarının ardından sona erdi.


EBYÜ ev sahipliğinde “Yükseköğretimde Kalite Kültürü ve Akreditasyon” konferansı gerçekleştirildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Oyuncu İnci Türkay’dan, anneliğe dair samimi söyleşi Medicana Çamlıca Hastanesi, Anneler Günü kapsamında "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi: Adı Anne, Sesi İçinde" programını gerçekleştirdi. Sanat, eğitim, sağlık ve medya dünyasından önemli isimleri bir araya getiren etkinlikte oyuncu İnci Türkay, anneliğin görünmeyen yönlerine değindi. Medicana Sağlık Grubu tarafından yıl boyunca sürdürülen "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi" serisi kapsamında gerçekleştirilen programda; toplum içinde halen konuşulması ertelenen, tabu olarak görülen ve çoğu zaman sessizce taşınan kadın meselelerine dikkat çekildi. Televizyon ve Youtube programcısı Asuman Uğur moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşide, annelerin yaşadığı görünmez duygusal yüklerin konuşulabildiği güvenli ve güçlü bir paylaşım alanı oluşturulması hedeflendi. Program velilerin halk oyunları gösterisiyle renklendi Halk oyunları ekibinin sahnelediği dans performansıyla başlayan program, katılımcılardan büyük beğeni topladı. Renkli ve duygu dolu anların yaşandığı gösteri, Anneler Günü’nün birlik ve dayanışma ruhunu yansıttı. Gösterinin ardından programın açılış konuşmaları, eğitimci Mustafa Türkel ile Medicana Çamlıca Hastanesi Genel Müdürü Dr. Osman Kara tarafından yapıldı. Sözlerine Mustafa Kemal Atatürk’ten alıntıyla başlayan Türkel; "Büyük başarılar kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur. Dünya üzerinde gördüğünüz her güzel şey annenin eseridir. Bu sözler eşliğinde ben de tüm annelerimizin anneler gününü kutluyorum" dedi. Anne olmak; sadece bir rol değil, aynı zamanda sabrın, şefkatin ve şartsız sevginin en güçlü ifadesidir diyen Dr. Osman Kara, "Bir annenin sesi, çoğu zaman bir çocuğun hayata tutunma biçimini, güven duygusunu ve geleceğini şekillendirir. Biz de bugün, bu eşsiz bağın gücünü birlikte hissetmek ve anlamlandırmak için buradayız" dedi. İnci Türkay anneliğin görünmeyen yönlerine dikkat çekti Oyuncu İnci Türkay söyleşide anneliğin duygusal yönlerine dikkat çekerken, kadınların hayat içerisindeki görünmez emeğine ve toplumsal beklentilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu: "Oğlumla ilişkimi her şeyden önce sevgi dolu bir ilişki olarak tanımlayabilirim. Ve tabii hemen arkasından gelen bir güven duygusu var. Bu iki temel başlık altında çok güzel gelişen ve dönüşen bir ilişkimiz var. Oğlum bana çok şey öğretti, ben de ona bir şeyler verebildiysem ne mutlu bana. Onun hem rehberi oldum hem zaman zaman arkadaşı oldum ama ben ebeveynlik ve arkadaşlık ilişkisini çok karıştırmamaktan yanayım. Ne olursa olsun çocuğunuz sizin rehber olduğunuzu bilmeli. Onun üzerinde bir güç olduğunuzu bilmesi lazım. Ama her şeyin üstünde de çok sevmek lazım." Türkay, annelik sürecinde zorlandığı noktalara da şu sözlerle değindi: "Biz hepimiz çocuklarımızı korumak istiyoruz, hepimiz helikopter anneyiz maalesef. Ama bir noktadan sonra anlıyorsunuz ki, müdahale edemeyeceğiniz durumlar var. Siz onu ne kadar el bebek gül bebek yetiştirmeye çalışsanız da, dışarı çıktığı zaman koruyamıyorsunuz. Bu süreçte öğrendiğim en önemli şey yine güven oldu. Çocuğa güven verirseniz içiniz biraz daha rahat ediyor ve değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabullenme süreci başlıyor. Biz bir de yurt dışına taşındığımız ve oğlum orada yetiştiği için ekstra zorluklar yaşadık. Ama çok çabuk adapte oldu. Ben bütün çocuklarımızda bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Adaptasyon sürecinin ve farkındalığın. Biliyorsunuz çocuklarla çalışıyorum. Hep farkındalık üzerinde duruyorum. Oğlumda da hep buna dikkat ettim. Duyduğumuzun, gördüğümüzün, işittiğimizin, yediğimizin, kokladığımızın farkında olmak çok kıymetli. Bu noktalarda farkında bireyler yetiştirdiğiniz zaman o dönemeçleri daha kolay, daha güvenli dönebiliyorsunuz." "Düş işleri bakanı olmak isterdim" Hükümette bir görev alsam, sanırım düş işleri bakanı olurdum diyen İnci Türkay, "Hep onu söylerler bana, o kadar çok hayallerle yürüyen bir insanım ki hayal kurup peşinden koşmak ve sonunda gerçek olabildiklerini görmek. Zaten hep söylüyoruz, gerçek sihir sevgidir. Peşinden koşmak ve hayal etmektir" diye konuştu. İnci Türkay, Sihirli Annem dizisinin ve büyük bir hayran kitlesi olan Betüş karakterinin annelik rolü üzerindeki etkilerini ise şu sözlerle açıkladı: "Anne olduktan sonra Betüş’e bakışım değişti. Ben çocukları hep çok sevdim ve onlara çok inandım. Onların enerjisiyle beslendim ve onlardan öğrendim. Bu yüzden anne olmaya da çok hazırdım. Ama tabii Betüş’ün sihirleri olduğu için o her şeyi doğru yapabiliyor ama ben bir insanım ve hata yapabiliyorum. Bazen bazı şeyleri toparlamaya çalıştıkça batırabiliyorum, düzeltmeye çalıştıkça bozuyorum. Tabii sabrı, fedakârlığı Betüş’ten öğrendim. Betüş çok sevgi doluydu ve her şeyi çözüyordu. İnci de aynı şekilde. İnci de Betüş’e çok şey öğretmiş olabilir. Sihirli Annem projesi bir ekip işi, hepsi de çok güzel karakterler. Aile kavramını, aile içindeki sevgiyi ve güveni çok güzel anlattığını düşünüyorum. Ve kilit bir kelime var bence, samimiyet. Halen devam eden ve gördüğümüz ilgiye, sevgiye çok seviniyorum. Sihirli Annem filminin ikincisi Periler Okulu 15 Mayıs’ta vizyona giriyor. Bir sihirler okulunda iyi ve kötü karakterler var. İyiler ve kötülerin çatışması arasında hayattaki gibi bir drama var ve sonunda tabii ki iyilik kazanıyor. Çok eğlenceli, aksiyon ve macera dolu bir proje oldu. Hepinizi sinemalara bekliyoruz." Ayfer Batı eğitim ve annelik ilişkisini değerlendirdi Eğitimci Ayfer Batı konuşmasında annelerin çocuk gelişimindeki rolüne, eğitim süreçlerinde annenin etkisine ve kadınların sosyal yaşam içerisindeki çoklu sorumluluklarına şu sözlerle değindi: "Annelik her zaman çocuğunuzla birlikte büyüyen bir süreç aslında. Ailelerin ve eğitimcilerin bir çocuğun hayatındaki en temel sorumluluğu, onların büyüyebilmesi için onlara güvenli alan açmak olmalı. Alan açmak, yanlarında durmak, çıkarsız bir iletişimle hayatlarının bir parçası olmak çok yeterli diye düşünüyorum. Çünkü çocuklarımızın en çok da beklentisiz bir güvene ihtiyacı var. Yani bir başarısı beklentisi değil. Ebeveyninin, öğretmenlerinin her daim yanında olduğunu bilmek bence en değerli şey onlar için." Annelik ve eğitimcilik rolleri arasında kendi çocuğuna karşı olan yaklaşımlarına da değinen Ayfer Batı; "Anneliğin de eğitimciliğin de insan olarak aynı niteliklere ihtiyacı var bence. Bir insanın dünyasında karşı tarafı anlayabilme kapasitesine, onu dinleme kapasitesine, empati kurma kapasitesine ihtiyaç var. Ama ben hayata yaptırımlar ve mecburiyetler üzerinden bakmıyorum. İnsanın büyüme evresi zaten sancılı ve kendi içinde ilerleyen bir evre. Bu evredeki duruşumuz da her zaman aynı duruş değil. Onu bir denge içinde tutarak ilerletmeye çalışıyorum" dedi. "Büyüyünce değil bugün neyi hayal ettiklerini sormalıyız" Farkındalığı yüksek çocuklar yetiştirebilmenin önemine de değinen Ayfer Batı, bir çocuğa uzaktan da bakabilmek gerektiğini söyledi ve ekledi: "Çocuğu anlamaya çalışmanız ve ona göre yönlendirmeniz gerekiyor. Biz Türkiye’de çocuklara bir şey söylediğinizde yapacaklarını umut eden bir ülkeyiz hala. Çok seviyoruz sürekli onu yapma, bunu yap, şöyle yapma, bunu yeme demeyi. Bizim yemek saatlerimiz bile var. Kimse acıktın mı diye sormaz, yemek hazır gel der. Çocukların bizim kurduğumuz düzene uyum sağlamalarını bekliyoruz. Bir düzene uyum sağlamalarını isterken de aslında bir yandan farkındalıklarını azaltıyoruz. Kendilerine yönelme fırsatını azaltıyoruz. Ve bu konuda biraz sabra ihtiyacımız var aslında. Onların da, farkındalıkları oluşurken hata yapmaya ihtiyaçları var. Hata yaparken tabii büyük hatalar yapmalarına müsaade etmeyecek kadar onları koruyoruz ve güvende tutuyoruz ama hata yapmalarını biraz gözlemlememiz lazım. Başarılı olamadıklarında duygularını yaşamaya izin verip ne hissediyorsun diye sormamız lazım. Bir de sormayı en çok ihmal ettiğimiz şey şu: Sen bugün ne hayal ediyorsun? Büyüyünce kelimesi var bizde ve çok tehlikeli. Büyüyünce değil bugün neyi hayal ettiklerini sormamız gerek. Veya biz seninle birlikte ne yapabiliriz? diye sormamız lazım. İşte o zaman birey olma ve farkındalık yolculuğu başlıyor." Ebeveynlerin çocuklarından beklentilerine de değinen Ayfer Batı şu sözlerin altını çizdi: "Sektörde olduğum için yıllar içerisinde birçok anne baba ile karşılaştım. Çocuklara çok fazla beklenti yükleniyor. Bir şey olmalarını çok fazla istiyoruz. Bizden bağımsız bir hayatı sürdürülebilme ihtimallerini bir an önce almalarını istiyoruz ellerine. Bir şeyi başarmalarını bu yüzden çok istiyoruz ve inanılmaz bir yük bu çocuklar için. Ben kendi çocuğum için söyleyecek olursam ona tek bir şey söyledim, ben senin kendin olmanı istiyorum. Eninde sonunda iyi bir şey yapabileceğini biliyorum ama tek bir şey benim için kıymetli. İyi insan olmak. Çünkü iyi insan olmanın içerisinde toplamda her şey var. O konuştuğumuz farkındalık da var, başka insanlar için faydalı şeyler yapıp katkı sağlamak da var, empati de var, yardım edebilmek de var." "Kendimizi çocuğumuzun gözüyle de görebilmeliyiz" Kendi annelik yolculuğunu samimi sözlerle anlatan Medicana Çamlıca Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hacer Ofluoğlu yaşadığı süreci şöyle değerlendirdi: "Tıp fakültesini bitirdikten sonra evlendim ve ikiz bebeklerim oldu. Mesleğime ve evliliğime yeni alışırken kızlarımın doğumu benim için bambaşka bir süreçti. Eşimin bu süreçte büyük desteğini gördüm. Kızlarımla ben neredeyse birlikte büyüdük diyebilirim. Hem ihtisas yapıp hem de annelik rolünü yürütmeye çalıştım. Hekimlikle anneliğin birleşmesi komplike bir süreçti benim için. Kendi çocuklarım da olduğu için takip ettiğim çocuk hastalarıma yaklaşımım da çok daha farklı olmaya başladı. O çocukların anneleriyle olan iletişimim değişti. Onların tecrübelerinden faydalandığım da çok oldu. Annelik bence öğrenilen bir şey. Doğuştan gelen annelik duyguları her zaman var ama yıllar içerisinde büyük mesafeler kat ettiğime inanıyorum anneliğimde. Anneler olarak bizim de farkındalığımızın yüksek olması çok önemli. Bir hata yapıyor bile olsak, kendimizi çocuğun gözüyle görmeye çalışmak çok önemli." "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi" serisi devam edecek Medicana Sağlık Grubu’nun sosyal farkındalık odağında hayata geçirdiği "İsmini Vermek İstemeyen Söyleşi" serisi; toplumda konuşulmayan, ertelenen veya görünmez bırakılan konuları gündeme taşımaya devam edecek. Kadınların yaşadığı psikolojik, sosyal ve duygusal süreçlere dikkat çeken program serisiyle; toplumsal farkındalık oluşturulması ve dayanışma kültürünün güçlendirilmesi amaçlanıyor.
Denizli Üreten Kadınlar Festivali, Denizlilerin buluşma noktası oldu Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen "Büyükşehirle Üreten Kadınlar Festivali", 258 girişimci kadının el emeğini binlerce vatandaşla buluşturarak Anneler Günü’nde unutulmaz bir dayanışma ve sanat şölenine dönüştü. Denizli Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi’nin koordinasyonunda, Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen festival, şehrin ekonomik ve sosyal hayatına renk kattı. Üreten kadınları desteklemek ve el emeği ürünleri katma değere dönüştürmek amacıyla kurulan 258 stant, üç gün boyunca ziyaretçilerini ağırladı. Anneler Günü heyecanını kadın emeğiyle birleştiren organizasyon, yerel üreticilerin hayallerini kazanca dönüştürmesine imkan sağladı. Festivalde; takı, el sanatları, gıda, hazır giyim ve ev tekstili gibi 6 farklı kategoride yüzlerce ürün beğeniye sunuldu. Etkinlikler, atölyeler, söyleşiler Her yaştan ziyaretçiye hitap eden organizasyon, hem eğitici hem de eğlence dolu anlara sahne oldu. Festival süresince Punch atölyesi ve Anne-Çocuk Ebru Buluşması gibi etkinliklerle el becerilerini sergileyen katılımcılar; ‘Kendine Daha Çok Alan Aç’ ve ‘Doğum Sonrası Kendine İyi Bakmak’ gibi özel söyleşilerle de kişisel gelişim ve sağlık konularında değerli bilgiler edindi. Denizli Bilim Merkezi tarafından kurulan atölyeler, minik dehalara ilham olurken, sihirbaz gösterileri ve kukla tiyatroları, festival alanını dolduran çocuklara unutulmaz anlar yaşattı. Annelere özel konserler Festivalin açılış konuğu Türk Halk Müziği Sanatçısı Tuğba Ger’in konseriyle başlayan müzik ziyafeti, hafta sonu da devam etti. Elif Buse Aşan’ın sahne enerjisiyle başlayan müzik şöleni, Pazar günü Aydanur’un sahne aldığı Anneler Günü Özel Konseri ile final yaptı. Katılımcılar, hem sosyalleşme imkanı buldu hem de çocuklarıyla kaliteli vakit geçirdi.
Denizli Dr. Yılmaz; "Yaygın vücut ağrısı hissedenlerde, kişiye özel tedavi planlanmalı" Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz, yaygın kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk ve uyku bozukluğu ile kendini gösteren fibromiyaljide yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını belirterek, kişiye özel tedavi planlamasının önemine dikkat çekti. Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman farklı rahatsızlıklarla karıştırılabilen fibromiyalji hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Fibromiyaljinin; yaygın ve gezici kas ağrıları, uyku bozukluğu, halsizlik ve yorgunlukla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Dr. Nazan Nur Yılmaz, özellikle boyun ve baş ağrılarının da tabloya sıkça eşlik ettiğini söyledi. Hastalarda çoğu zaman ağrı kesici ilaçlardan yeterli yanıt alınamadığını ifade eden Dr. Nazan Nur Yılmaz, fibromiyalji tedavisinde yalnızca medikal yaklaşımın yeterli olmadığını vurguladı. Tedavi sürecinde glutenden fakir beslenme düzeni, kişiye özel planlanmış egzersiz programları, uygun formda magnezyum takviyesine ek olarak ozon terapi ve nöral terapi gibi destekleyici uygulamaların tedaviye eklenebileceğini belirten Dr. Yılmaz, her hastada aynı yöntemin uygulanamayacağını kaydetti. Fibromiyaljide tek bir tedavi modelinin bulunmadığını dile getiren Dr. Yılmaz, hastalığın seyrine ve kişinin şikayetlerine göre farklı tedavi seçeneklerinin planlandığını ifade ederek, doğru tanı ve etkili tedavi için fizik tedavi uzmanına başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi.