ÇEVRE - 20 Ocak 2026 Salı 08:30

Erzincan’da kar ve tipiden kapanan 503 köy yolunda çalışmalar sürüyor

A
A
A
Erzincan’da kar ve tipiden kapanan 503 köy yolunda çalışmalar sürüyor

Erzincan’da 2 gündür etkili olan kar yağışı ve tipi nedeniyle ulaşıma kapanan 503 köy yolunun yeniden açılması için İl Özel İdaresi ekiplerinin çalışmaları aralıksız sürüyor.


Kar ve tipinin etkisini yitirmesinin ardından sahaya çıkan ekipler, özellikle yüksek kesimlerde yoğunlaşan karla mücadele çalışmalarını hızlandırdı. Bazı güzergâhlarda kar kalınlığının 2 metreyi aştığı belirtilirken, kapanan yolların ulaşıma açılması için geniş çaplı bir çalışma yürütülüyor.


İl Özel İdaresi tarafından yürütülen çalışmalarda 14 greyder, 3 dozer, 10 loader, 7 beko loader ve 1 bıçaklı kamyon olmak üzere çok sayıda iş makinesi görev alıyor. Yol açma çalışmalarında toplam 92 personelin sahada görev yaptığı bildirildi.


Yetkililer, olumsuz hava koşullarının etkisini sürdürdüğüne dikkat çekerek sürücüleri ve vatandaşları tedbirli olmaları konusunda uyardı. Meteorolojik değerlendirmelere göre bölge genelinde havanın parçalı ve çok bulutlu, aralıklı kar yağışlı geçeceği, buzlanma ve don olayının yanı sıra pus ve yer yer sis görüleceği tahmin ediliyor.


Hava sıcaklığının mevsim normallerinin altında seyretmesi beklenirken, rüzgârın kuzeyli yönlerden hafif ve orta kuvvette, Erzurum’un güney kesimleri ile Erzincan ve çevresinde yer yer kuvvetli (40-60 km/saat) esmesi öngörülüyor.


Öte yandan yetkililer, buzlanma ve don olayına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgularken, bölgede yüksek kar örtüsü bulunan eğimli ve dik yamaçlarda çığ tehlikesi bulunduğu uyarısında bulundu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Aydın: "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor" Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim-Bir-Sen) Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, "Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz" dedi. Eğitim-Bir-Sen, çalışma hayatındaki zorlukların nüfus artış hızındaki düşüşe etkisini ortaya koymak ve alınması gereken önlemleri tespit etmek amacıyla 15 bin 44 kadın eğitim çalışanının katılımıyla bir çalışma gerçekleştirdi. Yürütülen kapsamlı saha araştırmasının sonuçlarını açıklayan Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu Başkanı Sıdıka Aydın, kadın kamu görevlilerinin doğum izni süresinin 1 yıla çıkarılması ve süt izni süresinin artırılması taleplerini dile getirdi. Araştırmada kadın kamu görevlilerinin özlük haklarındaki kayıplardan rahatsızlıkları ve yarı zamanlı çalışmanın yeniden düzenlenmesi talepleri ile tam istihdam ve güvenceli esnek çalışma modellerinin geliştirilmesi yönündeki beklentilerini de ifade eden Aydın, kadın kamu çalışanlarının çalışma saatlerinin düzenlenmesi ve birtakım haklara sahip olmasının Türkiye’deki doğum artış oranını artıracağını belirtti. Aydın, beklenilen taleplere göre doğum izninin 60 haftaya çıkarılması ve haftalık 4 gün çalışma modeline geçilmesi gerektiğini, bu durumun hem aile yapısına hem de çalışma hayatına olumlu yönde etki edeceğini ifade etti. "Nüfusumuz yaşlanıyor, genç nüfus azalıyor" Türkiye’de son dönemlerde nüfus oranının dengesizleştiğini ve bu durumun ilerleyen yıllarda daha da olumsuz bir duruma dönüşeceğini ifade eden Aydın, "Türkiye uzun süredir sessiz ama derin bir demografik dönüşüm yaşıyor. Nüfusumuz yaşlanıyor, doğurganlık oranları düşüyor, genç nüfus azalıyor. Bu tabloyu yalnızca demografik bir veri olarak değil, çalışma hayatıyla doğrudan ilişkili bir sonuç olarak okumak zorundayız. Çünkü bireylerin hayatını devam ettirebilmesi için zorunlu şart olan çalışma hayatını, insanlığın devamı için gerekli olan aile kurumundan ayrı düşünmek doğru bir yaklaşım değildir. Bugün çalışma hayatındaki kadınların oranı, özellikle sağlık ve eğitim oranında yüzde 60’ları geçmiş durumda. Ancak aynı kadınlar, çalışma hayatında kalabilmek için anneliği erteliyor, hatta kimi zaman tamamen vazgeçmek zorunda kalıyor. Maalesef bu artık bir tercih değil, çoğunlukla zorunluluk haline dönüştü. Kariyer yapmak ve aile hayatı kurma arasında kadınların ikileme mecbur kalması, hiçbirimiz için kabul edilebilir bir durum değildir. Dünyanın birçok yerinde ev işleri, çocuk bakımı ve diğer bakım sorumlulukları, büyük ölçüde kadınlar tarafından yerine getirilmektedir" diye konuştu. "Mevcut doğum izni politikası sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor" Mevcut doğum izninin 60 haftaya çıkarılmasını beklediklerini ve bu durumun kadının hem ev hayatına hem de iş hayatına adaptasyonunu olumlu yönde etkileyeceğini vurgulayan Aydın, "Mevcut doğum izni politikası, sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor ve yeniden ele alınması gerekiyor. Araştırmamıza katılan katılımcıların yüzde 93’ü, doğum sonrası izin süresinin arttırılmasını gerekli görürken, yüzde 90’ı doğum izninin doğumdan önce 8, doğumdan sonra da 52 olmak üzere toplamda 60 haftaya çıkarılmasını talep ediyor. Bu durum bir ayrıcalık olarak görülmemeli. Bu sonuç bizlere kadınların hem anne hem çalışan olarak var olma talebini göstermeli. Doğum izni süreleri kadınların doğum sonrası fiziksel iyileşmesini, bebeğin gelişimini ve annenin psikolojik uyum sürecini karşılamaktan uzaktır. Kadınlar doğumdan çok kısa bir süre sonra işine dönmek zorunda kalıyor. Bebeğini, bakım sorumluluğunu yalnız başına taşımak zorunda kalıyor" şeklinde konuştu. "Annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir" Yapılan saha araştırmasının hem aile değerine hem de toplumsal yapıya birçok fayda sağlayacağının altını çizen Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kadınlar; hak kaybına uğramadan, gelir kaybı yaşamadan güvenceli istihdamdan vazgeçmeden, emeklilik hakkı zedelenmeden esnek çalışma istiyor. Dünyada birçok ülke tarafından uygulanan haftalık 4 gün çalışma modeli, ülkemizde de gündeme gelmeli. Çocuk sayısına göre çalışma saatlerinde düzenlemeye gidilmeli. Kadın kamu görevlileri için haftalık çalışma saati 32 saate düşürülmelidir. Oysa annelik bir bedel değil, toplumsal bir değerdir ve bu değeri korumak yalnızca kadınların değil, devletin ve tüm toplumun sorumluluğundadır. Annelik hakları, nüfus politikalarından istihdam stratejilerine kadar birçok alanı doğrudan ilgilendiren alandır. Çalışma hayatı ile aile hayatı uyumlu hale getirilmeden doğum oranlarındaki düşüşü tersine çevirmek mümkün değildir. Doğum ve süt izni süreleri uzatılmalı, işe dönüş süreçleri desteklenmeli ve güvenceli esnek çalışma modelleri geliştirilmelidir. Kadınlar çalışmak istiyor ama anne de olmak istiyor. İkisi arasında tercih yapmak zorunda kalmak istemiyoruz."
Bursa Molotoflu saldırı kamerada, suç örgütü özel harekât baskınıyla yakalandılar Bursa’da bir iş yerine yönelik molotoflu kundaklama anları ile şüphelilerin yakalanmasına yönelik Özel Harekât ve organize polisinin düzenlediği baskınlar kameraya yansıdı. Yurt dışı bağlantılı suç örgütüne yönelik operasyonda 8 şüpheli gözaltına alınırken, 2 kişi tutuklandı. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Bursa Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen soruşturmada, Nilüfer ilçesinde bir iş yerinin molotof kokteyli atılarak kundaklandığı belirlendi. Saldırı anının güvenlik kameralarınca saniye saniye kaydedilirken, eylemin, yurt dışı bağlantılı firari suç örgütü yöneticisi Ü.A.’nın talimatıyla gerçekleştirildiği tespit edildi. Kundaklama eylemini yapan İ.E.U. ve O.K. isimli şüpheliler çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Soruşturmanın genişletilmesiyle, H.B.D., Y.C.Ş., B.D., R.A. ve E.Ö. isimli 5 şüphelinin kundaklama eylemine iştirak ettikleri belirlendi. Şüpheliler, Özel Harekât destekli eş zamanlı operasyonlarla gözaltına alındı. Koçbaşıyla yapılan baskınların da şüpheliler tek tek yakalanarak gözaltına alındı. Devam eden çalışmalarda, İ.E.U.’nun örgüt yöneticisinin talimatıyla ruhsatsız silah temin ettiği, başka bir iş yerine yönelik silahlı saldırı hazırlığında bulunduğu, silahın ateş almadığı ve silahı M.A. isimli şahsa verdiği tespit edildi. M.A.’nın ikametinde yapılan aramada 1 adet ruhsatsız tabanca ele geçirildi. Operasyon kapsamında toplam 8 şüpheli gözaltına alınırken, 2 şüpheli tutuklandı. Gözaltındaki 6 şüpheli de sorgularının ardından Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk edildiler.
Diyarbakır Dicle’de 2025’in asayiş verileri açıklandı: 1 yılda 546 olay aydınlatıldı, 411 şüpheli yakalandı Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde 2025’te meydana gelen 546 olayın tamamı aydınlatıldı, 411 şüpheli yakalandı, Dicle Kaymakamlığı, 2025’te ilçe genelinde meydana gelen asayiş olayları hakkında verileri paylaştı. Dicle genelinde 1 Ocak 2025 ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında 546 olayın meydana geldiği belirtilen açıklamada, "Dicle İlçe Jandarma Komutanlığı ve Dicle İlçe Emniyet Amirliğinin titiz ve başarılı çalışmaları sonucunda meydana gelen 546 olayın tamamı aydınlatıldı. Jandarma ve polisin yaptığı çalışmalar sonucunda 411 şüpheli yakalandı, 16 şüpheli ise tutuklandı. İlçe Jandarma komutanlığı ve İlçe Emniyet Amirliği sorumluluk alanında asker ve polisin yaptığı başarılı çalışmalar sonucunda 132 bin 252 araç ve 68 bin 380 şahıs kontrol edildi. Bin 529 araca 8 milyon 280 bin 931 liralık yasal işlem yapıldı. 65 araç trafikten men edildi. İlçe Jandarma Komutanlığı ve İlçe Emniyet Amirliği sorumluluk alanında asker ve polisin yaptığı başarılı çalışmalar sonucunda 2024 yılında 7 tabanca, 7 yivsiz av tüfeği, 1 kuru sıkı tabanca; 2025 yılında ise 4 tabanca, 2 yivsiz av tüfeği ve 1 pompalı tüfek ele geçirildi" denildi. Dicle’de 1 yıla ait mal varlıklarına karşı işlenen 9 önemli suça dair önemli verilerinin de paylaşıldığı açıklamada, "İlçe genelinde 1 Ocak ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında 3 evde hırsızlık olayı, 2 iş yerinden ve kurumdan hırsızlık, 1 motosiklet hırsızlığı, 3 dolandırıcılık olmak üzere, 9 olay meydana geldi. Söz konusu olayların 6’sı İlçe Emniyet Amirliği sorumluluk alanında, 3’ü ise İlçe Jandarma Komutanlığı sorumluluk alanında meydana geldi. Kolluk kuvvetlerinin yaptığı titiz çalışmalar sonucunda söz konusu 9 olayın tamamı aydınlatıldı. Ayrıca yukarıda belirtilen 9 olayın genel toplamında, bir önceki yıla göre ilçede gerçekleşme sayısında yüzde 43,73 oranında azalma oldu" ifadelerine yer verildi. İlçe genelinde 1 yılda meydana gelen ve kişilere karşı işlenen olaylar hakkında da önemli bilgilerin yer aldığı açıklamada, şunlar kaydedildi: "İlçede 1 Ocak 2025 ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında 74 kasten yaralama, 3 cinsel taciz, 2 çocuğun cinsel istismarı, 2 cinsel saldırı, 2 kasten öldürme, 3 kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 1 kişilerin huzur ve sükununu bozma, 30 tehdit ve 3 hakaret olayı olmak üzere toplamda 120 olay meydana geldi. Söz konusu olayların 29’u İlçe Emniyet Amirliği sorumluluk alanında, 91 ise İlçe Jandarma Komutanlığı sorumluluk alanında meydana geldi. Meydana gelen söz konusu 120 olayın tamamı jandarma ve polisin titiz çalışmaları sonucu aydınlatıldı. Ayrıca yukarıda belirtilen 120 olayın genel toplamında, bir önceki yıla göre ilçede gerçekleşme sayısında yüzde 14,89 oranında azalma oldu." Dicle’de 1 yılda yapılan KADES ihbarlarına da değinilerek, ’’Dicle genelinde 5 KADES ihbarı alındı. Alınan ihbarlar soncu ortalama olarak polisin intikal süresi 5 dakika 8 saniye, jandarmanın ise ortalama intikal süresi 10 dakika 30 saniye olarak kayıtlara geçti" denildi.
Gaziantep Dr. Kaplan, ilaçlı koroner balon tedavisi hakkında bilgi verdi Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, ilaçlı koroner balon tedavisi hakkında bilgi verdi. Dr. Kaplan, Kalp ve damar hastalıkları, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer alırken, tedavi yöntemlerinde yaşanan teknolojik gelişmeler hastalara daha konforlu ve güvenli seçenekler sunuyor. Bu yöntemlerden biri olan ilaçlı koroner balonlar, uygun hastalarda stent kullanılmadan damar tıkanıklıklarının tedavi edilmesine imkan sağlıyor" dedi. "Stent olmadan damar açmak mümkün" Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, ilaçlı koroner balon tedavisinin son yıllarda önemli bir alternatif haline geldiğini belirterek, "Geleneksel yöntemlerde daralan veya tıkanan kalp damarları genellikle stent ile açılıyordu. Ancak her hasta için stent en ideal çözüm olmayabiliyor. İlaçlı koroner balonlar, damarı açarken aynı zamanda damar duvarına özel bir ilacı kısa sürede ve etkili şekilde vererek yeniden daralma riskini azaltıyor. İlaçlı koroner balonlar, klasik balon anjiyoplastiye ek olarak damar duvarına ilaç salınımı yapan özel bir teknolojiye sahip. Bu sayede damar içinde kalıcı bir metal yapı bırakılmadan tedavi gerçekleştirilebiliyor. Özellikle daha önce stent takılmış ve tekrar daralma gelişmiş hastalarda, küçük çaplı damarlarda veya stent yerleştirilmesinin riskli olduğu durumlarda önemli avantajlar sağlıyor" ifadelerini kullandı. Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Damar içinde yabancı bir cisim bırakılmaması, uzun dönem komplikasyon risklerini azaltabiliyor. Ayrıca bazı hastalarda daha kısa süreli kan sulandırıcı tedavi yeterli olabiliyor. Bu da özellikle kanama riski yüksek hastalar için önemli bir avantaj. Hastanın damar yapısı, darlığın yeri ve özellikleri, ek hastalıkları gibi birçok faktör tedavi seçimini etkiliyor. Bu nedenle doğru yöntemin belirlenmesi için ayrıntılı kardiyolojik değerlendirme büyük önem taşıyor" diye konuştu.
Adıyaman Başkan Hallaç’tan bayrağa yapılan saygısızlığa sert tepki Mardin’in Nusaybin ilçesinde, polis barikatlarını aşan bir grubun Türkiye-Suriye sınır hattında dalgalanan Türk bayrağını indirmesi kamuoyunda büyük tepkiye neden oldu. Yaşanan olaya ilişkin Kahta Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç’tan sert bir açıklama geldi. Başkan Hallaç, söz konusu girişimin yalnızca bir güvenlik ihlali olmadığını, milletin ortak değerlerine, birlik ve beraberliğine yönelik açık bir provokasyon olduğunu ifade etti. Açıklamasında Türk bayrağına yönelik gerçekleştirilen eylemi en güçlü şekilde kınadığını belirten Başkan Hallaç, "Nusaybin’de Türk bayrağımıza yönelik gerçekleştirilen bu alçakça eylemi en güçlü şekilde kınıyorum. Bayrağımız, bu topraklar uğruna can veren aziz şehitlerimizin emanetidir. Ona uzanan her el, milletimizin birliğine ve devletimizin egemenliğine uzanmıştır. Bu tür provokasyonlar asla amacına ulaşamayacaktır. Birlik, beraberlik ve milletin huzurunu hedef alan bu tür menfur girişimlere asla izin verilmeyecek. "Terörsüz Türkiye" ve "terörsüz bölge" hedefinin provokasyonlarla zedelenmesine müsaade edilmeyecektir" dedi. Sınır hattında yaşanan olayın arka planına da değinen Başkan Hallaç, Nusaybin-Kamışlı sınır hattında Suriye tarafında terör örgütü YPG yandaşları tarafından gerçekleştirilen saldırının, milletin huzurunu ve terörle mücadelede elde edilen kazanımları hedef alan açık bir provokasyon olduğunu dile getirdi. Devletin kararlılığına dikkat çeken Başkan Hallaç, "Bu tür eylemleri planlayan ve icra edenler şunu iyi bilmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine yönelik her tehdit ve mukaddesatımıza uzanan her alçaklık, en kararlı şekilde karşılık bulacaktır. Olayın son derece hassas bir bölgede gerçekleştiğini unutmayalım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bayrağına ve sınırlarına uzanan hiçbir girişimi cevapsız bırakmaz. Hukuk çerçevesinde gereken yapılacak, sorumlular mutlaka adalet önünde hesap verecektir. Milletimiz bu tür tahriklere karşı sağduyusunu korumalı, birlik ve beraberliğini daha da güçlendirmelidir" ifadelerine yer verdi. Başkan Hallaç, açıklamasının sonunda Türk bayrağının yalnızca bir sembol olmadığını; milletin onurunun, tarihinin ve ortak iradesinin en güçlü ifadesi olduğunu bir kez daha hatırlattı.