GÜNDEM - 10 Nisan 2026 Cuma 09:34

114 Yıllık "Sıla Hasreti" belgesi gün yüzüne çıktı: Bir askerin kalbinde taşınan memleket

A
A
A
114 Yıllık "Sıla Hasreti" belgesi gün yüzüne çıktı: Bir askerin kalbinde taşınan memleket

Balkan Savaşları’nın yalnızca cephede verilen bir mücadele olmadığı, aynı zamanda insan ruhunun en derin sınavlarından biri olduğu, ortaya çıkan çarpıcı bir belgeyle bir kez daha gözler önüne serildi.


Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir tarafından paylaşılan 114 yıllık belge, Erzurumlu bir Osmanlı askerinin "sıla hasreti" nedeniyle hastaneye düştüğünü ve tedavi için memleketine gönderilmesinin önerildiğini ortaya koyuyor.


Savaşın görünmeyen yüzü: "Darüssıla" hastalığı


Belgede, cephe gerisindeki bir askeri hastanenin 9. koğuşunda yatan Erzurumlu Hasan oğlu Mehmet Hüsnü Çavuş’un durumu ayrıntılı biçimde yer alıyor. Yapılan muayenelerde, askerin fiziksel bir yarasının bulunmadığı; buna karşılık dönemin tıbbi literatüründe "darüssıla" olarak adlandırılan ağır bir memleket hasreti yaşadığı tespit ediliyor. Askerî tabipler, bu durumun sıradan bir moral bozukluğu olmadığını; doğrudan tedavi gerektiren bir ruhsal çöküntü hali olduğunu değerlendiriyor. Bu nedenle Mehmet Hüsnü Çavuş için ilaç ya da klasik tedavi yöntemleri yerine oldukça dikkat çekici bir karar alınıyor: Kısa süreli izin verilerek memleketine gönderilmesi. Bu karar, Osmanlı askeri tıbbının yalnızca fiziksel yaralara değil, askerlerin psikolojik durumlarına da duyarlı olduğunu açıkça gösteriyor.


Hastalığın ilacı: Sıla


Belgede yer alan ifadeler, dönemin anlayışını net biçimde ortaya koyuyor. Mehmet Hüsnü Çavuş’un iyileşmesi için en uygun tedavinin "memleketine kavuşması" olduğu belirtiliyor. Bu doğrultuda kendisine 5 ila 10 gün arasında bir "mezuniyet" (izin) verilmesi öneriliyor. Bu yaklaşım, modern psikolojide "travma", "bağlanma" ve "aidiyet duygusu" kavramlarıyla açıklanan durumların, Osmanlı döneminde sezgisel olarak tanımlandığını gösteriyor.


Özdemir: "Bu belge bir insanlık tanıklığıdır"


Belgeyi kamuoyuyla paylaşan Taner Özdemir, Balkan Savaşları’nın yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal ve psikolojik bir yıkım olduğuna dikkat çekti: "1912-1913 yılları, Osmanlı için adeta bir kırılma dönemidir. Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler, hiç bilmedikleri coğrafyalarda, çok ağır şartlar altında savaşmak zorunda kaldılar. Bu belge bize şunu gösteriyor: Savaş sadece cephede yaşanmıyor. Asıl savaş, bazen insanın kendi içinde yaşanıyor." Özdemir’e göre bu belge, Osmanlı ordusunun askerine bakış açısını da ortaya koyuyor: "En zor şartlarda bile askerinin ruh halini dikkate alan bir anlayış var. ‘Sıla hasreti’ bir hastalık olarak kabul ediliyor ve tedavi yöntemi olarak memlekete gönderilmesi öneriliyor. Bu, son derece insani ve ileri bir yaklaşımdır."


Erzurum’dan Balkanlara Uzanan Hasret


Erzurum’dan yola çıkan Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesi, aslında binlerce askerin ortak geleceğini temsil ediyor. Anadolu’nun köylerinden koparılan gençler; ailelerinden, sevdiklerinden ve alıştıkları hayattan uzak, bilinmezlik içinde bir mücadeleye sürüklenmişti. Soğuk, açlık, hastalık ve yetersiz lojistik şartlar kadar; anne kokusu, baba duası ve çocuk sesine duyulan özlem de bir yük haline gelmişti. Bu belge, işte o görünmeyen yükü somutlaştırıyor. Uzmanlara göre belge, üç açıdan büyük önem taşıyor: Askeri tarih açısından: Osmanlı ordusunda psikolojik durumların nasıl ele alındığını gösteriyor. Tıp tarihi açısından: "Darüssıla" kavramı, erken dönem psikiyatrik tanımlamalara örnek teşkil ediyor. Sosyal tarih açısından: Savaşın insani boyutunu ve askerlerin duygusal dünyasını ortaya koyuyor.


İsimsiz kahramanlara açılan bir pencere


Özdemir, Mehmet Hüsnü Çavuş’un hikâyesinin, yalnızca bir askerin dramı olmadığını dile getirerek "Balkan coğrafyasında savaşan binlerce Osmanlı askerinin ortak hikâyesidir. Bu belge sayesinde, tarih kitaplarında çoğu zaman sayılarla ifade edilen kayıpların ardındaki insan hikâyeleri yeniden görünür hale geliyor. Ve belki de en çarpıcı gerçek şu: Bazı yaralar kurşunla değil, hasretle açılıyor" dedi.



114 Yıllık "Sıla Hasreti" belgesi gün yüzüne çıktı: Bir askerin kalbinde taşınan memleket

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Düzce Şehit Ufuk Baysan’ın ismi Bahçeşehir’de yaşatılacak Düzce Belediye Meclisi 2026 yılı Nisan ayı toplantıları 29 gündem maddesinin görüşülerek karara bağlanması ile tamamlandı. Toplantıda 15 Temmuz Şehidi Ufuk Baysan’ın adının Bahçeşehir bölgesi Güzelbahçe Mahallesinde yaşatılması yönündeki karar oy birliği ile alındı. Düzce Belediye Meclisi 2026 yılı Nisan ayı toplantıları ikinci birleşim ile tamamlandı. 29 gündem maddesinin görüşüldüğü birleşimde komisyonlara havale edilen maddeler görüşülerek karara bağlandı. Konuralp Belediye Hizmet Binası Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantı bir önceki meclis tutanak özetinin oylanması ile başladı. Gündemin ilk maddesinde Temizlik İşleri Müdürlüğü’nden İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğüne ödenek aktarımı maddesi görüşülerek meclisten geçerken, kredi talebi, norm kadro derece ve unvan değişikliği ile Akçakoca Tarihi Cezaevi Restorasyon ve Çevre Düzenleme İşinin İhale edilmesi konuları da görüşülerek meclisten geçti. Şehir tiyatrolarının oyunları ücretsiz olacak Düzce Belediyesi Şehir Tiyatrolarının sergileyeceği oyunların bilet ücretlerinin görüşüldüğü ve tarife değişikliği içeren bir diğer gündem maddesinde ise şehir tiyatroları tarafından sergilenecek oyunların ücretsiz olması yönünde karar alındı. Demetevler Mahallesi 4105. Sokak isminin, 15 Temmuz şehidimiz Ufuk Baysan’ın adının yaşatılması amacıyla ‘Şehit Ufuk Baysan Sokağı’ olarak değiştirilmesi görüşüldü. Gündem maddesi de meclis üyelerinin oyları ile meclisten geçti. İmar komisyonunda görüşülen diğer maddelerin görüşülerek karara bağlanmasının ardından toplantı sona erdi.
İstanbul "Parkinson sadece titreme değildir" Prof. Dr. Selda Korkmaz Yakar, Parkinson hastalığına ilişkin toplumdaki yanlış bilgilere dikkat çekerek, hastalığın yalnızca titremeden ibaret olmadığını vurguladı. Yakar, erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların uzun yıllar aktif bir yaşam sürdürebileceğini belirtti. Parkinson hastalığı, beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığıdır. En bilinen belirtisi titreme olsa da; hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge kaybının yanı sıra koku kaybı, uyku bozuklukları ve depresyon gibi pek çok farklı belirti hastalığın erken döneminde ortaya çıkabiliyor. Dünya Parkinson Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Liv Hospital Ulus Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Korkmaz Yakar, Parkinson hastalığının sadece titremeden ibaret olmadığını belirterek, "Hastalar çoğu zaman ilk belirtileri göz ardı ediyor. Oysa erken dönemde fark edilen bulgular, hastalığın yönetiminde büyük avantaj sağlar" ifadelerini kullandı. Tanı sürecinin büyük ölçüde uzman değerlendirmesine dayandığını belirten Yakar, "Kesin tanı koyduracak tek bir test yok. Nörolojik muayene ve klinik gözlem en önemli belirleyicidir" dedi. Parkinson tedavisinde amacın hastalığı tamamen ortadan kaldırmak değil, hastanın yaşam kalitesini korumak olduğunu vurgulayan Yakar, tedavinin kişiye özel planlandığını ifade etti. "İlaç tedavisi ile hastaların şikâyetleri önemli ölçüde kontrol altına alınabilir. İleri evrelerde ise beyin pili gibi cerrahi yöntemler uygun hastalarda etkili sonuçlar verir" diyen Yakar, düzenli egzersiz ve fizik tedavinin de tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Farkındalığın önemine dikkat çeken Yakar, "Toplumda Parkinson’a dair doğru bilginin yaygınlaşması, hastaların daha erken başvurmasını sağlar. Erken tanı, yaşam kalitesini doğrudan etkiler" dedi.
Kayseri Miniklere polislik mesleği tanıtıldı Kayseri Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Fuat Attaroğlu Çocuk Kütüphanesi ve Müzik Okulu’nda düzenlenen etkinlikte, İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri çocuklara polislik mesleğini eğlenceli ve öğretici bir şekilde anlattı. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın öncülüğünde hayata geçirilen ve ’öğrenci dostu şehir’ vizyonunun önemli bir parçası olan Fuat Attaroğlu Çocuk Kütüphanesi ve Müzik Okulu, çocukların sosyal ve kültürel gelişimine katkı sunmaya devam ediyor. Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü’nde görevli polisler, Türk Polis Teşkilatı’nın 181’inci kuruluş yıl dönümü ve Polis Haftası kapsamında kütüphaneyi ziyaret ederek miniklerle bir araya geldi. Gerçekleştirilen etkinlikte polis memurları, çocuklara polislik mesleğini eğlenceli ve öğretici yöntemlerle anlattı. Görseller eşliğinde ’Polis kimdir?’, ’Polis ne iş yapar?’ gibi sorulara cevap veren ekipler, trafik kuralları, yaya geçitleri ve günlük hayatta dikkat edilmesi gereken temel güvenlik konularında da bilgilendirme yaptı. Çocukların merak ettiği soruların içtenlikle cevaplandığı etkinlikte, minikler polislik mesleğine dair önemli bilgiler edinirken keyifli anlar yaşadı. Veliler de gerçekleştirilen bu eğitici ve farkındalık oluşturan ziyaret dolayısıyla emniyet teşkilatına ve Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Düzenlenen bu tür etkinliklerle çocukların bilinçli bireyler olarak yetişmesi hedeflenirken, kurumlar arası iş birliğiyle toplumsal farkındalık da güçlendiriliyor.