GÜNDEM - 03 Nisan 2026 Cuma 09:21

Atatürk Üniversitesi, Seyfettin Özege’yi vefatının 45. yılında sempozyumla andı

A
A
A
Atatürk Üniversitesi, Seyfettin Özege’yi vefatının 45. yılında sempozyumla andı

İbrahim Müteferrika’nın matbaayı kurduğu 1728’den Harf İnkılabına uzanan iki asırlık Türkçe yayın mirasının yüzde doksanını bünyesinde barındıran koleksiyonun sahibi, büyük bibliyografyacı Seyfettin Özege Atatürk Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen sempozyumla anıldı.


Atatürk Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Seyfettin Özege Nadir Eserler Salonu, bugün tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Atatürk Üniversitesi, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığının iş birliğiyle gerçekleştirilen "Vefatının 45. Yılında Seyfettin Özege Sempozyumu - Bağış Kütüphanesi ve Katalog Çalışmaları" Erzurum’da kapılarını açtı. Türk bibliyografyacılığının tartışmasız en büyük isimlerinden Seyfettin Özege’yi anmak ve onun bıraktığı devasa mirası akademik zeminde yeniden değerlendirmek amacıyla bir araya gelen araştırmacılar, yayıncılar, kütüphaneciler ve akademisyenler; başta Atatürk, Hacettepe ve Marmara üniversiteleri olmak üzere pek çok üniversiteden katılım sağladı.


Rektör Hacımüftüoğlu: "Üniversite Olarak Bu Mirasa Sahiplik Etmekten Büyük Bir Bahtiyarlık Duymaktayız"


Açılış töreni, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Ardından sempozyuma konu olan Seyfettin Özege’yi ve koleksiyonunu tanıtan kısa bir tanıtım filmi izletildi. Açılış konuşmaları sırasıyla Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Reyhan Keleş, Atatürk Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı Dr. Ömer Gök ve Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu tarafından gerçekleştirildi.


Rektör Hacımüftüoğlu yaptığı konuşmada: "Seyfettin Özege ismi ve koleksiyonu, Atatürk Üniversitesi, Erzurum ve hatta bütün dünya için olağanüstü kıymet ve ehemmiyet taşımaktadır. 1961’den vefat tarihi olan 1981’e kadar bizzat kendi eliyle sandıklara yerleştirerek bağışladığı bu koleksiyon, İbrahim Müteferrika’nın matbaayı kurduğu 1728’den Latin alfabesine geçiş tarihi olan 1928’e kadar geçen süre içerisinde yayınlanan eski harflerle basılmış Türkçe kitapların yüzde doksanını ihtiva etmektedir. Böyle bir koleksiyonun bir benzerinin daha dünya üzerinde oluşturulmamış olduğu bilinmektedir. Üniversite olarak bu mirasa sahiplik etmekten büyük bir bahtiyarlık duymaktayız" ifadelerini kullandı.


İki Asrın Mirası: 57.000 Cilt, Eşsiz Bir Koleksiyon


Seyfettin Özege’nin, 1902 yılında İstanbul’da, baba tarafından Osmanlı idari geleneğine kök salmış, anne tarafından Ahıska Türklerinin köklü kültürüyle yoğrulmuş bir ailede dünyaya geldiğini aktaran Hacımüftüoğlu: "Atatürk Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde 57.000 cildi aşan bir zenginlikle araştırmacıların hizmetine sunulan Seyfettin Özege Koleksiyonu; Kazan’dan Bombay’a, Bakü’den Paris’e ve Berlin’den Viyana’ya uzanan geniş bir coğrafyada basılmış Türkçe eserleri bünyesinde barındırmaktadır. Türk-İslam kültür dünyasını araştıran yerli ve yabancı akademisyenler için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olan bu koleksiyon, aynı zamanda Erzurum’un dünya çapında tanınmasına vesile olan en önemli kültürel değerlerden biri olma özelliğini korumaktadır" diye konuştu.


Üç Oturumda On Beş Tebliğ


Sempozyum, Prof. Dr. Süleyman Çiğdem başkanlığında gerçekleştirilen birinci oturumla akademik boyutuna geçti. Bu oturumda Sahri Koz (halkbilimci, editör ve yazar), Prof. Dr. Zeki Eraslan ve Prof. Dr. Ali Birinci gibi köklü isimler, Özege’nin Atatürk Üniversitesi ile ilişkisini, kütüphanesinin araştırmacılar açısından önemini ve tercüme-i hâl dosyalarını ele alan tebliğler sundu.


Doç. Dr. Güler Doğan Averbek başkanlığındaki ikinci oturumda ise Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sıddıka Dilek Yalçın Çelik ve Prof. Dr. Nebi Özdemir, Özege arşivinin kültürel hafızaya katkısını ve dijitalleşme süreçlerini masaya yatırdı. Atatürk Üniversitesi’nden Prof. Dr. Dündar Alikılıç, nadir eserler koleksiyonunun kapsamlı bir projesini kamuoyuyla paylaştı. Prof. Dr. Dursun Ali Tökel’in başkanlık ettiği üçüncü ve son oturumda Prof. Dr. Erdoğan Erbay, Prof. Dr. Metin Özarslan ve Abdülkadir Güzeltepe gibi isimlerin tebliğleri; Özege’yi bibliyofil kimliğiyle, hakkında yazılanlar üzerinden ve dijital arşivler bağlamında yeniden değerlendirdi. Atatürk Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Nadir Eserler Şube Müdürü Abdülkadir Güzeltepe’nin sunuşu ise koleksiyonun dünü ve bugününe ışık tutan pratik bir perspektif sundu.


Türk Bibliyografyacılığının Zirvesi: Özege Kataloğu


Sempozyumun odak başlıklarından biri olan "Katalog Çalışmaları", Özege’nin ömrünün otuz yılını adadığı "Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataloğu" etrafında şekillendi. Bibliyografyacılık kurallarına titizlikle bağlı kalarak hazırlanan ve bizzat görüp incelemediği hiçbir esere yer vermediği bu katalog, Türk kütüphane ve bilgi bilimi tarihinde çığır açıcı bir eser olarak kabul görmektedir. Türk Halk Bilimi araştırmacıları için birincil kaynak niteliğindeki bu çalışmanın önemi, sempozyum boyunca pek çok tebliğde ayrıca vurgulandı.


Taahhüt Yerini Koruyor: "Seyfettin Özege Kütüphanesi"


Atatürk Üniversitesi’nin 1961 yılında Özege’ye verdiği "Kütüphaneniz Seyfettin Özege Kütüphanesi adıyla anılacaktır" taahhüdü, bugün de eksiksiz biçimde hayata taşınmaktadır. Koleksiyon bütünlüğünü koruyarak Nadir Eserler Salonu’nda yerini almış; erişilebilirliğin artırılması ve dijitalleştirme konularındaki çalışmalar ise sürmektedir. Sempozyum, bu taahhüdün akademik bir vefa töreni olarak tescillenmesi bakımından da büyük anlam taşımaktadır.


Etkinlik, katılımcıların değerlendirme ve önerileriyle son buldu. Elde edilen akademik çıktıların yakın zamanda kamuoyuyla paylaşılması planlanmaktadır.



Atatürk Üniversitesi, Seyfettin Özege’yi vefatının 45. yılında sempozyumla andı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Dikili Devlet Hastanesi’nde fizik tedavi ünitesi hizmete giriyor İzmir Dikili Devlet Hastanesi, bünyesinde kurulan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi ile sağlık hizmetlerini genişletiyor. Yeni ünite, 6 Nisan 2026 itibarıyle ayaktan hasta kabulüne başlayacak. Hastane yönetimi tarafından yapılan açıklamada, ünitenin günlük yaklaşık 100 hasta kapasitesiyle hizmet vereceği bildirildi. Böylece bölgedeki fizik tedavi ihtiyacının önemli ölçüde karşılanmasının hedeflendiği ifade edildi. Modern tedavi alanları oluşturuldu Yeni ünitede farklı tedavi ihtiyaçlarına yönelik donanımlı alanlar hazırlandı. Bu kapsamda; 2 elektroterapi odası, rehabilitasyon odası, parafin tedavi odası, whirlpool (su içi terapi) odası oluşturuldu. Kurulan altyapı ile hastalara kapsamlı ve çok yönlü fizik tedavi hizmeti sunulması planlanıyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesi’nde birçok alanda tedavi hizmeti verileceği açıklandı. Ünitede; nörolojik rehabilitasyon, ortopedik rehabilitasyon, geriatrik rehabilitasyon, romatizmal hastalıklar için tedavi süreçleri yürütülecek. Ayrıca bel, boyun, diz ve kalça rahatsızlıkları ile omuz ve dirsek problemleri başta olmak üzere kas-iskelet sistemi hastalıklarına yönelik uygulamaların da gerçekleştirileceği belirtildi. Sevk ihtiyacının azaltılması hedefleniyor Hastane Müdürü İbrahim Şimşek, yeni ünitenin bölgedeki sağlık hizmetlerinin kapasitesini artıracağını ifade etti. Ünitenin hizmete girmesiyle birlikte, hastaların farklı merkezlere sevk edilme ihtiyacının azalmasının beklendiği kaydedildi. Ayrıca Dikili ve çevresinde yaşayan vatandaşların fizik tedavi hizmetlerine daha hızlı ve kolay erişim sağlamasının amaçlandığı bildirildi.
Kahramanmaraş Kendi yaptığı torna ile el emeğini sanata dönüştürüyor Kahramanmaraş’ta emekli vatandaş, almak istediği bir bilekliğin pahalı olmasıyla başladığı hobi serüvenini geliştirerek kendi yaptığı torna makinesiyle üretime başladı. Yaklaşık 10 yıldır el emeğiyle üretim yapan vatandaş, kurduğu amatör atölyede bileklikten tespihe, ahşap ürünlerden deri eşyaya kadar birçok ürün ortaya çıkarıyor. Kahramanmaraş’ta yaşayan emekli memur Mustafa Çot, hobisini zamanla geliştirerek kendi üretim araçlarını da yapmaya başladı. Fiyatlarının yüksek olması nedeniyle çözümü kendi imkanlarıyla üretmekte bulan Çot, küçük motorlar ve mandren kullanarak amatör bir torna sistemi kurdu. Mustafa Çot, bu sayede tespih başta olmak üzere birçok ürünü kendi atölyesinde üretmeye başladı. Pandemi döneminde evde geçirdiği zamanı fırsata çeviren Çot, üretim alanını genişleterek deri ve doğal taş ürünlere de yöneldi. Atık malzemeleri değerlendirerek oluşturduğu atölyesinde bileklik, tespih, kuksa, çerezlik ve deri cüzdan gibi birçok ürünü el emeğiyle hazırlayan Çot, zamanla çevresine de bu işleri öğretmeye başladı. Mustafa Çot, ürünleri kendisinin tasarlayıp yaptığını belirterek, "Bazı ürünleri dışarıda görüyoruz, hayranlıkla bakıyoruz ama ya pahalı buluyoruz ya da bulamıyoruz. Biz de farklı platformlardan takip ederek bunların yapımını öğrendik. Hem hobi oldu hem de stres atmamıza vesile oldu. Ortaya bir ürün çıkarmak gerçekten insana haz veriyor. Doğal taşlarla tanıştık. Bu taşları ham haliyle, işlemeden taka haline getirdik. Ahşaplardan kuksa yaptık, çerezlik yaptık. Evde kullanımı da çok hoş oluyor. Doğada vakit geçirmeyi seviyoruz. Dağlarda, ormanlarda yürüyüş yapıyoruz. Çantamızın kenarına bir kuksa koyuyoruz. Pınarlardan su içiyoruz, çayımızı, ayranımızı içiyoruz. Hem doğal hem sağlıklı olduğunu düşünüyoruz. Bir yürüyüşte andız ağacı ve meyvesiyle tanıştık. Daha önce andız tespihini duymuştuk ama nasıl yapıldığını bilmiyorduk. Onu da öğrendik" dedi. "El işiyle uğraşmak zihni dinlendiriyor" Bu işleri yapmaya yaklaşık 10 yıl önce başladığını belirten Çot, "Torna makinesi gerekiyordu ama fiyatlar yüksekti. Biz de küçük motorlar alarak, mandren bağlayarak kendi amatör tornamızı yaptık. Bir kaynakçı arkadaşımızdan destek aldık. O şekilde tespih yapmaya başladık. Zamanla geliştirdik. Pandemi döneminde evde kaldık. ’Ne yapabiliriz’ diye düşündük. Bu süreçte deriyle tanıştık. Deri nasıl kesilir, nasıl delinir öğrendik. Kendi cüzdanlarımızı, çantalarımızı yapabilecek duruma geldik. Sadece kendimize değil, çevremize de öğretmeye çalışıyoruz. Paracord bileklik yapıyoruz. Doğada çok işe yarıyor. Ayrıca makrome düğüm tekniğiyle evde salıncak bile yaptık. Herkes bir hobi edinmeli. Uzmanlar da söylüyor, el işiyle uğraşmak zihni dinlendiriyor. Gençler sadece telefon ve sosyal medyada vakit geçirmesin. Bir şeyler üretsinler. Bu işler hem terapi oluyor hem de isteyenler için gelir kapısı olabilir. İlaca gerek yok bu şeylerle uğraştığınız da kendinizi tedavi etmiş oluyorsunuz" dedi.