TEKNOLOJİ - 18 Nisan 2026 Cumartesi 09:16

Atatürk Üniversitesi’nde "Moleküler Biyoloji ve Genetik" zirvesi

A
A
A
Atatürk Üniversitesi’nde "Moleküler Biyoloji ve Genetik" zirvesi

Atatürk Üniversitesi, bilim dünyasının önemli organizasyonlarından birine daha ev sahipliği yaptı. 3. Ulusal Moleküler Biyoloji ve Genetik Öğrenci Kongresi, geniş katılımla gerçekleştirilerek, Türkiye’nin dört bir yanından gelen akademisyen ve öğrencileri aynı çatı altında buluşturdu.


Moleküler biyoloji ve genetik alanındaki güncel gelişmelerin ele alındığı kongreye 30 üniversiteden yaklaşık 600 katılımcı yoğun ilgi gösterdi. Atatürk Üniversitesi ile Erzurum Teknik Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen kongre, her iki üniversitenin Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümleri öğrenci kulüpleri olan ATAGEN ve GEN AKTÜEL’in katkılarıyla hayata geçirildi. Bu yıl organizasyonun ev sahipliğini üstlenen Atatürk Üniversitesi, bilimsel üretimi teşvik eden yaklaşımıyla dikkat çekti.


Kongrenin açılış programında üniversite yöneticileri, moleküler biyoloji ve genetik alanının sağlık, tarım, çevre ve endüstri başta olmak üzere pek çok sektörde sunduğu yenilikçi çözümlere dikkat çekti. Programa; Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu ile Fen Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Melda Şişecioğlu’nun yanı sıra çok sayıda akademisyen ve öğrenci katıldı.


Alanında Uzman İsimlerden Bilimsel Sunumlar


Kongrede, alanında yetkin akademisyenler davetli konuşmacı olarak yer aldı. Prof. Dr. Fikrettin Şahin, Prof. Dr. Filiz Kuralay, Doç. Dr. Ahmet Katı ve Doç. Dr. Urartu Özgür Şafak Şeker, gerçekleştirdikleri sunumlarla katılımcılara moleküler biyoloji ve genetik alanındaki güncel araştırmalar, yenilikçi yöntemler ve geleceğe yönelik bilimsel perspektifler hakkında kapsamlı bilgiler aktardı.


Poster ve sözlü sunum oturumlarının düzenlendiği kongrede, genç araştırmacılar bilimsel çalışmalarını paylaşma imkânı buldu. Sunulan bildirilerin, talep edilmesi halinde hakem sürecinden geçirilerek Avrasya Moleküler ve Biyokimyasal Bilimler Dergisinde yayımlanacak olması, organizasyonun akademik niteliğini daha da güçlendirdi.


Bilimsel Altyapı ve Kurumsal Destek


Kongre kapsamında, Atatürk Üniversitesi Doğu Anadolu Yüksek Araştırma Teknoloji Merkezi (DAYTAM) tarafından Hücre Kültürü Çalıştayına altyapı desteği sağlandı. Bunun yanı sıra TÜBİTAK, Milli Teknoloji Atölyeleri, Gençlik ve Spor Bakanlığı (GSB), ÜNİDES ve Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) gibi önemli kurumların katkılarıyla organizasyon güçlü bir destek yapısına kavuştu.


Bilimsel paylaşımların yanı sıra akademik iş birliklerinin geliştirilmesine de zemin hazırlayan kongre, moleküler biyoloji ve genetik alanında çalışan akademisyenler ile öğrenciler arasında önemli bir etkileşim ortamı oluşturdu. Organizasyon komitesi, kongrenin önümüzdeki yıllarda daha geniş katılımla sürdürülmesini hedeflediklerini belirterek, Erzurum’un bilimsel etkinlikler açısından cazibe merkezi olma yolunda ilerlediğini vurguladı.



Atatürk Üniversitesi’nde "Moleküler Biyoloji ve Genetik" zirvesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Tarsus’un yöresel lezzetleri TADEKA ile kayıt altına alınıyor Mersin Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Tarsus’a Değer Katanlar Kurulu (TADEKA) tarafından yürütülen ’Tarsusi Yöresel Yemek Hikayeleri’ projesi kapsamında, yöreye özgü lezzetler geleneksel tariflerle hazırlanarak kayıt altına alınıyor. Amaç, mutfak kültürünü gelecek nesillere aktarmak. Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı bünyesindeki Tarsus’a Değer Katanlar Kurulu’nda (TADEKA), yöresel değerlerin geleceğe taşınması adına çalışmalar devam ediyor. TADEKA Turizm ve Gastronomi Kurulunun, eşsiz ve köklü bir tarihe sahip olan Tarsus’a özgü yemeklerin belli tarifler içerisinde yapılması ve gelecek nesillere aktarılması adına başlattığı ‘Tarsusi Yöresel Yemek Hikayeleri’ projesine yeni bir halka daha eklendi. Binlerce yıllık köklü bir tarihe sahip olan Tarsus’ta, mutfak kültüründe sıklıkla yapılan yüksük çorbası, Tatar çorbası ve mamül kurabiyesi, TADEKA binası bahçesinde kurulan stantlarda usta ellerde belli tarifler ölçüsünde hazırlandı. Yapım aşamaları kayda alınan ürünler, daha sonra TADEKA üyelerine ikram edildi. Yaklaşık bir yıl önce, yine yöreye has analı-kızlı yemeğiyle başlayan ‘Tarsusi Yöresel Yemek Hikayeleri’ projesi kapsamında, bugüne kadar lahana sarması, kaynar, vardabit, humus, kokulu çörek, fındık lahmacun gibi birçok lezzet, usta ellerde belli tariflerde yapılıp kayıt altına alındı. "Tarsus’un yöresel yemeklerini, büyüklerimizden gördüğümüz usullerle yapıyoruz" TADEKA Turizm ve Gastronomi Kurulu Üyesi Murat Çeliker, yöresel lezzetlerin geleceğe taşınması adına başlattıkları projeye devam edeceklerini kaydederek, "Yöresel yemek hikayelerimizi yaklaşık bir yıldır yapıyoruz. Tarsusi yöresel yemek hikayelerinde bugüne kadar analı-kızlı, vardabit, humus, fındık lahmacunu ve tahinli lahana sarması gibi yemeklerimizi kayıt altına aldık. Bizim projemizin amacı, Tarsus’un yöresel yemeklerini, büyüklerimizden gördüğümüz usullerle ve onların yaptığı şekilde yaparak, nesilden nesile aktarmak" dedi. "Proje sayesinde, yöresel yemeklerimizi geçmişten geleceğe taşıyoruz" ‘Tarsusi Yöresel Yemek Hikayeleri’ projesine destek veren aşçı Seray Uka Keleş, yöreye has Tatar çorbası ve yüksük çorbasının özel yemekler olduğunun altını çizerek, "Tatar çorbası yöresel bir çorbamız. Mersin’in Tarsus ilçesinde, genellikle düğünlerde yapılan bir çorba. Ama kamuoyunda çok bilinmeyen, mantıyla karıştırılan bir yemek. Biz yöresel yemeklerimizi geçmişten geleceğe taşımak adına, böyle çekimler yaparak bunları yaşatıyoruz. Aile içinde zaten mantı ve yüksük çorbasını çok sık yapıyoruz. Annemden öğrendiğim şekliyle yapıyorum. Böyle bir projede olmaktan çok keyif alıyorum. Daha önce de başka yemekleri çekmiştik. Projeyi destekliyorum, o yüzden her yemek etkinliğinde olmaya çalışıyorum" ifadelerini kullandı.
Elazığ Elazığ’da genç kadın, Türkiye’de yetişkin düzeyinde kayıtlara geçen tek hastalıkla mücadele ediyor Elazığ’da yaşayan 1 çocuk annesi Sibel Gezeroğlu Türkiye’de yetişkin düzeyinde kayıtlara geçen tek vaka olan "fumaraz eksikliği" olarak adlandırılan nadir bir hastalıkla mücadele ediyor. Elazığ’da ikamet eden 23 yaşındaki Sibel Gezeroğlu, dünyada çok az kişide görülen ve "fumaraz eksikliği" olarak adlandırılan nadir bir hastalıkla mücadele ediyor. Dört yıldır evli ve bir çocuk annesi olan Gezeroğlu, denge kaybı, şiddetli halsizlik ve yürüme güçlüğü gibi semptomlar nedeniyle günlük yaşamını sürdürmekte zorlanıyor. Daha önce epilepsi teşhisi konulan ancak yapılan araştırmalar sonucu bu teşhisin yanlış olduğu anlaşılan genç kadının durumu, genetik testlerle netlik kazandı. Türkiye’de yetişkin düzeyinde kayıtlara geçen tek vaka olan Gezeroğlu için ileri seviye genetik analizler (WES ve CES) önerildi. Hastalığın kesin tedavisi ve ilacı henüz bulunamazken, aile testleri yaptırmak için uğraş veriyor. Yapılan araştırmalar sonucu fumaraz eksikliği tanısı aldığını ancak kesin teşhisin henüz konulamadığını ifade eden Sibel Gezeroğlu, "4 yıldır evliyim. Zümra adında bir kızım var. Bana fumaraz eksikliği tanısı konuldu ama teşhis değil. O da zorla konuldu çünkü çok araştırdılar, çok uğraştılar ve hala da uğraşıyorlar. Bizim bildiğimiz doğuştan epilepsi rahatsızlığım vardı ama sonra öğrendim ki yanlış teşhismiş. Doktorlarda rahatsızlığımı ve neden yürüyemediğimi sorduğumda ise, yapılan tahlil sonucunda bana fumaraz eksikliğimin olduğunu söylediler. Nasıl bir hastalık olduğunu bilmiyorum ve tedavisinin olmadığını ifade ettiler. İlacı da yok, yöntemide. Denge kaybı yaşıyorum. Başım dönüyor ve çok yorgun ve uykusuz hissediyorum. Bitkinim, neredeyse yatalak gibiyim. Şu an bana WES ve CES analizleri önerildi. Bunları yaptırmak için de para gerekmekte" dedi. Eşinin durumunun her geçen gün ağırlaştığını belirten Erdal Gezeroğlu ise, "Evlendikten yaklaşık 3 yıl sonra bir çocuğumuz oldu. Çocuk olduktan sonra eşim rahatsızlandı. Biz de epilepsi hastalığı şüphesi ile hastaneye gittik. Doktorlar muayene ettikten sonra bir hafta boyunca eşimi müşahede altına alacaklarını söyledi. Epilepsi dışında başka rahatsızlıkları da olabilir dediler. Bir hafta boyunca kontrol altına aldılar. Oradaki doktorlarımız, genetik test istedi. Genetik test sonucunda eşimin fumaraz eksikliği olduğu ortaya çıktı. Bu da Türkiye’de hatta dünyada nadir görülen bir hastalık. Türkiye’de yetişkin olarak eşim kayıtlardadır. Ayrıca 45 günlük bir bebekte bu hastalık var. Şu anda eşimin genini, soyağacını araştırıyorlar, rahatsızlığını bulmaya çalışıyorlar. Ama doktorların demesine göre, tedavisi de yok ilaçları da. O yüzden durumu gitgide ağırlaşıyor. Yatağa bağlandı desem doğru olur. Bir test daha istiyorlar, bütçemiz de buna el vermiyor. Bu testin yaklaşık 60 bin TL’lik bir masrafı var. Tam sonucu almamız için bu testin yapılması gerekiyor" şeklinde konuştu.