ASAYİŞ - 03 Mart 2015 Salı 14:25

İşte öldürülen doktorun son görüntüleri

A
A
A
İşte öldürülen doktorun son görüntüleri

Sakarya'nın Sapanca ilçesi TEM Otoyolu kenarında bulunan TIR parkında cesedi bulunan Dr. Emine Küçük (42) ve cinayetten tutuklanan şüphelilerden 25 yaşındaki Muhammet Ali Y. ile tapu devrini yaptığı Düzce Tapu Müdürlüğü'ndeki görüntüleri ortaya çıktı.

Dr. Emine Küçük'ün, Düzce'de bulunan evinin satışı için geçtiğimiz Çarşamba günü Düzce Tapu Müdürlüğü'ne gelişi güvenlik kameralarına yansıdı. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde Dr. Emine Küçük, Muhammet Ali Y. ile evrak imzalarken görülüyor. Küçük ilk olarak sabah saatlerinde Tapu Müdürlüğü'ne bazı işlemler için gelirken, daha sonra öğle saatlerinde Tapu Müdürlüğü'ne Muhammet Ali Y. ile birlikte gelerek satış işlemleri için evraka imza atıyor. Dr. Küçük'ün satış işlemleri sırasında Muhammet Ali Y. ile sohbet etmesi kameralara yansıdı. 

ALİ OSMAN ÇATANA
DÜZCE

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Gençler, dijital dolandırıcılığa karşı daha büyük riskte Çevrimiçi dolandırıcılık, artık yalnızca "internete yabancı" kullanıcıların sorunu olmaktan çıktı. Yeni nesil saldırılar, dijital dünyada büyüyen ve uygulamaları çok iyi kullanan gençleri de doğrudan hedef alıyor. Dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık şirketlerinden Deloitte’un yayımladığı veriler, genç kullanıcıların çevrimiçi dolandırıcılığa maruz kalma oranının ileri yaş gruplarına göre daha yüksek seyrettiğini gösteriyor. Araştırmada, sosyal medya hesaplarının ele geçirilmesi gibi risklerin de genç kullanıcı grubunda belirgin biçimde öne çıktığına işaret ediliyor. Bu tabloyu değerlendiren Fazlanet Bilgi Teknolojileri A.Ş. CEO’su Perviz Altay, genç kullanıcıların riskte olmasının temel nedenini "hızın güvenlik bilinciyle karıştırılması" olarak özetliyor. Altay’a göre dijital dünyada platformları iyi kullanmak, çoğu zaman güvenli kullanım alışkanlığıyla karıştırılıyor. Oysa bugün dolandırıcılıkta belirleyici olan, teknoloji değil; dikkat, sorgulama refleksi ve davranış biçimi. Sorun teknoloji değil, dikkat ve refleks Perviz Altay, dolandırıcılığın artık yalnızca teknik açıklar üzerinden yürümediğini vurguluyor. Altay’a göre siber suçlular, acele, merak, korku, umut ve aşırı özgüven gibi duyguları hedef alarak kullanıcıyı yönlendiriyor. Bu nedenle çevrimiçi dolandırıcılık, giderek teknikten çok "davranış ve refleks" konusuna dönüşüyor. Türkiye’de tablo benzer: Hesap ele geçirme ve sahte yatırım Altay’a göre Türkiye’de son dönemde en sık karşılaşılan senaryoların başında sosyal medya hesaplarının ele geçirilmesi ve yakın çevreye "acil para" mesajları gönderilmesi geliyor. Bunun yanı sıra sahte yatırım uygulamaları ve "yüksek kazanç" vaatleriyle kurulan tuzaklar da hızla yayılıyor. Genç kullanıcılar tarafında burs, staj ve oyun içi alışveriş temalı dolandırıcılıklar öne çıkarken, daha ileri yaş gruplarında yatırım ve banka görünümlü yönlendirmeler daha sık görülüyor. Uzmanlar, saldırıların giderek daha hedefli ve daha profesyonel hale geldiğine dikkat çekiyor. En yaygın tuzaklar: Yatırım, hesap ele geçirme, deepfake Son dönemde dijital dolandırıcılık vakalarında öne çıkan başlıklar arasında; sahte yatırım uygulamaları, çalınmış sosyal medya hesapları üzerinden gönderilen para isteme mesajları, burs ve staj vaadiyle kurulan tuzaklar, kripto üzerinden "garanti kazanç" iddiaları ve yapay zekâ destekli deepfake içerikler bulunuyor. Perviz Altay, özellikle sosyal medya üzerinden gelen mesajlarda "tanıdık hesap" algısının dolandırıcılıkta en sık kullanılan kapı haline geldiğini vurguluyor. Altay: Hız değil, alışkanlık korur Fazlanet CEO’su Perviz Altay, çevrimiçi dolandırıcılığa karşı en etkili yaklaşımın "tek bir önlem" olmadığını belirterek, güvenliğin ancak alışkanlığa dönüşmüş bir kültürle sağlanabileceğine dikkat çekiyor. Korunma için 7 kritik adım Altay’a göre güvenlik, günlük hayata yerleşmiş alışkanlıklarla mümkün. Bu kapsamda çok faktörlü kimlik doğrulama (MFA) kullanımı, her hesap için güçlü ve farklı parola tercih edilmesi, şüpheli link ve QR kodlara karşı refleks geliştirilmesi, hesap kurtarma bilgilerinin güncel tutulması ve para talep eden mesajların mutlaka farklı bir kanaldan doğrulanması kritik adımlar arasında yer alıyor. Uygulama indirme konusunda da dikkatli olunması gerektiğini ifade eden Altay, uygulamaların yalnızca resmi mağazalardan indirilmesini, ayrıca uygulama izinlerinin mutlaka kontrol edilmesini öneriyor. Son olarak mahremiyet ayarlarının daraltılmasının önemine işaret eden Altay, konum, okul-iş bilgisi, aile çevresi ve rutin paylaşımların dolandırıcılık senaryolarını güçlendiren en kritik unsurlar arasında yer aldığını belirtiyor.
Ankara DEM Parti Grup toplantısı DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Biz artık palyatif değil, kalıcı çözümlere odaklanmalıyız. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek somut ve kalıcı adımları hayata geçirmeliyiz" dedi. Bakırhan partisinin grup toplantısında konuştu. Bakırhan, Orta Doğu 27 yıl önce bir kez daha kaosun merkezi haline getirilmek istendiğini söyleyerek, "Afganistan’dan Irak’a, oradan Libya’ya ve tüm Orta Doğu’ya uzanan kaos planının ilk adımlarından biri, Öcalan’a yapılan 15 Şubat uluslararası komplosuydu. 15 Şubat, bugün bile devlet aklı ve Türkiye siyaseti tarafından çözümlenmeyi bekleyen büyük bir komplodur. Bugüne kadar kaybedilen tam 27 yıl var. Sadece Kürtler değil, Türkler de kaybetti. Sonuç olarak Türkiye kaybetti. Oysa 27 yıldır İmralı Adası’nda bir çözüm iradesi var. Bu irade, 15 Şubat komplosunu 27 Şubat çağrısıyla boşa çıkarmıştır. Bu komplocu akıl, Rojava’ya saldırılarla devam ettirilmek istendi. Öcalan, bu sürece müdahale ederek Arap-Kürt savaşının önüne geçti ve 2. uluslararası komployu da boşa çıkardı. Şimdi biz de soruyoruz: 22 Ekim’de kendisine barış çağrısı yapıldı mı? Yapıldı. 27 Şubat çağrısıyla 52 yıllık çatışmalı ortamı tek seferde bitirdi mi? Bitirdi. Milyonlarca insan "siyasi irademdir" diyor mu? Diyor. Fikirleri sadece Kürtler tarafından değil; fikirleri tüm dünya tarafından yakından takip ediliyor mu? Ediliyor. Bu bir yılda Öcalan, süreci şiddet ve ayrışma zemininden demokratik siyaset ve toplumsal zemine geçirmiştir. Bu müzakere yeteneği ve gücü inkâr edilemez. Daha açık soralım: Öcalan daima çözüm merciiyken neden bilinçli bir biçimde sanki sorunun kaynağıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor? Tarihin tanıklığı, onun çözüm adresi olduğunu gösteriyor. O zaman herkes tutarlı davranmalı, gereken ciddiyeti göstermeli ve rolünü oynaması önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Bu netlik hem sürecin başarısı hem de toplumsal huzur için vazgeçilmezdir. Kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için Öcalan’ın statüsü ve çalışma şartları fiilî değil, resmî ve yasal bir düzenlemeyle belirlenmeli, güvence altına alınmalıdır. Çünkü fiilî düzenlemeler geçicidir, değişkendir ve her an geri alınabilir. Adı konulmamış, resmî zemini olmayan hiçbir düzenleme kalıcı barış için yeterli temel oluşturamaz" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Liderler Zirvesi yapması teklifinde bulunan Bakırhan, "Dün heyetimiz İmralı’da Öcalan ile görüşme gerçekleştirdi. Öcalan, "Süreçte demokratik entegrasyon aşamasına geçiyoruz" diyerek çok tarihi bir tespitte bulunmuş. Diyor ki Öcalan: "Günü değil tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz, bu da Kürtsüz olmaz". Biz de tam olarak bundan bahsediyoruz. Mesele bugün değil; tarihi kurtarmak, geleceği doğru temeller üzerine kurmaktır. Şimdi çok önemli bir çağrı yapmak istiyorum. 100 yıllık bir meseleyi tartışırken, bütün siyasi parti liderlerini bir zirvede beraber olmaya çağırıyoruz. Artık ayrımızı, gayrımızı bir tarafa bırakalım. Türkiye’nin iyiliği ve barışı için siyasi liderler olarak bir araya gelelim, çözümü konuşalım. Bu sebeple buradan açık bir çağrı yapıyoruz: Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel ve köklü sorunlarını çözmek için Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde "Liderler Zirvesi" toplanmalıdır. Artık Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ertelenemez; önüne başka gündemler konamaz, gündelik siyasetin malzemesi yapılamaz"şeklinde konuştu. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecine değinen Bakırhan, "TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu gerek yaptığı dinlemeler gerekse de İmralı Adası’nda Öcalan’la görüşme gerçekleştirmesiyle önemli çalışmalar yapmıştır. Komisyonun önünde şimdi çok önemli bir görev var. Somut bir yol haritası ve belirgin bir siyasi takvimi olan raporunu hazırlayıp Meclis’e sunmasının zamanı geldi. Süreç, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde oluşturulacak komisyonun çalışmaları ve Türkiye’nin temel toplumsal gerçekleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu rapor, yeni tariflerle uğraşmamalı; sürecin gerekliliklerine odaklanmalıdır. Rapor tarihi korkulara, tabulara sıkıştırılmamalı; yeni bir perspektif içermelidir. Tarihi işler, yeni bir siyasi dille yapılır. Eski dille yeni Türkiye raporu çıkarılamaz. Eski zihniyetle Demokratik Türkiye inşa edilemez. Çok açık söyleyelim: Kırk yıldır bize vura vura söyletemediklerini, bugün bize gül atarak söyletemezler. Bu rapor Kürt meselesini terör parantezine almamalıdır. Meclis raporu ve buna dayalı olası düzenlemeler, meseleyi asimilasyon mantığıyla ele alır ve terör parantezine sıkıştırırsa demokratik çözüm yara alır. Sürecin istikameti, komisyon raporu ve çerçeve yasa temelinde kalıcı veya geçici çözüm yaklaşımlarıyla belirlenecektir. Biz artık palyatif değil, kalıcı çözümlere odaklanmalıyız. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek somut ve kalıcı adımları hayata geçirmeliyiz" dedi.