POLİTİKA - 26 Kasım 2024 Salı 12:46

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: "2025’te 300 bin öğretmenimiz ‘Başöğretmen’ ünvanı alacak"

A
A
A
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: "2025’te 300 bin öğretmenimiz ‘Başöğretmen’ ünvanı alacak"

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, "2025 yılı içerisinde, yani 1 Ocak’tan itibaren yıl içerisinde yaklaşık olarak 300 bin civarında öğretmenimiz ‘Başöğretmen’ ünvanı almış olacak" dedi.


Erzurum Yakutiye Medresesi’nde Öğretmenler Odası Buluşmasında konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Erzurum’da Maarif Kongresi düzenleyeceklerini ifade etti. Bakan Tekin, "Bu yıl ilk defa sahadaki öğretmen arkadaşlarımızın uygulamalarını paylaşabileceği, bu uygulamaları da bilimsel bir formata kavuşturup, bir hakem incelemesinden geçerek paylaşabildiği bir sempozyuma dönüştürdük. Bir kongre havasında yapacağız. Bu vesileyle tekrar hepinizin Öğretmenler Günü’nü kutluyoruz. Sağlık, sıhhat, mutluluk ve içerisinde nice öğretmenler gününü hep birlikte yaşarız inşallah. Bugün buradaki konuşmamız veya toplantımız biz başladığımız gün yani 2023 Haziran ayından itibaren, gittiğimiz her ilde öğretmenlerle sohbet etmeyi, öğretmen arkadaşlarımızla sohbet etmeyi bir disiplin haline getirmiştik. Sonra bunu rutinleştirdik. Öğretmenler Odası başlığıyla oturup sohbet etmek, istişare etmek, uyguladığımız, uygulamaya çalıştığımız programların politikalarının, yeniliklerin sahada nasıl karşılandığını, eksikliklerinin giderilebilmesi, daha sağlıklı yürümesi için neler yapılması gerektiğini, öğretmen arkadaşlarımızla sohbet ediyoruz" dedi.



"300 bin öğretmenimiz yeni ünvan alacak"


‘Öğretmenler Odası Buluşmaları’nın sahadaki eksiklikleri tespit etmek noktasında faydasını gördüklerini vurgulayan Bakan Tekin, “Bu eksikleri öğretmen arkadaşlarımızdan duymak, onları da hayata geçirecek şekilde bir çabanın içerisindeyiz. Birçok örneği var bunun. Mesela en somut olanı; daha önceki bakanımız döneminde yürürlüğe konulan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda, oradaki ifadeyle 20 yıl öğretmenlik yapan ve 20 yılın sonunda uzman öğretmen ünvanını alan arkadaşımızın, başöğretmen olmak için bir on yıl daha beklemesi. Yani 30 yılda başöğretmen oluyordunuz. Gittiğimiz öğretmenler odası toplantılarının tamamında öğretmen arkadaşlarımız buradaki düzenlemenin yanlış anlaşıldığını ve düzeltilmesinin iyi olacağını söylemişlerdi. Biz de onu yeni kanuna koyduk Öğretmenlik Mesleği Kanununa. Bunun da savunucusu olduk. Israrcı olduk orada. Öğretmenler odasındaki öğretmen arkadaşlarımızın yoğun istekleri neticesinde, bizim de ısrarcısı olduğumuz bir konuydu. Bunun sonucunda da 2025 yılı içerisinde, yani 1 Ocak’tan itibaren yıl içerisinde yaklaşık olarak 300 bin civarında öğretmenimiz ünvan almış olacak. Bunların hepsi öğretmenler odasında konuştuğumuz, yaptığımız sohbetler devamı niteliğindeki konulardır” dedi.



“Yetim Öğrenciler Projesi’ni deprem bölgesinde uyguluyoruz”


Öğretmenlerin bu buluşmalarda özel projelerini de dile getirdiğini vurgulayan Bakan Tekin, “Bazı projeleri Türkiye geneline yaymamızı istedikleri oluyor. Mesela İstanbul’da bir öğretmen arkadaşımız yetim projesi, yetim öğrencileriyle ilgili bir proje yapıyordu. ’Onu Türkiye çapında yayabilir miyiz’ dedi. Deprem bölgesiyle başladık. 11 ilde arkadaşımız yürütüyor projeyi şimdi. Bunun gibi öğretmen arkadaşlarımızın kendi ürettikleri projeleri paylaştıkları bir ortam oluyor burası. Aynı zamanda da kişisel problemleri, resmi uygulamalar, resmi mevzuat içerisinde veya resmi başvuru ortamında anlaşılamayan, fark edilemeyen özel problemleri bizimle paylaşıyorlar ve biz o problemlere çözüm üretmeye çalışıyoruz. Bireysel problemlere. Bizim açımızdan bakanlığın uygulamaları açısından da çok faydalı oluyor. Şu an aranızda sadece ben yokum. Aranıza serpilmiş durumda; bakanlıktan bir muhabir arkadaşlarımız var, bakan yardımcılarımız, genel müdürlerimiz, danışmanlarımız burada. Öğretmenler odası toplantılarımızın bir görüntünün ötesinde çok işlevsel bir amacı olduğunu biliyorum ve o yüzden de çok önemsiyorum. Bugünkü Erzurum ziyaretimizde de İl Milli Eğitim Müdürümüz ve Valimiz burayı uygun buldular” diye konuştu.



Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: "2025’te 300 bin öğretmenimiz ‘Başöğretmen’ ünvanı alacak"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde aileler eğitim seminerleri ile bilgilendiriliyor Konya’nın merkez Selçuklu İlçe Belediyesi Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde ailelere yönelik olarak DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) konulu eğitim semineri gerçekleştirildi. Selçuklu Belediyesi, eğitim alanında yürütülen çalışmalar kapsamında, bünyesinde bulundurduğu Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde, 4-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimine katkı sunmak amacıyla velilere yönelik milli ve manevi değerler temelli eğitimler düzenleniyor. Velilerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmaları konusunda büyük destek olan ve gelişim süreçlerine dair farkındalık oluşturan eğitimlerin son oturumunda "DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)" konusu ele alındı. Alanında uzman Psikolojik Danışman ve Oyun Terapisti Ayşe Söğüt’ün katkılarıyla gerçekleştirilen seminerde velilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Söğüt, DEHB’nin özellikle 3-6 yaş aralığı çocuklarda ortaya çıktığını belirterek, çocukların dikkatini toplamakta zorlandığı, çok hareketli olabildiği ve bazen düşünmeden hareket ettiği bir durum olduğunu aktararak, ailelere tavsiyelerde bulundu. Bu durum ile karşı karşıya kalan velilerin sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemeleri, net kurallar ve düzenli rutinler oluşturmaları, çocuklarının güçlü yönlerini desteklemeleri ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmalarının önemine değinen Söğüt, ayrıca okul-aile iş birliğinin çocuğun gelişim sürecindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Psikolog Ayşe Söğüt, "Ayrılık Kaygısı ve Okula Dönüş", "Oyun Terapisi Nedir, Ne Değildir?", "Gelişim Dönemleri ve Mizaç" ile "Sınır Koyma" gibi önemli başlıkları dönem boyunca velilere aktardı.
Gaziantep Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.