GÜNDEM - 19 Ağustos 2025 Salı 10:02

Arama kurtarma gönüllüsü karşılaştığı zorlukları ve hazırlık süreçlerini anlattı

A
A
A
Arama kurtarma gönüllüsü karşılaştığı zorlukları ve hazırlık süreçlerini anlattı

Eskişehir’de 15 yıldır arama kurtarma gönüllüsü olarak görev yapan bugüne kadar deprem, sel ve yangın gibi birçok afet bölgesinde görev alan Yakup Sarıtaş, sahada edindiği deneyimlerle gönüllü ekiplerin karşılaştığı zorlukları ve hazırlık süreçlerini paylaştı.


Afet anlarında hızlı ve organize müdahalenin hayati önem taşıdığı Türkiye’de, gönüllülerin omuzladığı sorumluluk dikkat çekiyor. Bu ekiplerden birinde görev alan Yakup Sarıtaş, yıllardır sahada edindiği tecrübeyle afetle mücadelede gönüllülüğün gücünü yansıtıyor. Yakup Sarıtaş, afet bölgesine giderken sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da hazırlıklı olmanın gerekliliğine dikkat çekiyor. Ekipler, hava şartları ne olursa olsun koruyucu kıyafetlerini giyerek göreve çıkıyor. Her afet türü için özel eğitim aldıklarını vurgulayan Sarıtaş, "Yangın için itfaiyeden, deprem için AFAD’dan, sel içinse can kurtaran gibi yerlerden eğitim alıyoruz. Göreve çıkmadan önce her ihtimale karşı hazırlıklı hale geliyoruz" diye konuştu.



"Orman yangınlarında görüş alanımız daralıyor"


Özellikle orman yangınlarında yaşanan zorluklara dikkat çeken Sarıtaş, sahada her zaman bir geri çekilme planının bulunduğunu, yangının büyümesi durumunda çıkış yollarının hızla kapanabildiğini vurguluyor. "Orman yangınları, normal yangınlara benzemez. Isı seviyesi çok yüksek oluyor ve yoğun duman nedeniyle görüş alanımız daralıyor. Genellikle çam ağaçları yandığı için beyaz duman oluşuyor. Bu da yön bulmayı zorlaştırıyor" dedi.



"Vatan sevgisi ve vicdan en büyük motivasyonum"


Sahada yaşanan tüm zorluklara rağmen gönüllü olarak görev yapmaya devam ettiğini söyleyen Sarıtaş, bu sürecin temelinde vicdan ve vatan sevgisinin yattığını belirtiyor. Görevine devam etmesindeki en büyük nedenin vatan sevgisi ve vicdanı olduğunu söyleyen Sarıtaş "Başlamadan önce tereddütlerim vardı ama sahaya çıktığınızda her şey değişiyor. İçerideki can sanki sizin kardeşiniz gibi oluyor. Elinizden gelenin fazlasını yapmak istiyorsunuz" diye konuştu.


Önceliklerinin her zaman can kurtarmak olduğunu vurgulayan Sarıtaş şunları da ekledi; "Yangında bir kedi yavrusu bile görsek önce onu kurtarır, sonra müdahaleye devam ederiz."



"AFAD çağırınca hemen organize oluyoruz"


Gönüllü ekiplerin AFAD’a bağlı olarak çalıştığını belirten Sarıtaş, olay anında AFAD’dan gelen çağrıyla derneklerde toplanarak hızlıca olay bölgesine yöneldiklerini söyledi. Yangın gibi olaylarda ise gaz maskesi gibi gerekli ekipmanları alarak organize bir şekilde hareket ettiklerini aktardı.


Görev sırasında halktan büyük destek gördüklerini ifade eden Yakup Sarıtaş, "Su ve yemek gibi ihtiyaçlarımız halk tarafından karşılanıyor. Onların bizimle birlikte mücadele vermesi bize moral oluyor" şeklinde konuştu.



"Bazen günlerce uyumadığımız oluyor"


Görevlerin uzun sürmesi durumunda ekip içinde vardiyalı çalışma sistemine geçtiklerini belirten Sarıtaş, "Bazen günlerce uyumadığımız oluyor. Dinlenmeye çekilsek bile vicdanen sahadan ayrılmak zor oluyor" ifadelerine yer verdi.



"Gönüllü olun, yaşın önemi yok"


Son olarak gönüllü olmak isteyenlere çağrıda bulunan Sarıtaş şunları söyledi; "Yaşınız kaç olursa olsun, STK’lara başvurarak gönüllü olabilirsiniz. Bu hem vicdanen hem de ülke adına çok kıymetli bir görev"



Arama kurtarma gönüllüsü karşılaştığı zorlukları ve hazırlık süreçlerini anlattı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Kurban Bayramı’na sayılı günler kala UKABDER çalışmalarını hızlandırdı Afrika ve Asya’daki kurban organizasyonları için hazırlıklarını sürdüren UKABDER, bağışçılar adına Çad’da bir okul ve meyve bahçesi inşa edecek. Kurban Bayramı sürecinde temelinin atılması planlanan projelerle, yalnızca bayram döneminde değil uzun yıllar boyunca bölge halkına fayda sağlanması hedefleniyor. Kurban Bayramı’na sayılı günler kala Uluslararası Kardeşlik Seferberliği Derneği (UKABDER), Afrika ve Asya’da gerçekleştireceği kurban organizasyonları için hazırlıklarını yoğunlaştırdı. Bayram süresince binlerce ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedefleyen dernek, bir yandan kurban bağışlarını kabul etmeye devam ederken diğer yandan sahadaki organizasyon çalışmalarını hızlandırdı. Bu yıl Tanzanya, Çad, Sudan, Arakan ve Bangladeş’te kurban kesim organizasyonları gerçekleştirecek olan UKABDER, bağışçılar adına kesilecek kurbanları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaya hazırlanıyor. Dernek, kurban çalışmalarının yanı sıra bu yıl da kalıcı iyilik projelerine imza atacak. Kurban bağışçılarının hayrına okul ve meyve bahçesi yapılacak UKABDER tarafından yapılan açıklamada, kurban bağışçılarının hayrına Afrika ülkelerinden Çad’da bir okul ve bir meyve bahçesi inşa edileceği bildirildi. Kurban Bayramı sürecinde temelinin atılması planlanan projelerle, yalnızca bayram döneminde değil uzun yıllar boyunca bölge halkına fayda sağlanması hedefleniyor. İnşa edilecek okul sayesinde yüzlerce öğrencinin eğitim imkanına kavuşması planlanırken, oluşturulacak meyve bahçesiyle de ihtiyaç sahibi ailelerin üretim yapabilmesine katkı sunulacak. Dernek tarafından daha önce hayata geçirilen benzer projelerde yüzlerce meyve ağacı ve fidan toprakla buluşturulmuş, kurulan üretim alanları sayesinde hem ailelerin geçimine destek olunmuş hem de çevredeki köylerin sebze ve meyve ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanmıştı. "Sadece kurban kesmiyor, kalıcı eserler bırakıyoruz" UKABDER Dernek Başkanı Murat Uğur, yürütülen hazırlıklara ilişkin yaptığı açıklamada, kurban organizasyonlarının yalnızca et dağıtımıyla sınırlı olmadığını belirtti. Uğur, "Kurban Bayramı yaklaşırken ekiplerimiz sahada yoğun şekilde hazırlıklarını sürdürüyor. Bu yıl da bağışçılarımızın emanetlerini ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağız. Ancak bizler sadece kurban kesen bir yardım kuruluşu olmak istemiyoruz. Gerçekleştirdiğimiz her çalışmanın kalıcı bir faydaya dönüşmesini hedefliyoruz. Bu nedenle kurban bağışçılarımızın hayrına Çad’da bir okul ve bir meyve bahçesi inşa edeceğiz" dedi. Kurban ibadetinin paylaşmanın ve kardeşliğin en güçlü sembollerinden biri olduğunu ifade eden Uğur, "Bir bağışın sadece bir günlük yardım olarak kalmasını değil, yıllarca insanların hayatına dokunan bir iyiliğe dönüşmesini istiyoruz" ifadelerini kullandı. Kurban kesimleri bayram günlerinde gerçekleştirilecek UKABDER tarafından yürütülen organizasyon kapsamında kurban bağış bedelleri Tanzanya için 4 bin TL, Çad için 5 bin TL, Arakan, Bangladeş ve Sudan için ise 6 bin TL olarak açıklandı. Bağışçılar adına vekalet yoluyla gerçekleştirilecek kurban kesimlerinin bayram günlerinde İslami usullere uygun şekilde yapılacağı, kesilen kurban etlerinin ise ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırılacağı belirtildi. Bayram boyunca yardım çalışmaları devam edecek Dernek tarafından kurban organizasyonlarının yanı sıra bayram süresince çocuklara yönelik bayramlık kıyafet dağıtımları, şeker ve çikolata ikramları, erzak yardımları ve yetimhanelerde yemek organizasyonları da gerçekleştirilecek. Ayrıca "iyilik paketi" kapsamında yapılan desteklerle birlikte hem kurban organizasyonuna katkı sağlanacak hem de ihtiyaç sahibi ailelerin farklı temel ihtiyaçlarının karşılanmasına destek olunacak. UKABDER yetkilileri, Kurban Bayramı’na kadar devam edecek süreçte daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşmayı hedeflediklerini belirterek, yürütülen çalışmaların hem bayram sevincini paylaşmayı hem de kalıcı iyilik projeleriyle uzun vadeli fayda sağlamayı amaçladığını ifade etti.
İzmir Beynimiz 30’lu yaşlarda küçülmeye başlıyor Nörolog Doç. Dr. Mustafa Seçkin, beynin 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başladığına dikkat çekerek, Alzheimer’a karşı en etkili korunma yönteminin "bilişsel rezervi artırmak" olduğunu söyledi. Doç. Dr. Seçkin, "Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstrümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Seçkin, davranış nörolojisi ve sağlıklı yaşlanma konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Davranış nörolojisinin; beyin hasarı ve nörolojik hastalıkların davranış, bellek ve diğer bilişsel işlevler üzerindeki etkilerini inceleyen bir alt uzmanlık alanı olduğunu ifade eden Seçkin, "Bellek, dikkat, konuşma, anlama, planlama, karar verme gibi işlevlerin yanı sıra kişilik değişiklikleri ve duygudurum bozuklukları da bu alanın kapsamındadır. Özellikle yaşlı bireylerde yeni ortaya çıkan davranışsal değişimler ciddiye alınmalıdır" diye konuştu. "Yaşam süresi uzadı, ancak kalite aynı oranda artmadı" Tıptaki gelişmeler sayesinde 90-100 yaşın artık olağan hale geldiğini belirten Doç. Dr. Seçkin, "Hatta yeni hedef 150 yaş. Ancak uzun yaşam süresine aynı ölçüde yaşam kalitesi ekleyemedik. Bunun en önemli nedenlerinden biri Alzheimer ve benzeri nörodejeneratif hastalıklar." dedi. Demans ile Alzheimer’ın sıkça karıştırıldığını vurgulayan Seçkin, demansın ilerleyici bilişsel bozukluk tablosu olduğunu, Alzheimer hastalığının ise demansa en sık yol açan hastalık olduğunu kaydetti. Alzheimer sinsi ve yavaş ilerliyor Alzheimer hastalığında beyinde anormal amiloid ve tau proteinlerinin biriktiğini belirten Seçkin, bu sürecin 10-20 yıl gibi uzun bir dönemde yavaş yavaş ilerlediğini ifade etti. İleri evrede hasarın geri döndürülemediğine dikkat çeken Seçkin, bu yüzden erken tanının hayati önem taşıdığını kaydetti. Unutkanlık ve kafa karışıklığının her zaman Alzheimer anlamına gelmediğini belirten Seçkin; beyin tümörleri, enfeksiyonlar, hidrosefali, beyin-damar hastalıkları ve COVID sonrası gelişen beyin sisi gibi farklı nedenlerin de benzer belirtilere yol açabileceğini söyledi. 60’lı yaşlar bilgeliğin zirvesi Yaş almanın sadece olumsuz yönleri olmadığını dile getiren Seçkin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Beynimiz 30’lu yaşlardan itibaren küçülmeye başlar. Bu da yaşlanmanın olumsuz etkilerini, özellikle 60 yaşından itibaren yaşamamıza neden olur. Bu yaş grubunda beyin-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların da beyin üzerindeki olumsuz etkileri belirginleşmeye başlar. Öte yandan 60’lı yaşlar beynin sinaptik yoğunluğunun en yüksek olduğu dönemdir. Sinaptik bağlantıların yoğunluğu yaşla beraber artan bir bilişsel rezerve sahip olmamıza yardımcı olur. Bu bilişsel rezerv çevresel ve diğer biyolojik faktörlerden de etkilenir. Ancak bu yaşlarda beynimiz en yüksek muhakeme gücüne ulaşır. Hafif unutkanlık eşlik etse de, bilgelik 60’lı yaşlardan itibaren ortaya çıkar. Sosyal olarak aktif olmak, müzik enstümanı çalmak, spor yapmak, iyi beslenmek, kaliteli uyumak bilişsel rezervi arttırırken, tembel ve sedanter bir yaşam, kötü uyku ve kötü beslenme alışkanlıkları, alkol ve sigara kullanımı, stres ve hava kirliliği, tarım zehirleri gibi çevresel toksinler bilişsel rezervin azalmasına yol açar. " Alzheimer’dan sonra en sık neden: Lewy cisimcikli demans Öte yandan Alzheimer’dan sonra demansa en sık neden olan hastalığın Lewy cisimcikli demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalığın Parkinson’a benzer bulgular gösterebildiğini söyledi. Yürüme bozuklukları, titreme, düşmeler ve REM uykusu davranış bozukluğunun tipik belirtiler arasında yer aldığını kaydetti. 65 yaş altında ise en sık görülen demans tipinin frontotemporal demans olduğunu belirten Seçkin, bu hastalarda kişilik ve davranış değişikliklerinin ön planda olduğunu ifade etti. Risk faktörlerine dikkat Genetik yatkınlığın önemli olduğunu belirten Seçkin; hareketsizlik, sosyal izolasyon, kötü beslenme, alkol tüketimi, düşük eğitim düzeyi ve hava kirliliğinin Alzheimer riskini artırdığını söyledi. Seçkin, işitme ve görme kaybının tedavi edilmemesinin de riski yükselttiğini belirtti. Egzersiz beyni onarıyor Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Seçkin, fiziksel egzersizin beyin sağlığı üzerindeki etkisine de dikkat çekti. Seçkin, "Kardiyovasküler egzersiz ile direnç egzersizlerinin birlikte uygulanması, Alzheimer’ın ilerlemesini en etkili şekilde yavaşlatan yöntemdir. Egzersiz sırasında kaslardan salgılanan bazı moleküller beyin onarımına katkı sağlar." dedi. Yaşam tarzı değişiklikleri ile ilaç tedavisinin birlikte yürütülmesinin başarıyı artırdığını ifade eden Seçkin, yeni geliştirilen anti-amiloid ilaçların hastalığın patolojisini hedef aldığını ve genetik tedaviler konusunda da umut verici gelişmeler yaşandığını sözlerine ekledi.