ASAYİŞ - 26 Eylül 2025 Cuma 11:32

Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin’in ailesi ilk kez konuştu: "Keşke biz bu 109 milyonluk tazminatı almasak da oğlum gelip benden sadece 1 TL harçlık isteyebilse"

A
A
A

Gaziantep'te 4 yaşındayken geçirdiği bademcik ameliyatı sonrası gelişen komplikasyonla engelli kalan Hüseyin Beyaz'ın acılı anne ve babası ilk kez konuştu. "Değil 109 milyon, dünyaları da verseler oğlumuzun sağlığı yerine gelmeyecek" diyen acılı aile ihmal iddiasında bulunurken küçük Hüseyin'in yatağa bağımlı içler acısı hali yürekleri dağladı.

Olay, 2018 yılında Gaziantep'te özel bir hastanede meydana geldi. İddiaya göre, 4 yaşındaki Hüseyin Beyaz, yapılan bademcik ameliyatının ardından gelişen komplikasyonla yaşanan kanama sonucu solunum yolunun tıkanması nedeniyle beyni oksijensiz kalarak engelli kaldı. Yaklaşık 7 yıl önce yaşanan olay sonrası yargı süreci başladı.

Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin’in ailesi ilk kez konuştu:

Hastanın ailesi ihmal iddiasıyla davacı oldu, mahkeme rekor tazminata hükmetti

Küçük çocuğun ailesi, ihmali olduğu ve tıbbi yanlış uygulama yapıldığı iddiasıyla hastane ve hekim H.B.'den şikayetçi olarak tazminat davası açtı. Hastane ve hekim ise kanamanın ameliyatın komplikasyonlarından kaynaklandığını savunarak iddiaları reddetti. Tarafların savunmaları, adli tıp raporları ve bilirkişi raporlarının ardından görülen duruşma sonrası mahkeme heyeti ameliyatı gerçekleştiren hekimi sorumlu tutarak yasal faizleriyle birlikte yaklaşık 109 milyon TL'yi bulan rekor bir tazminat ödemesine hükmetti.

Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin’in ailesi ilk kez konuştu:

Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin'in ailesi ilk kez konuştu

Küçük çocuğun babası Ömer ve annesi Kübra Beyaz, 7 yıllık sürede yaşadıkları zorlu süreci ilk kez anlattı. Geçen zamanda ameliyat öncesi hiçbir sıkıntısı olmayan çocuklarının ameliyat sonrası yatağa bağımlı kaldığını belirten acılı anne-baba, gündem olan tazminat miktarına yönelik tepkilere cevap verdi. Acılı aile, "Değil 109 milyon, dünyaları da verseler oğlumuzun sağlığı yerine gelmeyecek" derken yatağa bağımlı küçük Hüseyin'in içler acısı hali ise yürekleri dağladı.

Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin’in ailesi ilk kez konuştu:

"Kanama sonrası oğlumun her şeyini kaybettik"

Yaşanan süreci anlatan baba Ömer Beyaz, "7 yıl önce Gaziantep'te oğlumu bademcik ameliyatı için özel bir hastaneye götürdüm. Sonrasında ameliyat oldu ve 3 gün sonra şikayetlerle çocuk hastalıkları bizi servise yatırdı. 7. günün sonunda da Hüseyin'de çok ciddi anlamda bir kanama meydana geldi. Yani kanama o kadar şiddetliydi ki hemşireyi çağırdıktan sonra hemşire bile hiçbir şey yapamadı ve bize Hüseyin'i çok hızlı bir şekilde acil servise indirmemizi söyledi. Ben de Hüseyin'i hemşirenin yönlendirmesi sonucu çok hızlı bir şekilde acil servise indirdim. Kanamadan sonra yaklaşık 20 dakika kadar oğlumun kalbi durdu, kalp masajı yapıldı ve sonrasında da 60 gün kadar bir Adana Balcalı'ya sevk ettikten sonra yoğun bakımda kaldı. Bu süreçte biz oğlumun her şeyini kaybettik" dedi.

Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin’in ailesi ilk kez konuştu:

"Oğlumdan geriye elimizde sadece zaman zaman bize gösterdiği bir gülümsemesi kaldı"

Olay sonrası oğlunun tamamen yatağa bağımlı hale geldiğini ve sadece çok nadiren gösterebildiği gülümsemesiyle avunduklarını söyleyen acılı baba Beyaz, "Artık oğlum göz teması kuramıyor, görme duygusunu kaybetti. Ağızdan 7 yıldır hiç besleyemedik oğlumu. Hiç hareket edemedi, hareket kabiliyetini de kaybetti, konuşmayı da kaybetti. Yani bir çocuğun yapması gereken her şeyi, bir insanın, sağlıklı bir insanın yapması gereken her şeyi kaybetti. Elimizde sadece bir gülümseme kaldı zaman zaman bize verdiği. Ağlama duygusunu bile kaybetti" dedi.

"Keşke biz bu rakamı almasak da oğlum gelip benden sadece 1 TL harçlık isteyebilse"

Olayı yargıya taşıdıklarını ve dava sürecinin 7 yıl devam ettiğini de belirten baba Ömer Beyaz, özellikle tazminat miktarının çok konuşulmasına tepki gösterdi. Oğlunun tüm insani fonksiyonlarını kaybettiğini ve bunun maddi hiçbir değerle kıyaslanamayacağını belirten baba, "Yaşanan olayda biz tabi davacı olduk süreçte. Ve olay 2 defa adli tıpa, 1 kere de heyete gitti. Ve sonuçta da tüm bu değerlendirmeler sonucunda 7 yıl süren bir adalet arayışımızın sonucunda haklılığımız kanıtlandı. Hem hastane hem doktor ağır kusurlu bulundu. Mahkeme 37 milyon TL'lik bir tazminata hükmetti, yani kazandığımız rakam 37 milyon TL. Bu tazminat bedelinin aslında oğlumun, bu zamana kadar ve bundan sonra bakıcı giderleri ve sağlık giderleriyle ilgili bir rakam olduğunu söyleyebilirim. Son zamanlarda bu rakam çok farklı lanse ediliyor. Toplum barışını etkileyecek şekilde sanki bir meslek grubuna yöneltilmişçesine bir algı oluşturulmaya çalışıyor ama ben öncelikle şunu söylemek isterim. Ben işini layıkıyla yapan doktorlardan her zaman 'Allah razı olsun' diyorum ve demeye de devam edeceğim. Ama ortada çok büyük hata var. Yani Adli Tıp Kurumu'nun gönderdiği raporda 10'a yakın bariz hata var ve bir doktorun yapmaması gereken hatalar var. Bu rakam bizim için gerçekten hiçbir anlam ifade etmiyor. Şunu söyleyeyim. Keşke biz bu rakamı almasak da oğlum gelip benden sadece 1 TL harçlık isteyebilecek pozisyonda olsa. Bu insanı gerçekten çok üzüyor. Yani bizim 7 yıldır yaşadıklarımızı bir kenara bırakıp sadece tazminatı konuşmak, sadece bu süreci anlatmak, sanki burada hatalı biz de mağdur karşı tarafmış gibi bir algı oluşturmak gerçekten insanlıktan, insani değerlerden çok uzak olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi oğlum her şeyini kaybetti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bizim için. Gelinen noktada maalesef sanki hatalı bizmişiz gibi, bir çocuğun hayatı mahvolmamış gibi, bir anne babanın, bir kardeşin, bir ailenin hayatı yok olmamış gibi sadece tazminatın konuşulması gerçekten beni çok üzüyor" ifadelerini kullandı.

Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin’in ailesi ilk kez konuştu:

"Tazminat miktarının yasal faiziyle 100 milyon TL'nin üzerine geçeceği söyleniyor"

Mahkeme heyetinin verdiği 37 milyon TL'lik tazminat kararının detaylarını açıklayan ve yasal faizlerle paranın 100 milyon TL'yi aştığını vurgulayan Ömer Beyaz, "37 milyon TL'ye tazminat cezası verdi Gaziantep Tüketici Mahkemesi Hüseyin'in bakıcı giderleri için. Fakat dava 7 yıldır devam ediyor. O nedenle bu rakamın yasal faiziyle 100 milyon TL'nin üzerine geçeceği söyleniyor. Benim de aslında elimde net bir rakam yok, ben de bilmiyorum. Ama tabii sosyal medyada birçok rakam dolaşıyor. 100 milyon üzeri faiziyle beraber geçecektir. Ama ana para 37 milyon TL. Ya ben aslında şunu söylemek istiyorum. Yani karşı taraf o kadar canımızı yaktı ki sadece oğlumuzu bizden almadı bu süreçte. Oğlumuzun tedavi giderlerini kısabilmek için bu tarz çocukların 10 yıl yaşayacağını ve bakıcı giderlerinin 10 yıl üzerinden hesaplanmasının gerektiğini bile söylediler. Yani bir anne-babanın herhalde hayatında yaşayacağı en zor olaylardan bir tanesiydi. Biz engelli bireyler anne babası olarak hayatta hiçbir zaman sıralı ölüm isteyemeyiz. Çünkü biz evladımızla aynı anda Allah bizi alsın deriz. Çünkü benim oğlum bana muhtaç, benim kucağıma muhtaç, benim sesime muhtaç, benim elime muhtaç. Bunun karşılığını hiçbir şey ödeyemez. Ama onlar 'bu tarz çocuklar 10 yıl yaşar' diyecek kadar da vicdani boyutlarını kaybetmişler. Bugün yine çıkıp Türkiye'de ameliyatların yüksek rakamlara ulaşması istenmiyorsa işte bu tazminatların bu rakamlara ulaşmaması gerektiği söyleniyor. Yani resmen aba altından sopa göstererek toplumun barışına, toplumun düşmanlığa iten açıklamalar yapılıyor. Ortada bir hata var. Bu hatanın da bir bedeli var. Bu bedeli konuşmak yerine bence yapılan hatalardan ders çıkarmak, bu hataları konuşmak ve bir daha hiçbir ailenin canını yakmamak çok önemli" şeklinde konuştu.

"Bazı şeyler ne yazık ki geri gelmeyecek, oğlumun her şeyini çok özledim"

Acılı anne Kübra Beyaz ise 7 yıldır yaşadıklarını anlatırken zor anlar yaşadı Anne Beyaz, "Bizim hayatımız bir gecede değişti. Yani 7 yılın bizim için bir tarifi yok. Hangi cümleleri kurarsak kuralım bunu tarif edemeyiz. Yani süreçle alakalı inanın sosyal medyada dolaşan ve sadece rakamın gündeme gelmesi bizi inanılmaz yıprattı ve üzdü. Yani bunun bir maddi karşılığı yok. Yani bu davanın zaten kaybedeni biziz. Bazı şeyler ne yazık ki geri gelmeyecek. Her şeyini özledim çünkü yani üç buçuk yaşında kadar sağlıklı iken bir anne evlatla neler yaşayabilir? İnanın birçok şeyi yaşadım. Yani beni kucağına yatırıp saçımı okşayan evladımdı. Gece yatarken bile uyurken bile ben hani sesimi çıkartmasam bile dönüp dönüp öperdi beni. Şimdi biz onu bol bol öpüyoruz ama onun da içinden böyle bir şey hissiyatını verdiğini aldığını biliyoruz. Yani çok şey kaybolduğu için hani hangi birini anlatabilirim bilemiyorum, bazı şeyler gelmeyeceği için ne yazık ki tarifi yok yani. İnanın söylenecek çok şey var ama kadarcık zamana bunlar zaten sığdırılamaz" diye konuştu.

Uğur Dönek - Said Vakkas Yağcı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir 1133 mahallede "Yakın Çözüm" seferberliği Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, vatandaşlarla doğrudan iletişimi güçlendiren saha çalışmalarını aralıksız sürdürürken halka daha ulaşılabilir ve hızlı belediyecilik hizmetleri sağlamaya da devam ediyor. Balıkesir’in bin 133 mahallesinde vatandaşların kapısını tek tek çalan Yakın Çözüm Merkezi ekipleri, çağrı merkezi ve sosyal medya aracılığıyla da sosyal desteklerden teknik hizmetlere kadar her konuda vatandaşın yanında. Sosyal belediyecilik anlayışıyla halkın talep ve ihtiyaçlarına en hızlı çözümü sağlamak için Balıkesir’in bin 133 mahallesini adım adım dolaşan Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Yakın Çözüm Merkezi ekipleri, 20 ilçede bin 787 hane ziyareti gerçekleştirerek 2 bin 206 kişiyle birebir temas sağladı. Mahalle muhtarlarından esnafa, vatandaşlardan çiftçilere kadar toplumun her kesiminin yanında olan ekipler, aldıkları her talebi anında ilgili birimlere ileterek sorunların çözümü noktasında önemli bir çalışma yürütüyor. 542 bin 225 çağrı cevaplandı Halka yakın ve ulaşılabilir belediyecilik anlayışıyla vatandaşların derdine derman olmak için 20 ilçede bin 133 mahalleye ziyaretler gerçekleştiren Yakın Çözüm Merkezi ekipleri, çağrı merkezi ve sosyal medya aracılığıyla da gelen taleplere anında cevap veriyor. Çağrı merkezinde 2024 yılının Ekim ayından itibaren 542 bin 225 çağrıyı karşılayan ekipler aylık ortalama 40 bin çağrıya cevap veriyor. Sosyal medyadan 14 bin 206 talep alan Yakın Çözüm Merkezi ekipleri sosyal destekler, teknik ve belediyecilik hizmetlerine dair talepleri ilgili birimlere ileterek anında çözüme kavuşturuyor. Bin 133 mahallenin röntgeni çekildi Dar gelirli ailelerin maddi yükünü hafifletmek için tüm imkânları seferber eden Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, sosyal belediyecilik anlayışıyla soğuk kış günlerinde içleri ısıtacak bot, mont ve gıda kolisi desteklerini de sürdürdü. Özellikle Ramazan ayı boyunca yürütülen saha faaliyetlerinde dayanışma ruhu güçlendirildi. Yakın Çözüm Merkezi ekipleri; Altıeylül, İvrindi, Kepsut, Dursunbey, Savaştepe, Bigadiç, Susurluk, Sındırgı, Karesi, Bandırma ve Manyas ilçelerinde belirlenen mahallelerde planlı saha faaliyetlerini aralıksız sürdürdü. Çalışmalar tüm ilçelerde ise etaplar halinde devam ederken bin 133 mahallenin de adeta röntgeni çekildi. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından vatandaşlarla kurulan doğrudan iletişim sayesinde yerel ihtiyaçların hızlı bir şekilde belirlenmesi için Yakın Çözüm Merkezi ekipleri Balıkesir’in merkezinden kırsal mahallelerine kadar ulaşıp vatandaşların sorunlarına en hızlı şekilde çözüm üretiyor. Yol talebinden, sosyal desteğe, ulaşım ihtiyacından belediye faaliyetlerine kadar alınan her talebi ilgili birimlere ileterek sürecin takipçisi olan ekipler, sahadan alınan geri bildirimlerle hizmet kalitesini de her geçen gün artırıyor.
Samsun Bafra’da kadınlardan glütensiz üretim atağı Samsun’un Bafra ilçesinde, kaymakamlık desteğiyle kurulan Aile Destek Merkezi (ADEM) bünyesinde glütensiz ürün üretimine başlandı. ADEM binasını ziyaret eden Bafra Kaymakamı Dr. Mustafa Altınpınar ve eşi Şule Altınpınar, yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Kaymakam Altınpınar, projeye ilişkin yaptığı açıklamada, glüten hassasiyeti ve çölyak hastalarının yaşadığı zorluklara dikkat çekerek, "Bafralı kadınlarımızın kurduğu glütensiz ürünler kooperatifinin tanıtımı amacıyla bir araya geldik. Sahada yaptığımız gözlemler sırasında özellikle çölyak hastalarının ciddi sıkıntılar yaşadığını fark ettik. Bunla ilgili trajik hikayeler dinledik. Çölyak hastası olan bir öğrencimiz, çocuğumuz yanlışlıkla kantinden bir simit alıp ısırdığında , sizin simitler çok güzelmiş diye annesine serzenişte bulunduğunu annesi bize anlatmıştı. Buda bizi çok etkilemişti. Temiz içerikli gıdalara ulaşmakta zorlanıyorlar, ulaştıklarında ise fiyatlar oldukça yüksek oluyor. Bizim amacımız hem sağlıklı hem de ekonomik olarak erişilebilir ürünler üretmekti ve bunu başardık. Ruhsat ve analiz süreçleri tamamlandı, kaliteli ürünler ortaya çıktı" dedi. Projenin sosyal yönüne de vurgu yapan Altınpınar, kadın istihdamına katkı sağlandığını belirterek emeği geçenlere teşekkür etti. Projenin fikir öncüsü Şule Altınpınar ise kendi deneyimlerinden yola çıktıklarını ifade ederek, "Bir dönem glütensiz beslendiğimde katkısız ve sağlıklı ürünlere ulaşmakta zorlandım. Bu nedenle bir farkındalık oluşturmak istedik. Çölyak hastaları ve aileleriyle birlikte yola çıktık. Üç aylık deneme sürecinde tariflerimizi, analizlerimizi ve paketlememizi tamamladık. Hijyenik ve güvenilir ürünler ortaya çıkardığımıza inanıyorum" diye konuştu. Bafra Nature Glütensiz Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi üyesi ve çölyak hastası bir çocuğun annesi olan Sevinç Fidan Dinç de glütensiz beslenmenin çölyak hastaları için bir zorunluluk olduğunu belirterek, kooperatifin hem kadın üretimini desteklediğini hem de sürdürülebilir gelir sağlamayı hedeflediğini söyledi. ADEM’e gelen kadınlar buranın sadece para kazanabilecek bir yer olmadığı bir umut ışığı ve ve hayata tutunma sebebi olduğunu söylediler.
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, Ramazan ayında Türkiye’nin 81 vilayetinin dört bir yanında rahmet ve bereket mevsiminin manevi atmosferini Türk milletiyle beraber yaşadıklarını belirterek, Ramazan ayı boyunca bakanlar başta olmak üzere genel başkan yardımcıları, MKYK üyeleri, milletvekilleri ve tüm teşkilatlarla beraber tam kadro sahada olduklarını ifade etti. "Partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz herkesin başımızın üstünde yeri vardır" AK Parti’nin, Akif İnan’ın ‘Bütün giysileri yırtsak yeridir, yeter bize vefa elbiseleri’ sözünün vücut bulmuş hali olduğunu söyleyen Erdoğan, "Kökü mazide gözü atide olan bu hareket evvel emirde bir vefa hareketidir. Çeyrek asırlık yolculuğumuzda biz daima bunu yaptık. Gençlerimizin heyecanı ve dinamizmiyle ak saçlılarımızın tecrübesi ve ferasetini harmanladık. Ağırbaşlılık, vakar ve olgunluk ile özgüveni, coşkuyu ve kabına sığmamayı aynı potada erittik. Kadrolarımızı sürekli yenilerken emektarlarımızla irtibatımızı her zaman güçlü bir şekilde muhafaza ettik. Bizi biz yapan, bizi güçlü ve özgün kılan en önemli vasıflarımızdan biri işte budur. Bu davaya omuz vermiş bu harekete katkı sunmuş partimizin çınarları ve yaşayan hafızaları olarak gördüğümüz her bir yol arkadaşımızın başımızın üstünde yeri vardır" dedi. Şehit aileleri, gaziler, yaşlı ve engelli vatandaşlar ile Sosyal Politikalar Başkanlığı aracılığıyla iftar ve sahurlarda bir araya geldiklerini aktaran Başkan Erdoğan, Kadın ve Gençlik Kolları aracılığıyla üniversitelerde gerçekleştirilen iftarlarla yaklaşık 500 bin genç ile Ramazan sevincini yaşadıklarını kaydetti. "Belediyelerimiz 10 milyon insanımızın kalbine dokundu" ‘İftara Beş Kala’ geleneğiyle 1 milyon 170 bin kumanyayı iftara yetişemeyenlere ulaştırdıklarını belirten Erdoğan, "Sivil toplum kuruluşlarımızla bir araya gelerek istişare ettik. 86 milyonun birlik ve beraberliğini güçlendirirken, AK Parti olarak imar ve ihya sürecindeki komşumuz Suriye’yi de elbette unutmadık. Belediyelerimizin ve teşkilatlarımızın kurduğu iftar sofralarında 250 bin Suriyeli kardeşimizin oruçlarını açmasına vesile olduk. Belediyelerimiz; yardım kolileri, alışveriş kartları, iftar programları, maddi destekler ve diğer çalışmalarıyla 10 milyon insanımızın kalbine dokundu. Sadece ‘Gönül Sofraları’ programıyla bir milyonu aşkın haneye gittik. Ramazan-ı Şerif’te Avrupa başta olmak üzere gurbeti sılaya çevirmiş vatandaşlarımızı da ihmal etmedik. Düzenlediğimiz çeşitli programlarla onların da bu mübarek ayın manevi ikliminden istifade etmesini sağladık" diye konuştu. "Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor" İsrail’in kışkırtmaları sonucu 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan savaşın bölgeyi kan ve barut kokusuna boğmaya devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hiçbir günahı olmayan, hiçbir şeyden haberi olmayan çocuklar okullarında ders dinlerken füzelerin ve bombaların hedefi oluyor. Bölgemiz son asrın en sancılı, en meşakkatli günlerini yaşıyor. Gözünü nefret ve kin bürümüş soykırım şebekesi güya dini argümanların arkasına sığınarak coğrafyamızı büyük bir felakete doğru sürüklüyor. Nerede olursa olsun acımasızca öldürülenler bizim kardeşlerimizdir. Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir" açıklamasında bulundu. "Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız" "Bombaların enkaza çevirdiği şehirler aynı şekilde bizim şehirlerimizdir. Tahrip edilen, yıkılan, talan ve tarumar edilen yerler bizim bölgemizdir" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "İsfahan’da, Tebriz’de, Tahran’da dökülen gözyaşlarının Erbil’de, Amman’da, Bağdat’ta, Beyrut’ta, Sana’da, Doha’da, Riyad’da ve bölgemizin diğer kardeş şehirlerinde dökülenlerden Allah aşkına ne farkı var? Katliam şebekesinin gözünde adımızın Ali, Ömer, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var? İster İran’da ister körfezde olsun atılan her füzeyle zarar gören, vurulan, kanayan biz değil miyiz? Bu anlamsız savaş sebebi ile kan kaybeden bölgemizin ekonomisi değil mi? Füzeler, bombalar ve dronlar tarafından tahrip edilen milyarlarca dolarlık altyapı tesisleri bölgedeki kardeşlerimizin kaynakları değil mi? 27 gündür hiçbir ilke değer, norm gözetmeyen saldırganların nazarında Şii veya Sünni olmamızın Türk, Kürt, Arap ya da Farisi olmamızın Allah aşkına bir farkı var mı? Mezheplerimiz, kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızın dört bir yanında akan kanlar bizim değil mi? Biz ne kardeşlerimiz ve komşularımız arasında ayrım yaparız ne de kardeşlerimizin acılarına seyirci kalırız." "Bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları yeniden açmayı doğru bulmuyoruz" Türkiye’nin ve Türk milletinin iyi günde dost ve kardeş bildiği halkları kötü günde yalnız bırakmayacağına dikkati çeken Erdoğan, "Hele hele bölgemizde kan gövdeyi götürürken bin yıl önceki tartışmaları tekrar gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı, vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmadığımızı tekraren vurgulamak mecburiyetindeyiz. Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik harekatlara karşı son derece dikkatliyiz. Kardeş halklar arasında kırgınlıkları derinleştirecek, husumeti büyütecek, Siyonizm’in bölgemizi hedef alan böl, parçala, yönet planlarına lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddediyoruz. Dünyanın en stratejik bölgesinde Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar olarak asırlardır bir arada yaşıyoruz. Aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ortak coğrafyamızda yüzlerce yıldır acımız, derdimiz, hüznümüz bir oldu. Sevincimiz, heyecanımız, coşkumuz bir oldu. Mazimiz gibi inşallah istikbalimiz de bir olacak, beraber olacak. İçinde bulunduğumuz toz bulutu dağıldıktan sonra komşular ve kardeşler olarak biz yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Bomba ve füzelerin ölüm saçan uğultusu inşallah kesildikten sonra biz bu coğrafyada yine birlikte yaşayacağız. Bu gerçeği kimsenin unutmaması gerektiğine inanıyorum" ifadelerine yer verdi. "Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" Başkan Erdoğan, savaş’ın İsrail’in savaşı olmasına rağmen ortaya çıkan ağır faturanın bedelini önce Müslümanların ardından tüm insanlığın ödediğini belirterek, "Netenyahu hükümeti sadece komşumuz İran’ı hedef almıyor. Lübnan’ı işgal planlarını da adım adım hayata geçiriyor. İşgal güçlerinin saldırılarında iki Mart’tan bu yana 1100 Lübnanlı hayatını kaybetmiş, 1 milyon 165 bin kardeşimiz yerinden, yurdundan edinmiştir. İsrail, Suriye’yi de rahat bırakmıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlal eden mütecaviz eylemlerine ısrarla devam ediyor. Siyonist katliam şebekesi ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı 27 gündür kapalı tutuyor. İsrail’in kapısına kilit vurduğu Mescid-i Aksa’da 1967’den bu yana ilk kez bayram namazı eda edilmedi. Bu kural tanımazlık, bu haydutluk her şeyden önce iki milyar Müslüman’ın inancına yapılmış küstah bir saldırıdır. Hangi bahaneyle olursa olsun Müslümanların Mescid-i Aksa’da ibadet etme hakkı gasp edilemez, engellenemez, yasaklanamaz" şeklinde konuştu. "Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır" "İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi asli vazifemizdir" Mescid-i Aksa’ysa sahip çıkmanın insanlığın gereği olduğunu aktaran Erdoğan, "Bu gerçeği Kudüs şairi rahmetli Nuri Pakdil; ‘Vicdan aklını koruyabilen her insanın sadece Filistin’de değil bütün İslam coğrafyasında işlenen cürümlere karşı hiçbir şey yapamıyorsa en azından bir tavır alması, bunları içinden yargılayarak mahkum etmesi çağdaş insan olmanın gereğidir’ diye anlatıyor. Şimdi tutsak El-Aksa bütün Müslümanların inançlarını yıkmayı amaçlayan bir inanç cinayetinin suçsuz kurbanı olarak Müslümanların kalplerinde sayfaları yırtılmış kitap gibi duruyor. Tutsak Kudüs’e borcumuz Kudüs’ü savunmaktır, özgürlüğüne kavuşturmaktır. Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. Ben de bugün diyorum ki Kudüs’ü Şerif-i ve Mescid-i Aksa’yı savunmak insanlığı savunmaktır. Güncel gelişmelerden bağımsız olarak İslam dünyasının Mescid-i Aksa’yı hedef alan devlet terörüne itiraz etmesi sesini yükseltmesi olabilecek en güçlü tepkiyi vermesi asli vazifemizdir. Türkiye bu noktada üzerine düşenleri yapmayı sürdürecektir. Kudüs’e sahip çıkmaya inşallah devam edeceğiz" diye konuştu. "Barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" Türkiye’nin bölgenin her karışında barışın, adaletin ve istikrarın tesisinden yana olduğunu dile getiren Erdoğan, "Evrensel insani değerlerin, farklı kültürlerin, farklı kökenlerin, farklı inanç mensuplarının bir arada yaşama iradesinin en güçlü savunucusuyuz. Fakat her hukuksuzluğun, her türlü haydutluğun ve zorbalığın da kimden gelirse gelsin sonuna kadar karşısındayız. Şunu herkes bilsin ki devlet olarak etrafımızı saran nefret söylemlerine savaş çığırtkanlıklarına ve çatışma iklimine asla teslim olmayacağız. Tarihin ve vicdanın doğru tarafında durmanın haklı özgüveniyle hareket edecek aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla kaybetmeyeceğiz. Herkes için barış, herkes için istikrar, herkes için huzur eksenine oturttuğumuz barışçıl dış politikamızdan geri adım atmayacağız" dedi. "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında milletimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının gayet farkındadır" "Ana muhalefet partisinin karikatür Genel Başkanı dışında aziz milletimiz ve bölgedeki tüm kardeşlerimiz Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığının, neyin mücadelesini verdiğinin gayet farkındadır" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye doğru yoldadır, doğru yerdedir. Doğru bir politika izlemektedir. Hem kardeş İran halkı hem kardeş körfez ülkeleri hem de tüm dünya bunun bilincindedir. Her zeminde de Türkiye’nin tavrından övgüyle bahsediyorlar. Partimize ve ittifakımıza oy versin veya vermesin; milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye’nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah’a hamd ediyor, ‘iyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor’ diyorlar. Milletimizin bu güvenini inşallah boşa çıkarmayacağız. Türkiye Partisi olmayı bir türlü beceremeyen CHP’nin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmeyeceğiz. CHP aktörlerce körüklenen savaş çığırtkanlıklarına kulak asmayacağız. Gelinen noktada ana muhalefetin başındaki zatın aklı ile dili arasındaki bağ kopmuş, söylemlerinde tutarlılık kalmamış siyasi itibarı tamamen sıfırlanmıştır. Vesayet altında olduğu kamuoyunca bilinen bir şahsın Türkiye’nin dik ve dirayetli duruşuna dil uzatması ise kara mizah örneğidir. Ufku ve vizyonu dar olanların bizi anlamasını zaten beklemiyoruz. Dikkat ederseniz CHP Genel Başkanı’nı artık kendi seçmeni bile kale almıyor. Türk dış politikasına getirdiği eleştirilere en başta CHP’li vatandaşlarımız gülüp geçiyor. Ona buna sataşarak siyasette itibar devşirmeye çalışan bu zavallıyı biz bir kez daha kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıyoruz." "Önceliğimiz savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden halkımızı korumaktır" Önceliklerinin savaşın olumsuz ekonomik etkilerinden Türk halkını korumak olduğunu bildiren Erdoğan, "Belirsizliğin ve tedirginliğin küresel düzeyde tırmandığı mevcut şartlarda piyasalarda dalgalanmaların yaşanmasını doğal karşılıyoruz. Dönemsel sıkıntılarımız olabilir. Geçici olarak bazı zorluklarla karşılaşabiliriz. Dönemsel ya da küresel şoklar sebebiyle ortaya çıkan durumlar Allah’ın izniyle bizi hedeflerimizden alıkoymayacaktır. Hedeflerimize bağlıyız. İnşallah eninde sonunda menzile vasıl olacağız. Türkiye ekonomisi hamdolsun bu güce, bu kapasiteye ve dayanıklılığa fazlasıyla sahiptir. 23 yıl boyunca karşılaştığı onca engele, bölgesinde yıllardır eksik olmayan krizlere ve çatışmalara, içeride FETÖ’den belediyeleri haraca ve rüşvete bağlayan suç örgütlerine kadar nice kifayetsiz muhteristen yediği darbelere rağmen yıkılmayan, sendelemeyen tam tersine kaya gibi sağlam duran bir Türkiye gerçeği var. Kimse bu Türkiye’ye diz çöktüremeyecek. Göreceksiniz, inşallah kazanan Türkiye olacak. Kazanan 86 milyon mensubuyla Türk milleti olacak. Kazanan kardeşlik, barış, adalet, barışı savunanlar olacak. Kazanan AK Parti ve Cumhur İttifakı gibi zor zamanda yine tarihin doğru tarafında akıl, izan ve vicdanın safında yer alanlar olacak. Hem ülkemiz içinde hem de bölgemizde dengeli, mutedil ve makul siyaset çizgisinden ayrılmayacağız" açıklamasında bulundu.