KÜLTÜR SANAT - 08 Ocak 2025 Çarşamba 10:09

Gaziantep’in doğal antibiyotiği beyrana kış aylarında yoğun ilgi

A
A
A
Gaziantep’in doğal antibiyotiği beyrana kış aylarında yoğun ilgi

Gaziantep’in tescilli lezzetlerinden beyran, kış aylarında doğal antibiyotik olma özelliği nedeniyle yoğun ilgi görüyor.


Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından gastronomi dalında şehirler ağına dahil edilen Gaziantep’in tescilli lezzetleri arasında yer alan beyran, kışın soğuk algınlığı yaşayanlar için de doğal antibiyotik özelliği taşıyor. Ortalama 12 saat boyunca haşlanan et, kemik suyu, pirinç ve çeşitli baharatların harmanlanmasıyla hazırlanıyor, sadece 3 dakikada servise hazır hale geliyor.



Beyrana kış aylarında yoğun ilgi


Özellikle içerisinde bulundurduğu çeşitli baharatlardan dolayı grip ve soğuk algınlığına da iyi gelmesiyle, doğal antibiyotik olarak sonbahar ve kış aylarında yoğun talep görüyor. Beyran yemeğinin yapım aşamasını anlatan ve 16 yıldır beyran ustalığı yapan Yusuf Bektaş, yerli ve yabancı turistlerin de beyran yemeğine ilgi gösterdiğini söyledi.



“Beyran Gaziantep’e özgü bir yemektir”


Beyran yemeğinin yapım aşamasını anlatan beyran ustası Yusuf Bektaş, “Beyran Gaziantep’e özgü bir yemektir. Haşlanmış et, et suyu, pirinç ve sarımsak bulunduran doğal antibiyotik neteliğinde bir yemek. Bakır tabaklarda yaptığımız bu lezzetli ve şifa deposu yemek 12 saat pişiyor. Coğrafi işaretli bu yemek Gaziantep’te yerli ve yabancı turistler tarafından da yoğun ilgi görüyor. Gaziantep’e özgü sarımsak, toz biber gibi yöresel tatlar da beyran yemeğine ayrı bir lezzet katar” dedi.



“Doğal antibiyotik olduğu için hasta olmak istemeyen vatandaşlar beyran tüketir”


Beyran yemeğinin doğal antibiyotik özelliği taşıdığını belirten usta Bektaş, “Beyran genellikle kış aylarında tüketilir. Doğal antibiyotik olduğu için hasta olmak istemeyen vatandaşlar beyran tüketir. Grip ve soğuk algınlığına iyi geldiği için hastaneye gitmeden önce beyran yemeye gelen müşterilerimiz var. Beyran yerli ve yabancı turistlerin de ilgi odağıdır. Fiyatlarımız ise 240 TL’dir” şeklinde konuştu.



“Tavsiye üzerine beyran yemeye geldik, çok beğendik"


Beyran yemek için İstanbul’dan geldiğini söyleyen vatandaşlardan Burak Can Dere, “Biz tavsiye üzerine beyran yemeye geldik. Tadını çok beğendik. Hastalıklara iyi geleceği için konulan malzemelerden belli oluyor. Tamamen doğal bir yemek olması çok güzel. Severek yemeye devam edeceğim” diye konuştu.



Gaziantep’in doğal antibiyotiği beyrana kış aylarında yoğun ilgi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde aileler eğitim seminerleri ile bilgilendiriliyor Konya’nın merkez Selçuklu İlçe Belediyesi Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde ailelere yönelik olarak DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) konulu eğitim semineri gerçekleştirildi. Selçuklu Belediyesi, eğitim alanında yürütülen çalışmalar kapsamında, bünyesinde bulundurduğu Hatice Hatun Mahalle Külliyesi Çocuk Mektebi’nde, 4-6 yaş aralığındaki çocukların gelişimine katkı sunmak amacıyla velilere yönelik milli ve manevi değerler temelli eğitimler düzenleniyor. Velilerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmaları konusunda büyük destek olan ve gelişim süreçlerine dair farkındalık oluşturan eğitimlerin son oturumunda "DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu)" konusu ele alındı. Alanında uzman Psikolojik Danışman ve Oyun Terapisti Ayşe Söğüt’ün katkılarıyla gerçekleştirilen seminerde velilere kapsamlı bilgiler aktarıldı. Söğüt, DEHB’nin özellikle 3-6 yaş aralığı çocuklarda ortaya çıktığını belirterek, çocukların dikkatini toplamakta zorlandığı, çok hareketli olabildiği ve bazen düşünmeden hareket ettiği bir durum olduğunu aktararak, ailelere tavsiyelerde bulundu. Bu durum ile karşı karşıya kalan velilerin sabırlı ve anlayışlı bir yaklaşım benimsemeleri, net kurallar ve düzenli rutinler oluşturmaları, çocuklarının güçlü yönlerini desteklemeleri ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmalarının önemine değinen Söğüt, ayrıca okul-aile iş birliğinin çocuğun gelişim sürecindeki belirleyici rolüne dikkat çekti. Psikolog Ayşe Söğüt, "Ayrılık Kaygısı ve Okula Dönüş", "Oyun Terapisi Nedir, Ne Değildir?", "Gelişim Dönemleri ve Mizaç" ile "Sınır Koyma" gibi önemli başlıkları dönem boyunca velilere aktardı.
Gaziantep Prof. Dr. İrfan Koca: "Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi. Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu. " Tetkikler tek başına belirleyici değildir" Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı. "Gereksiz işlemler ve yükler oluşabilir" Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi. "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında çoğu zaman ameliyat gerekmez" Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu. "Doğru sıra: öykü, muayene, gerekirse tetkik" Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.